Savaşın Gölgesinde Ekonomi: Türkiye İçin Sessiz Fırtına


Ortadoğu bir kez daha yanıyor. İran merkezli savaşın sadece askeri değil, ekonomik etkileri de dalga dalga yayılıyor. Türkiye ise bu dalganın tam ortasında yer alıyor. Coğrafya kaderdir derler; bu kez kader, ekonominin en kırılgan yerlerine dokunuyor.

Bugün yaşananları anlamak için tek bir kavram yeterli: enerji şoku. Türkiye enerjisinin yaklaşık %90’ını ithal eden bir ülke. İran savaşıyla birlikte petrol ve doğalgaz fiyatlarında yaşanan artış, sadece pompaya yansıyan bir zam değildir. Bu, üretimden ulaşıma, gıdadan sanayiye kadar her alanda zincirleme bir maliyet artışı anlamına geliyor. Nitekim Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası da savaşın “maliyet kaynaklı enflasyonu” tetiklediğini açıkça ifade ediyor .

Ancak mesele yalnızca enerji değil.

Savaş, küresel ticaretin kalbi sayılan bölgelerde ciddi kırılmalara yol açıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki riskler, dünya petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği bir hattı tehdit ediyor. Bu durum sadece fiyatları artırmakla kalmıyor, aynı zamanda tedarik zincirlerini de bozuyor. Türkiye açısından bu, hem ithalat maliyetlerinin artması hem de ihracatın aksaması anlamına geliyor. Nitekim Türkiye’nin İran üzerinden gerçekleştirdiği ticaret ve bölgeye ihracatında ciddi aksamalar yaşandığı, kayıpların milyarlarca doları bulabileceği ifade ediliyor .

Daha da önemlisi, bu savaş bir belirsizlik ekonomisi yaratıyor.

Yatırımcı güveni azalıyor, sermaye güvenli limanlara kaçıyor. Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomiler ise bu tür dönemlerde en kırılgan ülkeler arasında yer alıyor. Artan risk primi, döviz üzerinde baskı yaratırken, finansman maliyetlerini yukarı çekiyor. Bu da büyüme üzerinde görünmeyen ama derin bir fren etkisi oluşturuyor.

Turizm cephesinde de tablo düşündürücü. Her ne kadar yılın ilk çeyreğinde artış görülse de, savaşın uzaması halinde Türkiye’nin en önemli gelir kalemlerinden biri olan turizmde ciddi bir yavaşlama bekleniyor. Nitekim son veriler, ikinci çeyrek için “zor bir dönem” uyarısı yapıldığını ortaya koyuyor .

Küresel ölçekte ise daha büyük bir tablo var: yeni bir enflasyon dalgası. Enerji fiyatlarındaki artış Avrupa’da enflasyonu yeniden yükseltirken , petrokimya maliyetlerindeki sıçrama üretim maliyetlerini dünya genelinde yukarı çekiyor . Bu da Türkiye’nin ithalat faturası üzerinden doğrudan hissediliyor.

Peki sonuç?

İran savaşı Türkiye için sadece dış politika meselesi değil, aynı zamanda bir ekonomik stres testi. Enerji bağımlılığı, kırılgan fiyat dengesi ve dış finansmana olan ihtiyaç bu süreci daha da zorlaştırıyor.

Ama her kriz aynı zamanda bir uyarıdır.

Bu savaş bize bir kez daha şunu söylüyor: Enerjide bağımsızlık, tedarik zincirlerinde çeşitlilik ve güçlü bir üretim yapısı artık tercih değil, zorunluluktur. Aksi halde her bölgesel kriz, Türkiye ekonomisi için küresel bir sarsıntıya dönüşmeye devam edecektir.

Ekonomi bazen savaş meydanlarından daha sessizdir. Ama etkileri çok daha uzun sürer.