İki Kişilik Ama Çok Sesli Bir Yolculuk
Türkiye’de nişan, yalnızca iki insanın birbirine “evet” demesi değil; iki ailenin kültürel kodlarını, beklentilerini ve değerlerini sahneye koyduğu bir törendir. Yüzüklerin takılması, hediyelerin değişimi ve akrabaların tanışması kadar; görünmeyen başka bir oyun da başlar: Ailelerin, hatta geniş çevrenin, çiftin ilişkisine dair beklentileri.
Aile Baskısı ve Sosyal Göz
Fransız sosyolog Pierre Bourdieu, “Habitus” kavramıyla, bireylerin toplumsal normlar ve aile gelenekleri içinde şekillenen davranış kalıplarına dikkat çeker. Türkiye’de nişan süreci tam da bu “habitus”un en çıplak hâlidir: Gelinlik rengi, takı adeti, düğün mekânı gibi detaylar; çoğu zaman çiftin değil, ailelerin müzakere ettiği birer güç alanıdır.
Bu aşamada çift, yalnızca birbirini değil; her iki ailenin ekonomik, sosyal ve kültürel sermayesini de sınar. Düğün hazırlığına karışan aile büyükleri, niyetleri iyi olsa bile, gençlerin karar özgürlüğünü zedeleyebilir.
Özgürlüğün Gölgesindeki Bağlılık
Psikanalist Erich Fromm, “Sevme Sanatı”nda, sevginin bir sahiplenme değil, karşılıklı özgürlük ve sorumluluk dengesi olduğunu vurgular. Oysa nişan döneminde, ailelerin “bizim kızımız” ya da “bizim oğlumuz” şeklindeki sahiplenici dili, çiftin kendi sınırlarını çizmesini zorlaştırır.
Finansal katkılar, ev eşyası seçimleri, hatta oturulacak semt bile bu dönemde çatışma konusu olabilir. Toplumda “mahcup olmamak” adına yapılan harcamalar, ekonomik kaygılarla birleşerek gençleri duygusal ve maddi yük altına sokar.
Modern Beklentiler ve Geleneksel Roller
New York Üniversitesi sosyoloğu Kathleen Gerson, modern ilişkilerde kadın ve erkeğin eşitlik beklentisinin, geleneksel rollerle çakıştığında çatışmanın kaçınılmaz olduğunu gösterir.
Türkiye’de özellikle genç kadınların kariyer ve özgürlük talepleri, hâlâ “eşinin ailesine yakın olma” gibi klasik beklentilerle çatışabiliyor.
Bu durum, nişanlı çiftlerin sadece birbirleriyle değil, aile büyükleriyle de hassas bir diplomasi yürütmesini gerektiriyor.
Psikolojik Gerilim ve İletişim Tuzakları
Dünyaca ünlü ilişki araştırmacısı John Gottman, “Four Horsemen” (Eleştiri, Küçümseme, Savunma, Duvar Örme) modelinde ilişkileri çökerten dört davranıştan söz eder. Nişan döneminde bu davranışlar sıkça tetiklenir:
• Eleştiri: “Senin ailen hep böyle geç kalıyor.”
• Küçümseme: “Bizim taraf daha düzenli, onlar anlamaz.”
• Savunma: “Ben elimden geleni yapıyorum, ama…”
• Duvar Örme: Konuşmaktan tamamen kaçmak.
Bu döngü kırılmazsa nişan masası düğün masasına taşınmadan dağılabilir.
Sadakatsizlik ve Güven Sorunları
Türkiye’de nişanlılık, Batı’daki “dating”den farklı olarak toplum tarafından neredeyse evlilik kadar ciddi kabul edilir. Bu nedenle sadakatsizlik ya da iletişimde gizlilik, sadece çift arasında değil, iki aile arasında da derin bir kırılma yaratır.
Psikiyatrist Aaron T. Beck, güven kaybının çiftin duygusal bankasını hızla boşalttığını ve en küçük tartışmayı bile yıkıcı hale getirdiğini söyler.
Sevginin Yönü: Devam mı, Vedâ mı?
Nişanın bozulması toplumda hâlâ “ayıp” gibi algılansa da, aslında çoğu zaman sağlıklı bir duruştur. Erken dönemde fark edilen uyumsuzluk, ileride çok daha sancılı bir boşanmanın önüne geçebilir.
Fromm’un dediği gibi, “Gerçek sevgi, iki insanın birbirini korumak için değil, birbirini özgür bırakmak için verdiği karardır.”
Bu karar bazen evlilikle, bazen de ayrılıkla sonuçlanır.
Masaya Oturmadan Önce
Türkiye’de nişan, hem geleneksel hem de modern değerlerin kesiştiği bir laboratuvardır. Bu süreç, çiftlerin sadece birbirini değil; kendi ailelerini, sınırlarını ve hayallerini tanıması için benzersiz bir fırsattır. Önemli olan, toplumun bakışından çok, iki insanın birbirine ve kendine karşı dürüst kalabilmesidir.
İlişkilerde en kritik sınav, bazen nişan masasında değil, o masaya oturmadan önce başlar.
Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER