Ana Sayfa SİYASET UTANÇ İÇİNDEYİM…

UTANÇ İÇİNDEYİM…

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça Hakkında….

Giriş Tarihi: 26 Mayıs 2017 Cuma 23:31
UTANÇ İÇİNDEYİM…

Dünyanın gözleri önünde hak ihlallerinde bir ilk yaşanıyor. İnsan Hakları Anıtı abluka altında ve tutuklu! 75 gün boyunca orada oturarak kendi bedeninden başka hiç kimseye zarar vermeden hak arayan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça akıl almaz bir vicdansızlıkla önce gözaltına alındılar sonra tutuklandılar!

O da yetmedi. OHAL fırsatçılığı ile delilsiz, soruşturmasız işinden, ekmeğinden edilen bu insanlar bu ülkenin bakanı tarafından yine delilsiz, yargısız peşin suçlu ilan edildiler. Örgüt üyesi suçlaması ile peşin hüküm giydiler. O da yetmedi mahkemesiz, hukuksuz bu hüküm üzerinden milyonlar önünde hakarete uğradılar, hedef gösterildiler. Bu insan haklarının ihlalinden de öte açık bir vicdansızlıktır.  Suçtur!

Süleyman Soylu’nun vicdansız açıklamalarını utanarak izledim. Bakan bu ülkenin kötülük tarihinin şaşırtmayan ortak söylemini yıllarca toplumsal hafızayı, eğitimi baskılayarak ve yok ederek körleştirdikleri, tehdit ve şiddetle korkutarak yıldırdıkları, ezdikleri yandaşlarına kabul ettirebilir belki ama kimsenin aklını da kendisininkinden az görmesin!

Söylediklerindeki çelişkiyi görebilecek kadar yaşanmışlık ve deneyim sahibiyiz. Ne diyor bakan? Sayısız kez gözaltına alınmış örgüt üyeleri bunlar. O nedenle suçludurlar diyor. “Uyarılara rağmen eylemi bırakmadığı” için 1 kez, “örgüte yönelik bir operasyon sonrasında”  1 kez ve “Aç kalarak sokakta oturdukları için” 14 kez gözaltına alındıkları için teröristlikleri ve suçları sabitmiş bu iki genç insanın!

Kimse sormaz sanıyor herhalde, o zaman neden tutuklanmadan serbest kaldılar? Madem örgüt üyesi oldukları, suçları yıllardır(!) sabit, neden memur olarak atandılar? Bakan “Kim emanet eder terör örgütü mensuplarına öğrencileri?” diyor. Sormazlar sanıyor “neden ve nasıl daha önce öğrenciler onlara emanet edildi?” diye. Nasılsa “Aldandık” deyip çıkıyorlar ya işin içinden. Ona güveniyor olsa gerek. Ya da soran olursa terörist diyerek tutuklarız diye düşünüyordur. “Gündüz oturuyorlar akşam yiyip içiyorlar” da diyor bakan. Bu kadar özgüvenle fotoğraflarla kayıtlarla gözler önünde eriyişi sabit bu insanların yiyip içtiğine ancak böyle sahtekârlıklara kafası çalışan ve bu aldatmacaları bilfiil uygulayan birileri inanır. Kabataş yalanında bir türlü bulunamayan video gibi kayıt altında olsa gerek bu ziyafet sofraları! Yoksa bir bakan değil bir insan nasıl söyler bu sözü? Kasları erimiş, kuş kadar kalmış, ölüme yatmış insanlara “Ölümden çıkarınız ne?” diye sorabilen hastalıklı akıl bile bu kadarını düşünemez.

 

 

 

 

Bir ülke düşünün insan hakları anıtı tutuklu, Tek adamın diktasına HAYIR diyen herkes suçlu, terörist. Hukuk yerle bir edilmiş. Sarayın güdümünde olmayan hakim, savcı kalmamış bir düzende iş kala kala İnsan Hakları kurum ve kuruluşlarına kalmış olsun. Bağımsız Sivil Toplum Kuruluşları da teröristlikle suçlanırken TBMM’nin İnsan Hakları Komisyonu kuruluşundan bu yana sadece 9 kez toplanmış olsun.

Komisyon; başkanının kendi mahallesini aklamak, korumak, propagandasını yapmak üzere yaptığı basın açıklamalarından başka düzenli bir faaliyeti olmayan 15 Temmuz darbe girişiminden sonra bile muhalefetin taleplerine kulak tıkamış, işkence iddialarını yok saymış ve 7 ay toplanmamış olsun. Böyle bir komisyonun bu insanları tarafsız ve adil bir el uzatması, KHK ile ihraç edilme gerekçelerinin araştırılacağı sözünü vererek onları yaşama bağlama adına hukuki bir süreç için talep açması gerekirken, Adalet Bakanı dahil, bakanları ve milletvekilleri ile bu insanları, hatta ailelerini hedef alan bir iktidar varken bu mümkün olabilir mi? Daha önce bu gençlerin çıktığı yolu deneyimleyen, oğlunun kolu kopartıldığı için acıyla yeni bir acı yaşanmasın diye derman olmaya koşup gelmiş bir anneyi yerlerde sürükleyen “örgütlü kötülük” karşısında ölümden çıkarı olduğu düşünülen “örgütlü (!) yok oluş”…

Daha neler neler diyor bakan… Kim inanır sizin adaletinize, kim inanır sizin araştırdığınıza, isnat ettiğiniz suçun gerçekliğine? İnsanları idamla,  400 yılla, sayısız müebbetle aynı suçlardan yargılayıp, gizli tanıklarla, yalanlarla, kes yapıştır milyon sayfalık iddianamelerle aynı şekilde tutuklayıp, ömürlerinden yıl değil yıllar çalıp sonra “pardon” diyen siz “aldatılmışlar ve kandıranlar partisinin” iktidarına?

“Böyle kişilere devlet neden maaş verir?” diyorsunuz ya, siz asıl bu iktidarın; horlayan “Fetöcü” sanıkları serbest bırakıp ölüm tehlikesi olan iki KHK mağduru insanı tutuklayan, acılı anaları yerlerde sürükleyen, maden cinayetinde ölenlerin yakınlarını tekmeleyen danışmanlarına, yetkililerine, yöneticilerine, kurullarına verilen maaşları sorgulayın sayın bakan.

Bu kadar vicdansız nasıl olunur? Velev ki suçlular, velev ki suçları hukuk yoluyla sabit kılındı onların ölmemesini sağlamak yine devletin görevdir. Adil yargı süreci ve adil tutukluluk, hükümlülük süreçleri de insan hakkıdır. Ölümden öte köy yoktur sayın bakan. Ölümün yüzü soğuktur. Ölümden çıkar uman ise kör bir inanışla öbür dünyaya ayakkabı kutularında para yığanlar olabilir ancak.

 

Saygılarımla…

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık