<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0"> 
  <channel>
<title>Ege Metropol Gazetesi / Ege ve İzmir'in Gazetesi</title>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com</link>
<description>Ege Gazeteleri ,Ege nin Sesi , Son Dakika, Izmir ve Ege Haberleri,  Ege bölgesi ile son dakika gelişmeleri Güncel Haberleri egemetropolgazetesi.com’da okuyun.</description>
<language>tr</language>
<copyright>https://www.egemetropolgazetesi.com</copyright>
<image>
<title>https://www.egemetropolgazetesi.com</title>
<url>
https://www.egemetropolgazetesi.com/images/genel/logo_2.png
</url>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com</link>
<width>315</width>
<height>90</height>
</image><item>
<title>Nazif Efendi anlamasan da tarih beni hep haklı çıkarır!..</title>
<description><![CDATA[<br />
Gün boyu Ardahanlı, Kayyum İl Başkanı Gürsel Tekinli, Göleli Ankara Milletvekili Deniz Demirli, şu anki Ardahan Milletvekili Özgür Erdem İncesu’yun, ondan önceki Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt, yine Göleli olan ve 3 ismi ile üç tarafa da mesaj veren Kemal Deniz Bozkurt’un, Çıldır kökenli Ensar Aytekin’in, benim, ‘Erdoğan’ın bahsettiği turplar onlar mı?’ diye yazdığım ve tekzip bile edilmeyen yorum ve haberlerime konu olan Damallı Bülent Kerimoğlu, Ağ saçlı Muharrem Keskin ve CHP’nin milletvekili yaptığı eski konsolos, şimdi ki büyükelçi ve Yenilik Partisini kuran CHP’nin Genel Başkan Yardımcılığına kadar yükselen Ardahanlı Öztürk Yılmaz ve..<br />
Karslı İnan Akgün Alp, Barış Yarkadaş, Gürbüz ve Çetin Çapan, Naif Alibeyoğlu ve basın ve medyadakilerini de unutmayın dediğim Ardahanlı, Karslıların karışmasında etken olduğunu düşündüğüm Mutlak Butlan Genel Başkanlı CHP’de yaşananları izliyordum.<br />
Bununla yetinmeyip, Sırrı Sakık’ın, ‘Mutlak Butlan’ misali saray tek başına gittiğine şok olduğunu düşündüğüm ve benim, ‘içine helvacıların sızdı’ dediğim, DEM’in nerede olduğunu düşündüğüm ve bir dönem kendisinin başına getirilenleri bugün CHP’ye yaşatılmasını uzaktan  izlemelerine üzülerek, günün haberlerini yazıyordum.<br />
Ve, oradan, buradan çalıp, al/yapıştırlı veya ‘kediyi kurtarma operasyonu’ gibi ülke ve dünya gündemden uzak haberler değil, bana özel olan yazdığım onca haberlerimi yeni bir çalışmamız olan Ardahan Radyo için seslendirip, gün boyu sesli ve canlı olarak okur ve takipçilerime dinlettikten sonra bu kez günün yazısına hazırlandığım esnada facebook’un bizlerin adınıza tuttuğu arşivimiz olan ‘Anılar’ bölümüne göz attığımda, karşıma 12 yıl önce yazdığım, ‘Tahriklerin amacı süreci baltalamaktır.., Öcalan Direk Muhatap Alınmalı..’ başlıklı yazım ve altına o yıllarda aynı gün yazılan bir mesajı yıllar sonra görüyor, gecenin başladığı anlarda yorgun hallimle okuyordum..<br />
Ve; ARDAFED Başkanı ilken kapısına koymadığım Nazif isimli düz Ardahanlı olarak tanıdığım takipçinin aşağıda bir kez daha yayınladığım, ‘Tahriklerin amacı süreci baltalamaktır.., Öcalan Direk Muhatap Alınmalı..’ başlıklı yazıma 12 yıl önce yazdığı mesajını da 12 yıl sonra görüyor, gülüyor ve cevabı, sanırım ciddiye almadığımdan olacak ki o gün değil, 12 yıl sonra gecikmeli olarak cevap veriyordum..<br />
Çünkü, kinle, nefretle, düşmanca değil, Nazif gibi ulusalcı kafalar ‘belki anlar..’ diye barış, kardeşlik adına düşüncelerini 36 yıldır kesintisiz olarak kalemimle okuruna aktaran bir Kürt gazeteci olarak tüm zorluklara göğüs gerip, gerçekleri, olacakları, olması gerekenleri korkmadan, en önemlisi gazetecilik mesleği çerçevesinde kalıp, her gün yazmaya çalıştığımı, çabaladığmı ama ön yargılı ve faşo bakışlılarca anlaşılmadığını anlıyordum….<br />
Ve bir dönem de, ‘Güçlü Bir Ardahan Lobisi’ parolası ile gün geçtikçe kan kayıp edip, kayıp olan ve benim bir dönem başına geçmemle şekeri bir hayli bozulanlardan olan ve ARDAFED Başkanlığım boyunca bugünlerde onun gibi ortalıkta görünmeyen federasyonun eşiğinde içeri adım atmasına izin vermediklerimden olan Nazif’in, 12 yıl önce ele aldığım, ‘Tahriklerin amacı süreci baltalamaktır.., Öcalan Direk Muhatap Alınmalı..’ başlıklı yazıma, ‘Bayağı komik ve gülünç bir öneri olmuş! Öneri öneridir değil mi ama? Ya tutarsa!’ diye altına şeklinde bir mesaj bıraktığı ve benim 12 yıl önce yazdığım ancak gecikmelide olsa dün dediğime bugün gelinen ama ülkeye ağır bedellere mal olsa da ben yine haklı çıkmıştım..<br />
Ve yıllar önce yazdıklarımın hiçte, ‘komik ve gülünç’ öneriler olmadığını Nazif’ların da ‘Bu kez belki’ anlaması için 12 yıl önce ele aldığım, ‘Tahriklerin amacı süreci baltalamaktır.., Öcalan Direk Muhatap Alınmalı..’ başlıklı yazımı bugünkü köşe konuk edip, bir kez daha yayınlamanın en mantıklısı olduğunu düşünüyordum..<br />
Çünkü bahse konu olan ve bugünkü yazıma, adını koyma şerefi verdiğim adıyla bahsettiğim Nazif’in, ‘Tahriklerin amacı süreci baltalamaktır.., Öcalan Direk Muhatap Alınmalı..’ başlıklı o yazımın altına, ‘Bayağı komik ve gülünç bir öneri olmuş! Öneri öneridir değil mi ama? Ya tutarsa!’ mesajını da okuyordum..<br />
Ve, ‘Tahriklerin amacı süreci baltalamaktır.., Öcalan Direk Muhatap Alınmalı..’ başlıklı 12 yıl önceki o yazımı burada, bu köşemde bir kez daha yayınlarken, 36 yıldır bıkmadan yazdığım ve bir çoğu dediğime gelinen yazılarımdan biri olan aşağıda bir kez daha yayınladığım o yazımın bugün CHP’de yaşananlara da benzetilip, okunmasını umuyorum..<br />
Çünkü, Demirtaş’ın olduğu gibi Özgür Özel’in dokunulmazlığının kaldırılmasına katkı sunacağı söylenen Mutlak Butlan Genel Başkan Kılıçdaroğlu’un ikiye böldüğü ve Özgür Özel’e yönelik olarak, ‘Siz gidip, Avrupa’dan yardım isteyemezsiniz’ diye saçmaladığı ‘hain Kemal, hain Özgür’ diye bağırtılan karanlık trollerin gazı ile her geçen gün kan kayıp eden CHP’de ki tahriklerinde er geç yazdıklarımla sonuçlanacağını ve kazananın bizim gibilerine inanmayan Naziflerin değil, ağır bedelli ve geçte olsa öneri ve düşüncelerimize gelenler anlayacaklardır…<br />
Evet, işte 12 yıl önce yazdığım, yıllar önce önerdiğim ve bugün hem de bizzat MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin önderliği ile onaylanan ve birinci sürecin bozulmasına ateş taşıyan, ‘Bayağı komik ve gülünç bir öneri olmuş! Öneri öneridir değil mi ama? Ya tutarsa!’ diye o yazımın altına mesaj bırakan Nazifların dillerini yutmasına neden olan dediğime gelinen ‘Tahriklerin amacı süreci baltalamaktır.., Öcalan Direk Muhatap Alınmalı..’ başlıklı ve gecikmelide olsa bugün gelinen yolu anlatan 12 yıl önce 10 Haziran 2014 yılında yazdığım o yazım..<br />
**Öcalan Direk Muhatap Alınmalı..<br />
Son günlerde yaşanan olaylarla iyiden iyiye gerilen ortamın iki önemli aktöründen olan Başbakan, yaşanan olayların Diyarbakır’da ki bayrağın indirilmesi karşısında bir hayli öfkelenirken, PKK Lideri Abdullah Öcalan başta bayrağa yönelik müdahale olmak üzere tüm tarafları sakin olmaya ve sağduyulu davranmaya davet etmiş..<br />
Evet başbakanın İranlı misafirini karşılarken tüm dünyanın önünde, canlı yayında o sert ve tahrik edici konuşmayı yaparken, bir adada tutuklu bulunan ve aracılarla mesajlarını kamuoyuna iletmesine izin verilen Öcalan ise milletlerin simgesi olan bayraklara herkesin saygılı olmasını istemiş ve başta PKK, KCK ve diğer unsurlara olmak üzere herkese sakin olmaya ve sağduyulu davranmaya davet ediyor.<br />
Türklerin, Kürtlerin kardeşliğinde bahsedip, yaşanan provokatörce bir küçük eylem karşısında kan kusanları iyiden iyiye gerdiği ortamı sakinleştirmek için al acele İmralı’ya giden heyetin artık aradan çekilmesi ve Öcalan’ın bir muhalefet parti lideri gibi direk muhatap alınması ve basının karşısına çıkıp, başbakan gibi mesajlarını direk vermesi gerektiğini de hatırlatan bu gelişmelerin ve de olayların daha da büyümemesi için herkesin de yalandan değil, bayraklar altına saklanıp milleti germeden sağduyulu davranması gerekir.<br />
Bu sürecin bir birimize meydan okuyarak değil, sakin ve sağduyulu çağrılarla hareketle barışla sonuçlanacağını herkesin ama herkesin bilmesini isteyip, arzulaması gerekir.<br />
Yani anlayacağımız tek bir şey var.<br />
Oda; Bu barışın aracılarla değil, birinci muhatapları ile masada olmasa da canlı yayın araçlarıyla ile yapılmalı ve bunun da zamanı gelmiştir.<br />
Yani Başbakan gibi Öcalan’da kamuoyuna direk olarak mesajlarını vermeli ve başta Kandil’i olmak üzere PKK’yı, KCK’yı, hata BDP-HDP’yi konuşturmamalı..<br />
Çünkü başbakan da bakanları, idarecileri, askeri, polisi hatta cumhurbaşkanının konuşturmuyor ve bir çok konuda olduğu gibi bu konuda da ben tek konuşurum diyor ve öylede yapıyor..<br />
Kısacası benim bu olayların daha da büyümemesi ve sürecin zedelenmemesi için yapacağı teklif öyle sağa sola, kıvırtmadan değil, direk yani Öcalan’ın aracısız olarak muhatap alınmasıdır diyorum..<br />
Şimdi gelelim, ‘Nazif Efendi anlamasan da tarih beni hep haklı çıkarır!..’ dediğim Nafiz efendiye 12 yıl sonra yazdığım gecikmeli cevap mesajıma..<br />
-Evet Nafiz efendi..<br />
Benim 12 yıl önce ele aldığım, ‘Tahriklerin amacı süreci baltalamaktır.. Öcalan Direk Muhatap Alınmalı..’ başlığıyla yazdıklarım mı ve yoksa senin ‘Bayağı komik ve gülünç bir öneri olmuş! Öneri öneridir değil mi ama? Ya tutarsa!’ şeklinde ki ukala mesajın mı gerçekleşti hele söyle..<br />
Ki benim 12 yıl önce yazdığım, senin ve senin gibi ulusalcı faşist kafatasçıların dalga geçercesine bu yazımın altına yazdığı kıytırıktan mesajın mı doğru çıktı sorusuna ben değil, ‘Öcalan muhatap alınmalı’ diyen senden ve senin gibilerinden daha samimi Bahçeli ve o akılla bir türlü iktidara gelemeyen sizleri karanlık sayfalarına gömen tarih verdi zaten..<br />
<br />
Evet.. Bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..<br />
Bu metin, Kürt bir gazetecinin on iki yıl önce kaleme aldığı siyasi öngörülerinin güncel gelişmelerle nasıl doğrulandığını anlatan bir hesaplaşma yazısıdır. Yazar, geçmişte çözüm süreci için sunduğu muhataplık önerilerinin başlangıçta alay konusu olduğunu ancak bugün gelinen noktada devlet nezdinde karşılık bulduğunu vurgular. Özellikle kendisine geçmişte muhalefet eden ulusalcı kesimlere ve isimlere yönelik sert eleştiriler barındıran içerik, tarihsel haklılık iddiasını ön plana çıkarır. Metinde aynı zamanda CHP içerisindeki siyasi çekişmeler ile bölgesel aktörlerin bu süreçlerdeki rolleri kapsamlı bir şekilde analiz edilir. Gazeteci, toplumsal barışın ancak aracısız ve doğrudan iletişimle sağlanabileceği yönündeki eski tezini güncel politik figürlerin açıklamaları üzerinden yeniden savunur. Sonuç olarak kaynak, geçmişten bugüne uzanan bir siyasi tutarlılık ve öngörü vurgusuyla sona erer.]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/nazif-efendi-anlamasan-da-tarih-beni-hep-hakli-cikarir/1099/</link>
<pubDate>Wed, 10 Jun 2026 13:48:42 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Didem&amp;#39;in olmadığı CHP&amp;#39;de Özel kalır mı?</title>
<description><![CDATA[Bugün kü yazıma başlamadan önce başta Öcalan'a statü isteyen Devlet Bahçeli'li MHP'de şimdi de CHP'de yaşananların altında asıl yaşananları dizayn edildiği söylenen Ortadoğu ve bu bölgenin başlıca halkları olan Kürtlerin sorununu çözmeye yönelik olduğunu düşünen biri olduğumu buraya not düşmek isterim.<br />
Çünkü, radikal milliyetçi MHP'nin demeyeceğini dedirtenlerin ulusalcıların kozmik odasında olduğunu söylediğim ve MHP'li milliyetçilerden daha da milliyetçi, ulus devletçiliği savunanların işgalinde olan CHP'ye de dedirtilecek çok şeyin olduğunu ve bunu bu kez bizzat CHP'ye dedirtmek için hazırlıklar için ulusalcıların kozmik odasından tavsiye operasyonu olduğunu düşünenlerdenim.<br />
Kozmik derken, 2009 yılının Aralık ayında ve 2010 yılının Ocak ayında, dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a yönelik suikast iddiaları soruşturması kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) en gizli birimlerinden Seferberlik Tetkik Kurulu'nda sivil savcılar tarafından yapılan aramaları ve sonrasında yaşanan ve devam eden tartışmaları da hatırlıyordum..<br />
Buraya kadar anlattıklarımı değerlendireceklere zaman bırakma adına bu yöndeki düşüncemin daha geniş açılımını bir dahaki yazılarıma bırakıp, bugünkü yazımın başlığına, 'Didem'in olmadığı CHP'de Özel kalır mı?' sorusunu da soru, kafaları iyiden iyiye karıştırmak isterim..<br />
Çünkü, kardeşi TRT'ye çıkıp, demeç verdiği günden statü istenen bugüne kadar hiç etkisi kayıp olmayan, sarı bölgesin de elma kokulu Halep'te olduğu gibi yaşanacak bir katliamı görüp, Suriye'nin siyah sakallılarla idare edilmesi gerektiğine işaret eden Öcalan posterli Kürtlersiz İran'a girilemediği Ortadoğu'nun durulduğu şu günlerde bende orayı değil, iç politikaya dönüp şu son günlerde yaşanan ülkenin birinci güncel konusuna, 'Mutlak Butlanlı Genel Başkana teslim edilen CHP'ye yönelik yaşananları gündemime alıp, okurumun kafasını az karıştırayayım diyorum..<br />
Ha bu arada aynı CHP'nin karışmasında rolu hiçet az olmayan biz Ardahanlı siyasilerin, yazan, çizen, konuşanların yanı sıra Karslı siyasilerin etkisini de bir sonraki yazılarımda dile getireceğimi de buraya not düşüp, bugünkü konuya, başlığımıza dönmek isterim..<br />
Evet, sizde dikkat ediyor musunuz bilmem ama geleneksel deyişle, hayat arkadaşlığında verilen manevi desteğin ve işbirliğinin önemini vurgulayan, cinsiyetten bağımsız, "birlikte yürümek" ve "birbirini tamamlamak" ile ilgili olduğu söylenen, 'Her başarılı erkeğin arkasın da bir kadın var' söyleminin hep tanıdık, bildik veya hatırlanmayan liderlere, iş insanlarına, işlerinde başarılı erkeklere takılan en büyük madalyasıdır...<br />
Örnek mi?<br />
İlk etapta aklıma gelen Sovyet ordularının Berlin'i bombalayıp, sığınağa kadar yaklaşırken, Adolf Hitler ve sevgilisi olan Eva Braun yan yana olduklarını ve birlikte ölmeleriydi..<br />
Ve Kızıl Ordu sığınağa girmeden sadece bir gün önce, 29 Nisan 1945'te evlendiler ve 30 Nisan'da intihar ederek yaşamlarına son verdiklerini yazan tarihe baktığımızda dünden bugüne dünyaya yön veren liderlerinin büyük bölümü belki de %99'nun erkekler olduğu ve bu erkeklerin arkasında yada yanında olanın ya eşi, ya anası veya sevgilisi olduğunu görmemin etkisi mi yoksa takıntım mı bilmem ama Özgür Özel'in yaşadığı bunca sıkıntı ve zorluklara rağmen yalnız olmasının getirdiği bugünkü sonuç eşi Didem hanımdır desem başta Özgür Özel olmak üzere birçokları ''haydi oradan' diyerek bana kızabilirler..<br />
Ancak, Halide Edip Adıvar, Kara Fatma gibi kadınların kurulma mücadelesinde önemli rol oynandığı ülke de bugün adeta kıskaca alınan CHP'yi kuran Atatürk'ün liderlik başarısında da bir kadının, o kadınında anası Zübeyde Hanımın olduğu bizlere hep söylenmedi mi?<br />
Ve Osmanlı padişahlarına yada Antik Mısır'ın son Helenistik kraliçesi ve ülkesini tek başına firavun unvanıyla yöneten güçlü bir kadın hükümdar olan, Antik Roma'nın en güçlü liderlerinden Sezar'ın siyasi ve askeri stratejilerinde Sezar'a kilit bir danışman ve müttefik olarak yer alan Kleopatra'mıydı?<br />
Peki, Sovyetler Birliği'nin dönüşüm sürecinde Mihail Gorbaçov'un yanında durarak dış politikada ve sosyal reformlarda aktif bir rol oynayan Raisa Gorbaçova'yı hatırlayanız var mı?<br />
Yada Güney Afrika'da Apartheid (ırk ayrımcılığı) rejimine karşı verilen mücadelede, Mandela'nın 27 yıllık hapis hayatı boyunca davasını dışarıda diri tutan Nelson Mandela'nın eşi Winnie Mandela veya blip, bilmedğimiz daha niceleri..<br />
Peki, Hz. Hatice, Hz. Aişe gibi nice kadının erkeklerine verdiği enerjinin onların liderlik konumlarında oynadığı rolü de unutmadan yazımızın başlığına dönecek olursak eğer, 'Ya Demirtaş, İmamoğlu gibi tutuklanacak, yok ya partiden ihraç edilecek, yok canım aslında Erdoğan'a karşı kayıp edecek en iyi cumhurbaşkanı adayı edilecek..' denen Özgür Özel'in CHP Genel Başkanı olduğu o günden, polis zoru ile CHP'den dışarı çıkarıldığı güne kadar bakacak olursak eşi Didem hanımın kaç kez Özal'ın elini hiç bırakmayan Semra hanım gibi gelen başkan olduğu günden bugüne kadar eşinin yoğun siyasi mücadelesinde kaç kez elini tutup, hep yanında olduğunu göreninizin sayısı ne kadardır?<br />
Cevabını vermek için googel amcaya sorarken, yaşanan bu durumu aile içi gerginlik demeyin veya başka bir kulp takmayın sakın.. Çünkü bu durum Özgür beyin istemi sonucu da olabilir.. Veya Kılıçdaroğlu'nun uyuyan eşi Selvi hanımın medya karşında yaşadığı zorlukları yaşamak istemeyen Didem hanımın tercihi de olabilir..<br />
Ama bugünkü Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan'ın yanında hiç ayrılamayan eşi Emine hanımı da unutmadan 'Her erkeğin arkasında bir kadın var' sözünü hatırlatan benim neyi anlatmak istediğimi bir düşünün derim..<br />
O zaman 'Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın var' tezini bir kez daha sorup, önce eşi öldükten sonra tahta geçen ve bugün Amerika'nın bile görmekten geciktiği İran'ın kurucularından Pers İmparatoru Büyük Kiros'a karşı destansı bir varoluş mücadelesi veren bir kadın hükümdar Tomris Hatun'u da unutmadan Tansu Çiller'in, ona özenip, saçlarını sarıya boyayan Meral Akşener'in arkasında, yanında da eşleri olduğunu da söyleyerek, 'bu işin kadın veya erkek diyerek' değil, asıl başarının önce eşler arasında ki birliktelik olmak üzere aile birliği olduğunu Ecevit'in Raşan hanımını, 6 kez iktidardan giden ve 7 kez başbakanlık koltuğuna geri gelen çoban Sülü'nun eşi Nazmiye hanımı da hatırlayalım.<br />
Tabi uçakta çıkarken eşini tokatlayan Angela Merkel'li Avrupa Birliğinin Almanya'da sonra en güçlü ülkesi olan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile eşi Brigitte Macron'u da yabana atmamak gerek..<br />
Bu arada 4.5 yıl yattığı Diyarbakır zindanlı günlerde, Afyon'a sürgün edilen yıllar da ve yoğun iş hayatında yanlarında olmayan ve onca arbadeyi geçiren rahmetli babamın arkasında, yanında namusları ile alnı açık şekilde hep dik duran, bana ve çocuklarına kol kanat geren eşlerine, analarıma ve birçok sıkıntı yaşattığım sevgili eşimi de ben de hatırlıyor, Demirtaş'ın öğretmen eşi başak hanım gibi kadınların önlerinde saygıyla eğilirken, 'her başarılı erkeğin arkasında bir kadın var' denirken, 'Didem'in olmadığı CHP'de Özel kalır mı?' diye bir kez daha soruyorum..<br />
<br />
Sunulan metin, siyasi liderlikte aile desteğinin ve eşlerin görünürlüğünün başarı üzerindeki kritik etkisini tarihsel ve güncel örneklerle tartışmaktadır. Yazar, Özgür Özel’in CHP Genel Başkanlığı sürecindeki performansını, eşi Didem Özel’in kamuoyu önündeki eksikliği üzerinden sorgulayarak stratejik bir analiz yapmaktadır. Tarihteki güçlü figürlerden ve modern siyasetçilerden örnekler verilerek, bir liderin arkasındaki manevi dayanışmanın siyasi bekası için belirleyici olduğu savunulmaktadır. Metin, CHP içerisindeki güncel karmaşayı ve ulusal siyaseti, liderlerin özel hayatlarındaki destek mekanizmalarıyla ilişkilendiren özgün bir bakış açısı sunmaktadır. Sonuç olarak, Özel’in siyasi geleceğinin eşiyle birlikte sergileyeceği ortak tutuma bağlı olabileceği imasında bulunulmaktadır.]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/didemin-olmadigi-chpde-ozel-kalir-mi/1098/</link>
<pubDate>Wed, 03 Jun 2026 09:54:18 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Mesele o ilk adımı atmaktır..</title>
<description><![CDATA[Bugünkü yazımı yazarken bilgisayar kanalıyla izlediğim tv’de yurt genelinde ki  19 Mayıs törenleri ve 107 yıl önce ki 19 Mayıs ile başlayan mücadeleyi de kulaklarımla dinlerken Milli Mücadelenin nasıl olup, başladığını anlatan onca belgesel ve programı da yeniden ilerlerken Atatürk’ün attığı ilk adımın önemini de bir kez daha anlıyor ve amaç, konu ne ise atılan adımı geri çekilmeden ileri gidilmesinin şart ve gerekli olduğunu da anlıyordum.<br />
Çünkü daha geçtiğimiz son yıllarda sadece rutin ve normal bir resmi gün havasına sokulan 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı gibi diğer resmi bayramlarda hükumet ile muhalefet arasında kutlama programları ikiye ayrılmış, resmi kurumlar dışında başkalarına Atatürk’ün büstlerine çelenkler konulması bile zor bir durum haline getirilmiş, hatta CHP’nin başta olmak üzere bir çok siyasi partinin çelenkleri polis tarafından kaldırılıp, atılıyordu.<br />
Yani şu an 23 yıldır iktidar olan ve o çok konuşulan ve oraya giden gençleirn nedense yüzlerini kameralarda gizlemeye çalıştıkları, Kocaeli’nde ki; ‘Bir Gençlik Şöleni Programı’ ile tartışılan partinin uygulamaları için attığı adımlar da geri adımlar attığı ve dün görmez geldiği muhalefetin de içinde olduğu herkesi kabul etmek zorunda kaldığını görmekteyiz. Tabi bu durumun yaşanmasında en büyük etkenin halk yani içeri alınırlarken her biri genç olan ama bugün birer olgun hatta yaşlı insanlar olmaya başlayan Demirtaş, Can Atalay, Kavala gibi İmamoğlu’nun  tutuklanması, ‘beyin göçü’ denen gençlerin, ‘giderlerse gitsinler’ denen doktorlar başta olmak üzere ‘okumuşlar’ denenlerin bu güzellim ülkeyi terk etmesine karşı konan tepki ile sonuçlanan seçimler için sandık başına giden halk olmuştur…<br />
Evet liderliğin diğer en büyük farkının da bugün lider olarak bilinen ve bir adım ileri, bir adım geri atanlara nazaran dünkü liderlerin attıkları ilk ve geri atılmaz adımlarda ki kararlılıklarıdır.<br />
<br />
Atatürk’te o liderlerdendir.<br />
Her katıldığım toplantı da bu ülkenin kurucusu, milyonların gönlünde taht kurmuş olan Atatürk’ün liderlik yönünü anlatmaya çalışırken bitmiş, tükenmiş bir topluluğun yeniden ülke kuran kararlı adımlarının yani Karadeniz’in İstanbul’u denen Samsun’a ilk adımı atan bu insanın olmasıdır ve o ilk adımdır bu ülkeyi kuran derim.<br />
Evet, atılan adımın bir ileri, iki geri olmasının getirdiği sıkıntıların başında gelenin bugün bayramlarını kutladığımız milyonlarca gencin işsizliğine neden olan ekonomik sıkıntılar ve toplumsal rahatsızlıklardır.<br />
Ve dün bu ülkeyi kurarken 23 Nisan ile çocukları, 19 Mayıs ile gençleri, Kurban kesmeyecek kadar ekonomik zorda olan büyüklerin, seçilme ve seçme hakkı verilen kadınları olduğu gibi Türk, Kürt, Laz, Çerkez demeden tüm kesimleri içine alan, sorunlarını  kararlı adımlardır, ülkeyi, toplumu, komşuyu rahatlatacak, iç kaleyi güçlendirecek o adımlar.<br />
İşte, ‘Sevgilim’ denen’ İstanbul başta olmak üzere  son iki seçimde alınan darbeler sonrasın da olsa bahsedilen o gerçek ‘İç kale surlarının sağlamlaştırılması’ diye belirtilen ama bir yıldan fazladır bir adım atılamayan Türkiye İttifakı’nın sağlanmasının da bu yolda atılacak olan samimi adımlara ihtiyaç var..<br />
Onun içinde Atatürk’ün de içinde olduğu tüm liderleri incelerken gelmiş, geçmiş liderlerin hedefleri için attıkları adımlarda geriyi düşünmeden yol aldıklarını görmek ve o ilk adımı ata meselesini anlamak yeterlidir..<br />
<br />
Evet.. Bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..<br />
Yazar, 19 Mayıs vesilesiyle kaleme aldığı metinde, toplumsal ve siyasi başarının temelini teşkil eden kararlı ilk adımın önemini vurgulamaktadır. Atatürk’ün Milli Mücadele’yi başlatan tavizsiz duruşu ile günümüz siyasetindeki belirsiz adımlar kıyaslanarak, liderlik vasfının geriye bakmadan ilerlemek olduğu belirtilmektedir. Metinde, son yıllardaki kısıtlamalara rağmen halkın seçimler aracılığıyla gösterdiği tepkinin mevcut iktidarı daha kapsayıcı bir tutuma zorladığı ifade edilmektedir. Ekonomik sıkıntılar ve beyin göçü gibi sorunların aşılması için toplumun tüm kesimlerini kucaklayan samimi bir Türkiye İttifakı kurulması gerektiği savunulmaktadır. Sonuç olarak, ülkenin iç kalesini güçlendirecek asıl gücün, tarihi liderlerin gösterdiği o sarsılmaz irade ve hedef odaklılık olduğu hatırlatılmaktadır.]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/mesele-o-ilk-adimi-atmaktir/1097/</link>
<pubDate>Wed, 20 May 2026 11:23:19 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Savaşın Gölgesinde Ekonomi: Türkiye İçin Sessiz Fırtına</title>
<description><![CDATA[<p data-end="425" data-start="174">Ortadoğu bir kez daha yanıyor. İran merkezli savaşın sadece askeri değil, ekonomik etkileri de dalga dalga yayılıyor. Türkiye ise bu dalganın tam ortasında yer alıyor. Coğrafya kaderdir derler; bu kez kader, ekonominin en kırılgan yerlerine dokunuyor.</p>

<p data-end="930" data-start="427">Bugün yaşananları anlamak için tek bir kavram yeterli: <strong data-end="497" data-start="482">enerji şoku</strong>. Türkiye enerjisinin yaklaşık %90’ını ithal eden bir ülke. İran savaşıyla birlikte petrol ve doğalgaz fiyatlarında yaşanan artış, sadece pompaya yansıyan bir zam değildir. Bu, üretimden ulaşıma, gıdadan sanayiye kadar her alanda zincirleme bir maliyet artışı anlamına geliyor. Nitekim Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası da savaşın “maliyet kaynaklı enflasyonu” tetiklediğini açıkça ifade ediyor .</p>

<p data-end="967" data-start="932">Ancak mesele yalnızca enerji değil.</p>

<p data-end="1551" data-start="969">Savaş, küresel ticaretin kalbi sayılan bölgelerde ciddi kırılmalara yol açıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki riskler, dünya petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği bir hattı tehdit ediyor. Bu durum sadece fiyatları artırmakla kalmıyor, aynı zamanda tedarik zincirlerini de bozuyor. Türkiye açısından bu, hem ithalat maliyetlerinin artması hem de ihracatın aksaması anlamına geliyor. Nitekim Türkiye’nin İran üzerinden gerçekleştirdiği ticaret ve bölgeye ihracatında ciddi aksamalar yaşandığı, kayıpların milyarlarca doları bulabileceği ifade ediliyor .</p>

<p data-end="1620" data-start="1553">Daha da önemlisi, bu savaş bir <strong data-end="1609" data-start="1584">belirsizlik ekonomisi</strong> yaratıyor.</p>

<p data-end="1949" data-start="1622">Yatırımcı güveni azalıyor, sermaye güvenli limanlara kaçıyor. Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomiler ise bu tür dönemlerde en kırılgan ülkeler arasında yer alıyor. Artan risk primi, döviz üzerinde baskı yaratırken, finansman maliyetlerini yukarı çekiyor. Bu da büyüme üzerinde görünmeyen ama derin bir fren etkisi oluşturuyor.</p>

<p data-end="2289" data-start="1951">Turizm cephesinde de tablo düşündürücü. Her ne kadar yılın ilk çeyreğinde artış görülse de, savaşın uzaması halinde Türkiye’nin en önemli gelir kalemlerinden biri olan turizmde ciddi bir yavaşlama bekleniyor. Nitekim son veriler, ikinci çeyrek için “zor bir dönem” uyarısı yapıldığını ortaya koyuyor .</p>

<p data-end="2672" data-start="2291">Küresel ölçekte ise daha büyük bir tablo var: <strong data-end="2367" data-start="2337">yeni bir enflasyon dalgası</strong>. Enerji fiyatlarındaki artış Avrupa’da enflasyonu yeniden yükseltirken , petrokimya maliyetlerindeki sıçrama üretim maliyetlerini dünya genelinde yukarı çekiyor . Bu da Türkiye’nin ithalat faturası üzerinden doğrudan hissediliyor.</p>

<p data-end="2685" data-start="2674">Peki sonuç?</p>

<p data-end="2897" data-start="2687">İran savaşı Türkiye için sadece dış politika meselesi değil, aynı zamanda bir <strong data-end="2789" data-start="2765">ekonomik stres testi</strong>. Enerji bağımlılığı, kırılgan fiyat dengesi ve dış finansmana olan ihtiyaç bu süreci daha da zorlaştırıyor.</p>

<p data-end="2938" data-start="2899">Ama her kriz aynı zamanda bir uyarıdır.</p>

<p data-end="3201" data-start="2940">Bu savaş bize bir kez daha şunu söylüyor: Enerjide bağımsızlık, tedarik zincirlerinde çeşitlilik ve güçlü bir üretim yapısı artık tercih değil, zorunluluktur. Aksi halde her bölgesel kriz, Türkiye ekonomisi için küresel bir sarsıntıya dönüşmeye devam edecektir.</p>

<p data-end="3287" data-start="3203">Ekonomi bazen savaş meydanlarından daha sessizdir. Ama etkileri çok daha uzun sürer.</p>
]]></description>
<author>Murat TAŞLİÇAY</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/murat-taslicay/savasin-golgesinde-ekonomi-turkiye-icin-sessiz-firtina/1096/</link>
<pubDate>Thu, 30 Apr 2026 14:34:53 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>KANADI KIRIK KILÇIK YOL!..</title>
<description><![CDATA[<br />
Kürt Alevisi Kemal Kılıçdaroğlu’nun Andımız’ın kaldırılmasını desteklediğine ilişkin bir habere yaptığı yorumda “kripto kılıç artığı” ifadesini kullanarak Kılıçdaroğlu’na hakaret eden, sonrasında bu adi bakışa gelen tepkiler üzerine geçte olsa cahilliğini anlayıp, “Cehaletimi bağışlayın” diyen kıçı, kırık diye onca tepki üzerine çark eden Gazeteci Mine G. Kırıkkanat’ın ‘Kılçık’ lafı bana bir siyasinin o ünlü söylemini de hatırlattı.<br />
Evet, adeta ’emekli bürokrasi derneği’ kurup, kendisin ziyarete gelenlerin emekli olduklarını yada işten atıldıklarını saklarcasına yani ’emekli’ veya ayrılan yada kendisi gibi ‘eski’ demeden ‘falan bey, filan hanım beni ziyaret etti, filan eteğimi öptü..’ dercesine paylaşımlarla adeta goy goy yapan Saffet Kaya’nın o kılçık demir yolu’ dediği yoldan da haber alamadığımızı bana hatırlatan kıçı olmazsa da Aktaş Gölüne gelmeye başlayan göçmen kuşları da soyadıyla bana ‘kılçık yolu’ hatırlatan kadın gazeteciyi oncası gibi bir kenara bırakıp, Gürcistan ve Ermenistan’a sınır Çıldır’a gitmek istiyorum.<br />
Çünkü Gürcistan ve Ermenistan’a sınır, 2 gümrük kapısı olmasına rağmen kurulmayan sınır ticaret merkezi, olmayan gümrük müdürlüğü, akıl edilmeyen bir konsolosluğa rağmen bu iki ülke ve gümrük kapısında çok iş yapmışçasına Kuzey Kıbrıs’ı tanımayan, Posof’tan başlayıp, Nahiye, Belde değil, İlçe olmak isteyen ama bu yöndeki talebini, ‘Referandum istiyoruz’ diyen bir dilekçe ile anlatamayan, muhtar olamayan birinin başkanı olduğu derneğe üye olan muhtarları olan Kısır dağının boşa akan suyunu içme suyu şebekesine sokturamayan Hoçvan üzerinden geçirdiği gazı İsrail’e ulaştıran Azerbaycan ile ticaret için içi boş toplantılar yapan Ardahan Ticaret ve Sanayi odasının mevcut başkan ile yönetiminde bulunanların yeniden aday oldukları ATSO seçimlerini konu edeceğim bugünkü yazımda..<br />
Çünkü, ‘Çıldır’ı olduğu gibi bölgenin kalkınması için önemli bir merkez olan Aktaş Gümrük Kapısının yanı sıra erimeye başlayan ve şu günlerde buzul kutbunu andıran, bir yakası beyaz buzlarla, diğer yakası içilecek temizlikte olan mas mavi suları ile göz kamaştıran, ama etrafında doğru dürüst bir turistik konaklama, restoran olmayan Çıldır gölünün yanı başında geçen ama üzerinde ne bir tren durağı, ne bir antrepo bulunmayan, demir ipekyolu denen Kars-Tiflis Bakü Demiryolu üzerine bir tren durağı, bir antrepo için çaba göstermesi gereken kurumun başında sizce hangi kurum geliyor?’ diye bir soru sormam gerekiyor..<br />
Evet..<br />
Seçimden seçime Çıldırlı, Ardahanlı, Posoflu, Hanaklı, Damallı kesilen ama ‘Bu gümrük kapısı, ülkedeki diğer onca gümrük kapısı gibi çalışmaz, çalıştırılmaz.. Niye ithalatta, ihracatta sıfır çeker?’ diyerek kapısının önünde ne bir açıklamalarını görmediklerimizin nerde geçtiğini bizzat gidip, görmediği Aktaş’tan, Ardahan’a uzanacak denen o Kılçık yol ne oldu?<br />
Ve Aktaş Gümrük kapısının yanı başında geçen tren raylarının üzerinde bir fotoğrafına rastlamadıklarımızın, ‘Bu, 2 ülkeye komşu kentte biri Demir yolu olmak üzere, Hoçvan Hasköy’ kadar giren 3 rakamlı marketler gibi 3 gümrük kapısı olmasına rağmen, uluslar arası iki petrol ve doğalgaz boru hattı sınırları içinde geçmesine karşın bu kentte neden bir konsolosluk, bir gümrük müdürlüğü yok?’ diye sorup, akıl edemezlerken kısa adı ATSO olan ve bu kapılardan da birinci sorumlu olan kurumların başında gelen Ardahan ve Ticaret Sanayi Odası Başkanlık ve yönetimindekiler seçilmek için neden, ‘bizde, bende adayım’ derler..<br />
Bilmem ama başta ATSO’nun mevcut başkanı olmak üzere ‘Bende ATSO’ya başkan yada yönetimi yani ‘ATSO’ya adayım’ diyenler 50 yıl boyunca kağıt üzerinde açık görünen ama gerçekte kapalı olan ama bizim yıllar önce Çıldır’a gidip, 9 köyü Kars tarafından son anda çalınan Çıldır’ın ilk gazetesi ‘Çıldır Gazetesi’ni çıkardığımız da bu rezil durumu fark edip, 3 yıl boyunca bu rezaleti gündemde tutup, resmen ve gerçekten açılmasına büyük katkı sunduğumuz Çıldır Aktaş Gümrük Kapısı için ne yapmıştırlar?<br />
Ve bunlar, türkücü belediye başkanının da yediği ama parasını ödemediği ileri sürülen balıklardan yemek için Atalay’ın oraya giderken içtikleri beyaz suyun etkisiyle, ‘Çıldır gölü ağaçlanmalıdır’ derken bölgede ve Ardahan’da değil bir ağaçları bir fidanları bile olmayanların ‘Kılçık yol’ denen demir yolu gibi yıllardır yerine gelmeyen onca söz vaatlerinde öteye geçmediğini niye anlamazlarken ve her seçimden, seçime ‘Eye mende Çıldırlıyım..’ derken bir zamanlar eyalet olan, Aşıkşenliğin Çıldır’ı için, onun vilayeti Ardahan için ne yapmıştırlar?<br />
Bilmiyorum ama sanırım küçük esnafı korumakla, bakkal esnafının hak, hukukunu savunmakla sorunlu ESOBB Başkan Vekilinin, ‘Gazeteci Fakir Yılmaz’ın yazdığı gibi değil, ben aslında Hoçvan’ı ilçe yapmak için 3 rakamlı marketi köye getirdim..’ dediği gibi 3 kez milletvekili olmasına rağmen ‘Bu kez kesin bakan olacağım, kılçık yolu  getireceğim hele beni bir daha seçin..’ diyerek yıllarca yalan edip, oy isteyen, seçilen ama ‘Geçte olsa, beni bir hayli yorsa da Çıldır gölünün balıklarının en kılçıklısı olan sazan kılçığı misali tükürülüp, siyasetin çöpüne atıldı..’ dediğim birilerinin boğazında kalan O; ‘Kılçık yol’ gibi ‘ha bu ay ha gelecek ay yapılacak’ denen ama hala ilan edilmeyen Ardahan Ticaret ve Sanayi Odası seçimlerinde bu soruları sorması gerekenleri başında gelen ben değil, seçimi bir türlü ilan edilmeyen ATSO seçiminde oy kullanacak olan ve Nahiye hatta köy olmayla yüz yüze kalan 2 bin 1 nüfuslu Çıldırlı esnaftır, tüccardır, iş insanıdır..<br />
Çünkü, köylü çekildikten sonra öğleden sonra dükkanlarını kapatan ve günün yarısını boş geçiren ve ‘Aktaş Gümrük kapısı niye iş yapmıyor?’ diye soran, sorması gerekenlerin başında gelenler, ‘kale bulduk’ denerek gömü için kazınıldığı söylenen Göle TİGEM’de ki gibi ‘yer altında ki şehri yer yüzüne çıkaracağız..’ diye kazınıp, bırakılan Ağca adası, Kurkala gibi yolu olmayan İblis (Şeytan) kalası olan Aktaş gölü olan, bölgede geçen Kura nehrine gem vuran 2 HES’ten baraj balıkçılığı yapılmasını akıl edemeyen Çıldırlılardır..<br />
Çünkü, Adliye, Aşıkşenlik, Suğara kapatılırken, Gürcistan ile ortak gölün adını alan Aktaş Gümrük Kapısının kağıt üzerinde 50 yıl açık görünürken ortada gözükmeyenlerin seçimden seçime Çıldırlı olup, karşımıza çıkanları o esnafların, Çıldırlıların yanı sıra Ardahanlılar, Göleliler, Hocvanlılar, Goevengliler, Hanaklılar, Damallılar ve Çıldır iyi tanırlar.. Yani, kağıt üzerinde 50 yıl açık görünüp, bizim gibi bir kaç kişinin mücadelesi ile zor, bela resmen açılan Aktaş Gümrük Kapısının asıl sahipleridir..<br />
Ve ‘bilinmeyen dil’ denen Kürt dili gibi ‘Bu yol niye trafiğe açılmıyor?’ diye Ulgar’ı delemeyen Ulaştırma Bakanlığına verilen önergede, ‘Ele bir yol yok’ denen Ardahan-Ardanuç yolu gibi 50 yıldır 577 metre ancak delinen tüneli halâ açılamayan Ulgar dağının o yakasında bulunan, Çıldır Aktaş gümrüğü gibi müdürsüz, konsolosuz Türkgözü yani Badele adlı gümrük kapısı olan ama dernekler Hanak stk’ları gibi halâ federasyonlaşamayan, imkânsızlıklar dolaysıyla Göle’ye maça gidemeyen futbol takımları olan Posoflular, kısacası tüm Ardahanlılar ATSO seçiminde kendisinden oy isteyecekleri birde bu gözle değerlendirmeli ve ‘Kılçık’ yoldan mı buraya geldiniz demeliler..<br />
<br />
Evet.. bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..<br />
Bu metin, Ardahan ve özellikle Çıldır bölgesindeki yerel yönetimin ve Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) adaylarının yetersizliklerini sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, Aktaş Gümrük Kapısı ve demir yolu projeleri gibi ekonomik potansiyellerin değerlendirilmemesini, bölgedeki altyapı eksikliklerini ve siyasetçilerin boş vaatlerini sorgulamaktadır. Stratejik konuma rağmen eksik kalan gümrük müdürlüğü ve konsolosluk gibi kurumların yokluğu, yerel kalkınmanın önündeki engeller olarak sunulmaktadır. Ayrıca, yaklaşan oda seçimleri öncesinde mevcut yönetimin başarısızlıkları vurgulanarak, esnaf ve halkın bu liyakatsiz tabloya karşı bilinçli olması gerektiği savunulmaktadır. Yazı boyunca bölge halkının taleplerinin görmezden gelindiği ve yerel dinamiklerin kişisel çıkarlara feda edildiği düşüncesi işlenmektedir.]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/kanadi-kirik-kilcik-yol/1095/</link>
<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 13:40:03 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>3 Harfli Market, 3&amp;#39;üncü Lig ve Üç yazı..</title>
<description><![CDATA[<br />
Her pazar günleri, saat: 15.00'da TEMPO TV'de canlı olarak sunduğumuz 'Gazetecilerle Gündem' adlı yayınımızı 3 Gazeteci meslektaşımla birlikte yaptığım bir pazarı daha geride bırakırken gerek yayına giderken, gerek yayında dönerken günün konusu 3 rakamı, 3 harf olurken bende gecenin saat üçünde 3 yazı ile günün yorumuna karar veriyordum..<br />
Çünkü, Ardahan'ın beklediği ama Iğdır'a yöneldiği görülen trenlerden olan Marmaray'da iken ulusla tv TEMPO TV'de ki, 'Gazetecilerle Gündem' adlı programıma giderken günün yazısını yazmaya hazırlandığım sırada sanalda önüme çıkan bir fotoğrafa bakıp, yorumumu erteleyip, 'Yerel esnafı bitiren 3 Rakamlı marketler köylerde!' başlıklı bir haberi yazıyordum.<br />
Ve, 'Aynı zamanda küçük esnafı korumakla sorumlu olan Esnaf ve Sanatkarlar Odalar Birliği ESOBB Başkan Vekili de olan Murat Avşar küçük esnaf olarak bilinen yerel esnafı iyiden iyiye zora sokan 3 rakamlı marketlerden birini köyü olan Hoçvan’da açtı.' diye devam eden haberi bitip, paylaşır paylaşmaz kopan kıyameti izlerken bu kez yıllardır 3. Lige çıkma mübadelesi veren ve Ardahanlı değil, bir Ağrılı iş insanın başkanlığını yaptığı, Serhat Ardahanspor'un tüm yok imkanlara ve sahipsizliğe rağmen deplasman da rakibini 2-1 yendiğini öğrenip, bu kez de, '3 Harfli Marketleri köylere kadar açan Şehrin takımı 3. lige ramak kaldı, Play-off’tayız diyor, Belediye ve şehir susuyor!' başlığıyla haberimi paylaşıyordum.<br />
Ve yeniden günün yorumu yazıma dönüp, bizin stk'ların iftar yemeklerini hatırlatan bir yemek esnasında saldırıya uğradığı ileri sürülen ama bana göre bir Hollywood sahnesi olan Trump'a yönelik yapıldığı söylenen saldırının altında dönen film ve dolapları kendimce anlatacaktım ki bu kez aynı Damal'dan, Damal Belediyesi Başkanının sanal sayfasında önüme çok güzel bir video düşüyor ve uzun süredir yazayım dediğim bir haberi hatırlıyordu.<br />
Gördüğü bu güzel videoyu izleyip, kızım Şeyma'ya indirttikten sonra 'Damal Türkmen 1. Çalıştayı..' başlığıyla haberimi yapıyor, İstanbul'un elit semtlerinden olan Nişantaşı'nın elit restoranlarından olan ve yemeklerini usta aşçıbaşı Reşit Demir ve onca profesyonel çalışanın hizmet verdiği Başköşe Restoran'da kemik iliği suyuyla tatlandıran güzel bir yemekle sonlanan yoğun geçen bir günün yorgun düşen vücuduma teslim olup, Ardahan'ın o bozuk yollarında bir aracın çarpıp, öldürdüğü ve yol kenarına gömülüp, öldürenin kaçtığı o daha yeni kış uykusunda uyanan Ayı gibi yatağa düşüp, uyuyordum.<br />
Ve kısa bir dinlenme ardından yediden uyandığımda, 'Reklamlarınızla yerelden ulusala özgür gazetecilik' şiarı ile hazırladığımız gazetelimizi ulusal tv'lere mail yolu ile gönderdikten sonra günün yorumunu yazmaya başlarken, bugün kü yazımında 3 konu ile sonuçlanacağını akıl etmezken akılıma olanlarla 'işte günün yazısı ve yorumu diyerek bugünün yazısını da haftanın ilk günü olan gecenin 3'ünde bitirmiş oluyordum..<br />
Şimdi sıra sizde ve aşağıda ki 3 konuyu anlattığım bugünün yazısı..<br />
<br />
*Ardahan’da Alevi Yok mu?<br />
Hanak’ta ‘Hanak/Damal’ isimli gazetemizi açtığımız ilk günlerde Hanak’ta tespit ettiğim bir konuyu bu köşe de yorumlarken birileri bana ‘Ne karıştırıyorsun kardeşim?’ diye sert mailler atmıştı..<br />
Ama beni tanıyanların bu tür tehdit ve hakaretlerden tırsmayacağımı, aksine bu tehditlerin haklılığımı ortaya koyduğu için üzerine gittiğim her konu da olduğu bu konuda da ısrarcı olmama neden olmuş ve Hanak’ta Jandarma Karakolunun neden iki halkın arasında yapıldığını sorgulamaya devam etmiştim.<br />
Çünkü karakolun üzerinde Alevi insanların iş yerleri, alt kısmında da sadece Sünniler vardı..<br />
Hala da öyle..<br />
Bu sorumu sorarken Ardahan’ın 4 önemli caddesin de bulunan iş yerlerinin hiç birinin Alevi iş adamlarının olmadığını, 7 mahallesine yok denecek kadar Alevinin olduğunu da görmüş ve bu kez de Cem Evi istenen Ardahan’da Alevi olup, olmadığını sorma gereğini his etmiştim..<br />
Çünkü Ardahan’da Aleviler ve hakları da vardı..<br />
Evet, bugün Damal'ın genç belediye başkanı Kemal Çamlıyurt'un bölgede ki Alevi dede ve Muhtarlarla Bir araya gelip, başta Ardahan kent merkezinde bir Cem Evi'nin yapılması olmak üzere Ardahan kent genelinde 'bizde varız' diye cabası Alevi bebeğini yapan Türkmen kadınların çalıştayı ile kendisini bir daha his ettirmeye çalıştığı Ardahan'da Alevilerde var..<br />
Ve bu Alevilerin hem de Cumhuriyet gazetesine yazdığı söylenen bir kadın yazarın Alevi Kılıçdaroğlu'na yönelik adice bakışı gibi değil, insanca ve kardeşçe yaşamak istediği ülkenin sınır kentinde, Ardahan'da bizde varız derken, kent merkezinde Cem Evi olması gereken bu kentin Ankara'da mecliste temsil edecek bir temsilcisinin Alevi olmasına da yabani bakılmamasını da istiyor..<br />
Çünkü, kadın Gazeteci Mine G. Kırıkkanat, Kemal Kılıçdaroğlu'nun Andımız'ın kaldırılmasını desteklediğine ilişkin bir habere yaptığı yorumda "kripto kılıç artığı" ifadesini kullanarak, Kürt Alevi'si Kılıçdaroğlu'na görünse de aslında kendileri gibi o küçük beyinciklerin de saklanan faşist bakışın düşüncenin Alevi, Kürt halkına hakaret ettiği ve bu halkların zaten kırık olan kanatlarıyla özgürlüğe uçmak istedikçe bu tür adice bakışları ile üzülen gönülleri iyileştirmek gerek..<br />
*Kemikler İncelensin..<br />
Sizde dikkat ettiniz mi bu yıl yani geride kalan 24 Nisan'da ilk kez bir şeyden hiç denecek bir haber, bir tartışma olmadığını..<br />
Evet, her 24 Nisan'da gündeme gelen, getirilen ama 100 yıldan fazladır bir yere varmayan ve Kars Doğu kapısının açılmamasına neden olan 'Ermeni Mezalimi, Soykırımı' yada 'Ermeni katliamı' denen konu, 2026 yılının 24 Nisan'ın da hiç gündeme gelmediği gibi sanki yıllar önce dile getirdiğimiz gerçekle yüz yüze geldi gibi..<br />
Evet, 2015 yılında ele aldığım ve sanki bugün yaşananı anlatan 'Kemikler incelensin..' başlıklı yazıma yeniden baktığımızda bu yıl hiç ama hiç gündeme gelemeyen, getirilemeyen o düşmanlık tohumu eken Ermeni meselesi ile ilgili yazdığım o yazıya bir kez daha göz atıp, ne kadar haklı olduğumuzu bir kez daha ortaya koyalım mı?<br />
İşte, 2015 yılında 'Kemikler incelensin' başlığıyla ele aldığım o yazı ve o çok şeyi anlatan o yazım ve bugün hiç denecek o konuyu anlatan o yazım..<br />
<br />
'Kemikler incelensin'<br />
Vali: Hasan Özdemir..<br />
Olay: Halilefendi’de bulunan ve Ermenilerin katlettiği ileri sürülen Türklere ait denilen mezarlıkta dışarı taşan insan kemikleri..<br />
Tarih: 24 Nisan 2015..<br />
Hep aynı iddialar ve saklamalar, alakasız insanların tarihçilerin, bilim adamlarının yerine konuşması..<br />
Biz gazetecilerin de koşa koşa gittiği Halilefendi Mahallesinde ki toplu mezar denilen alanda Gazeteci (ben) bir fotoğraf çekiyor..<br />
O zamanın merkez cami imamı, bugünkü eski Kızılay Ardahan Şube Başkanı Ahmet Ballı’nın elinde bir insan kafatası karesi..<br />
Ve haberin başlığı; 'YA ERMENİ KEMİĞİ OLDUĞU ANLAŞILIRSA!:<br />
Evet, Gazetecinin (yani benim) o gün yani 100 yıldır tartışılan Ermeni ve Türk iddialarıyla ilgili yaptığı haberde aynen şöyle sesleniyordu..<br />
:Bırakın, kafatasçı tarihçileri, diasporayı ve onların oluşturduğu düşmanlık tohumu eken lobileri..<br />
Bakın bilim gelişmiş, tıp çözer bu işi.. Kemiklerin DNA’sı incelensin kimin kimi kırdığı ortaya çıksın..:<br />
Ve bu haberi okuyan zamanın eski İstanbul emniyet müdürü, dönemin Ardahan Valisi ve eski Gaziantep Milletvekili Özdemir kazıyı durdurmuş, adeta, 'Karıştırmayın, haberde dediği gibi bir DNA testi yapılmaya kalkışılsa ne olacağı belli olmaz' demişti..<br />
Yanlış mı?<br />
Yanlışsa Haydi o zaman DNA testine..<br />
<br />
*Barajları Yıkalım mı?<br />
Gün geçtikçe yaklaşan genel seçimler öncesi hangi partinin, hangi isimin aday edileceği , hangi adayın secimde zaferle çıkacağını hedi, hedi yani yavaş yavaş tartıştığımız şu günler de güzelim Posof’un, Hanak'ın, Çıldır'ın ve Nişan ayının sonlarında bile kar, fırtına ile karşılaşan Ardahan doğasını alt üst eden HES Barajlarının bir yenilerinin Çıldır’da, Hanak’ta ve Beşikkaya denilen bölgede ki Kura Nehri üzerinde yapıldığını, yapılacağını da biliyoruz..<br />
Ardahanlının gerçek baraj sandığı ama tüm dünya da doğayı katlettiği söylenen HES Barajlarının ardından şimdi de Kafkas Arısının ballandığı bin bir çiçekli Ardahan ovasının ortasına yapılan yetmezmiş gibi bu kez de Alagöz köyü dağına yapılacağı söylenen GES Barajları, hayatlarında Ardahan'ı görmeyen, bir katkı sunmayan bir kaç rantçının rantına rant katmaktan öteye işe yaramadığını anlatamadığımız bir sıra da her geçen gün biraz daha yaklaşan Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçimlerinin önünde ki %10 pardon %7'lik barajda, siyasi parti kanunları da sessizce tartışılmakta..<br />
Ve yıllardır konuşulan her düşüncenin meclise girmesini engelleyen bu barajı yıkmak için bu kez başka bir isimle genel seçimlere gidecek olan DEM'nin bu barajı yıkıp, yıkmayacağını merak eden tüm dünya başta Kürt seçmenin, Kürtlerin ve de diğer partilere oy verenlerin DEM’e yardım edip, etmeyeceği de merak edilen konuların en başında gelmektedir..<br />
Kürtlerin yanı sıra Türklerin DEM’i mecliste tutup, çok ihtiyaç duyulan güçlü bir muhalefet partisi yani DEM’in Türkiye partisi olmasına yardımcı olup, olmayacağı da en çok merak edilen siyasi konuların başında gelmektedir.<br />
Çünkü Türklerinde ‘Çoktur, Yüksektir’ dediği %7'lik seçim baraj gerçekten hem de demokrasi balyozu ile mutlaka yıkılmalıdır..<br />
Aksine tek adam, tek dayatmadır..<br />
<br />
Evet.. bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..<br />
Bu metin, Gazeteci Fakir Yılmaz'ın Ardahan yerelinden yola çıkarak toplumsal, ekonomik ve siyasi meseleleri ele aldığı çok katmanlı bir köşe yazısıdır. Yazar, köylere kadar yayılan zincir marketlerin yerel esnafı bitirmesine ve şehrin spor kulübünün yaşadığı ilgisizliğe dikkat çekerek bölgesel sorunları gündeme taşımaktadır. Ardahan'daki Alevi toplumunun hakları ve ibadet yeri talepleri üzerinden toplumsal kardeşlik vurgusu yaparken, tarihsel tartışmalarda bilimsel kanıtların ve DNA testlerinin esas alınması gerektiğini savunmaktadır. Ayrıca, doğayı tahrip eden HES ve GES projeleri ile seçimlerdeki temsiliyeti kısıtlayan siyasi barajlar üzerinden ekolojik ve demokratik eleştiriler sunmaktadır. Yılmaz, kişisel anılarıyla harmanladığı bu yazısında, Ardahan'ın yerel dinamiklerinden ulusal siyasetin temel sorunlarına uzanan bir perspektif sergilemektedir.]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/3-harfli-market-3uncu-lig-ve-uc-yazi/1094/</link>
<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 11:57:04 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bugünü anlatan dünkü yazılarım..</title>
<description><![CDATA[<br />
MHP kökenli CHP’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın, belediyelere yönelik operasyonlarla ilgili “ortak tutum belirlenmesi” yönündeki çağrısından önce ben de, hemen hemen aynı saatlerde belki de Yavaş’ın gündemi sarsan açıklamasından önce  ulusal tv TEMPO TV’de pazar günü saat: 15.00’da canlı olarak yayınladığımız ve AK Parti İstanbul İlçe Başkanı Togay Çoban’ın konuk olduğu GAZETECİLERLE GÜNDEM’de ‘Tüm CHP’li Belediye Başkanları bir şafak operasyonunda  önce gözaltına alınıp, sonra tutuklanmaktansa yönelik bir çağrı yapıyordum.<br />
Ve, ‘CHP’li Başkanların tümü istifa edip, topluca AK Parti’ye katılsalar, daha mı iyi olur!..’ dediği o programda ki konuğum olan ve kayyum ile belediyesi kayyumla yönetilen Esenyurt’un AK Partili İlçe Başkanı Togay Çoban’ın gülümsüyordu. Evet aynı günü bu yayınımıza giderken yolda yazdığım ‘BEN TUNCELİ’DE GAZETECİ OLSAYDIM BUGÜN GÖZALTINA ALINAN VALİ ORADA GÖREVDEYKEN TUTUKLANIR MIYDI?’ başlıklı yazımla da onca Cem Evi, Erenler Vakfı gibi stk’ların olduğu Tunceli Valisinin de göz altına alındığı haberi eşliğinde gündem yazayım derken, şu günlerde bir hayli unutulan yeni süreçle ilgili bir video whatsapp mesajı aracılığı ile bana geliyordu.<br />
Bu videolu mesaj da bir dönemde Ardahan Hoçvan Federasyonu, HOÇFED’e başkanlıkta eden Hoçvanlı hemşerim Güven Yılmaz’ında katıldığı Barzani ağırlıklı toplantı da Öcalan’ın sürece katkısının karşılığında hiç bir şey almadığını yani ‘Öcalan’ın Türk Devleti ile yaptığı işbirliği ‘denerek eleştirildiği toplantı ile ilgili idi.<br />
Ve Hoçvanlı Güven Yılmaz’ında aralarında olduğu bu toplantıya katılanların benim, ‘ak saçlı’ dediğim yaşlıların önderlik ettikleri ve Öcalan’a karşı yeni bir politika hatta parti kuracakları yönünde iddialara benim nasıl baktığım merak ediliyordu..<br />
Öcalan’ın bugüne kadar ortaya koyduğu fikir ve yol haritasının verdiği güvenden güç alıp, bugün onun karşında hatta onu ret eden belki de hain ilan etmek isteyenlerin çok olduğu da ileri sürülen gün boyu görüşme ve tartışmalarımı da yazmaya hazırlanırken, bugün anlatacaklarını dün yani yıllar önce hem de hendeklere gömülen birinci barış sürecinde kaç kez yazdığımı ben değil, beni anlamışcasına facebok anılar bana hatırlatıyordu..<br />
Ve bende Barzani’ye yakın olduğu söylenen  ve Kürtçenin resmi dil olması, Kürtler için statü kazanılması, 13 maddelik deklarasyon ilkeleriyle öne çıkan yetmedi DEM Parti’ye alternatif olarak yeni bir siyasi oluşum denen ve bu oluşum, bölge siyasetinde yeni bir yol haritasını, Kürt Mili Platformu’ adlı o toplantıyı sonraki yazımlarım da değerlendirmek kaydıyla 21 Nisan 2013 yılında ele aldığım o yazılardan birini alıp, bugün 21 Nisan 2026 tarihli bugünkü yazımda, ‘Bugünü anlatan dünkü yazılarım..’ başlığı ile yer veriyor ve ‘dün yazdıklarımın aynısının yeniden mi yaşanıyor?’ diyerek yorumu sizlere bırakıyorum..<br />
Eski Devrimciler Ortamcı mı?..<br />
Bir taraftan Ankara-İmralı görüşmeleri sürerken diğer tarafta doğu ve güneydoğuya askeri sevkiyat yapıldığı, bunların yanında Ardahan’ın da içinde bulunduğu illerde yeni korucular oluşturulduğu iddialarının mide bulandırdığı şu günlerde adeta kapı kapı gezip, sürece yardımcı olmaya çalışan akil adamların toplantısındaydım.<br />
Meslektaşım Gazeteci Ali Bayramoğlu’nun da bulunduğu o toplantıda söz alıp, konuşan bir konuşmacı olarak edindiğim Akil Adamlar toplantısında ki ilk izlenimlerimi, bu toplumun bireyleri olarak birbirimizle konuşma ve birbirimizi dinleme gibi bir alışkanlığının olmadığı ve bunun nedeninin ise 30 yıldan fazladır süren iç çatışmaların getirdiği çatışma kültürünün beyinlere yerleşmesi olduğunu baştan söyleyeyim.<br />
Bunun başka bir örneğini 1998 yılında Ardahan’da yaşanan talihsiz olaylarda da yaşayan biri olarak oradaki tecrübemi de kullanarak başlangıçta bir hayli gergin olan toplantıda,çıktığım kürsüde elimden geldikçe ortamı sakinleştirmeye çalıştım ve kavga etmektense konuşmanın en güzeli olduğunu anlatmaya çalıştım.<br />
Sanırım bunu az da olsa başardım ki toplantıyı düzenleyenlerle, katılımcılar konuşmamdan sonra beni kutladılar.<br />
Ama benim asıl üzerinde durmak istediğim konu ise Akil Adamlara ev sahipliği yapanlar olacak.<br />
Çünkü o toplantıya ev sahipliğini yapacakların benim az çok tanıdığım ve kamuoyuna ‘Eski Devrimciler’ olarak bilinenler değil, sürecin taraftarları olan AKP’liler veya BDP’liler olacağını düşünmüş ve ortamı bizzat yaşamak ve gözlemlemek için bir hafta daha İstanbul’da kalmıştım..<br />
Ama gelin görün ki ne alakası varsa Atatürk ile Kadıoğlu’nun büyük posterleriyle süslenmiş olan Belediye Kültür Merkezine gittiğimde şaşırdım desem inanın..<br />
Bunu nedeni ise başlatılan barış sürecini provoke etmek isteyen birkaç küçük grubun polisle çatışması değil, o toplantıya ne AKP’liler, nede BDP’liler ev sahipliği yapmamaları ve toplantıya bizleri ve Akil Adamları davet edenlerin düzenleyenlerin ‘Eski Devrimciler’ in olmasıydı.<br />
Yani o kadar masraf edip, billboardları süsleyen Akil Adamların afişlerini, karşılamalarını ve bin kişiden fazla kişinin katıldığı riskli toplantıyı ‘Eski Devrimciler’in düzenlemiş olmasıydı beni şaşırtan.<br />
Birçok Ardahanlı tanıdığımın da içinde bulunduğu o toplantıda konuşup, konuşulanları dinlerken Çapan’ın ekibi olarak bildiklerimin orada olamaması kadar beni şaşırtan bu gelişme aklıma yeni bir soru getirdi.<br />
Ve bu soru da, ‘YDH, ÖDP ve hatta HDK gibi oluşumlarda olduğu gibi bu süreçte de eski devrimciler ortamı yapıyorlardı<br />
Evet tartışılması gereken manzara ile karşılaştığım Akil Adamlar toplantısında gördüğüm en ilginç ayrıntı buydu..<br />
Yani ‘Eski Devrimciler’ olarak bilinenlerin ev sahipliği yapmaları niye idi?.<br />
Bu konuda biri bana bir cevap verip, şüpheleri mi giderebilir mi?<br />
Yani ‘Eski Devrimciler’ bu süreçte ortamcı mı?!<br />
Çünkü bunların içinde olduğu her hareketin başarısız kaldığını 45 yaşına gelen, 26 yıldır gazetecilik yapan biri olarak hep bilmiş, yaşamışım da..<br />
Evet.. bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..<br />
Yazar bu metinde, geçmişte kaleme aldığı siyasi analizlerin günümüz Türkiye’sinin belediye operasyonları ve kayyum atamaları gibi sıcak gündem maddeleriyle olan benzerliğini vurgulamaktadır. Makalede, Kürt sorununun çözümüne dair geçmişteki “Akil Adamlar” süreci ile güncel siyasi hareketlenmeler arasında bir köprü kurulmaktadır. Özellikle Abdullah Öcalan ve Barzani çizgisine yakın grupların yeni bir siyasi yol haritası arayışında olduğu iddiaları, yazarın yıllar önceki öngörüleriyle kıyaslanarak ele alınmaktadır. Metin boyunca, eski devrimcilerin siyasi süreçlerdeki rolü sorgulanırken, yerel yönetimlere yönelik baskıların muhalefet cephesinde yarattığı yankılar kişisel tecrübeler ışığında aktarılmaktadır. Son olarak yazar, Türkiye’nin içinden geçtiği bu kritik dönemde geçmişteki hatalardan ders çıkarılması gerektiğini ima ederek toplumsal barış ve diyalog ihtiyacına dikkat çekmektedir.]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/bugunu-anlatan-dunku-yazilarim/1093/</link>
<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 12:03:13 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Arada bir hastalanmak lazımmış..</title>
<description><![CDATA[<br />
Gazetecilik yaparken yaptığımız haber ve yorumlar dolaysıyla zaman zaman kızdırdığımız insanlara hep dediğim bir söz var. Ki: Bunu söylerken başta siyasiler olmak üzere bir çok kişi bana hak verirler..<br />
Hakkında çıkan olumlu, olumsuz bir habere veya yoruma, ‘Kardeşim sen arka mahallede oturan sade bir vatandaş değilsin ki’ diye başladığım savunmamı toplumun önünde bulunan insanların her hal ve hareketinin o toplum için çok önemli olduğunu anlatmaya çalışırım.<br />
İşte onlardan biri olarak gerek mesleğimi, gerek özel yaşamımı çok önemsediğim gibi o toplumun bana verdiği değeri de çok önemserim.<br />
Bu durumun artı veya eksi olması önemli değil..<br />
Çünkü özwl hayatı dahil attığı adımı toplumun gözü önünde bulunan biri olarak o toplumun her türlü övgü ve eleştirisine göğüs germek gerekir.<br />
Hele o insan bir siyasetçi veya üst düzey bir bürokrat ise bunun önemi daha da artar..<br />
Evet işte, ‘eğer sayılırsam’ Ardahanlı ileri gelenlerden biri olarak bunu çok kez daha anladım, hemde beklenmedik bir anda yani 8 yıl önce 1. ve sonuncu tanıtım günlerini ile onca devasa etkinliği gerçekleştirdiğim her gün olmazsada ayda bir denecek bir sürede şafak baskınları ile seçilmiş başkanları göz altına alınıp tutuklanan İstanbul"dan, sevdam ama türkülere konu olan güllerin olağanüstü bozuk yollarına dökülmediği Ardahan"a gelirken Erzincan ağır bir yrafik kazası geçirip, bir süreliğine zorunlu istirahata çekilirken..<br />
Toplumun seni önemsediğini anlamanın diğer bir göstergesi de arada bir o toplumu şoke eden, onun gözlerinin senin üzerine dönmesini sağlayan beklenmedik bu tür gelişmelerdir.<br />
Sağlıklı olduğun bir anda rutinleşmeye yüz tutan hayatına ayrı bir renk katan ani gelişmelerden olan hastalanmak ta işte öyle bir şeydir.. <br />
Buna, bir değeri kayıp etmenin verdiği acının, maddi, manevi olarak istenneyen olumsuz gelişmeden daha ağırı olan bir yakının,, bir sevdiğinin ölüm haberi yani sağken bir araya gelemeyenlerin buluştuğu cenaze merasiminin etkisini de eklemek gerek..<br />
Her an beklenmedik bir gelişme ile dikkatlerin üzerinize döndüğü o anları yaşadığım şu günlerde, ‘insanın bazen de hastalanması mı gerek?’ diyesi geliyor. <br />
Çünkü çok dostunuzun olduğunu, sevilmediğinizi sandığınız anda çok önemsendiğinizi, o toplumun duvarında küçük bir çakıl taşı olsanız da o duvarı tamamlamak için varlığınızın, sağlığınızın çok önemli olduğunu anlıyorsunuz, her gelen, ‘geçmiş olsun’ dilekleriyle..<br />
Ve o ağır trafik kazası sonrası onca operasyon geçirdiğim sırada, o güzel yürekleri ile 'geçmiş olsun' dilekleriyle bana bu duyguları yaşatanlara bir kez daha teşekkür ediyorum..<br />
<br />
*Bahar Kokusu..<br />
Uzun bir kış dönemini daha geride bırakan şirin, sınır ilçem Çıldır’da baharı koklamak gerçekten güzel bir duygu..<br />
Göçmen kuşlarnın son durak yeri olan Çıldır’ın ısınan toprakları gibi insanlarının adeta yeniden doğduğu şu günlerde köylünün hummalı bir ekin hazırlığı içinde olması, esnafın hareket beklemesi baharın güzelikleridir..<br />
2026 Yılının ilk 4 ayını geride bırakmaya hazırlanan ilçemin mutlu bu yılın ilk baharında beklediği müjdelerin başında Doğu Expresi ve onca trenin önce Çıldır Yukarıcambaz Antreposuna sonra Ardahan’a gelip,  düdük çalamaması umudu bile baharın insana verdiği keyfi ve zevki bozamamaktadır..<br />
Çünkü baharı koklamak, Çıldır’da yaşamanın anlamıdır..]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/arada-bir-hastalanmak-lazimmis/1092/</link>
<pubDate>Mon, 20 Apr 2026 14:11:56 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>O binada yangın çıksa, &amp;#39;Tüm önlemler alınmıştır&amp;#39; mı denecek?</title>
<description><![CDATA[<br />
Bugünkü yazıma başlamadan önce, 'Sayın Vekil, Sayın Vali.. Bir yangın çıksa bu kapıdan kim çıkar?' başlığı ile yayın grubumuzun amiral gazetesi olan Kuzey Doğu Anadolu Gazetesine manşet olan haberimizin giriş bölümünü bir de burada vermek isterim.. <br />
İşte o başlık ve haberin ilk giriş satırları.. <br />
'Sayın Vekil, Sayın Vali.. Bir yangın çıksa bu kapıdan kim çıkar? Önce Şanlıurfa'da, sonra Kahramanmaraş'ta yaşanan ve ülkeyi şok eden olayların bir kez daha gözler önüne serdiği eğitim sisteminin tartışıldığı günlerde bir mezarlık duvarı dibini andıran Ardahan İl Milli Eğitim Müdürlüğünün binasının bu kapısı, başta çıkabilecek bir yangın veya başka bir olayda nasıl bir olaya neden olacağı merak edildi.'<br />
Evet..<br />
Bu soruyu sorup, sorumuza kendi kendimize cevap verdiğim konuma, gününün yorumuna dönelim.. Çünkü biliyorum, 'Ne ben sordum nede gördüm..' diyeceklerin başında gelenlerin, şanlı ve kahraman edebiyatları yapanların başında gelenlerin başını çeken vekil, vali hatta bakan ve onu atayan iktidar olduğudur..<br />
Ve yazımıza başlayıp, daha önce yazdığım iki yazımı da bugünkü köşeme alayım.. Belki bu kez gördüm, duydum der birleri diyerek..<br />
Evet, 7 yıla yakındır uydu üzerinden yayın yapan ulusa tv TEMPO TV'de kesintisiz olarak yayılmadığımız GAZETECİLERLE GÜNDEM adlı yeni bir yayına başlarken ülke ve dünya gündemi ile ilgili   yazıyı hazırlanırken daha bir gün önce Şanlıurfa'da yaşanan  okul baskını hemen bir gün sonra bu kez bir çok ölü ile yaralı var' başlıklı haber son dakika haberleri önümüze düşüyordu.<br />
Şok olarak başladığım programda olayın ilk  özetini verirken geçen yıl boyunca ve bu yılkı her yazı ve yorumumda imkan ve fırsat buldukça dikkat çektiğim ve eşi de vali yardımcısı olan Ardahan'ın gazetecilerle görüşmektense, gazetecilere haber vermektense kendi cep telefonu ve valilik imkanları ile sağladığı dronlarla tik tok başta olmak üzere sanal gücü kullanan valiye seslenen aşağıda yazdığım iki köşe yazımı onca haber aklıma geliyor, bunları da GAZETECİLERLE GÜNDEM adlı programımın açılış yorumuma ekleyip, her şok gelişmeler ardından başta milli eğitim bakanı olmak üzere yetkililerin 'Önlem Alacağız' diyenlere bir kez daha seslenip, duymayan kulaklara, görmeyen gözlere, konuşmayan dillere bir kez daha sesleniyordum..<br />
Çünkü İmamlarla birlikte eğitim vereceklerini belirten bir bakanın başında olduğu eğitimin ülkedeki durumunun ne halde olduğunu en iyi anlatan bir görüntü canların kayıp edildiği, yüreklerin yandığı Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta önce Ardahan'da olan ve yıllardır, aylardır ısrarla bugün yaşanacakların anlatmak istediğimiz onca haber ve yorumlarımızdan sadece ikisi idi..<br />
Ve burada bir kez daha hem de ikisini birleştirip, 3 kez yayınlamayı uygun bulduğum aşağıdaki aylar, günler önce yazılmış yorumlarımı okurken lütfen kendi mahallenizdeki okulu, ülkedeki eğitimi gözünüzü önüne getirip, bu yorumlarımın içinde ekleyip, ya sizi önlem alacağız derken, gazeteci 'Fakir Yılmaz' günler, aylardır, yıllardır alacağınız önlemleri aciilyetini yazmış, anlatmış.. Niye önlem almadınız? Ya o binada Allah göstermesin bir yangın çıksa, acil bir çıkış gerekirse ne gibi önlem alacaksınız?' diyerek öyle yorumlamanızındır.. <br />
<br />
*ARDAHAN’DAKİ GİRİLEMEZ, ÇIKILAMAZ KAPILI EĞİTİM!<br />
Ulusal tv TEMPO TV’de canlı olarak yayınlanan ‘Gazetecilerle Gündem’ adlı programa yani 8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesi yayınlanacak olan 3 canlı yayın programa hazırlanırken, fetonun denerek 15 Temmuz darbe girişimi sonrası el konulan Ardahan-Göle Yolu üzerindeki binayı yapmakla, 20 yıla yakın vekillik yaptığı memlekette eğitime yaptığı katkılarıyla övünmekle ve sanırım yine aday olacak gibi görünen veya her seçimde, ‘bu kez bakan olacağım ama olamadım, belki bakan yardımcısı yaparlar..’ diye Ankara’daki bürosunda benim gibi gezemeyecek kadar yaşlanan, el ayakları titreyen emeklilerden, yalakalıktan, yağcılıktan usta olanlardan oluşturduğu Saffet zinciri ile çırpınan Ardahan eski milletvekili Saffet Kaya’nın sanalda adını taşıyan sayfasında yayınlanan görüntülü konuşmasını dinlerken, whatsapptan bir mesaj geldiğini görüyordum.<br />
Kendisi gibi eski Ardahan Milletvekili olan ve iki dönem milletvekilliği yapmasına karşın ve şu an kurduğu partinin genel başkanı olarak Gürcistan ve Ermenistan’a sınır, bir demiryolu olmak üzere 3 gümrük kapısı olan Ardahan’da neden bir konsolosluk yok demeyen Büyükelçi olan Öztürk Yılmaz gibi basın ve medyada yer verilmezler durumuna düştüğünden kobuğ yemişler diyen benim ikinci tezim olarak adlandırdığım çeper dibi dediğim sanaldan başka bir yayın aracı bulamayan hale düşmüş olan Saffet’i dinleyip, haline gülerken, muhabirimizin, ‘Al abi senin yaza yaza, söyle söyle kurutacağım diye kendini paraladığın memleketinin eğitimden sorumlularının bol maaşlarla oturdukları İl Milli Eğitim Binasının giriş kapısı..’ notu ile bana gönderdiği iki fotoğraf karesine bakarken, sinirden beynine kan vurmuş biri gibi gelmiş, geçmişlere tükürmek pardon türkücülerde olan ama kent merkezinde olmayan Ardahan güllerini değil hımmmmmmm diye selamlar gönderip, ağladım desem inanın.<br />
Evet, yazımı okumaya başlayan, ‘O tren Ardahan’a gelecek’ deyip, tren raylarının Ardahan’a, Çıldır’a kadar geldiğini bilmeyen, görmeyen, üzerinde durup, orada o rayları, gelip geçen trenleri göstererek ‘Ya kardeşim Ray buraya kadar gelmiş, Trenler Çin’den kalkıp Kafkasya’ya kadar zaten gidiyor. Bu raylardan her gün gelip, geçen trenlerin Ardahan sınırları içinde de durması için buraya neden bir istasyon, Antrepo yapmıyorsunuz?’ diye bir basın açıklaması yapamayan siz her seçim döneminde ‘Eyyyyy halkım size hizmet getireceğiz, bize oy verin’ diyen, Sayın Ardahan Milletvekilleri, Sayın Belediye başkanları, Sayın İl Genel ve Belediye Meclis Üyeleri, Sayın Muhtarlar.. Ve kazcı, sazcı stk’lar..<br />
Sayın Milli Eğitim Bakanı ve yetkilileri.. Sayın Cumhurbaşkanı..<br />
Sizden ricam önce şu iki kareye bakın sonra eğitimde neden bu halde olduğumuzu kendinize sormazsanız bana sorun.. Çünkü cevabı, bu iki fotoğrafta ve 36 yıldır Ardahan’ı, Ardahan’da verilen eğitiminin içinde olduğu durumu anlatan onca yazım gibi bugün bir kez daha yazdığım yazımda..<br />
Şimdi, cumartesi ve pazar günü ulusal tv TEMPO TV’de iki günde 3 canlı program sunacak olan GAZETECİLERLE GÜNDEM’de de konuşarak anlatacağım konuya, 2 fotoğrafın anlattığı yazıya gelelim.<br />
AK Parti Milletvekili Kaan Koç’un kuzeninin gölge İl Milli Eğitim Müdürü olduğu söylenen kayınçosunun aynı milli eğitime  güvenlikçisi olduğu, Milli Eğitim Müdürlüğünün fetodan kalma olan ve el konulan binada hizmet vermeye çalıştığı, İl Milli Eğitim Müdürünün de aralarında olduğu Ardahan’daki eğitimi kurtaracaklarını iddia eden eğitimden sorumlu idarecilerinin hatta valinin bile zar zor bulup, çıkmaz sokak misali dar aradan korkarak kapısını ancak bulup, içine girdiği Ardahan’da ki eğitimin içinde bulunduğu durumu kurtarmak için bugüne dek hazırlanan ve uygulamaya konulan plan ve projelerin ne kadar başarılı olduğunu görmek için Ardahan İl Milli Eğitimin Müdürlüğünün bulunduğu binanın çıkmaz sokaklı kapısına bakmak yeter, artar bile..<br />
Evet, bir zamanlar eğitim denince ‘Ardahan-Tunceli-Artvin’ denildiğini hatırladığımız ülkede ve Ardahan’daki eğitimin son 22 yılına ve 8 yılı boşa geçirdiği yetmez gibi yerli yabancı öğrenci sayısı başta olmak üzere bir çok konuda geride olduğu söylenen üniversiteyi daha da geriye götürdüğü iddia edilen ve görevi bitmesine rağmen şimdide aynı rektörlüğe vekaleten baktığından hem rektörlük maaşı, hem de vekaleten baktığı diğer yani vekalet maaşını, ücretini kendisinin alması için kasten yıllardır doldurmadığı ileri sürülen boş kadrolardan dolu maaşları ve de ek ücretler almaya devam edilen ARÜ’ye yani Ardahan Üniversitesine de bakmak yeterli..<br />
Tabi İl Milli Eğitime ve Üniversiteye bakarken rektör memleketi Erzurum'luda olan Ardahan Karayolları Şefi gibi bir çok değişmez vezirinin olduğu söylenen Ardahan Üniversitesine ve İl Milli Eğitimin durumunun görülmesi için müdürlüğünün çıkmaz sokaktaki girilemez olan giriş kapısından girilip, kentte verilen eğitimin halini görmek için geriye bakmak yeterli olacaktır.<br />
Çünkü İl Milli Eğitim Müdürlüğünün giriş kapısına ve de söz de asansörüne, hala neden hapiste olduğu anlaşılamayan Demirtaş’ın ‘Bebek var’ şiiriyle ağıt yaktığı Bolu Kartalkaya otelinde olduğu gibi Allah göstermesin ama olur ya bir yangın çıksa müdür dahil herkesin inerken merdiveninde boğulacağı müdürlüğün fetodan kalma binasına baktığınızda Ardahan’daki eğitimin neden bu halde olduğunun anlaşılacağı gibi Ardahan’ın da diğer illerdeki başarıyı yakalaması için ortaya konulan tüm plan ve projelerin işe yaramadığı ve ülke genelinde bulunan okul ve öğrenciler arasında yani 81 vilayet içinde hep sonlarda olduğu görülecektir..<br />
Yani bugüne dek ortaya konulan plan ve projelerin tümümün sıfır çektiğini anlarız.<br />
Evet, gelen her yeni bakanın sürekli mevzuat değiştirdiğinden ikinci mi, üçüncü mü, dördüncü mü bilmem ama 50 yıldan fazladır bir türlü yapılıp, bitirilemeyen ve her kış kapatılan Ardahan-Ardanuç yolu gibi bir kar yağışı ile hemen kapanan yolları, Ardahan’daki 35 yıldan fazladır sürdürdüğü görevi gibi uzun süre açamayan değişmez şefin olduğu karayollarına ve adına ‘kar tatili’ denenlerde günleri de eklersek, bu yılki dönemi bitmek üzere olan Ardahan’da ki eğitim, öğretimin yine sallantı da olduğu ve sonucunun hüsran olmasından korkulduğunu hissedip, anlıyoruz..<br />
Ki bu durumu sadece biz değil, eğitim başında bulunan kurum ve kişilerinden yaşadığını da duyup, öğreniyoruz.<br />
Baştan silme, yap boz yöntemlerle bir türlü başarılı olamayan ve 22 yıldır karnesi zayıf olan Ardahan’daki eğitim öğretimin nasıl olup, derlenip, toparlanacağını düşünürken bizim mevcut yetkili ve etkili kişilere bir önerimiz var..<br />
Evet Ardahan’daki eğitim/öğretimin sonlardan üste çekecek olan gücün eğitimci, aile ve öğrenciye bağlı olduğunu biliyoruz..<br />
Ve başta İl Milli Eğitimin vahşet durumda olan ara sokak, çıkılmaz sokak, mezarlık duvarı olan giriş kapısını veya binanın tümünün yerini değişmekle başlayıp, bu üç etkenin bir araya gelip, el birliği ile diplerde olan eğitimi yukarı çekileceğine inanıyoruz..<br />
Bunun yolunun da eğitimci, veli ve öğrenci üçlüsünden oluşturulacak bir eğitim timidir.. Ve bu time adları eğitim olan ama ortalıkta görünmeyen,  Paris’teki Eyfel kulesini yapamayan, kaz pişirerek Instagramlarda, tik, toklarda YouTuber olmaya çalışan ama şu an hapiste olan ünlü Adnan hocayı aratmayan Ardahan adlı vakıfları, derneklerini de eklemek gerek desem de siz, ‘Sen O kazcı, sazcı ve tabelacı, sözde burscuları bırak kardeşim..’ deyip, burayı es geçebilirsiniz.. Çünkü Nasrettin Hoca gibi bende ‘Sizde haklısınız’ derim..<br />
Neyse geride kalan 22 yıla olduğu gibi konumuza yazımıza bakacak ve geri gelecek olursak öğrencilere karne verirken, o öğrencilere puan veren öğretmenleri gibi bir an önce güçlü bir ekip oluşturulmalı ve bu ekipte bütün mesaisini Ardahan’da bulunan okulları tarayarak ve sık sık ziyaret ederek yaşanan sorunları samimi ve saklamadan rapor edip, getirip, valiye sunmalı..<br />
Valide, Milletvekili de, bakanlıkta, 22 yıldır iktidarda bulunan ve “Elde ettiğimiz başarılar önemlidir fakat buna rağmen eğitim ve kültür konusunda tam istediğimiz seviyeye henüz ulaşamadığımıza inanıyorum” diyen AK Parti Genel Başkanı ve dünya liderleri ile dergilere kapak olan Cumhurbaşkanı Erdoğan gerekeni yapmalıdır..<br />
Ama her şeyden önce çok başarılı eğitimcilerimiz (!) kentteki eğitimi sonlardan kurtarmak için gece gündüz (!) çalıştığı Ardahan İl Milli Eğitim Müdürlüğünün giriş kapısı ve gecekondu misali fetodan kalma Saffet Kaya döneminde yapılan binanın kardeşi olan merkezdeki, belediye başkanın makamının penceresinin baktığı binanın yanında ki çıkmaz sokaklı, ‘Ardahan İl Milli Eğitim Müdürlüğünün ‘İl Müdürlüğü’ tabelası olan binanın girişi, kapısı ve binası acilen elden geçirilmelidir.’ desem de benden yazı beklemekten yorulan ve ‘Yine geciktin abi’ diyerek yazıyı isteyen muhabirimiz Baran’da ‘Abi orayı kaç kez yazdıysak ta değişen bir şey olmadı.. Sende yazarak kurtaramazsın ve lütfen artık yazını daha da uzatmadan at, saat akşam beş oldu, iftar geldi’ diyordu..<br />
Vali Bey Bu Kapıdan İçeri Girdin mi?<br />
Bugünkü yazımıza başlamadan önce yazımıza konu olan başlığımız daki soruya cevap vermesini umduğumuz Ardahan’ın valisine cevap beklerken, ömürden giden bir Perşembe’nin daha bitip, bol mesajlı yeni bir Cuma’ya adım atarken o saatlerde beni arayan meslektaşım Suat İncedere’le telefonla konuşuyordum.<br />
Ve tamda bu esnada, o saatte yani gece yarısı denen 00’da diğer telefonuma gelen bir whatsapp mesajının  Alan Parker’ın yönetmenliğini yaptığı, 1978 yılı İngiliz-Amerikan ortak yapımı ‘Gece yarısı ekspresi’ adlı sinema filmini bana hatırlatan bir haberin whatsappıma düştüğünü görüyordum.<br />
Gazeteci İncedere ile iptal edilen Çıldır Gölü etkinlikleri öncesi ve sonrası yaşananları, mahkeme kapılarına düşen Göle Federasyonunu, Ardahan’ın yine bir kaz gecesi ile kurtarmaya çalıştıkları görülenlerin Ankara ziyaretlerini ve biri demiryolu üç gümrük kapısı olan ama ithalat, ihracatın sıfır denen ama Ardahan Ticaret ve Sanayi Odasına  3. kez seçilmek için seçimi uzatan başkanın, ‘Gündemimizde seçim değil geçim var!’ dediği yasal olarak hemen yapılması ve bir hayli gecikilen ATSO seçimi gibi bir çok konuları konuşmaya devam ederken daha yeni başlayan gecenin ilk saatlerinde whatsapp mesajının  başlıksız haberini de göz ucuyla okumaya çalışıyordum.<br />
Telefon konuşması uzun sürünce ve diğer telefonuma gelen whatsapp mesajını bir an unuttuğumdan haberin geri silindiğini görünce o haberi yollayanı bu kez ben o geç saatte direk arayıp, gülerek kendisine, ‘Ne o nazlı ve çekilmeyenin kalmadığı söylenen Narsist sevgililer gibi hemen de küsüp, yazdığını siliyorsun, ama attığını okudum.. Attığın haberin aynısını kaç kez yazdığım o haberi geri atar mısın lütfen..’ diye kendisine sitem edip, sonra da başta kentte ki, ülkedeki eğitim sorunu olmak üzere bir çok konu ile bu kez de onunla uzun bir sohbet yaptıktan sonra bana özel gelen haberin metnini geri atmasını istiyordum..<br />
Ve silinen haberi geri alıp, yeninde  okurken ‘Müdürden eşine ödül!, 100 Stk’dan, 100 Bin TL.. Ve bakanı değişen Adalet..’ başlıklı köşemi ve aşağıdaki haberin içeriğini anlatan konuyu kaç kez yazdığımı, sayıp, en az 10 kez yazdığımı hatırlıyordum.<br />
Ve daha çok uzatmadan gece yarısı başlığını bana bırakan başlıksız habere yer verip, vali beye sorduğum soruya verilecek cevabı bekleyelim diyelim..<br />
‘Ardahan İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı 1 ortaokul binası ile 1 lise binası ve 1 kapalı spor salonu çürümeye terk edilmiş durumdadır.<br />
İmam Hatip Ortaokulunun binası okul yönetimi ve velilerin itirazları dikkate alınmadan boşaltılarak,<br />
okul bir lise binasına 2 yıl önce alınmıştır.<br />
Lise ve Ortaokul öğrencilerinin aynı bina ve aynı bahçeyi paylaşmasının öğrenciler arasında yaş ve fiziki farklılıklardan dolayı akran zorbalığına neden olma riski taşımaktadır.<br />
Boşaltılan okul binası farklı bir kuruma tahsis edilemediği gibi, çok kötü bir girişi olan ve İl milli eğitim müdürlüğüne yakışmayan hizmet binası da, bir türlü bu boş ve atıl durumdaki okul binasına taşınamamıştır. Eski İmama Hatip Ortaokulu 2 yıldır kaderine terk edilmiştir.<br />
Binanın içi kış koşullarının da etkisi ile kullanılamaz hale gelmiştir.<br />
Ayrıca Spor Lisesi binası ve bağlı kapalı spor salonu 1 yıldır boşaltılmış ve kendi<br />
kaderine terk edilmiştir.<br />
Yapımı daha 10 yıl bile olmadan atıl duruma düşürülen bu kamu binaları, Ardahan İl Milli Eğitimin 2 yıldır başında olup yılın epey bir süresini il dışında geçiren İl Milli Eğitim Müdürü Yusuf Uzantı’nın doğal olarak ilgi alanı olmaktan çıkmıştır. İlgisiz il müdürleri tarafından devletin neden bu kadar zarara uğratılması sorusu vatandaşlar tarafından sorulmaktadır.<br />
Ardahan’ın mevcut koşulları göz önüne alındığında , devlet ve özel sektör yatırımlarını  ile gelişeşebilecek bu ilde, başta Ardahan İl Milli Eğitim Müdürü Yusuf Uzantı olmak üzere, yöneticilerin basiretsizliği Ardahan’a ve devletimize zarar vermektedir.<br />
Ardahan İl Milli Eğitim müdürlüğünün bir hizmet binasına ihtiyacının olmasına rağmen, ayrıca bir çok kamu kurumunun bina ihtiyacının bulunmasına karşın, 3 kamu binasının kendi kaderine terk edilmesi kapılarına kilit vurularak çürümeye terk edilmesi tam bir akıl tutulması, yönetim zafiyeti, beceriksizlik, ilgisizlik, aymazlık gibi yönetim kabiliyeti olmayan insanların eğitim gibi önemli bir koltuğu boşa işgal etmelerinin bir sonucu olsa gerek.<br />
Ardahan İl Milli Eğitim Müdürü, 23 Şubat İlkokulunda 20 yıldan fazladır başarıyla görev yapan sınıf öğretmenleri varken, daha 1 yıldır Ardahan’ da görev yapan kendi eşini aylıkla ödüllendirmesi, ildeki tüm öğretmenler de güvensizlik duygusunun oluşmasına ve büyük bir motivasyon eksikliğine neden olmuştur. Ayrıca kadroyu aldıktan sonra, eşim buranın havasını alamadı diye ilden kaçmanın yollarını ararken, havasını alamayan eşine ilde uzun yıllar emek vermiş öğretmenleri yok sayarak kendi eşine maddi değeri ödülü aldırması hayli düşündürücüdür.<br />
Her ortamda Ardahan soğuk, biz buraya nereden düştük, bir an önce gideceğim diye 1 yıldır diğer il müdürleri ile hangimiz önce tayin yaptıracağız yarışına giren Ardahan İl Milli Eğitim Müdürü Yusuf Uzantı’nın bu ilgisizliğinden acaba Ardahan Valisi Sayın Mehmet Fatih Çiçekli’nin ve Milli Eğitim Bakanı sayın Yusuf Tekin ile Ardahan ilinin siyasetçilerinin haberi var mı sorusunu başta ilde çalışan öğretmenler olmak üzere Ardahan halkı sormaktadır.<br />
Evet, Ardahan halkı sormaktadır’ diye biten yukarıda ki başlıksız haberi birlikte okuduktan sonra vali beye sorduğumuz sorumuza cevap alalım mı?<br />
Onu da mezarlık duvarı dibini andıran ve 81 İl içinde sonlarda olan Ardahan eğitimini kurtaracağına inanılan o kapıdan yalnız gireceğine ve bunları soracağına inandığım ve Vali beye bırakalım..<br />
Ha unutmadan kendisine hazırladığım raporda zaman zaman kaynaklar sunduğum Vali beye bir soru sormuşken şu ramazan ayında nasıl iftar açacaklarını düşünen üniversite öğrencilerine olduğu gibi şehrin BAL ligi temsilcisi Serhat Ardahanspor’lu futbolcuların deplasmana gidişlerinde otobüs vermeyen ve 25 yıl sonra geldiği memleketi Ardahan’da rektörlük gibi güzel bir makamı, mevkii almanın yanında jet hızıyla 3. evliğini yapan, soy ismini neden değiştirdiğini hala merak ettiğimiz üniversitenin de bu kentin eğitimde 81 İl içinde sondan üçüncü olduğu da unutmadan, ‘Vali beyin Ardahanlı hayvan yetiştiricilerinden istediği boğalara ne oldu?’ diye sorduğumuz ikinci bir soru pardon dip not ile bugünkü yazımızda pencereye vuran sabah ışıkları ile ‘Ömürden uykusuz geçen bir gün daha gitti..’ diyerek yazımızı bitirelim..<br />
Evet.. bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..<br />
Bu metin, Ardahan’daki eğitim yönetimi ve kamu kaynaklarının verimsiz kullanımı üzerine yoğunlaşan yerel bir eleştiriyi içermektedir. Yazar, İl Milli Eğitim Müdürü Yusuf Uzantı’nın birçok kamu binasını atıl bırakarak devletin zarara uğramasına yol açtığını ve kendi eşini ödüllendirerek liyakat esaslarını çiğnediğini iddia etmektedir. Şehirdeki eğitim kalitesinin düşüklüğü ve yöneticilerin bölgeye olan ilgisizliği, doğrudan Vali Mehmet Fatih Çiçekli’ye hitaben sorulan sorularla sorgulanmaktadır. Yazı boyunca, mülki idarecilerin ve eğitim yöneticilerinin görevlerindeki ihmalkârlıkları ile bunların bölge halkı üzerindeki olumsuz motivasyonel etkileri vurgulanmaktadır. Sonuç olarak kaynak, yerel bürokrasideki yönetimsel zafiyetleri ve kamu israfını kamuoyunun dikkatine sunan sitemkâr bir değerlendirme niteliği taşır.]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/o-binada-yangin-ciksa-tum-onlemler-alinmistir-mi-denecek/1091/</link>
<pubDate>Fri, 17 Apr 2026 16:48:30 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Son 2 yeni haber, 3 eski 14 yıl önceki yorumlarım..</title>
<description><![CDATA[Gün boyu yaptığım onca haberi bitirip, dinlenmeye geçmeye hazırlandığım bir esnada göz attığım arşivimdeki yazılarıma bakarken adeta bugün yaşananları anlatan 14 yıl önceki 3 köşe yazımı 'Değişen bir şey var mı?' başlığı ile  yeniden yayınlamayı düşünürken önüme düşen bir fotoğrafı ' Ardahan Cumhuriyet Başsavcısı Adalet Bakanını ziyaret etti!..' başlığı ile habere çevirip, Ardahan'ın en çok takip edilen ve okunan haber sitemiz www.kuzeanadolugazetesi.com adlı haber sitemize eklediğim esnada bu kez  whatsappıma düşen bir fotoğraf ile az önce yaptığım 1. haberimin devamının geldiğini anlıyordum. Bu kez 'AK PARTİLİ BELEDİYELERDEN 'CHPL'Lİ TÜRKÜCÜ BAŞKANA TAM DESTEK!' başlığı ile günün ikinci  haberini yazıyordum.<br />
'Ardahan Cumhuriyet Başsavcısı  Adalet Bakanını ziyaret etti!..' başlıklı, 'Hakkında bir çok iddiaların öne sürüldüğü CHP'li türkücü belediye başkanının olduğu Ardahan'ın Cumhuriyet Başsavcısı, eski savcı yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek'i makamında ziyaret etti.' satıları ile devam eden birinci haberim sanki eksik kalmış gibi bu kez whatsappıma düşen fotoğrafa bakıp, '8 Yıldır görevde olan, aynı zamanda Ardahan Gazeteciler Cemiyeti Başkanı olan Gazeteci Fakir Yılmaz’ın, ‘ARDAHAN CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA ŞİKAYET ve İHBARIMDIR..‘ başlığı ile ‘YAZIYORSAM SEBEBİ VAR’  adlı köşe yazımda ele aldığım 16 maddelik iddialar olmak üzere hakkında bir çok iddianın olmasına rağmen başta AK Partili Milletvekili  olmak üzere hiç bir AK Partilinin ses çıkarmadığı CHP’li Ardahan Belediye Başkanına bir destekte AK Partili Göle, Çıldır, Hanak ve Göle Köprülü Belediye Başkanlarından geldi.<br />
Damal’ın Bağımsız Belediye Başkanının gitmediği, ne toplantısı olduğu öğrenilemeyen toplantı ardından 4’ü AK Partili Belediye Başkanın yanı sıra kendisi gibi Posof’u AK Partiden alan CHP’li Posof Belediye Başkanı ile poz vermenin keyfini yaşayan türkücü CHP’li Belediye başkanının, Ardahan  Cumhuriyet Başsavcının Adalet Bakanı ile görüşmesinin hemen akabinde vermesi ise günün en dikkat çekici durum olarak kayıtlara geçmiş oldu.' diye devam eden  haberi yazıyordum.<br />
Ve gün boyu onca haberin yanında yetinmeyip, AK Parti Ardahan İl Başkanı Hakan Aydın'ı arayıp, AK Partili başkanlarının CHP'lli türkücü Belediye Başkanı ile verdiği pozun anlamını soruyor ancak "Bir dokun bin ah işit" misali cevaplar alıyor, başkana üzülüp, 'Tamam başkan ben sormadım sen söylemedin ' diyerek gece 3'te bir medeniyetin bitecek' denen Türkiye'deki kapalı konsolosluğu saldırıya uğrayan İsrail ile birlikte Ortadoğu'yu kana bulayan Amerika'nın İran'a yönelik ne yapacağını, Japonya'ya attığı bombadan mı atacak diye tartışılan haberlerin sonuçlanmasını beklemeye koyulup, bundan sonrasını adeta bugün yaşananları anlatan 14 yıl önce yazdığım yorumlara bırakıyordum..<br />
Çünkü, Ardahanlı Mutlu Kerimoğlu'nun başkan yardımcısı olduğu Ankara Etimesgut ile Bursa Büyükşehir Belediyesine yapılan baskınlardan sonra birileri gibi ata binip, geçemediğim Üsküdar Belediyesine yönelik bir baskın olduğunu son dakikada öğrenen ben de AK Parti Ardahan İl Başkanı gibi bir duruma girip, "Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu" diyor ve normalde, bugünü anlatan 3 yazı ile 14 yıl önceki hiçte bayatlamayan yazılarıma yer veriyorum..<br />
İşte sanki bugünü anlatan dünün 3 yazısı...<br />
1;<br />
BDP Gerçek Muhataptır..<br />
Yüzde 99’nun Kürt  oyları alarak meclise giden BDP’lilerin PKK’nın uzantısı olarak lanse edip, ardından,’ siyasilerle müzakereye oturabiliriz’ diyen bir başbakanı düşünüyorum da karşıma ne kadar samimi bir müzakereci başbakanın çıktığını görüyorum..<br />
Baharın gelmesiyle birlikte yeniden şiddetlenmesinden korkulan çatışmaların artık sona ermesi konusunda oluşan havayı hissedemeyenlerin bir taraftan küfür ederek, diğer taraftan sözde müzakereci görünmesi de bir kadar düşündürücüdür.<br />
‘Siyasilerle görüşürüm’ diyen ama mevcut siyasilerin bir bölümünü içeri tıkatan, diğer kısmın adına da uzantı diyeceksin sonra da ‘biz barış, kardeşlikten yanayız’ diyen bir anlayışın nasıl olur barışı getireceği de meçhul olarak karşımıza çıkmaktadır.<br />
Bu nedenle öncelikle samimi olmak ve bu sürekli kanayan yarayı sarmak niyetinde olmak gerekmez mi?<br />
Bunu yapacak olanında bizzat başbakan olduğunu her kez iyi biliyor..<br />
Çünkü; ‘Bu sorunu, ben çözerim, Kürtlerin gerçek temsilcisi benim’ diyen aynı kişide bu başbakandır..<br />
Bu nedenle öncelikle samimi olmak ve BDP’lilerin elini tutarken kerhen değil, candan tutmak gerek..<br />
Çünkü başbakan da, başkaları da kabul etmezse de BDP’nin ülkenin 1. gündem maddesi olan Kürt sorunu konusunda birinci muhataptır..<br />
Tabi bu muhataplığı kendi tabanının istediklerinin yerine gelmesi halinde gerçekleşir.<br />
Bu nedenle BDP’ye akıl vermektense, ‘yok onu dinleme, yok bunu dinleme siyasi iradeni ortaya koy’ demekle sözde tuttuğun eli geri iter ve BDP’yi aradan çıkarsan o zaman gidersin bugün kabul etmediklerinin elini öyle ya da böyle tutarsın..<br />
Buradan yeniden diyorum ki; BDP Kürt halkının gerçek temsilcisidir. Eğer Kürt sorununun çözümünde samimiyseniz ve bu ülkeye barış gelsin, kardeşlik yeşersin diyorsanız karşınızda en samimi olan da BDP’dir diyorum..<br />
2;<br />
Hayırlı Olsun CHP<br />
Yıllardır aynı isimlerle siyaset yapan ve Göle yerelinde iktidar yüzü görmeyen CHP dün yaptığı ilçe kongresiyle yeni bir isim ve yeni bir liste ile yaklaşan yerel seçimler öncesi seçmene merhaba dedi.<br />
AK Parti'den sonra CHP'nin de değişime gittiğini gördüğümüz Göle'de etkili olan diğer bir parti BDP'nin de bu yolu izleyip, izlemeyeceğini merak ederken, Metin Kasımoğlu'lu yeni CHP'nin neler yapacağını önümüzdeki günler, aylar ve yerel seçimde göreceğiz.. 12 Eylül Cuntasının yarıgılandığı bir günde yenilenen Göle CHP'nin başta 102 yaşındaki Berfo Ana'nın aradığı Göleli devrimci Cemil Kırbayır'ı olmak üzere Göle'deki toplu mezarlar, TİGEM, Orman İşletmesi, kapatılan ve CHP'nin de ortak olduğu İş Bankası ile esnaf bankası Halk Bankası gibi yeni bankaların açılması, kilosu bir bardak çaydan ucuz olan sütü, bitmeye yüz tutan hayvancılık, yolu, suyu olmayan köyler konusunda nasıl bir yol çizeceğini merak ediyoruz.<br />
Bu ve buna benzerlerin üzerine gidip gitmeyeceğini, 1 Mayıs Mahallesinin isminin yeniden iade edilip, edilmesi konusunda da adım atacağına inandığımız devrimci abimiz Kasımoğlu'nun Göle Spor ve gençlere, kadınlara yönelik politikalar da geliştirip, bir zamanlar küçük Moskova denilen Göle'de CHP'nin yeniden toparlanıp, toparlanmayacağını hep birlikte göreceğiz..<br />
3;<br />
Yarın CHP’de seçim var..<br />
Geçtiğimiz gün CHP ile ilgili ele aldığımız yazımız ardından önce Damal'da, sonra Hanak'ta, ardından Posof ve Göle ile Ardahan merkezde ilçe kongrelerini tamamlayan CHP yarında Çıldır'da seçime gidiyor.<br />
Aynı zamanda Çıldır'da sevilen bir esnaf olan Nevzat Şirin'in başkanlığı yaptığı CHP'nin Çıldır'da tek aday ile gideceği bu seçim ardından İl başkanlığı seçimi yapılacak.<br />
Yarın Çıldır'da yapılacak olan Çıldır CHP İlçe Başkanlığı ardından yeni kadrolarla yaklaşan yerel seçimlere gidecek olan CHP'nin başta Çıldır'da olmak üzere Ardahan ve diğer ilçelerde, bir muhalefet partisinin arayıp bulamadığı sorunlarla boğuşan Ardahan'da kendisini göstermelidir. Bunun içinde Göle'de olduğu gibi Hanak'ta istendiği gibi Posof'ta yarışıldığı gibi İl Başkanlığı seçiminde de yeni bir yol çizmeli, buna göre adım atıp, İl yönetimi seçmelidir..]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/son-2-yeni-haber-3-eski-14-yil-onceki-yorumlarim/1090/</link>
<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 15:32:50 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>DEMOKRASİNİN ETTİĞİNE BAKIN!..</title>
<description><![CDATA[<br />
Evet.. Biz gazetecilerin '4. kuvvetidir..' denilen demokrasinin ne kadar ulvi bir şey olduğunu, kurtuluş savaşı öncesi ilk yapılan kongrelerin birinde yönetim şekli,  'Cumhuriyettir' deyip, yerel kahramanlarca kurulan Güneybatı Kafkas Hükûmeti ile ilk meclisi, ilk bayrağı göndere çekildiğinde bi haber olunan, biz kazcı sazcı Ardahanlılarca tüm ülke, dünyaya anlatılamayan memleketim Ardahan'da bir kez tarih yazmıştır.. <br />
Ve ulusal basının ana dinamosu olan biz yerel gazeteciler gibi ulusal meclisin yerel dinamosu olan ve bana göre değil, demokrasinin 'Yerel parlamentosu' dediği yerel parlementolardan olan Ardahan İl Genel Meclisi, birilerinin kendi beyinlerindeki örümcek ağını genişletmek için bindikleri treni sandıkları Cumhuriyeti taşıyan, bel kemiği olan demokrasinin en güzel örneğini bir kez daha sergilemiştir.. <br />
Çünkü, birilerinin hin düşünceleriyle bindiği Kara tren sandıkları halkın dediğinin olduğu demokrasi dolayısıyla devleti temsil eden Ardahan Valisinden sonra halkı temsil eden seçilmişlerin olduğu İl Genel Meclisine bağlı olan İl Özel İdarede dün işçi olarak çalışan biri olan Saffet Karatay, bugün işçisi olduğu meclisin başkanlığına taşınmıştır..<br />
Ve bu ilk cumhuriyet diyen ilk kongreyi, ilk hükümeti, Güneybatı Kafkas Hükümeti'ni kurup, barışı simgeleyen mavi rengi şehidin kanıyla sulanan kırmızı ve doğanın simgesi yeşil renkleriyle boyanmış bayrağı göndere çekilen memleketim Ardahan'da bu güzel, demokrasinin en güzel örneği yaşanmıstır..<br />
Ve.. <br />
Bugün NATO gemilerinin İstanbul Boğazında görülmesiyle bir kez daha gündeme gelen ve 'Anlaşmaya uymadınız, Nato'yu burnumun dibine getirdiniz, biz değil siz bozdunuz..' denerek her an bozulacağından ve Gürcistan'a giren tankları hatırlayıp, korktuğumdan olacak ki, bu üç yazıdır dikkat çektiğim<br />
Brest-Litovsk Antlaşması'nın içinde adları geçen Kars ve Ardahan'da kurulan ve  cumhuriyeti, demokrasiyi kendisine ilke edinip, Anayasasına koyan, uygulayan topraklarda bir kez daha demokrasi denmiştir..<br />
Evet, dün manşetlerde 'muhtar olamaz' diyen bugün kü Cumhurbaskanımız Erdogan, 7 milyon oy alıp 10 yıldan fazladır hapiste olan Demirtaş, iki kez seçilen ama Hakkari, Mardin ve son olarak Bursa gibi  beklenmedik iddialarla bir sabah derdest edilip, bir yıldır hapiste olan İmamoğlu ve 6 kez gidip, 7 kez dönen Demireller gibi daha niceleri, 'şu demokrasinin ettiğine bakın..' demeden dün işçi olduğu kuruma bugün başkan olan Saffet'e, 'tepki koymayıp, saygı göstersin..' diyen cumhuriyete, demokrasiye teşekkür etsinler..<br />
Ha bu arada, 'Arap Baharı' deyip, Arap Adasını, Ortadoğu'yu kana bulayan, 'Venezulya'dan sonra İran'da istediğimiz tamamdır..' demekle, Demokrasi, İnsan Hakları, Hak Hukuk deyip, kayumlarla, bombalarla, dediğim dedik demekle değil, önünde bir kez daha saygıyla önünde eğildiğim, 'demokrasi, Cumhuriyet iç kalenin kalın surlarıdır..' deyip, yazımıza son verip, Tempo TV'de canlı olarak yayınlanan GAZETECİLERLE GÜNDEM' adlı programda bir kez de sözlü anlatmaya gidiyorum..]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/demokrasinin-ettigine-bakin/1089/</link>
<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 17:29:43 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İRAN, BURSADAN BANA NE BEN ESKİ ARDAHAN VE YAZILARIMA GÜNÜ KURTARAYIM!</title>
<description><![CDATA[Sabahladığım bir geceyi daha bitirip, uzandığım yatakta uyumak isteyen gözlerimin kapaklarını zorlayarak, baktığı x'te gördüğümüm kısa bir mesaj, Bursa'da bazı kapıların er saatte çalınıp, açılmazsa kırılacağını hissederek uykuya geçiyordum.. <br />
Ve sabah uyanıp, yeniden baktığım telefona beni arayanın yayın grubumuzun dergilerini hazırlayan Necmi abinin beni aradığı görüp, kendisine geri dönerken karşıma Necmi abi değil, unutup, çoktandır  gitmediğim ve adını unutmaya başladığımı gibi görünen denizi kırmızı dediğim, Darıca'dan bir dostun sesi ile karşılaşıyordum. Iğdırlı dış cepheci Abdullah Şengül süpriz yapınca  yakınımda olduğunu anıldığı Şengül'ü bizzat görmek ve sabah havası almak, biraz da yürümek için evden çıkarken, Damallı hemşerim Mutlu Kerimoğlu'nun başkan yardımcısı olduğu Ankara Etimesgut belediyesinden sonra bu kez Bursa Büyükşehir Belediyesine operasyon yapıldığını haberini alıyor, cep telefonumu okuya okuya Necmi abiye misafirliğe gelen Iğdırlı hemşerim Abdullah Şengül'e doğru gidiyordum.<br />
Ha bu arada, 'MSB, Türkiye'de 'çok uluslu NATO karargâhı' kurulacağını duyurdu..' başlıklı habere bakıp, 'İstanbul'da kurulacak deniz komutanlığı ise Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu kapsamında Ukrayna-Rusya savaşı sonrası süreçte Karadeniz'in güvenliği açısından önemli rol oynayacak.' satırlarını okuyunca Ardahan'ın kuruluşu olan 23 Şubat'tan bir sonra ele aldığım ve birilerinin dikkatini çekmeye çalıştığım, 'Boğazlar boğazımız da, İstanbul kanalı neyimiz?!.. başlıklı yazımın 36 yıldır yazdığım, bugünü anlatan dünkü yazılarımdan farksız olarak bugün yaşanacakları anlattığını bir kez daha anlıyordum..  Çünkü, 'Boğazlar boğazımız da, İstanbul kanalı neyimiz?!..  başlıklı yazımda anlattıklarım, anlatmaya çalıştıklarımın sanki gerçekleşmek üzere olduğu ve sanki dediğim çıkacak gibi bir tedirginlikle hem düşünüyor, hem de gitmek istediğim yöne doğru yürüyordum..<br />
Evet, bugünkü 'MSB, Türkiye'de 'çok uluslu NATO karargâhı' kurulacağını duyurdu..'  başlıklı haber ile benim 'Boğazlar boğazımız da, İstanbul kanalı neyimiz?!.. ' başlıklı yazımı yan yana getirince, ben mi yoksa NATO'mu ya da yarın 'Siz Montrö'ye uymadınız.. Brest Litovsk anlaşmasını bozuyorum ve Ardahan’ı, Kars’ı geri istiyorum!..’ deyip, 40 yıl esaret ettiğim Ardahan'ı, Kars'ı ve böldüğüm Ahıska'yı geri alırım..' diyecek diye düşündüğüm Rusya'nın ne diyeceğini siz düşünün..<br />
Bilmem ama,eline cetveller alıp ekranlarda savaş uzmanı kesilen, Kafkaslara açılan 2 gümrük kapısı bulunan, Gürcistan ve Ermenistan'a yani Kafkasya'nın 2 ülkesine, Rusya'nın 'bamtelim' dediği sınıra sınır olan Ardahan'da olmayan konsolos, büyükelçi, bilim, ilim insanı, atom mühendisi değil, bir gazeteci olan ben geriye daha şurada bir ay önce anlattığıma, yazdığıma geri dönüp, aşağıdaki yazımda anlattıklarımı, anlatmak istediklerimi, 'Belki birileri ne anlatmak istediğimi bu kez  anlar..' umuduyla 2024 yılının 24 Şubat'ında ele aldığım yazımı bir daha yayınlarken  siz de, 'İstanbul Anadolu Kavağı'nda kurulması planlanan NATO Deniz Unsur Komutanlığı, hem Anayasa'nın 92. maddesi kapsamındaki "meclis izni" gerekliliği hem de Karadeniz'deki Montrö dengesini sarsma riski..' denilen bu gelişmeleri aşağıdaki yazımla yan yana getirip, değerlendirin derim..<br />
İşte, bugünkü, 'MSB, Türkiye'de 'çok uluslu NATO karargâhı' kurulacağını duyurdu..' başlıklı ulusal ajanslarca duyurulan, MSB'nn doğruladığı haberini siz değerlendirirken, bende dün, ''Boğazlar boğazımız da, İstanbul kanalı neyimiz?!.. ' yazı, yorumumu, 'İRAN, BURSADAN BANA NE BEN ESKİ ARDAHAN VE YAZILARIMA GÜNÜ KURTARAYIM!' diyerek buradan bir kez daha yayınlayayım..<br />
Ve dün yazılıp, bugün yaşanan gelimleri anlatır gibi olan ve 'Türkiye'de, özellikle İstanbul Boğazı çevresinde veya genelinde yeni bir çok uluslu NATO karargâhı kurulması iddiaları, 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni teknik ve hukuki açıdan doğrudan bozmaz. Ancak, hem II. Dünya Savaşı sırasında Nazilerin karşısında duran ABD, İngiltere ve Sovyetler arasında Aralık 1945'te Moskova'da düzenlenen dışişleri bakanları konferansının tutanaklarında o dönemki Rus lideri Stalin'in Türkiye'den Kars ve Ardahan'ı talep ettiği ve Boğazlar'da üs istediği bilinen bir gerçek olarak yani jeopolitik açıdan Rusya ile ilişkilerde gerginliğe ve Montrö'nün uygulanması konusunda tartışmalara yol açabileceği değerlendirilmektedir.' diye bakanlara katıldığım o yazım..<br />
'Boğazlar boğazımız da, İstanbul kanalı neyimiz?!..'<br />
23 Şubat 2026 günü, ekonomik, sosyal, kültürel olarak değil, tarihsel anlaşmaların imzalandığı 105 yıl önceki imzaların atıldığı o güzel anı yani Ardahan’ı bir kez daha kurtardık..<br />
Hem de o benden beter ağlamayı kesmeyen ve kandırılmak istenen bebeklere denen ‘havaya bak hava..’ denircesine havaalanı olmayan kentin üstünde uçan uçaklar eşliğinde.. Ve bozuk, buzlu, çamurlu kent içi yollarda gelip, geçen atları ve üstümüzde uçan F-16 uçaklarını izleyerek bir kez daha kurtardık..<br />
Peki, tarihsel olarak kurtardığımız ama kaça kaçtan beter ve devam eden göç ile boşaltmaya devam ettiğimiz Ardahan için bir de şunu soralım mı?..<br />
‘Boğazlar boğazımız, Kars-Ardahan bel kemiğimiz’ derken yani 105 yıl önce Ardahan bize geri verildiği anlaşmada hangi şartlar vardı?!<br />
Ve bu şartlardan biri yani ‘Boğazlarımız..’ denen ve senin, benim o çok istediğin ama ‘para yok’ diye kuru soğan, ekmekten başka bir şey geçmiyor..’ dediğin boğaz olarak anladığın o boğaz yoksa İstanbul ile Çanakkale boğazı mıdır?<br />
Yani bu boğaz kelimesinin karşılığında Karadeniz’e silahlı hiç bir gemi giremez şartı var mı?..<br />
Ve bu şartlar arasında, ‘Aha Kars ve Ardahan’ı veriyorum ama bak boğazlardan Karadeniz’e Amerika başta olmak üzere hiç bir yabancı ülkenin silahlı gemisini koymayacaksın’ demek midir?<br />
Ve bu sözleşme, hızla devam eden ve şu son aylarda bir hayli gündemde düşürülen İstanbul kanalı yüzünden bozulur mu?!<br />
Çünkü, dün yani 105 yıl önce yapılan sözleşme gereği Kars-Ardahan karşılığında bugün hiç bir silahlı geminin bırakılmadığı Karadeniz’e açılacak olan ve inşası hızla devam eden ve neredeyse kazılma aşamasına gelen ve ‘şimdilik’ deniz suyu altında olmazsa da üzerinde 6. Boğaz köprüsü yapılan Kanal İstanbul ile devre dışı kalacak mı?..<br />
Peki o zaman denmeyecek mi, ‘Sen Kanal İstanbul ile şartı ile 100 yıl önce anlaşmayı bozdun ben de Kars, Ardahan’ı geri sana verdiğim Brest Litovsk anlaşmasını bozuyorum ve Ardahan’ı, Kars’ı geri istiyorum!..’ denebilir mi?<br />
Bilmem ama bu soruları ve o antlaşmanın içeriğini, maddelerini, kendisini milletin vekili, tarihçi, araştırmacı hatta yazar, yetmedi gazeteci diye yutturan yağcılara, yalakalıktan ellerine Karadeniz’in o benden beter çırpınan suyu dökülmez olan çok bilmiş Ardahanlılara soruyorum..<br />
Hele şu 15 Temmuz’dan hemen sonra alel acele emekliliğini isteyen generale ya da benden beter çok bilmişlere yapay zekanın araştırmacı  ve yazar ettiği sahte diplomalılara bir sorun..<br />
Çıldır eyaletine son veren, Atatürk’ün son anda gelemediği vilayet<br />
Ardahan’ı kasabaya çevirtip, Kars’a bağlatan, Kazım Karabekir’in, ‘Boğazlar boğazımız’ yani ‘Biz istemedikçe kimse boğazlardan silahlı gemilerle Karadeniz’e dalamaz pardon geçemez’ dediği,<br />
Yani ‘Sınırlarımız içinde kalan boğazlardan hiç bir silahlı gemi Karadeniz’e geçip, Rusları rahatsız edemez..’ sözü, imzası denilen bu söz, ‘bu anlaşmaya, ‘Kars-Ardahan bel kemiğimizdir..’ sözü ile nasıl ve neden bağlanmıştır?<br />
Evet, üçüncü boğaza pardon İstanbul kanalına birde bu yönde bakıp, cevap verecek bir Ardahanlı var mı?..<br />
Yoksa gelinin, kızın yüzüne süsler sürüp, saklayıp ve ‘kaça kaç..’ denen dönemi yani vatanı bırakıp, kaçanlar değil de vatanı bırakıp, kaçanları kahramanlaştıranların yaptığı gibi siz torunlarda mı kaçacaksınız?<br />
Evet, Vatan-Millet-Sakarya edebiyatlarıyla benden daha çok vatan severler!..<br />
Haydi bu akıl edemediğiniz, iddiam, İmamoğlu iddianamesi değil, ciddi ve bir kadar sorgulanması gereken bir iddiadan öte acilen araştırılıp, iktidar, muhalefet, basın, medyaya cevap olacak önemli tarihsel bir soru..<br />
Ve, ‘bu soruma lise konumuna düşürülen üniversitenin üçüncü sınıfında evliliğini yapan, soy ismini neden değiştiğini merak ettiğim hemşeri rektörü de yanınıza alın cevap verin’ diyerek kopyasını verdikten sonra gelelim bugüne..<br />
Bazılarının, 'Oldu bitti ile Boğaz'a yabancı asker üssü' dediği bizde gelelim yukarıdaki yazım gibi yıllar önce ele aldığım ve sanki bugünü anlatan 10-15 yıl önce ele aldığım ve bugünkü konuyla diğer bir kaç köşe yazıma..<br />
Göleli Devrim Muhafızları!..<br />
Göle'nin olduğu gibi Ardahan'ın talihsiz kaderini ortadan kaldıracak çok önemli gelişmelerin kendiliğinden geliştiğinin farkında mısınız bilmem ama biz şahsen Türkiye'nin sınır ili, 75. Vilayeti Ardahan'ın 86 yıldır yaşadığı yoksulluğu gerek Allah'ın acımasıyla, gerek ise yer altında ve yer üstündeki kaynaklarıyla bunu 5-10 yılda aşacak diyoruz.<br />
Çünkü eğer üçüncü dünya savaşı çıkarsa Ardahan'ın bombalatmayacak petrol ve doğalgaz boru hatlarının Ardahan'dan geçeceğini ve sınır vilayeti Ardahan'ın dünyada stratejik bir konuma getiren BTC-BOTAŞ hatlarının Ardahan'da geçmesi, 250 Milyonluk Kafkaslara açılan, bugün etkin olmazsa da yarın Ardahan'ı adeta bir Harem, bir Ceyhan gibi gümrük konumuna getirecek olan Posof Türkgözü, Çıldır Aktaş Gümrük kapısı, dünya da büyük ihtiyaç duyulan ve kırmızı petrol olarak bilinen hayvancılık için mükemmel bir doğaya sahip olması, Göle'ye ismini veren yeşil çamların dünyanın birçok yerinde olmaması, Ozon tabakasının delinmesiyle birlikte her geçen gün biraz daha değerlenen yayla havasının, kışın devasa bir buz pateni haline gelen Çıldır, Göle gibi Aktaş gölü ve Göle'den doğup, Hazar'a uzanan su kaynaklarıyla ve geçen gün 2. Akademik yıl dönümünü gerçekleştiren, önümüzdeki yıl Göle'ye fakülte, Çıldır, Hanak, Damal ve Posof'a birer yüksek okul açacak olan Ardahan Üniversitesiyle geleceğinin çok iyi olacağına inandığımız Ardahan'ın önümüzdeki yıldan itibaren petrol kuyusu sahalarıyla dolacak olan Göle ile zenginleşip, serpileceğine ve yıllardır yaşadığı yoksulluğa son verecektir.<br />
Evet, biz buna inanıyoruz.<br />
Peki ya bunlar yaşanırken, biz ve insanlar umutlarını yitirmeden geleceği beklediği memlekette petrol çıkarsa,  satacakları arazileriyle, istimlak edilecek arsalarıyla, petrol taşımada rant elde edecekleri gelirleriyle birer Ceyar, birer devrim muhafızı olacaklar ne yapıyorlar?<br />
Onlar mı?<br />
Sanırız onlarda hiç bir şeyden haberi olmayıp, sonradan sahiplenen vekillerimiz gibi ortaya çıkıp, birer Irak, Suriye, İran pardon Göleli Devrim muhafızı olacaklar!..<br />
İşte tek korkumuzda bu ..<br />
Çünkü bu muhafızların içip, içip, Göle'nin altında yatan petrolü bugüne kadar Göle'yi, Ardahan'ı yaktıkları gibi yakarlar diye ..<br />
<br />
Boğaz değil, Goreveng Köprüsü ..<br />
Çoğu Ardahanlı ve de Göle'nin doğru dürüst adını bilmediği, nerede olduğunu görmediği Goreveng’in Belediye Başkanı Yıldırım Sarıkaya’nın tamı tamına bir yıl önce başladığı ve ancak bitirebildiği köprüsü çok şükür bitti ..<br />
Yaptı derken köprünün tümünü değil, yarısını, yani genişletmesini bir yıla bitiren başkanın valiye jestide çok anlamlıydı, hem de tam da eskiden başkanılğını yapıtığı derneğin tapusunu üzerine çevirdiği iddilarının ve pis kokuların ortaya atıldığı bir sırada..<br />
Ne edecen kardaş, işte başkan dedin mi işi bilen, işini hatta derneğin tapusunu üzerine çeviren başkan olacak ..<br />
Hayırlı olsun Gorevengliler ..Tabelası olmazsa da, yetişmezse de artık Köprülünün bir köprüsü var, hemde ismi bir valinin ismi haa..<br />
Gören diyecek boğaz köprüsü maşallah!..<br />
Şimdi; ‘İstanbul’da köprü varda Gorevengte olmayacak mı?’ diye kızanlarınız olabilir kardaş ..<br />
Yok vallahi bir şey dediğimiz yok, bu güzel hizmeti yapan başkana, destek sunan kaymakamlara, valiye, işi gücü bırakıp, taa Köprülüye kadar gelen ama bir çağ kebabı yemektense, kuru krakerler yiyip dönen devlet erkanına bizde teşekkür ediyoruz..<br />
Allah razı olsun, boğaz değil, Göreveng köprüsünü yapanlara ..<br />
Çünkü heç değilse adını, sanını duyan oldu benim köy mü, belde mi belli olmayan köprümün pardon Köprülümün ..<br />
Göle’nin asıl kurtuluşu ..<br />
Orduların karşı karşıya gelmediği, ciddi bir gerçek savaşın yaşanmadığı, yerel çetelerin resmi ordudan silah ve destek almadan, en önemlisi Ermeni ve Gürcülerin birazda kendiliğinden terk ettiği Göle'nin bir kurtuluşunu daha geride bıraktık, hem de bandolu, geçitli, güneşli bir havada ..<br />
Evet merkeziyetçi bir anlayışın köylerin olduğu gibi insanların isimlerini ve soy isimlerini bile belirlediği ülkemde 'Göle'nin de kurtuluşu olsun' denilerek yapılan bir etkinliği daha geride bırakırken, asıl kurtuluşun bu mu yoksa Göle ve Gölelinin bir parça ekmek için hemen her gün göç ederek boşalttığı yoksul Göle'ye gerçekten sahip çıkıp, yeniden kazanmak olduğu mudur Göle'nin gerçek kurtuluşu?!.<br />
Belki de her seçimde makarna, pirinç dağıtılıp oyu alınacak kadar yoksullaştırılan Göle'nin gerçek kurtuluşunun bir bardak çaydan daha ucuza satılan sütün gerçek fiyatını bulması, Göle'ye ismini veren yeşil çamların ekonomiye kazandırılıp, ağaç sanayisi vasıtasıyla bölgenin yoksul halkını kurtarabiliriz ..<br />
Kim bilir belki de hemen her gün ve her köşede açılan cemaat yurtlarından ziyade Ardahan Üniversitesi'ne bağlı yüksek okullar, fakülteler açılarak Göle kurtulabilir!..<br />
Ya da Erzurum sınırının burnunun dibine kadar girip, meralarını elinden aldığı Göle'nin yaylalarını yeniden geri alıp, Göle sınırları içine katarak kazanabilirmiyiz acaba?..<br />
Ardahan'ın en büyük ilçesi olmasına, en çok oyu bulunmasına karşın Ardahan'ın iki vekilinden birisinin Göleli olmasıyla Göle'yi kurtarabiliriz ..<br />
Belki de Göleli siyasetçilerin, aydınların, ileri gelenlerin gerçek anlamda bir araya gelip, oluşturacakları güçlü bir Göle lobisiyle Göle'yi kurtarabilir, yanına da bir parça ekmek için ata, dede yurdunu terk etmek zorunda kalanları ve Metropollerde bulunan Göle Derneklerine sığınan Gölelileri yeniden Göle'ye getirip, yatırım yapmalarını sağlayarak Göle'yi gerçek anlamda kurtarabiliriz..<br />
Kısaca Göle'yi, hatta Ardahan'ı, Türkiye'de bulunan tüm ilçelerin en yoksulu olan Damal'ı, gümrük kapısı olmasına karşın sınır ticareti yapılmayan Posof'u, yıllardır açılmayan Aktaş Gümrük Kapısına sahip Çıldır'ı, Posof ve Damal'ın olduğu gibi doğalgazın burnunun dibinde geçmesine karşın belediye başkanının köyünün yolunun bile tozdan, dumandan geçilmediği Hanak'ı gerçek anlamda kurtarmak için artık tarihte kalması gereken resmi ve rutin törenlerle değil, ciddi anlamda yatırımlarla, girişimlerle, hayali olmayan projelerle, en önemlisi artık el ele verip, Göle'nin de içinde bulunduğu tüm Ardahan'ı kurtarmalıyız..<br />
<br />
Meryem Köyünün Su Sorunu..<br />
Sürekli takipçilerimin arasında olan bir okurum dün beni telefonla arıyor.<br />
Ve diyor ki; 'Ne o gazeteci eskisi gibi köyleri gezmiyor, kentin, ilçelerin, köylerin göz ardı edilen sorunlarını sende görmüyorsun. Bak gel hele o birilerinin her gün gelip geçtiği Çıldır'ın Meryem köyünün suyu aylardır akmıyor. Yeni kurduğum gazetenin bulunduğu Hanak'a giderken yol üstünde bulunan ve Ardahan eski milletvekillerinden Faruk Demir'in de köyü olan Çayağzı köylüleri de susuz.. Hoçvan Kımılı köyü yani Otbiçen'in öğretmeni doğru dürüst okula gitmiyor, Bu köyün asıl öğretmeni başka köye alındı. Göle'nin köyleri gibi kent merkezinin yanı sıra arka sokaklarında da kar ve buzdan geçilemiyor. Hanak, Damal, Çıldır ve Posof'ta da durum aynı.. Sen ve senin gibi orada gazetecilik yapan arkadaşlar bunları niye dile getirmiyorlar. Ne oldu sizlere?'<br />
Öncelikle beni arayıp, sitemlerini dile getiren bu okuruma teşekkür ettikten sonra bende dedim ki;<br />
'Sevgili hemşerim.. Başı ağrıyaranın biz gazetecileri aradığı bir Ardahan'da Armut piş, ağzıma düş diyen başta köylülerimizin olmak üzere bölgenin sorunlarını elimizde geldikçe dile getiriyoruz. Ancak bu işin sadece gazeteciyi aramakla değil, gazeteci sen yaz biz arkadan da gelmeyiz değil, sen valiyle, kaymakamla, başkanla, müdürle, vekille, hükümetle, devletle dövüş biz seyredelim değil.. Eğer sorun varsa o sorunu yaşayan önce gündeme getirmeli.. Hiç bir şey yapmaz ise bir dilekçe yazmalı, valiliğin, kaymakamlığın, siyasilerin kapısını aşındırmalı..<br />
Olmadı mı? Yol üzerinde bulunan Meryem ile Orağaz köylüleri en azından bir eylem yapmalı, yolu kesmeli, gelip geçene suyumuz yok demeli..<br />
Göleli gibi Hanaklı, Posoflu, Damallı, Çıldırlı da o her gün bata çıka gittiği evinin yolunu açmayan belediyeye gitmeli derdini anlatmalı, olmaz ise mahalleyi toplayıp başkanın makamını basmalı..<br />
İsyana teşvik diyeceksin ama dökmeden kırmadan hak aramanın öyle bir telefonla gazeteciyi aramakla değil, bizzat kendin yapmalısın' dedim..<br />
Nasrettin Hoca gibi ikimizin de haklı olduğu bu telefon görüşmesi bittikten sonra düşündüm..<br />
Ya niye öyle başı ağrıyan pat diye beni arar diye. <br />
Bu kentte iktidarın siyasi parti yöneticileri yok mu, vali, kaymakam, vekil, aydın, ileri gelen, birde benim gibi gazeteci olduklarını söyleyen gazeteciler yok mu?<br />
Peki, bunlar yok ise CHP, MHP, BDP gibi muhalefet partileri de mi yok?<br />
Seçimden seçime ortaya çıkıp, halkı kurtaracaklarını söyleyenler nerede?<br />
Dernekler, STK'lar ne iş yaparlar bu memlekette?<br />
Bilmiyorum ama bak yine dayanamayıp, Meryem'in, Orağaz'ın suyu için beni arayıp dert yanan okurum yine başımı ağrıttı..<br />
Şu yazdıklarımla ona buna laf soktu dedirtip, işin sorumluları başta olmak üzere birilerinin bana kızmasına neden oldu.. Allah, Allah ya..<br />
<br />
Bu nereden çıktı?<br />
Tam da eğitim öğretimin sonlardan kurtulacağı söylenen bir zamanda İlçe Milli Eğitim Müdürü görevinden istifa ediyor.<br />
İlçe halkıyla barışık, eğitimcileriyle iç içe bir müdür neden durduk yerde istifa eder diye araştırırken, DSP'li İl Genel Meclis Üyesinin maili geliyor.<br />
Açıp okuduğumuzda şok oluyoruz..<br />
Çünkü bu istifanın arka perdesinde birçok film oynanmışta, biz gazeteciler filmi kaçırmışız..<br />
Ortaya atılan iddianın ne kadar doğru olduğunu bilmesekte ve durumu İlçe ve İl Milli Eğitim Müdürüne sorsakta kimsenin konuyu deşmek istemediğini ve normal bir istifa deyip geçtiğini hissediyoruz. Bilmiyoruz ama sanırım bu yılda yaşanacak başarısızlıklara bir kulp bulduk.<br />
Nasılsa bu memleketin bundan daha çok şansı olmaz ki..<br />
Kısacası; İnsana, 'bu nereden çıktı' dedirten şans varken bizde..<br />
Yeni Gözlem’i Sindiremeyenler ..<br />
Göle’de yaşanan gelişmeleri günü birlik olarak okuruna duyuran Yeni Gözlem’in gazeteciliğini içlerine sindiremeyenler sadece bizim gibi gazetecilik yapanların olmadığını görüyoruz.<br />
Halbu ki; Gazetecilik sahasında yarışanlar arasında yaşanan tatlı sert tartışmalar, gerginlikler olması normal olsa da bu sahada olmayanların kuyruk acılarını anlamış değiliz..<br />
Haydi meslektaşlarımızla yaşadığımız yarışın getirdiği stres, sorunlar olabilir bu gayet normal bir durumdur. Kaldi ki bu durum iki esnaf, iki siyasetçi arasında da yaşandığını herkes anlar, bilir ..<br />
Peki ya Yeni Gözlem’in Göle’de yayınlanmasına karşın ve günlük olarak okuruna dolu dolu olarak ulaşmasına rağmen birilerinin bunu görmezden gelip, es geçmesine ne dersiniz?<br />
Bilmem ama bu gazeteyi hazırlayan ekibin bu tür ayak oyunlarını yapanların nereden kuyruk acılarını olduğunu gayet güzel anlıyor.<br />
çünkü bu gazete onların emrine girip, onların söylediği gibi haber yapmıyor, onları boşuna ve hak etmeden pohpolamıyor, varsa hataları öyle ibrileri gibi dipte köşede konuşmaktansa sayfalarına yansıtıp, yaşananları toplumla, kamuoyu ile, okuru ile paylaşıyor ..<br />
Evet son olarak duyuyoruz geçenlerde birileri yemek vermiş, Göle’deki sporu kurtarma adına ve bu yemeğe Göle Gözlem’i çağırmayı düşünmemişler ..<br />
Olabilir bizim birilerinin yemeğinin derdinde olmayacağımızı onlarda bilir ..<br />
Ancak bizim burada diyeceğimiz tek bir şey var, o da bu gazeteyi görmezden gelenlerin sıkıştıklarında çalacakları kapının Yeni Gözlem’in olduğunu biliyorlar ..<br />
Ve o Yeni Gözlem’in onlar gibi içten pazarlıklar yaparak, yaşananları, gerçekleri, var olanı görmezden gelip es geçmeyeceğinidi de ..<br />
Kısacası bu gazete Göle var oldukça yayınlanacak ..<br />
Bu nedenle size tavsiyemiz Göle’nin en çok okunan, en çok dağılan, en etkili gazetesi Yeni Gözlem’i görmezden gelmek bizi değil sizi düşündüre dursun ..<br />
Çünkü er ya da geç sindireceğinizi bile bile bu tür ayak oyunlarını bırakın en iyisi ..<br />
Çünkü golü biz değil, sizin bu tür içten pazarlıklarınız yiyor bilesiniz..<br />
Evet.. bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..<br />
Bu metinler, Ardahan ve Göle özelinde yerel sorunları küresel jeopolitik gelişmelerle ilişkilendiren eleştirel bir bakış açısı sunmaktadır. Yazar, Kanal İstanbul ve NATO karargâhı gibi projelerin Montrö Boğazlar Sözleşmesi üzerindeki etkilerini sorgulayarak, bu durumun tarihi anlaşmalar çerçevesinde Kars ve Ardahan'ın güvenliğini tehlikeye atabileceği uyarısında bulunmaktadır. Bölgenin sahip olduğu stratejik enerji hatlarına rağmen kronikleşen yoksulluk, bitmeyen göç ve altyapı yetersizlikleri gibi temel meseleler geniş yer bulmaktadır. Yerel yöneticilerin ve halkın bu sorunlara karşı sergilediği duyarsızlık sert bir dille eleştirilirken, bölgenin kaderine terk edilmişliği ulusal güvenlik ve toplumsal kalkınma penceresinden değerlendirilmektedir. Son olarak, yerel basının karşılaştığı baskılara rağmen gerçekleri savunma kararlılığı vurgulanarak halkın hak arama mücadelesine aktif katılım göstermesi çağrısı yapılmaktadır.]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/iran-bursadan-bana-ne-ben-eski-ardahan-ve-yazilarima-gunu-kurtarayim/1088/</link>
<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 15:09:15 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>BAYRAM ŞEKERİNİ, TATLISINI ve HARÇLIĞINI NASIL ALACAĞIZ?</title>
<description><![CDATA[Bir yetmez, 3 oda yetmez 11 maaşı alanların olduğu söylenen ülkenin Adalet Bakanı Akın Gürlek’i  “Küçük turpun büyük marifetleri”  başlığı ile suçlayıp, eski savcı, yeni bakanın Lüksemburg’da kendine ait bir yatı başta olmak üzere toplam değerinin 452 milyon liralık konut mal varlığının olduğu ileri süren muhalefet partisi CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in kendi partilisi, Ardahan’ın türkücü Belediye başkanın da yatının olduğundan haberi var mı bilmem ama ‘Bir bayram mesajı, bir reklam alabilir miyiz?’ telaşı içinde olan biz gazeteciler başta olmak üzere ‘Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır’ denen aya merhaba diyen halkın, milletin derdinin bunlar değil, bayram tatlısı, çocuk, torun harçlığı olduğu bir gerçek..<br />
Yaklaşan Ramazan bayramı öncesi ‘BAYRAM ŞEKERİNİ, TATLISINI ve HARÇLIĞINI NASIL ALACAĞIZ?’ diye kara kara düşünen insanlara, “İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa” diyen ve Posof Ulgar tüneli gibi tünel bekleyen Sahara dağını helikopter ile aşıp, geldiği Ardahan’da kendi bünyesinde bulunan ve yapıldığından bu yana doğru dürüst kullanılamayan hastanenin Ambulans Helikopter sahasına inemeyen dünyanın savaşta olduğu bir zamanda ‘hazırlar mı?’ diye merak edilen Askeri birliklerin helikopter alanına yönelen ancak buraya da inemeyip, sonrasında paketlenip, markalaşamadığından vita tenekelerinde, domates salçası kavanozlarında satılmaya çalışılan Kafkas Ardahan Balına yapışıp, kalan şehrin BAL ligi takımının top koşturduğu futbol sahasına inmek zorunda kalan Sağlık Bakanı, 10 milyon kişinin kilosunun ölçüldüğünü ve 210 bin vatandaşın ideal kiloya ulaştığını açıklıyordu.<br />
Yani, ‘Ya açılışını yapmak, hizmete sokmak için geldiğimi sandığım bu Kalp Anjiyo Merkezi yine mi bitmemiş.. Bu yetmez burayı bitiremeyen müteahhitle yeni bir iş, Özel İdare lojmanlarını nasıl verirsiniz.. Ki o müteahhittin yaptığı daireleri alanların başında, kendisine ait malları satıp, nakde çevirdiği söylenen Genel Sekreter’in başında olduğu Ardahan İl Özel İdarenin üst düzey çalışanları olduğu iddiaları da ne iş?’ demeyen ve  hemen her gün gelen zamlarla market raflarında kalan tüketim malzemelerini alamayan,, tüketemeyen ve ‘BAYRAM ŞEKERİNİ, TATLISINI ve HARÇLIĞINI NASIL ALACAĞIZ?’ diye kara kara düşünen vatandaşın kendiliğinden değil, başında bulunduğu bakanlığın başlattığı “İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa” kampanyası sonucu zayıflayıp, bir kemik, bir deri pardon sağlıklı kaldığını söylüyordu.<br />
Evet, ‘BAYRAM ŞEKERİNİ, TATLISINI ve HARÇLIĞINI NASIL ALACAĞIZ?’ diye kara kara düşünüp, yeni bir bayrama, ‘gelmişsin de neyime?’ diyen vatandaşın Amerika’nın, İsrail’in, İran’ın başlayan yeni savaşın 20. günün de attığı füzelerin Güney Pars’tan önce Suudi Arabistan, BAE ve Katar’dan önce ülkemizdeki akaryakıt istasyonlarında bulunan pompalara ardından ceplerine düşüp, deldiğini, kalan bir kaç kuruşu da ellerinden aldığını belirttiği bir bayram öncesi  bayramlarını cezaevlerinde geçiren belediye başkanlarına yönelen ve devam eden operasyonlarda devam ederken, kendi eş başkanlarına, belediye başkanlarına yapılanları unutan, ülke ve dünyada yaşananları konusun da şu bizim kazcı, sazcı, iftarcı dernekler, federasyonlar gibi ortada gözükmeyen, kirasını ödeyemediği için Ardahan’daki İl ve İlçe Binasını daha ucuz, uygun yere taşımaya hazırlanan DEM’in de Newroz’da yakılacak olan ateşlerin etrafında halaylar çekmeye hazırlandığı ülke ‘Allah kabul etsin’ denen bol ve lüks iftar sofralarına geçen bir ramazan ayını bitirip, tatsız denen ve ‘BAYRAM ŞEKERİNİ, TATLISINI ve HARÇLIĞINI NASIL ALACAĞIZ?’ denen bayrama giriyor.<br />
Ve, ‘BAYRAM ŞEKERİNİ, TATLISINI ve HARÇLIĞINI NASIL ALACAĞIZ?’ diyen Anayasanın 4. kuvveti, vatandaşın sesi, kulağı dili olduğu söylenen ama bir reklam, bir mesajla daha özgür basın diyen ama sağlık bakanının Ardahan’a geldiğini fotoğraflayıp, bir soru sormasına izin verilmeden ‘Haydi arkadaşlar, sayın basın mensupları siz hele buradan çıkın, bizim kendi iletişim başkanlığı, basın müdürlüğü, tik, tok, ınstagram, facebook, xtwit yeter’ denip, cumhurbaşkanına, bakana, belediye başkanına valiye, kaymakama soru sormaya izin verilmeyen biz gazetecilere de düşende, ‘hayırlı bayramlar’ deyip, bugünkü yazımızı tatsız pardon tatlısız bitirmek..<br />
Evet.. bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..<br />
Bu metin, Türkiye’deki ekonomik darboğazı ve halkın alım gücündeki keskin düşüşü, yaklaşan dini bayram arefesinde eleştirel bir yaklaşımla ele almaktadır. Yazar, siyasilerin sahip olduğu iddia edilen büyük servetler ile vatandaşın bir bayram tatlısı dahi alamayacak duruma gelmesi arasındaki derin uçurumu gözler önüne sermektedir. Ardahan özelindeki yerel sorunlar, aksayan kamu hizmetleri ve bürokratik engeller üzerinden, devlet yetkililerinin halkın gerçeklerinden ne kadar kopuk bir söylem içerisinde olduğu vurgulanmaktadır. Ayrıca, zor şartlar altında görev yapan yerel basının ifade özgürlüğünün kısıtlanması ve geçim derdinin bayram sevincinin önüne geçmesi etkileyici bir dille anlatılmaktadır. Toplumun geniş bir kesiminin kutlamalardan ziyade hayatta kalma mücadelesine odaklandığı bu karamsar tablo, resmi açıklamaların sahadaki karşılığını sorgulatmaktadır.]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/bayram-sekerini-tatlisini-ve-harcligini-nasil-alacagiz/1087/</link>
<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 13:12:48 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Siz Aktaş&amp;#39;ın nerede biliyor musunuz?</title>
<description><![CDATA[<br />
Sevap diye ‘Al/Yapıştır/Gönder’ hazır Cuma ve kandil mesajları gibi bizde erkenden ama emek verip hatırladığımız mesajlar ile şimdiden kutladığımız bayram öncesi Ulusal tv TEMPO TV’de, ‘Gönülleri fethedeceğiz’ diyen Fetih Partisi Genel Başkanı Fatih Sinan Yılmaz’ı konuk edeceğimiz özel bir programın hazırlıklar ve ‘Reklam, Mesaj ve Sponsorluklarınızla yerelden ulusala özgür gazetecilik..’ diyerek, ramazan bayramı öncesi okur ve gönüllü destekçilerimizin bayram mesajlarını hazırlama telaşında, gazetelerimizi hazırlarken, Çıldır gazetemizin sesi olduğu bölgede önüme bir haber düşüyordu.<br />
Video oynatıcı<br />
Haberin başlığı, ‘Orta Doğu’daki gerilim Aktaş sınır kapısını kilitledi..’ olurken aynı haberin devamında, ‘ Orta Doğu’da tırmanan gerilim, Türkiye’nin Kafkasya’ya açılan sınır kapısı Aktaş’taki yoğunluğu artırdı. İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik başlattığı hava saldırıları 15’nci gününe girerken, güvenlik endişesi taşıyan uluslar arası nakliye firmaları rotayı Ardahan’a çevirdi. Türkiye’nin en büyük üçüncü gümrük kapısı olan Çıldır Aktaş Sınır Kapısı, tarihinin en yoğun günlerinden birini yaşıyor.’  idi.<br />
Bir daha okumanızı istediğim bu haberi okurken yıllardır ve her seçimde, ‘Kurulacak’ denilen ama hâlâ ortada olmayan Sınır Ticaret Merkezi, bir STM olmadığından aynı haberin satırları içinde ‘ticaret’ diye bir satırın olmadığını yani bir konsolosluğun, bir gümrük müdürlüğü, yol boyunca bir lokantası, lastikçisi, su satan büfesi olmayan bu gümrük kapısın da yaşanan tır hareketinde başta bölge insanı olmak üzere ‘yöre ticaretine şu kadar katkı oldu, bu kadar para kazanıldı’ satırları yoktu.<br />
Çünkü, türkücü başkanın yediği balıkların parasını vermediği için zorda kalan tek göl kenarı lokantalı Çıldır Gölünün yanı başında her gün gelip, geçen Kars-Tiflis-Bakü Demiryolundaki her gün gelip, geçen trenlerin bir istasyon, bir antrepo olmadığı için bölge ekonomisine hiç bir katkı sunmadığı gibi İran’a yapılan saldırı dolayısıyla güneydeki gümrükleri kullanmayıp, kuzeydeki Aktaş’a, Posof Türkgözü Gümrük kapısına yönelen tırlarda  gelip, geçmekten öte bir işe yaramıyordu.<br />
Evet, açıkça soruyorum ey Ardahan’ı kurtarmaya aday ama bir gün bir fotoğraflarını, bir görüntülerini Ardahan sınırları içinde geçen Kars-Tiflis-Bakü Demiryolunun raylarının üzerinde göremediğimiz milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız, stk başkanlarımız, vekil adaylarımız, hatta vali, kaymakam, il, ilçe mülkü amiri vali, kaymakamlar ve içinde ticaret, sorunların çözümü konusunda bir kelimeleri olmayan bu tür haberleri yapan gazeteci arkadaşlarımız, ‘Siz, STM’si olmadığından sınır ticaretinin yapılmadığı Çıldır gölünün yanı başında, Ermenistan-Türkiye sınırının dibinde, Çin’den kalkıp, Kafkaslara uzanırken Ardahan toprakları içinden geçen KTB yani Kars Tiflis Bakü Demiryolunun, Aktaş Gümrük Kapısının nerede olduğunu biliyor musunuz?’<br />
Sanmıyorum, çünkü seçimden seçime ellerine aldıkları içi boş ve kalacakları otelde giyecekleri pijamaları olan çantalarla temsil etmek için gelmeye çalışırlarken, ‘Ardahan’da havaalanı var mı?’ diye soranlardan sizde aşağı değil, kazcı, sazcı, iftiracı, lobiciliği, nenelerinin lobiyesi sanan dernekler, federasyonlar, konfederasyonlar gibi her yıl bin kişinin göç ettiği o çok sevdiğiniz Ardahan’ı tanımaz, bilmez ama miras,  mazot, arpa, buğday, tosun desteklerine, ‘Ardahanlıyım ben..’ diyenlersiniz..<br />
Bugün Ardahan’ı kurtarmak için yola çıkanların bu bir zamanlar, yollarında güller açan ve ‘Ardahan’ın yollarında, güller açar bağlarında’ türküsünü söyleten Ardahan’ın yollarının niye böyle bozuk, çamur deryası içinde olduğunu acaba hiç konuşup, yazıp, düşünüyorlar mı?<br />
Ve başta Aktaş’a olmak üzere tüneli açılmayan Posof Türkgözü gümrüğü ile bilinen Ardahan’a gelen, giden yollar gibi bu kentin sağlıkta, ekonomide, eğitimde, sosyal hayatta, niye böyle yoksul, böyle fakir kaldığını akıllarına getiriyorlar mı?<br />
Getiremezler çünkü Ardahan onların aklına seçimden seçime gelir ve aday gösterilip, seçildikleri takdirde ve ya yazdan yaza köye gidip, kuruyan köy çeşmeleri dibinde selfie çekmekle Ardahan’ı kurtarmak gelir ..<br />
Ardahan’ın kaç ilçesinin olduğunu bilmeyenlerin, Ardahan’ın diğer ilçelerini gidip görmeyenlerin, her yıl yüzlerce insanın kişinin daha göç ettiği köylerinin içler acısı halinin nedenini sorup, sorgulamayanların ve seçimden seçime Ardahan sevdalısı olup, bunu da vekil adayı olmakla ortaya koyanların cirit attığı şu günlerde seçmenden bir ricam var..<br />
O ricam da size gelip, oy isteyenlere Tibat köyünün nerede olduğunu, üzerinden Şavşat’a direk bağlanmak istenen yol ile Posof Türkgözü gümrüğünü direk Karadeniz’e bağlama hesapları yapılan Kol köyünün hangi ilçeye bağlı bulunduğunu, göl kenarında olmasına karşın bir restoranı, bir oteli ya da villanın olmadığı, Çıldır Gölünün yanı sıra Çıldır ilçe merkezinin içme suyunu karşılayan bir su kaynağı olan ama değil ilçe belde, nahiye bile edilemeyen Hoçvan’a suyu verilmeyen Ardahan’ın en büyük dağı olan Kısırın dibindeki Meredis köyünün yeni isminin ne olduğunu, Hamaş köyün de kaç kişi kaldığını, 21 köy gibi Kısır dağının boşa akan suyunu içme umuduyla bekleyen Hoçuvan Murka nerede, dünyanın 8. harikası olarak kayıtlara geçmesi gereken Atatürk’ün siluetinin hangi köyde pardon yoksul ve ‘köprü, kanal istemezuk’ diyen CHP’li Damal Belediye meclis üyelerinin, ‘Çocuk kreşi de istemezuk’ dediği Damal’ın hangi mahallesin de ve ne zaman hangi saatlerde ortaya çıktığını, Alevi mi Suni mi diye tartışılan Şekke köyünün Göle’ye mi, Posof’a mı bağlı olduğunu sormalılar..<br />
Sormalılar ki; Bunların daha Aktaş’ın nerede olduğunu,  Göle, Damal, Hanak, Posof, Çıldır ilçeleri olan 227 köyü, 39 mahallesi, bir beldesi olan, yağan her kardan, esen tipiden kapanan şehirler arası yolları dolayısıyla her yıl yüzlerce hayvanının buzağı atmadan, şaptan telef olmasından sorumlu ve kale diye define arandığı söylenen Göle TİGEM’den sorumlu tarım bakanının gelemediği, bir türlü açılamayan kalp anjiyo merkezini açacak mı diye merak ettiğimiz sağlık bakanının geleceği söylenen, başta köy, yayla kent yolları olmak üzere onca sorunun yaşandığı ve çözüm beklediği, vita tenekelerinde satılan Kafkas arısının balına yapışıp, BAL’dan değil, parasızlıktan 3. lige çıkamayan futbol takımının, Ağrılı başkana bırakıldığı, bir türkücünün sazlı festival, şenliklerin yapılacağı söylenen Ağustos böceği gibi saz çaldığı, lise konumunda olduğu söylenen, bodrumu ile tartışılan üniversitesinin öğrencilerinin dolmuş parası bulamadığı Ardahan’ın sorunlarını bilmediklerini ortaya çıksın..<br />
Ve be bu yazımı yazarken yukarıdaki haber gibi onca haberlerin arasında havuz ve okyanus medya aracılığı ile Afrika, Ortadoğu, Irak, Libya, Lübnan ve Suriye’den sonra İran’a açtığı savaşı normal ve haklı olarak gösteren Gazze’den sonra Suriye Şam’a kadar geldiği gibi şimdide Lübnan’a giren İsrail ortağı Amerika’nın okul, hastane, cami demeden yağdırdığı bombaların yarattığı yeni katliamları da vardı. Ha unutmadan yerelde ise sağlık bakanının Ardahan’da olacağını da haber alıyor, Göle Federasyonunun seçim sonucunu dernek başkanları değil, içi boş diasporanın ve sözde toplum liderleri denenlerin yönlendirmesine inanmayan ve elinin tersi ile geri iten delegasyonunun belirlediği haberi de vardı.<br />
Şimdi siz bu yazıyı okuyup, kendi yorumunuzu yaparken bende, muhalefetin nerde olduğu sorulan, bu nedenle yeni partilerin kurulduğu ve bu partiler arasında bulunan, çok hızlı bir şekilde ciddi bir kadro ile kuruluşunu tamamlayan Fetih Partisi Genel Başkanı Fatih Sina Yılmaz ile meslektaşım Baki Özışık’ın saat: 15.00’da konuklarımız olacağı, ulusal tv TEMPO TV’de canlı olarak yayınlanan ‘Gazetecilerle Gündem’ adlı yayınımıza Hazırlanayayım..<br />
Yani Ardahan’da bulunan ama ithalatın, ihracatın, ticaretin Aktaş ve Posof Gümrük Kapıları ile Ardahan sınırları içinde geçtiği Ardahanlılarca bilinmeyen ve üzerinde bir istasyon, bir Antrepo olmadığından trenlerin durmadığı ama birilerinin ‘iş yaptığımız sanılsın, torbamız dolsun’ diyerek ‘Doğu ekspresi gelsin’ dediği sanal ve kıytırıktan kampanyalardan da haber alamayan Kars-Tiflis-Bakü Demiryolunda gelip, geçen tır ve trenler gibi hızla değişen gündem arasında gelip, geçen haberleri ve gündemi takip etmeye devam edeyim..<br />
Evet.. bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..<br />
Yazar, Orta Doğu’daki gerginlikler nedeniyle Aktaş Sınır Kapısı’nda artan tır trafiğine dikkat çekerek bölgenin bu yoğunluktan ekonomik olarak faydalanamamasını eleştirmektedir. Ardahan’ın ulaşım hatları üzerinde stratejik bir konumda bulunmasına rağmen, Sınır Ticaret Merkezi ve demir yolu durakları gibi temel altyapıların eksikliği nedeniyle yerel ticaretin gelişmediği vurgulanmaktadır. Siyasetçilerin ve yerel yöneticilerin şehrin gerçek sorunlarından kopuk olduğunu savunan metin, bölgenin yoksulluk ve göç gibi kronik problemlerine çözüm üretilmemesini sert bir dille eleştirmektedir. Gazeteci, halkın adaylara memleketin coğrafyası ve ihtiyaçları hakkında hesap sorması gerektiğini belirterek yerel dinamiklerin ihmal edildiğine işaret etmektedir. Son olarak, ulusal ve uluslar arası gelişmelerin gölgesinde kalan Ardahan’ın sahipsizliği, somut eksiklikler ve yetersiz hizmetler üzerinden bir yerel sitem olarak sunulmaktadır.]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/siz-aktasin-nerede-biliyor-musunuz/1086/</link>
<pubDate>Mon, 16 Mar 2026 17:10:56 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ben, resimlerimi pardon haberlerimi tavuklar için yapmıyorum…</title>
<description><![CDATA[**1900’de Fransa’ya göç ettikten sonra polis ve Akademi tarafından damgalanan Picasso’ya yaptığı tabloların gerçeği yansıtmadığı söylendiğinde şu cevabı vermiş: “Zaten gördüğümüz hiçbir şey gerçekte olduğu gibi değildir ki…”<br />
Fotoğrafçılar deklanşöre basmadan önce “Gülümseyin!” diyorlar. Gülümseyin ve örtün yaşadıklarınızı.”<br />
Bir adam Picasso’ya şöyle der:<br />
-Renkleri karıştırmaktan ve iç içe geçmiş çizgiler yapmaktan başka resim yeteneğin yok gibi geliyor bana…<br />
Picasso fırçasını alır ve yere bir buğday tanesi resmi çizer. Öyle gerçekçi olur ki bir tavuk yemek için gagalamaya başlar.<br />
Gördüğü durumdan şaşkına dönen adam Picassoya:<br />
-Bu kadar mükemmel resimler yapabiliyorken niçin bu garip resimleri yapmakta ısrar ediyorsunuz?<br />
Picasso yanıtı yapıştırır:<br />
-Çünkü ben resimlerimi tavuklar için yapmıyorum…<br />
Süslenip, püslenip, yorma kendini, güldüğün kadar güzelsin bu hayatta.<br />
Benim görüşüm.<br />
Başarılı biri olmaya değil, değerli biri olmaya çalışın. Başarı egoya yakındır. Sevgi değere yakındır” demiş…<br />
Evet, 36 yıldır gazetecilik yapan ve bu yönde bir çok gazeteci yetiştiren, ve bıı yolda olan usta, çırak hatta daha yeni üniversiteyi bitirip, mezun olur olmaz ‘Abi tecrübelerine bana yardımcı ol’ diyen gazeteci adayı meslektaşlara onca ulusal gazete ve medyada manşet olmuş, üst manşete çıkmış, 7 sütun haber olmuş haberlerimle, yorumlarımla yoldaş olduğum şu mesleğin nasıl yapılması gerektiğini en güzel anlatan yukarıda ki satırlar ve o satırlara konu olanın hala yaşadığı ama onu beğenmeyip, bin bir kulp takanların adının bile anılmadığını görmekte gerek..<br />
Evet, son olarak, ‘vaat edilmiş topraklar hedefim diyen İsrail’le birlikte molla İran’a saldırıp, Ortadoğu’yu kana bulamaya devam ettiği söylenen Amerika’ya kafa tutan tek lider denen bugünkü solcu bir başbakanın başında olmadığı zamanlarda İspanya’daki akademik ortamdan sıyrılarak Fransa’ya gittiğinde tek kelime Fransızca bilmeyen, hatta zayıf konuşan bu dahi için 1935’ten itibaren şiirin ek bir ifade aracı haline gelmesini nasıl açıklayabiliriz? <br />
Bilmem ama Molla Humeyni'yi yetiştirilip, ‘kahrolsun’ dediği emperyalistlerin uşağı olan uçağı ile İran’a gittiği Fransa’da bir yabancı olarak kırılganlığında, sınırsız yaratıcı enerjisinde, toplumun en dışlanmış bireylerine -yani şairlere- duyduğu empatide ve her şeyden önemlisi, Fransız toplumunun sayısız zorluğunun üstesinden gelmesini sağlayan Picasso’nun o olağanüstü siyasi zekâsında yatmaktadır.<br />
Çünkü Paris’e arka kapıdan girmesine, dışlanmış biri olarak muamele görmesine ve elli yıl boyunca ulusal koleksiyonlardan dışlanmasına rağmen, Picasso ülke genelinde dostluk ağları kurmaktan asla vazgeçmedi. 1955’te başkent yerine taşrada yaşamayı seçti, Güzel Sanatlar akademisyenleri yerine zanaatkârları tercih etti, Akdeniz’i vatanı olarak benimsedi ve bağımsız olarak küresel itibarını inşa etti..<br />
Peki bu konuya nerden geldik desek yani ‘Leb demeden leblebi’ diyerek, yukarıdaki satırların ne çıkarılması gerektiğini ve benim ne anlatacağımı anlarımınsınız bilmem ama ben yine dönüp, dolaşıp, kendi meslektaşlarıma ve Picasso gibi resim yapamasam da yabancı olmadığım, dinlemekten zevk aldığım ve zaman zamanda Picasso gibilerinin çizdiği, çektiği fotoğrafları konuşturan şiirlik sarılarımla şairlik yönümü de anlatmaya çalıştığım ama beni anlamayan okurlarıma döneceğim.<br />
Çünkü; Yaptığım, yazdığım ve ulusalda olduğu gibi yerelde bir hayli yayınlanan son iki habere yapılan yorumlara bakınca ne resim, ne şiir yine haber ve yorum benim işim diyerek kendi dünyama, asıl işime, gazeteciliğime ve bu mesleğin gerektiği gibi yapmadıklarında sık sık şikayetçi olduklarım meslektaşlarım gibi okurlarımın da beni anlamadıklarını düşünüyordum..<br />
Bu duygulara neden olan haberlerimden olan ‘VALİ 2 AYDIR BASINLA BİR KEZ BİR ARAYA GELMEDİ!.. ‘ başlıklı harbime yapılan yorumlar arasında bulunan beni anlamayan onca yorumlardan biri aynen şöyle idi..<br />
‘Fakir abi Ardahan’a ilk kez bir şeyler yapmak için çabalayan bir vali gelmiş. Bizlerde yıpratmak, adamı bezdirmek yerine memleketimiz adına güzel şeyler yapılıyorsa destek olmamız lazım. Artık bu Fakir edebiyatı kimseye bir şey kazandırmıyor. Fakir derken senden bahsetmiyorum abi.. Selamlar saygılar.. Birol Demir’<br />
Benim ise kendinse verdiğim cevapta şöyle idi; ‘Birol.. Ben bir şey mi dedim.. Vali gibi kamu görevini yapan basın mensuplarıyla kamu görevlilerinin sık sık bir araya gelmesi ve çokta dolu olmayan ele resmi açıklamalardan çok halkla kamu arasında köprü olan gazetecilere direk bilgiler verse daha iyi olur dedim.. Ki doğrusu da o değil mi? O zaman kulaktan dolma haberlerde şüpheli bakmayız demi? Ardahan’ı zenginleştiren habbelerle buluşmak umuduyla Selam..’<br />
Ve, ‘Göl/Fed’e Çetin aday’ başlıklı ikinci haberime yapılan diğer bir yorumda Göle’nin en büyük köylerinden olan Senemoğlu köyü dernek başkanı ve Göle Derneğini beğenmeyip, ikinci bir Göle derneğini kurucu önderliğini yapan sevgili iş insanı Yılmaz Yeni’nin haberime yaptığı, ‘Fakir bey yapmayın kimsenin tanımadığı bir kişi çatı adayı olamaz.. Göle’ye büyük bir saygısızlık.. Pazar günü saat 18:00 de çatının çöküşünü hep beraber göreceğiz….’ yorumuydu..<br />
‘Yılmaz abi Çetin Kılıç’ta senin kadar, benim kadar Göleli ve Ardahanlıdır.. Bu nasıl bir bakış abi.. Bende seni tanımıyordum ama bak tanıştığımızda bu uyan hep kardaş kaldık ve birlikte tek başımıza da Göle Ardahan için bu haber gibi güzel bir şeyler yapmadık mı?’ diye cevapladığım Yılmaz Yeni ile Birol Demir’in bu yorumlarında gördüğüm tek şey gerek beni gerekse okurlarımın yorum yaptıkları haberlerin içeriğinin beni anlamadıkları gibi anlamadıklarıydı..<br />
Çünkü birinci, ‘VALİ 2 AYDIR BASINLA BİR KEZ BİR ARAYA GELMEDİ!.. ‘ başlıklı haberimde hem bir gazeteci olarak, hem de Ardahan Gazeteciler Cemiyeti Başkanı olarak kamunun dördüncü kuvvet denen basınla kopmaması gerektiğine işaret etmekten öte bir amacım yoktu.<br />
Ve ikinci haberim olan ‘Göl/Fed’e Çetin aday’ derken, bir önceki kongresi mahkeme kapılarına kadar düşen Göle Dernekler Federasyonun hem çetin geçeceği söylenen yeni bir kongreye hazırlandığını ve aday olan isimin bunu anlattığını anlatmaktan öte bir şey yazmamış dememiştim..<br />
Ama dedim ya anlaşılmamak, anlatamamak, ‘Ben, resimlerimi pardon haberlerimi tavuklar için yapmıyorum…’ diyen benim mi, yoksa bu mesleğin derdi mi bilmem ama ‘insanım, düşünüyor, düşünürken susmayıp, konuşuyor, yazıyorum’ diyenin dün Picasso gibileri bugün ise bizler gibi hiç anlaşılmadıkları da diğer bir gerçektir..<br />
Çünkü o hiç silinmeyen gerçekler ve o resimler, şiirler gibi acı veren haber diliyle yapılanları ,’iş olsun, torba dolsun’ diyerek yorumlayanladır.. Ama o haberlere, resimlere, şiirler imza atanlar bugün hep anılan Nazımlar, Ape Musalar gibi  ölmedikleri ve hep yaşadıkları da diğer bir gerçektir..<br />
ha unutmadan gelelim şu bizim ünlü, ünsüz gazeteci meslektaşlara diyerek, ‘Amma çok uzattın’ diyenleri de kızdırmadan yeni yolum yaptırmadan yazımıza son verelim..<br />
Dikkat ediyor musunuz bilmem ama onca yerel gazetesi, bi kadar ulusal basın temsilcisinin olduğu Ardahan’da, ülkede bir elin parmağın geçmeyecek diyebileceğimiz bir, bilemediniz iki kişi dışında onca sorunu olan bu kentte yaşanan gerçek ve yazılması, haber olması gereken sorunları dile getirmiyorlar.<br />
Buna örnek olarak yerel gazetelerinin yanı sıra bir o kadar ulusal basın temsilcisi internet haber sitesine sahip olan Ardahan’da başta, çalışanlarının şu günlerde ulusal basınlık, hatta dünya medyalık haberlere konu olduğu valilikle ilgili yada kulağa türkü gibi gelen açıklamalar yapan yolları gül açmayan belediye ile,  plan ve projede olmamasına karşın ‘müteahhitte hediye iş’ olarak söylenen bodrumunun ardından zayıflama bandından düşüp, ayağını kıran üniversiteye ilgili olmak üzere valilik, müftülük ve havuzuna basın değil, İl müdürlerinin keyif yaptığı spor farikası olan müdürlük gibi kurumların resmi çalışmalarını mail yolu ile göndertip, haberleştirdiği bu kentte halkın sorunları, istemleri hiç yok mu?<br />
Bilmiyorum ama bu kentin bir muhalefet partisi için bulunmaz Hint kumaşı olduğunu sık sık yazıp, dururken, muhalefetin ve kendilerine ‘gazeteciyim’ deyip, çamurlu yollarda, çöp dolu çevrede gezenleri de var..<br />
Evet, bir bilemediniz iki kişinin yazıp durduğu bunca sorun karşısında kör olup, kulak tıkayıp, ağız açmayanların çok olduğu bu kentte bunca sorunu yazması gerekenler neredeler, ne iş yaparlar?<br />
Onları bilmiyoruz ama onlar gibi duyarsız olan bu toplumu sıkça iğneleyen, hakkınızı arayın diyenler olmaz ise acaba bu kentin hali ne olur onu da düşünmek istemiyorum..<br />
Bu arada bu sitemim sadece Ardahan’dakilere mi ki?..<br />
Hayır Kars’ta, Erzurum’da kısacası tüm ülkede gazeteci geçinip, kendi evinin önünü göremeyen bizdeki havuz medyayı örnek alan Hollywood’lu Amerika’nın başını çektiği Okyanus havuzunda bir araya toplanan dünya medyasının çektiği görüntüleri, yaptığı haberleri, yorumları biz okurlara kendi haberleri, yorumları diye yutturan bu yetmez bizim stk’lar gibi dernek, federasyon yetmedi konfederasyonlar kurmaya kalkanlara da gazeteciliğin buğday tanesi olmadığını anlamaları içindi..<br />
-Çünkü ben resimlerimi tavuklar için yapmıyorum…’ diyen Picasso gibi bende ‘görmedim, duymadım, bilmiyorum’ demeden işim gereği, gazeteciliğin anlamı olan haber yapıyorum..<br />
Evet.. bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..<br />
Yazar, kişisel YouTube kanalının aniden kapatılmasıyla yaşadığı dijital kaybı ve yeni bir platform kurma çabalarını paylaşarak yerel gazetecilik mücadelesini anlatmaktadır. Metin, Ardahan’da anaokulu öğrencilerinin ahırlarda eğitim aldığı “Minik Çiftçi Akademisi” projesini takdirle karşılayan ve bu örnek çalışmayı ulusal medyaya taşıyan süreci aktarmaktadır. Aynı zamanda şehirde infial yaratan bir kamu görevlisine saldırı olayını ve valiliğin bu konudaki sessizliğini bozan resmi açıklamaları eleştirel bir dille sorgulamaktadır.<br />
Yazar, Çin’de yaşanan magazinel bir aldatma haberi ile Ardahan’da kapalı kapılar ardında dönen karmaşık olaylar arasında ironik bir bağ kurmaktadır. Sonuç olarak yazı, yerel bir gazetecinin haber peşinde koşarken karşılaştığı teknik zorlukları, toplumsal başarıları ve bölgedeki siyasi çalkantıları bir arada sunmaktadır.]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/ben-resimlerimi-pardon-haberlerimi-tavuklar-icin-yapmiyorum/1085/</link>
<pubDate>Thu, 12 Mar 2026 17:29:24 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Okyanus medyada gündemi takip ederken, başkasının kaleminde babayı dinlemek, okumak, anlamak..</title>
<description><![CDATA[<br />
<br />
Irak, Suriye şimdide İran filmini bize izleten BOB sinemacılarının kamerayı İsrail'e, çekimi ve reklamını Amerika'ya bıraktığı şu günlerde bir Kürt babanın Kürt oğlu olarak bu oynana son filme bakarken xtwittim ve sanal ortamlarımda aşağıda ki mesajı atıyor, benim gibi Kürt olanları kendimce uyarıyordum.<br />
'Kürtlere Para Verdik Kendileri için Harcadılar' diyen Epstein belgelerinin baş aktörüne ve küçük ama her baharda büyüyen tulasına bir kez daha inanıp, Kürt değil, keriz olurlar mı? Olmamalı..  Çünkü onlar dilsiz, yersiz, kimliksiz olsalar da, dar zaman da komşusuna, birlikte yaşadığı toplumalar silah çekmeyenlerdir.. Komşusu da yıllardır onlara vermekte direndikleri hak, hukuklarını hemen verip, 'gel biz kardeşiz' demeli.. gazetecifakiryilmaz www.kuzeyanadolugazetesi.com' şeklinde ki mesajı atıp, son yaşananlara bakışımı ve tereddütlümü tüm kamuoyuna duyuruyor ve durduğum yeri ilan ediyordum.<br />
Evet, içine bol helvacıların sızdığını düşündüğüm hewallı DEM'liler başta olmak üzere Kürt dünyasının dikkat etmesi gereken bu sürece yönelik olarak kendi bakışımı ve bu konuda ele aldığım yazılarımı yazmaya devam etmeyi düşünürken sanal ortama düşen bir paylaşım ve bu paylaşımı yapan isim dikkatimi çekiyordu.<br />
Bu paylaşımı yapanın stk konusunda hiç anlaşamadığım, kobuğ yiyen, Ardahan'ın gölgeleyen KAI, KAISİAD'çılar, kazcı, sazcı, tabelacı, içi boş lobiyeciler başlıkları ile zaman zaman sert eleştirilerimin arasında olanların başını çekenlerin içinde olan ama kinli değil, kardeşce saygılı olduğum Ahmet Demirbaş'ın önce 'Kim bu muhtar?' başlığı ile günler öncesinde yaptığı paylaşıma bakınca takipçilerinin merak içinde heyecanla beklediği o muhtarın Ahmet Yücel Çiftçi'nin, 'Yoksul köylünün yiğit önderi' başlıklı yazısında daha önce ele aldığı ve 'Kurmaysız Dövüşen Devrimciler' adlı kitabında da yer verdiği o muhtarın olduğunu hemen anlıyordum.<br />
Ve Ahmet Yüecl Çifçi'nin,'Yoksul köylünün yiğit önderi' başlıklı yazısında, 'Özetle o bir halk önderiydi. İyi bir öğretmen ve bildiğini ölümüne savunacak kadar cesur ve kararlıydı. O Ardahan köylülerinin ZAPATA’SIYDI.' dediği ve  Meksika Devrimi'nin liderlerinden Emiliano Zapata'ya benzettiği o muhtarın, o Kürt muhtarın babam olduğunu hemen anlıyor, hissediyor ve 'Kim bu muhtar?' başlığı ile paylaştığı duyurunun ardından ne yazacağını bende yerel ve dünya gündemini takip ederken  bir taraftan da o yazıyı merakla bekliyordum.<br />
Ha bu arada bölgeyi yenden dizayn etmek isteyenlerin Kürtler olmaksızın hareket edemediklerini iki Kürt liderini direk telefonla arayan Trump ve ortağı İsrail'inde İran'ın karşı cevaplarıyla şokta olduğunu da anlıyor, bu yaşananlar içinde asıl kaçırılmaması gerekenin Kandil ve Kısır gibi dağlarla çevrili Preslerin dünyası İran'ın Irak, Libya ve Suriye gibi kolay lokma olamayacağını bu nedenle başta İran'da bulunan Kürtler olmak üzere bölgede ki Kürtlerin çok ama çok dikkatli olması gerektiğini ben değil, MHP lideri Bahçeli'nin 'statü verilmeli' dediği Öcalan'ın dediğini de hatırlıyordum.<br />
Yani, o lüks ve bir araya gelse Gazze'yi, Kobbani'yi hatta okullara beslemesiz giden ülkedeki öğrencileri doyuracak olan iftar sofraları ile günlük, 23 milyon TL.  harcamanın yapıldığı sarayın pardon Milletin evi denilen Kulliye'ye bakıyor, ülkemize atıldığı söylenen füzenin neden o çok övünülen kendi milli ürünümüz savunma sistemleri ile değil de  NATO unsurlarca engellediğini okurken, uluslar arası hukuku tanımayan Amerika'nın İran'a kilo metrelerce uzaklıkta bulunan Sri-Lanka sahillerinde bir İran deniz altını vurduğunu ve bir çok İranlı denizcinin hayatını kayıp ettiğini duyuyordum. Ve dönüp, Venezuela da ki gibi İran liderini derdest eden Amerika ve İsrail'in neden şokta olduğuna bakarken, ülkemizde, 'havuz medya' denen dünya basın ve medyasının da oluşturulan okyanusa atıldığını da anlıyordum.<br />
Çünkü, Avrupa'yı dışlayarak hava da İsrail ile kara da Kürtlerle ittifak kurduğunu söylenen Amerika'nın bir kez daha hukuk tanımadan Sri-Lanka'dan ülkesine dönen ve savaş halinde olmayan bir denizaltısını vurduğunu, okyanus havuzuna atıldığını  düşündüğüm dünya basın ve medya aracılığı ile 'kahramanlık' olarak, kamuoyuna yuttururken Hürmüz Boğazında boğulup, kaldığı, bölgedeki tüm üstlerinin o küçümsenen İran tarafından nokta vuruşları ile yerle bir edildiğini yamıyor, anlatmıyor, görüntülemiyordular..<br />
Ve bir kaç güne bitecek denen bu savaşında Irak, Libya, Arap Baharı denen Arap adasında yaşananlardan sonra hedefe alınan Suriye'de ki gibi uzayacağını ve Ortadoğu'nun yanında dünyayı kana bulayan Amerika ve İsrail ittifakına tek direnenin de bir solcu bir liderin olduğunda diyemiyordular.<br />
Yani, 'Amerika, İsrail haksız da ama İran'da ayıp ediyor..' sözde tepkileriyle yani 'ne şiş, kebap yansın' diyenlerimden olmadığını ortaya koyan tek liderin ve ülkenin Hristiyan İspanya'nın solcu başbakanı Sanchez olduğunu, ülkemizde ise yine bir solcu olan baskı altında olduğu söylenen CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in, 'Kahrolsun Amerikan emperyalizmi Küstah Trump ve Netanyahu barış getiremez" diye haykırdığını hem havuz medya, hem de okyanus medya yazmıyor, demiyor, seslendirmiyordu..<br />
Ve başta olmak üzere kimsenin anlamadığı yada anlaşmazlıktan geldiğini ve akaryakıta peş peşe gelen zamlarla ekonomisi iyiden iyiye yerle bir olan bizim ülkedeki gerçek gündem gibi gibi gölgelenip, gizlendiğini de anlıyordum..<br />
Evet, bir yandan dünya, ülke gündemini diğer yandan yerel ve genel gündemi takip edip, diğer yandan da Dünya Kadınlar Gününün kutlanacağı, 8 Mart'ta ulusla tv TEMPO TV'd canlı olarak yayınlanan  'Gazetecilerle Gündem' adlı programımı hazırlanırken Ahmet Demirbaş'ın 'Kim bu muhtar?'  ön tanıtım duyurusunu yazıya çevirip, yayınlandığını ve Kürt Fezo, Muhtar Fezo, Yoksul köylünün yiğit önderi, Ardahan köylülerinin ZAPATA’SIYDI' denen ve oğlu benim değil, dostu, arkadaşı ve halkın çocuklarına devrimciliğini, dik duruşunu, onurlu yaşamını anlattığı rahmetli babam Fevzi Yılmaz'ı anlattığı yazıda sanal ortama düşüyordu.<br />
'Ardahan'ın yiğit Muhtarı' başlıklı yazıyı okuyup, kendi sanal sayfamda da paylaştığım bu onur veren güzel ve çok anlamlı yazıyı yazan sayın Psikolog Ahmet Demirbaş'a teşekkür ederek, birde burada, bu köşemde, kimin oğlu olduğumu, nasıl bir gurur içinde olduğumu ve o babanın biz çocuklarına bıraktığı halk adına mücadele eserini kendimce bir gazeteci olarak taşıma sorumluluğu ve ağırlığı ile satırlarına dokunmadan siz okuruma bir kez daha Teşekkürler Ahmet Demirbaş, teşekkürler Ahmet Yücel Çiftçi' diyerek buraya bırakmak isterim.<br />
İşte Kürt Ape Musa ile Diyarbakır zindanlarında 4.5 yıl hapis yatan ve bugün hemen denilen bir af ile ani 'Ecevit affı' adı verilen af ile idamdan kurtulduktan sonra halkı için mücadele etmekten bir adım geri atmayan o babanın oğlunun sorumluluğunu bir kez daha gururla bana hatırlatan ve teşekkür ettiğim, İstanbul'un 39 ilçesinin içinde bulunan nezih ve yıllardır Alevi ağırlıklı solcuların yönetiminde olan bir şehir olan Ataşehir ilçesinde bulunan Nezih Bakım Evleri sahibi Ardahan Ölçekli, sayın Psikolog Ahmet Demirbaş'ın yazı..<br />
Ardahan’ın Yiğit Muhtarı Fevzi Yılmaz<br />
Yazan: Ahmet Demirbaş Psikolog<br />
20. yüzyılın son çeyreğinde Ardahan’da bir muhtardan söz edilirdi. Dik başlıydı; hak ararken eğilip bükülmezdi. Herkesin karşısında saygıyla durduğu devlet adamlarının önünde bile çekinmeden konuşan, cesur ve atak tavrıyla örnek gösterilen bir muhtardı. Kimilerinin koruyucu meleği, kimilerinin idolü, kimilerinin ise korkulu rüyasıydı. Onun adı Fevzi Yılmaz, nam-ı diğer Muhtar Fezo ya da Kürt Fezo idi.<br />
Ardahan Küçük Sütlüce (Harziyan) Köyü’nde 1938 yılında dünyaya gelen Fevzi Yılmaz, ömrünü halkına adamış bir mücadele insanıydı. Yoksul köylünün hakkını savunmayı hayatının merkezine koymuştu. Haksızlıklara boyun eğmeyen direnişçi ruhu nedeniyle hapisler yatmış, sürgünlere gönderilmiş ama inandığı yoldan hiçbir zaman dönmemişti.<br />
Bu yüzden ondan hep sevgi ve saygıyla, biraz da imrenerek söz edilirdi.<br />
Kürt Fezo’nun en büyük özelliği fakirin ve garibanın yanında olmasıydı. Yoksul köylünün hakkını arar, adaletsizliklere karşı dimdik dururdu. Onun için makam ve mevki değil, halkın hakkı önemliydi. Bu yönüyle Ardahan’da bir döneme damga vuran gerçek bir halk adamı olarak tanındı.<br />
Onu tanıyanlar için Fevzi Yılmaz sadece bir muhtar değildi; cesaretiyle yol açan, dostlarını zor günde yalnız bırakmayan, halkın içinden çıkmış bir önderdi. Ardahan’ın direniş geleneğinde onun da alın teri ve emeği vardır.<br />
Fevzi Yılmaz, 29 Ağustos 2012 Çarşamba günü ebediyete intikal etti. Onun ölümüyle fakirin dostu, yoksul köylünün koruyucusu sayılan bir isim aramızdan ayrıldı. 2012 yılının o Ağustos gününde sadece bir insan değil, Ardahan’da bir dönemin hatırası da toprağa verildi.<br />
Bugün aradan yıllar geçse de yokluğunun bıraktığı hüzün hâlâ hissedilmektedir. Onun gibi yiğit ve dik duran insanların eksikliği daha da belirginleşmiştir.<br />
Ancak bıraktığı mücadele ve onurlu yaşam, onu tanıyanların hafızasında yaşamaya devam etmektedir.<br />
Kürt Fezo, Ardahan’da bir efsane olarak anılmaya devam edecektir.<br />
Yoksulun dostu, haksızlığın karşısında dimdik duran o yiğit muhtarı saygı, rahmet ve özlemle anıyorum.<br />
Işıklar içinde uyusun.<br />
3.3.2026 - İstanbul]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/okyanus-medyada-gundemi-takip-ederken-baskasinin-kaleminde-babayi-dinlemek-okumak-anlamak/1084/</link>
<pubDate>Thu, 05 Mar 2026 15:42:59 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Sevgililer gibi günü de geride kaldı diye sevgiyi, barışı unutmayın.. </title>
<description><![CDATA[<br />
Bugünkü yazımı, geride kalan 14 Şubat Sevgililer günü ele almak isteyip, yazamadığım düşüncelerime bırakmayı düşünürken nerden estiyse hakkında öne sürülen onca iddia ve suçlamaların şu an Adalet Bakanı olan savcının da aralarında olduğu savcılıktan önce havuz medyada tarafından çarşaf, çarşaf yayınlanan İmamoğlu’nun adının Epstein belgelerinde de olduğu yönünde o çirkin ithal, iftiralarını atmayıp, bu yönde neden manşet çekip, haber yazamadıklarını düşündüm..<br />
Çünkü, onca şer içerikli suçlamalar yetmeyince, ‘Yolsuzluktan tutuklu Ekrem İmamoğlu’nun kiraladığı özel jetin..’ diye saçma, sapan iddialar ortaya atan havuz medyanın ya bunu düşünemediğini yada ‘Acaba adı var mı?’ diye okumaya kalkacakları Epstein belgelerinde belki de kendilerini yada havuzlarını dolduranların isimlilerin rastlamaktan korktular diye de düşünüyordum. Yoksa bu fırsatı kaçırmazdılar..<br />
Ha bu arada Kaftancıoğlu’ndan sonra Kılıçdaroğlu’nu sonrada durup durduk yerde gaz verip, ‘cumhurbaşkanı adayımız’ diyerek gaz verdikleri İmamoğlu’nu da yolcu edip, önlerini temizleyen CHP’nin kozmik odasının yanında ulusalcı denilen basın ve medyanın sıraya Ankara Büyükşehir Belediye Başkanını ‘savunma’ teraneleri ile namluya sürdükleri ve onu da yalnız bırakıp, kendilerine ve iktidara engel olarak gördükleri bu ismi de hedef ettiklerini de unutmamak gerekir..<br />
Evet ya bu çok önemli (!) konuyu bir sonraki yazıma bırakıp, yeniden geriye şu işgal ettikleri kaleleri yakıp, yıkıp, çekip giden birileri gibi geride kalıp, unutulmaya başlanan 14 Şubat’ta ele aldığım, ’14 Şubatlar İnsanların, kadın, erkeklerin bir birbirlerini mutlu ettiği gün olsun…’ başlıklı yazımda bu güne bir başka gözle bakmaya çalışmış ama ele aldığım o yazımda ‘çok erkekçe..’ duygularla 14 Şubat’a baktığımı belirtip, benim bu yönde ve konuda daha önce ele aldığım yazılarım olan, ‘Oruspu kımızı, Ayçiçekler karadır, Özel hayat anlatılır mı?, Bursa’ya komşu ÇİÇEK KENTİ YALOVA!’ şeklinde onca yorum ve yazımda olduğu gibi bu yazımda da gizli bir kadın düşmanı olduğumu sanıp,  ‘seni seni’ diyerek eleştirmişti ya neyse.. <br />
Gerçi başta Şeyi yok hasan dağına çıkar’ sözünü hatırlatan ‘KISIR DAĞININ SUYUNU İÇTİLER, KALDI NAHİYE, BELDE DEĞİL, İLÇE!’ başlıklı haberimiz ve ‘ETÇİLERİN OLUŞTURDUĞU EĞİTİM VAKIFI CHP’Lİ VEKİLİ ZİYARET ETTİLER!’ haberlerimiz gibi başında bulunduğu İl Milli Eğitimde çalışan onca öğretmen varken eşini ödüllendiren ve doğru dürüst bir giriş kapısı olmayan müdürlüğe her gün o kapıdan girip çıkan müdürle ilgili, ‘‘Müdür bey bu yaptığın ne kadar etik ve eğitimli iş? haber ve diğer onca düşüncelerim ve haberlerimizin de birilerini bir hayli rahatsız ettiğini duyup, öğreniyorduk ya yine de neyse deyip, işimiz haber ve yorumlarımıza devam edelim diyorum..<br />
Çünkü, ‘KENDİSİ YURT DIŞINDA, FOTOĞRAF VE GÖRÜNTÜLERİ ARDAHAN’DA!’ başlıklı türkücü başkanla ilgili haberleri değil, her şeyi toz/pembe görmek isteyenlere var olanları yazıp, yorumlayıp, haber yapmamdan dolayı olduğunu söylesem sanırım çoğunuzun 36 yıldır kesintisiz  yaptığım gazetecilikte gündeme taşıdığım haber ve yorumları bir kez daha hatırlayıp, okuyup, anlarsınız anlatmak istediğimi..<br />
Siyasi ve yerel sorunlardan uzak yazılardan biraz uzak kalmak için ele aldığım bu yazımında yine birilerini (!) rahatız edeceğini bilsem de yazmaya karar verdiğimi yazan biri olanak bugün gecikmelide olsa sevgililer günü yazmayı düşünüp, ertelediğim yazımı yazacağım..<br />
Evet geçtiğimiz günlerde bir sevgililer gününü daha geride bıraktık..<br />
Kiminin bir gül alarak sevdiğine gittiği, kiminin ise sevgilisini yanına alıp, eğlendiği, kimilerinin ise çekip, giden sevgililer andığı 14 Şubat günü dünyada da kimi dans ederek kadına şiddeti kınadığına, kiminin ise sessiz sedasız ve de yalnız bu günü geride bıraktığına bir kez daha şahit olduk..<br />
Gelelim sevgiye..<br />
İnsan yaşamında sevginin ne kadar önemli olduğunu anlatmanın faydası var mı bilmem ama bu yaşamın sevgi ve saygı içinde geçmesi insanlara mutluluk verdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz..<br />
Sevgiyi his ederken bu hissi çeşitli şekilde anlayan ve yansıtan biz insanların sevmeye, sevilmeye ne kadar muhtaç olduğunu da yaşamın ağır çarkları içinde geçen günler içinde adına ‘sevgili’ denen anlarda yaşananlardan anlamak daha güzel, bi o kadar da etkili bir duygu..<br />
Evet sevginin, sevilip, sevmenin insan hayatında büyük rol oynadığını kimsenin inkar edemeyeceğini de bilen biri olarak en güzel şeyin, bu kısa hayatı yaşarken önce hayatı, ardından o hayatın penceresinde karşılaştıklarına hep sevgiyle, saygıyla bakmak gerekir..<br />
Çünkü, ‘Sevginin güzel ve mutlu yaşamın ana kayrağı olduğunu unutmamak ve ona göre davranmak gerekir..’ diyerek buradan çıkıp, ülkenin can alıcı önemli konusuna, Suriye başta olmak üzere Ortadoğu’da yaşananlara bakıp, ‘Sevgi gibi İmralı süreci heba edilmemelidir..’ başlığıyla bugün kü yazımızı tamamlayalım.<br />
Yani yeni bir sevgililer gününü daha geride bırakıp, tekel ürünlerine gelen yeni zamlarla her gün biraz daha bel büken ekonomik sıkıntılar başta olmak üzere yaşanan onca olumsuzluklara rağmen yaşama devam ettiğimiz bugünlerde her an yaşanacak denen ama sevgililer günü gibi önceki onca depremlerin yıl dönümünü de hatırlanıp, bir kaç gün konuşulduktan sonra unutulan büyük İstanbul depreminin merkezi olduğu söylenen Marmara’nın ortasında bulunan İmralı’da tutuklu bulunan Abdullah Öcalan’ın yakalandığının yıldönümümü de çeşitli eylem ve açıklamalarla anıldı..<br />
Ve bu gün dolayısıyla günler öncesinde başta Güneydoğu’da olmak üzere ülkede ve dünyanın çeşitli merkezlerinde protestolar yapıldı. Ve günler öncesi başlayan bu protestoların, adeta Ankara-İmralı arasında süren barış görüşmeleri hatırı için gerek havuz basını, gerek ise PKK yanlısı yayın organlarınca sert bir dil ile bastırılıp, toplumu gerecek şekilde gündeme taşınmadığını da gördük.<br />
‘En doğrusu bu’ diyerek, bizlerin de katıldığı bu politikanın ve desteğin devam ettiği bu önemli sürecin bir an önce  bu kez gerçek anlamda bir barışla sonuçlanması gerektiğini ısrarla belirten aydınlar, tarafların bir birlerine yönelik nazları bir kenara bırakıp, İmralı-Ankara sürecinin heba edilmemesi istemekteler..<br />
Başta, Cumhurbaşkanı olmak üzere Bahçeli ile DEM’in ve diğer aktörlerin gereksiz tartışmalara yol açacak açıklamalardan kaçınmasına dikkat çekildiği bir zamanda Rojava’nın kirli sakallılarca  çevrildiğini ve her an yeni çatışma sinyallerinin gelebileceğini, bu nedenle herkesin elini çabuk tutması gerektiğinin altını çizen samimi barışçılar ile  aydınlar bu fırsatın kaçırılmamasından yana..<br />
Öyle ki bir önceki süreçte şimdi tozu, dumanı kalmayan dönemin cemaat basınının, Diyarbakır’da gerçekleşen bir eylem de ‘Polise bomba atarken öldü’ dediği Şahin Öner isimli gencin polis panzeri tarafından ezilerek öldüğünü bile görmezden gelmesi gibi  Öner’i barışa kurban eden duyarlı basın ve aydınların yanı sıra kamuoyunun ‘ortam gerilmesin’ diyerek kalbine gömdüğü bu yeni sürecin heba olması halinde ülkeye yazık olacağını ben değil, iktidar yanlısı veya olmayanlar bile söylüyor..<br />
Çünkü daha dün yani 14 Şubat sevgililer günün de bolca sevgiden bahsedenlerin bu yönde de samimi olmasının gerektiği ve ‘Aleviler, Dürziler ve Hıristiyanlarla kıyaslandığında Kürtlerin somut kazanımları var’ denen bir dönemi yaşayan sınırlarının ötesinin iç huzuru sinir ettiği bir ülke olduğumuzu ve ‘Kürtleri sattı denen ABD’nin kırıp, küstürdüğü Kürtleri, İsrail aracılığı ile yeniden sahiplenmeye başladığını kimsenin unutmaması ve İsrail’in havuz medyaca, ‘İmamoğlu’nun da adı geçiyor denemeyen Epstein belgeleri aracılığı ile Trump ile Avrupa’yı kendine asker ettiği yönünde ki iddiaları da göz ardı etmemek gerekir..<br />
Yani kısacası; Sevgililer gibi günü de geride kaldı diye sevgiyi, barışı unutmayın..]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/sevgililer-gibi-gunu-de-geride-kaldi-diye-sevgiyi-barisi-unutmayin/1083/</link>
<pubDate>Tue, 17 Feb 2026 17:18:17 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İKTİDARIN, DEM&amp;#39;İN UNUTTURDUĞU DEMİRTAŞLAR BELASI..</title>
<description><![CDATA[<br />
Dün, milliyetçi sahada yaşanan ve yapılacak erken yada normal bir seçimde oylarının ne olacağını, yeni sürecin başaktörlerinden olan MHP'ye mi, İYİ Parti'ye mi, Anahtar Parti'ye yada Zafer Partisine mi gideceğini birlikte tartıştığımız iş insanı, siyasetçi Muharrem Yıldız ile birlikte ulusal tv TEMPO TV'de yayınlanan 'Gazetecilerle Gündem'  adlı program esnasında Karslı hemşerim Tuncer Bakırhan'ın Öcalan'ın yakalanmasının 27. yıl dönümü olan 15 Şubat ile ilgili 'Hem barış olsun hem Öcalan aynı koşullarda kalsın demek sürece denk düşmez..' açıklaması xtwitime düşüyordu.<br />
<br />
Ve 50 yıldır bir türlü gidilemeyen ve bir öncekilerde olduğu gibi yeniden başlatıldığı söylenen, Demirtaş ve onun gibi bir çok siyasinin serbest bırakılacağı dillendirilen yeni barış sürecinin önünde engel olduğu ve Öcalan'ı bile dinlemediği öne sürülen Kandil'ye yönelik operasyonların sonuç vermediği ve ABD'nin bölgeyle ilgili bol mesajlı bakış açısının tartışıldığı şu süreçte, bende bir başka Demirtaş olayını hatırlıyordum..<br />
Yani yıllardır başlatıldığı ve her başlatıldığında hedefin Kandil olduğu söylenen, ancak beklenmedik şekilde bittiği ilan edilen onca operasyonların bitirilmesinin ya Kürt sorunu tartışmalarının hemen akabinde hep gündeme gelen Demirtaş ismi ilginç bir o kadar da düşündürücü durum gibi..<br />
Evet, başta Demirtaş gibi adı unutulan, unutturulan ve Gezi davasında tutuklu olan TİP'li Hatay milletvekili Can Atalay, Kavala'lar olmak üzere, Demirtaş'ında içinde olduğu birçok siyasinin AİHM ve AYM kararlarına ve devam ettiği söylenen barış süreçlerine rağmen hâlâ serbest bırakılmamasına tepki gösteren ve bu tepkisini PYD'ye yani resmi  adıyla SDG denen gruba, (saldırmaya mana ve fırsat aranan) İran'ın hatırı için yeniden sahip çıkmakla eleştirilen Amerika'nın bu işte ne kadar parmağı var, sorula dursun, benim helvacıların genel ve yerel örgütlerinin içine sızdığımı iddia ettiğim DEM olmak üzere bir çoklarının baş belası dediği şu Demirtaş'lar gün geçtikçe MHP'lileşen AK Parti'yi İmamoğlu ismi gibi zorlamaya devam edecek gibi..<br />
Bunun en son örneği de, BAL ligi futbol takımını bir Ağrılı başkanının ligde tutmaya çalıştığı, kadın futbol takımına Damal Belediye Başkanın sahiplenmeye çalıştığı bir esnada kayıplarda, yurtdışında olduğu söylenen CHP'li türkücü belediye başkanlı kent içi yolları Mars ve Ay yüzlü Ardahan'ın gelini Atalay'ın iki dönem yardımcısı olduğu ve onunda şu an bir çok belediye başkanı gibi tutuklu olduğu eski CHP'li Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç'in Başkanlığını yaptığı, Belediye Meclisindeki AK Partili Demirtaş'ın istifasıyla bir kez daha görülmüştü.<br />
Ki bu istifa öncesi de aynı kişi şu an bir Ardahanlının başında olduğu Sarıyer Mezarlıklar Müdürlüğünün başına getirildiği AK Parti Sarıyer Kadın Kolları Başkanıyken de yaşanmış olduğunu da öğrenmiştik.<br />
Çünkü yine Ardahan'ın eski gelini olan ve tutuklu olan İmamoğlu'nun İBB'yi kazanmasında büyük rol oynayan aldığı ekibin başında olma cezası olarak yorumlanan 'siyaset yapma' cezası ile kenara itilen CHP İstanbul eski İl Başkanı Dr. Canan Kaftancıoğlu kadar sahada olmasa da, “Ardahan'ın geliniyim'” demese de, Ak Partili Ardahan eski Milletvekili Prof. Dr. Orhan Atalay'ın akrabasıyla evli olan, CHP'li Sevgi Atalay'ın da aralarında bulunduğu ve bir çok Ardahanlının da yaşandığı İstanbul Sarıyer'de o dönem de yaşanan bir istifa Demirtaş belasını, başkaldırısının sadece HDP pardon DEM'de değil, toplumun her kesiminde olduğuna da şahit oluyoruz.<br />
Ve yine bu ülkede sorunun Demirtaş'lar değil, yönetim anlayışı olduğunu da görmüyor değiliz.<br />
Çünkü yaşanan o istifa sonrası AK Partili birinin attığı bir adım Demirtaş adını bir kez daha ülke gündemine getirmiş, Belediye Meclis Üyeliğinden istifasıyla AK Partiyi zora sokup, "Ya yine Demirtaş mı?" dedirtmiştir.<br />
Buna sebep olan da, hala neden içeride tutulduğu ve AİHM, AYM kararlarına rağmen serbest bırakılmayan HDP'li Demirtaş değil, Kaftancıoğlu gibi hem kadın hem de bir doktor olan Sarıyer AK Parti Belediye eski Meclis Üyesi Dr. Gamze Demirtaş'ın Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi, adı oğlum Doğu ile adaş olan oğlu, Erdoğan'ın ziyareti öncesi alınan yoğun tedbirler ve fiziki derslerin iptal edilmesi ile bir kez daha gündeme gelen Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Doğu Demirtaş idi.<br />
Çünkü, 'Annem AK Partili olsa da dedem gibi fizikçiler yetiştiren üniversiteler atamayla değil, kendi kendisini yönetmeli' diyorcasına, 'Ben liberalim, anam AK Partili diye partisinin yanlışlarına okey diyemem" demişti.<br />
Ve en önemlisi, yaşanan çatışmalar ardından sarılaşan bölgelerin bir anda kirli siyah sakallar gibi renk değiştirdiği Suriye'de, Rojava'da  o yürekleri yakan çocukların fotoğraf ve görüntüleri eşliğinde ağlayan anaların, annelik yüreği ve duygusu taşıyanlar gibi, oğlunun Boğaziçi üniversitesi eylemlerine katılması ardından tutuklanmasına, birçok öğrenci gibi gözaltına alınmasına tepki koyup, oğlundan yana tavır alıp, istifa etmesiydi.<br />
Kısacası bu ülkede sorunun demokrasi, laiklik, insan hakları ve tüm görüşlerin onayı olan bir anllayış, bir yönetim isteyenlerin hepsinin terörist (!) Demirtaşlar değil, 'bu ülke herkesin olduğu gibi bizim de' diyen AK Partililerde istiyor..<br />
Ha bu arada bitti denen yine son dakika bir haber geliyor..<br />
'Münih Güvenlik Konferansı kapsamında Almanya'ya sürpriz bir ziyaret gerçekleştiren SDG/YPG lideri Mazlum Abdi'nin Ankara ile diyalog çağrısını yineledi.' şeklinde habere ve gelişmelere baktığımız da Suriye'nin de sıra orada denen Irak'ta ki gibi sesiz, sedasız gelişmelerin olduğunu da ve Türkiye'nin de bu duruma karşı sessiz kaldığını da görüyor, hissediyor gibiyiz..<br />
Yani, 'bitti, bitirdik..' derken asıl bitenin ve kazananın  kim olduğunu siz okurlara bırakırken, şu baş belası olmuş denen Demirtaşlar'ın  baş belası (!) Demirtaş'ın da, hewallerin dışlanıp, helwacıların sızdığı her geçen gün netleşen DEM'in içinde olduğu yeni sürece rağmen adının unutturularak hâlâ cezaevinde olduğunu da hatırlayıveriyoruz..<br />
Evet.. bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..<br />
Türkiye'deki yeni barış süreci tartışmalarını ve bu sürecin önündeki engelleri Demirtaş soyismi üzerinden sembolik bir anlatımla ele almaktadır. Yazar, sadece tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş'ın değil, aynı zamanda AK Parti içinden istifa eden Gamze Demirtaş gibi isimlerin de mevcut yönetim anlayışına karşı birer direnç noktası oluşturduğunu savunmaktadır. Boğaziçi Üniversitesi eylemlerinden Suriye'deki bölgesel gelişmelere kadar geniş bir perspektif sunan yazı, toplumsal taleplerin siyasi kalıplara sığmadığını vurgulamaktadır.<br />
Metne göre asıl mesele şahıslardan ziyade; demokrasi, hukuk ve insan hakları temelinde şekillenen bir yönetim arzusudur. Yazar, milliyetçi sahadaki oy kaymalarını ve DEM Parti içindeki dinamikleri de göz önünde bulundurarak, iktidarın bu toplumsal muhalefet karşısında zorlandığına dikkat çekmektedir. Sonuç olarak kaynak, Türkiye'nin karmaşık siyasi ikliminde adalet arayışının farklı kesimlerde nasıl karşılık bulduğunu analiz etmektedir.]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/i-kti-darin-demin-unutturdugu-demi-rtas-lar-belasi/1082/</link>
<pubDate>Mon, 16 Feb 2026 18:35:05 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>14 Şubatlar İnsanların, kadın, erkeklerin bir birbirlerini mutlu ettiği gün olsun…</title>
<description><![CDATA[<br />
Öncelikle ben de her erkeğin yaptığı yalakalığı (!) yaparak, Dünya Kadınlar Günü olan 8 Mart Gününü, 14 Şubat Sevgililer Gününü kutlamak için 40 yıldır hep yanımda olan kadınım, çocuklarımın annesi, torunlarımın nenesi, bir Şubat gününde sevgili amcasını kayıp eden sevgili eşimin olmak üzere tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü ve 14 Şubat Sevgililer Gününü kutluyor ve bu günler gibi hayatları boyunca mutlu bir gün olmasını diliyorum.<br />
Tabi bu arada bende bir erkek olarak yalakalık moduna girmeden bir erkek, bir baba, bir gazeteci olarak 56 yıllık bir yaşam sürecimde işgal adına onca saldırıya uğrayan ve zaman zaman içine sızılıp, yakılıp, yıkılan ve bal hazinesinden aldıkları zevkle terkedilen ve yara, bere içinde geride kalsa da 40 yıldır ayakta ve yanında duran kalesini kimseye teslim etmeyen annenin bana hediye ettiği ilk damlam Yağmur kızımın, kendisi kadar sevgili olan Miray torunumun annesi Yaprak kızımın, 7. torunu bana hediye etmek üzere olan Şeyma kızımın ve Makedonya’ya uçan ve bana, senden başka sevgilim yok’ diye beni kandıran Nazomun bu güzel gününü kutlarken, gelinim değil, ilk kızım dediğim Asya’mın da kendilerine, kadınlara hediye edilen bu günde bir kez daha günlerini kutlayıp, alınlarından öpüyorum.<br />
Çiçekçi ve hediyeci esnafında mutlu olduğu bu Anneler günü gibi heyecan yaratan günlerde en zorda olanların nazı, cazı çekilemeyen ve hayatınıza girdiğinde tüm hayatı allak, bullak eden sevgilileri olanların olduğunu da unutmayıp, onlara da ‘Üsküdarları geçemeyen Attan düşmüş’ bir erkek olarak geçmiş olsun diyorum.<br />
Evet, her 8 Mart veya 14 Şubat gibi bu resmi günlerde hatırlananlar gibi bugün devletin en üst makamından en sade vatandaşa kadar herkes öyle ya da böyle bu günü yani 14 Şubat’ı kutlama yarışına girecek..<br />
Ve benim de içinde bulunduğum erkeklerin ‘Bizi eziyorsunuz’ deyip, aslında aynı, hatta onlarla girilen ilişkide daha beter erkeklerinde ezildiğini anlamayan kadınlardan çektiklerini bir kenara itip, anamız, eşimiz, bacımız, kızımız, sevgilimiz olan kadınlara methiyeler dizeceğiz bir günü daha, 14 Şubat Sevgililer Gününü kutluyoruz..<br />
Bu yazıyı okuyanlar gibi bugün hemen herkes öyle ya da böyle sevdiğini değil, sevgilisini hatırladığını ve ‘sevgili’ dediği kadına, erkeğe yönelik ya hazır bir mesajı ya da da bir karanfil hediye etmiş olmanın rahatlığı içinde olacak. Ve Kimimiz uzakta olanı, kimimizin ulaşamadığı, kimimizin ise yanında olan kadınını mutlu etmeye çalışacak.. Kimi de yaşanmışlıkları hatırlayıp, üzülecek..<br />
Ama ağırlıkta anılacak olan sevgili denen kadınların da bir insan olduğunu ve biz erkeklerden daha zor insanlar olduğunu dillendirme cesaretinde bulunmayacak, ‘Siz de suçladığınız erkekleri en çok üzenlerisiniz..’ diye gündeme taşımayacak.<br />
Ve biz erkeklerin olmazsa olmazları olarak gördükleri kadınlara yönelik çok kötü insan tarafı olduğumuzu da dillendirip, bugün kadınlarla ilgili yaşanabilecek olan olaylarla ilgili bir gelişme olduğunda ya da duyduğumuzda, ‘Sevgilerle gününde sevgilisine ele etti, bele etti’ başlıklı haber ve dedikodularla erkekleri suçlayacağız..<br />
Yani olmazsa olmaz denen kadınları birer melek, erkekleri ise şeytanlaştırıp, ‘her konuda biz beceriksiz, vahşi, kavgacı, kıskanç, var-yemez ve aldatan, sapık..’ diye ‘eşitiz, aynı insanız’ denen terazinin kefesine konulan erkekleri suçlayan kadınları bugünlük baş tacı edeceğiz. Çünkü bugün sadece onlarınmış gibi, bugün onları yarın ve diğer günlerin hepsi biz erkeklerinmiş gibi…<br />
Yani babalar günü gibi biz erkeklerle ilgili günlerin neden, 8 Mart, Anneler Günü veya 14 Şubat Günü gibi olmadığını, ‘erkeğin olmadığı bir dünyada kadının ne kıymeti var?’ diye sorulmadığı bugün, ‘ kadın aşağı, kadın yukarı’ pardon, ‘Sevgilim iyi ki hayatıma girdin, sen olmasaydın ben ne yapardım’ nakaratlarını dinleyip, bunları diyenin yarın yelkenleri açıp yeni okyanuslara açılacağını ve suni Alman aşısı değil, iğnesi en uzun arılardan olan Kafkas arısının ürettiği Ardahan balının angeje edildiği aşının verdiği güç ile kıp kırmızı güller, sarı ay çiçekler gibi solup, gidenler gibi olacaklarını anlamadan gün boyu bu yönde acı çeken duyguları bastırma adına yalancı mutluluklarla kendimiz tatmin edeceğiz..<br />
Kadınların içine sevgilerini tuz, biber olarak ekledikleri yemek yapmalarını sağlayan gıdaları, yaşamlarını idame eden tırları, gemileri yani namus denen kavramın güvenliği dahil sınır bekçiliği gibi askerliğin de içinde olduğu tüm zor işleri yapan erkeklerin kadınında içinde olduğu ailesi, ülkesi hatta dünyası için ne yaptığını unutup, yaşanan olumsuzluklar da erkek gibi insan olan kadını hiç günahı, suçu yokmuş gibi bu günü, 14 Şubat’ı unutan, utandığından çiçekçiye gidip, bir gül bile almayı beceremeyen değil, aslında kadından daha utangaç olan erkekleri suçlayacağız..<br />
Yani mahalle diliyle diyecek olursak bugün biz tüm erkekler kadınlara yağ yapacağız, yalakalık edeceğiz, hatta takla atacağız..<br />
Ama erkeklerin ömrünü tüketen diğer önemli bir faktöründe kadın değil, erkeğin kendisinin suçuymuş gibi kıvransakta tüm erkeklerin kadınlardan çektiğini de dillendirme cesaretinde bulunacağız desem ‘Aha işte erkeğin ta kendisi’ denip, yine biz erkekler suçlanacağız..<br />
Ayağı öpülesi, ilgi gördü mü erkeği cennete yollayan ananın hiç biz erkekleri dövmediğini, kız kardeşin erkek kardeşi hiç üzmediğini, sevgili denen kadınların erkeğin 32 dişi söktürüp,, cinnet geçirtecek kadar germediğini, kandırmadığını hatta aldatmadığını ve kadınların Allah’ın en güzel kulları hatta perileri olduğunu yalandan da olsa kabul edip, ses çıkarmayacağız.<br />
Çünkü her yıl 14 Şubat’ta dünya kırmızıya boyanıyor, vitrinler kalplerle doluyor; peki bu romantik tablonun arkasında Roma İmparatoru tarafından kafası kesilen bir rahibin olduğunu biliyor musunuz? Ve Sevgililer Günü’nün modern ambalajını söküp altındaki kanlı ve mistik tarihe iniyor muyuz? Antik Roma’nın vahşi Lupercalia festivallerinden Aziz Valentinus’un gizli ilişki ve evliliklerine, Orta Çağ’daki kura ile eşleşme adetlerinden Sanayi Devrimi’nin ticarileşen aşkına kadar her detayını bile sormayacağız..<br />
Yani bugün onların günü, 14 Şubat, Anneler Günü ve 8 Mart Kadınlar Günü..<br />
Dün olduğu gibi bugünde olacakları 15 Şubat’a, 9 Mart ya da sonrasına mı bıraksak derken kadınında erkekler kadar insan ve erkekler kadar zor insanlar olduğunu saklamamak ve yaşamın sadece erkeklerce cehenneme çevrilmediğini padişahların, uçakta basının önünde cumhurbaşkanı olmuş olan eşine tokat atan Fransalı kadın misali başkanların, başbakanların anaları, eşleri, sevgilileri dahil tüm kadınlar da bilmeli ve varsa günah o günahın sadece erkekte olmadığını da belirtmek gerçek anlamda insanlık değil mi?<br />
Yani kısacası; Sanki yine biz erkeklerin ulaştığı uzayda da varmışlar gibi bugün, sevgilim, eşim, annem, eşim, kız kardeşim, torunlarımızın nenesi yani kadın olarak, ’14 Şubat yada 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü’ diyerek günlerini kutladığımız kadınlarımızın da,’ birer insan olduğunu ve erkekler kadar sevaplarının yanında günahlarının da olduğunu belirtilmesi, masaya yatırılması, konuşulup, tartışılması gerekir..’ diye düşünenlerdenim, bugün, her gün olsun dediğimiz 14 Şubatlar insanların yani kadın, erkeklerinin bir birbirlerini mutlu ettiği, acı vermediği ve en önemlisi bir birini suçlamadığı hiç bir şey olmazsa da yaşanan anın en güzel yaşandığı günlerinin çok olması dileğiyle..]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/14-subatlar-insanlarin-kadin-erkeklerin-bir-birbirlerini-mutlu-ettigi-gun-olsun/1081/</link>
<pubDate>Sat, 14 Feb 2026 15:51:06 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bir Merminin fiyatı veya göçün çözüm yolu..</title>
<description><![CDATA[<br />
Bugünkü yazımı yazamaya hazırlanırken, yayın grubumuzun amiral gazetesi Kuzey Doğu Anadolu isimli gazetemizin sanal sayfası www.kuzeyanadolugazetesi.com dan düşen ve ‘Ardahan’da 8 Bin 515 Kişi daha göç etti! 174 Binden 90 bine düştü!’ başlıklı habere bakıyorum.<br />
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2025 yılına ilişkin nüfus verilerini paylaştı. 1992 yılında, 33 yıl önce 174 binin üzerinde bir nüfus yeniden vilayet olan ve başta sağlık, eğitim ve sanayi olmak üzere beklenen yatırımların gelmemesi dolaysıyla sürekli göç eden ve federasyonların, derneklerin düzenlediği kaz ve sazlı gecelerle kurtarılmaya çalışılan Ardahan’ın 90 bin 392 kişiye düştü.<br />
3 Beldesinden ikisini kayıp etmesini görmeyip, 5 İlçenin 2 sinin, Posof ve Çıldır veya Damal’ın belde olmayla karşı karşıya olduğunu anlamayıp, Hoçvan’ı da hem de belde değil, İlçe yapacaklarını belirten kazcı, sazcı, burscu federasyon ve derneklerin insanları acı acı güldürdüğü bir zamanda vatan topraklarına katılışının yani birlerinin kurtuluş dediği yaklaşan 23 Şubat’ta 105. yıl dönümünü kutlayacak olan Ardahan’da bir yıl içinde 8 bin 515 kişinin göç ettiği ve bunun son yılların rekoru olduğu görüldü.’  satıları ile yazılmış haberi okuyup, üzüldükten sonra asıl konuma şu hâlâ devam eden ve doğru dürüst adı konulmayan yeni süreçten önce 2009 yılında ele aldığım boşalan Ardahan’ın bozuk yollarını değil, ‘Bir Merminin fiyatı veya çözüm yolu..’ başlıklı yazımı okuyor, bugünü anlatan o yazıyı güncelleyerek okumayanların okunası için bir kez daha yayınlamayı daha uygun buluyorum.<br />
Çünkü aynı anda, aynı dakikalarda yabancıları her yıl biraz daha boşalıp, nüfus kayıp eden yolları bozuk Ardahan’ın başına güldürecek, benim gibi Ardahanlıyı da sinirlendirip, ağlatacak olan diğer bir haberi, ‘Hoçvan İlçe Olma Koşullarını Fazlasıyla Karşılıyor’ başlığı ile okuyor ve neredeyse habere konu olan federasyonun başkanını telefonla arayıp, haydi orada sen önce boşa akan Kısır dağının suyunun önünde bent ol da göreyim senin içi boş, kazcı, sazcı, bursçu stk’lığını..’ diyecektim..<br />
Ve sakinleşmek için ülkenin diğer bir gerçek gündemi olan ve adına ‘Kürt sorunu’ denilen sorunun da içinde olduğu yıllar önce ki yazıma dönüyor, orada da Kürt sorununa, sürece ve Kobani’de, Suriye’de yaşananlara bakışını merak ettiğimiz ve her gün, her saat yazdıkları ile kendisini paralayan Rodi abi misali de olsa o  yönde bir adımını göremediğimiz şu bizim Hoçvan’ın stk’sını aratmayan bir durumu yıllar önce tamı tamına 17 yıl önce yazdığım 7 yıl sonra yeniden bir kez daha sanal sayfamda paylaştığım, ‘Bir Merminin fiyatı veya çözüm yolu..’ başlıklı ufak tefek güncellemelerle dokunduğum aşağıda ki yazımda adeta bugünü zaten anlattığımı anlıyordum.<br />
Evet, yıllar önce son başbakan Binali Yıldırım’ın memleketi olan Erzincan’da geçirdiğim ve kazayı görenler ile ilgililerin ailemi arayıp, ‘gelin cenazeniz alın’ dediği ağır bir kaza sonucu 3 ay gibi bir zaman ayrı kaldığım ve yeniden sahasına döndüğüm İstanbul’da ki 3. günümde kiralıkta olsa yeniden sürmeye başladığım araca ve başta radyosu olmak üzere gerekli cihazlarına alışmaya çalışırken, havuz medyasının baş aktörü A Haber isimli mevcut hükumetin baş propaganda kanalı olan radyo kanalına takıldığımı bilmeden haber dinliyorum..<br />
Ve Başkan Erdoğan’ın Ezan sesi gelene kadar devam eden ve Ezan’ın okunması dolaysıyla sözlerini kesmek zorunda kalana kadar dinlediğim Sivas Mitingini takılıyorum.<br />
23 yıldan bugüne kadar yarım saat, bilemediniz bir saat aralıklarla ya seçimlerde yada seçim öncesi bir hayli gerildiğini gördüğümüz Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlık zırhı ile başında olduğu partinin ilgilileri veya emrindekilerinin emri pardon işareti ile basın toplantılarını, miting konuşmalarını anında yayınlarını kesip, hemen veren NTV gibi onca kanalın yani mevcut tv ve radyo kanalarının hemen hepsinin ve son bir kaç aydır SCZ, NOW gibi muhalif görünenlerin tv’lerin de eklendiğini de his edip, gördüğümüz havuzun baş aktörü A Haber’den aşağı kalmadığını da biliyorum ya neyse..<br />
Konuyu bölmeden yerel seçimler öncesi düzenlediği miting alanından gelen sesler üzerine, ‘Biz KİT’lere falan kadrolarını verdik, bizden bir şey beklemeyin. Her şeyi verdik. Şu toplantıyı da provoke etmeyin.’ diyerek istekte bulunanlara fırça atan Erdoğan’ın kaza geçirdiğim Erzincan’ın sınır kenti Sivas Mitingine ve orada söylediği, ‘Bizler Cudi’de, Tendürek’te mücadeleyi verirken, sizin söylediklerinize bakın. Ne diyorlar domates, ne diyorlar patlıcan. Ne diyorlar sivri biber. Yahu düşünün be bir merminin fiyatı nedir düşünün?..’ diye tartışılmaya başlanan sözlerine devam ediyor.<br />
Yani Başkan Erdoğan açıkça olmasa da üstü kapalı olarak adına, ‘Barış Süreci’ denen olumlu gelişmenin dondurulup, buzdolabına kaldırılana kadar o süreçte şahlanan ekonominin kaynaklarının kurşuna ve silaha gittiğini ima ediyordu..<br />
Ve; ‘Bitti, bitiriyoruz’ denilmesine karşın o yakada ve kurşun harcama yöntemi ile bir türlü bitmeyen soruna dikkat çekip, diğer bir adı ‘Kürt Sorunu’ olan sorunun yarattığı sıkıntıyı unutanlara domates, patlıcan derdine düşenlere kızıyordu..<br />
Haklı ama haksız da olan Erdoğan’ın bu iması ve sitemine baktığımız anda bu günlerde Türkiye’ye geleceği söylenen komşu Yunanistan’ın sorunlu olduğu bir halkla, bir ülkeyle iyi ilişkiler içine girip, komşu Makedonya’nın İsveç ve Finlandiya gibi Nato’ya girmesine karşı koyduğu sonra bir anda vetoyu kaldırdığı ve meclisinde yapılan oylama ile Makedonya’yı ve komşuyla, hemen hemen aynı halk olan milletle yaşanan sorunun barışçıl yollarla ancak çözülebileceğini anlatan adımı attığını öğreniyorduk.<br />
Çünkü Yunanistan’ın Makedonya’ın ismi yüzünden tanımadığı ve önüne bir çok engeller çıkardığını da hatırlıyorduk..<br />
İlk bakışta basit ve sembolik bir isim meselesinden ibaret gibi görünen bu tanımama kararı, çok daha köklü ve tarihi bir anlaşmazlıktan kaynaklanıyor. Bir başka ifadeyle Makedonya ile Yunanistan arasındaki isim sorunu, aslında, buz dağının su üstünde kalan küçük bir bölümü. İki ülke arasındaki asıl mesele; Makedonya’nın ismi, Suriye’de ki Rojava gibi anayasası, bayrağı veya parasındaki simgelerden ziyade, Makedon ulusunun varlığıdır. Buz dağının su altında kalan büyük kısmını oluşturan bu meselenin kökeni ise, milattan önce dördüncü yüzyıla kadar uzanıyor.<br />
Yunanistan yönetimine göre, “Slav kavimleri Balkan yarımadasına altıncı ve yedinci yüzyıllarda geldiklerine göre, bugünkü Makedonlar, eski Makedonlardan gelmiyorlar. Bu sebeple, “bugünkü Makedonların, Makedon ve Makedonya isimlendirmelerini kullanma hakları yok.” Yine Yunanlılara göre; “Üç bin yıldan beri Yunanistan’ın bir parçası olan Makedonya’nın, Büyük İskender’e kadar uzanan bir Helen geçmişi bulunuyor.<br />
Antik Çağdaki Makedonlar, Yunanca konuşan ve Yunan kültürüne sahip Kuzey Yunanistan halkıdır.” Buna karşılık Makedonlar da, “milattan önce 700 ve 800’lü yıllarda Ege Makedonya’sında ortaya çıkan Makedonlar, Yunanca konuşmadıkları gibi, Yunan kültürünün de bir parçası değildir.” Ayrıca Üsküp yönetimine göre, “Bugün, Vardar Makedonya’sında yaşayan ve tarihin etkileri sebebiyle Slav Makedoncası konuşan halkın önemli bir kısmı ile Ege Makedonyası’nda yaşayan ve aynı etkiler sebebiyle Yunanca konuşan halkın bir kısmı Antik Çağdaki Makedon Krallığı halkına mensup Makedonlardır.”<br />
Yani kısacası ve anlaşılması gerekenin zaman zaman havada, Kardak gibi taştan adalarda ve kiliseler dolaysıyla karşı karşıya kaldığımız hatta gerildiğimiz de ve ‘Savaş çıkabilir’ diyerek ekonomiyi dolara kurban edip, yeni silahlar almak zorunda bırakılmaya mecbur kaldığımız Yunanistan parlamentosu uzun yıllar sonra ve yukarıda ki sorun yüzünden yıllardır sıkıntı yaşadığı ve tanımadığı Makedonya’nın NATO üyeliğiyle ilgili protokole onay veriyor, 300 sandalyelik parlamentoda bugün yapılan oylamada, Makedonya’nın NATO üyeliğiyle ilgili protokol, 153 vekilin ‘evet’ oyunu kabul görüyordu.<br />
Buraya kadar anlatmak istediğimizi, ‘anlayan anlar’ diyerek barışçıl adımların şart ve anlaşılmasını umarken diğer bir haber daha alıyoruz..<br />
O da; Bloomberg’in, Sardes adlı bir Türk şirketinin, İran’a saldırı öncesi açtığı Epstein dosyası ve krizi ile şimdi de Avrupa’yı dizayn etmeye çalıştığını düşündüğüm Amerika’nın tüm dünyanın gözü önünde eşiyle birlikte yatak odasından alıp, kaçırdığı, götürüp, hapse attığı Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun 900 milyon doları altın olarak kaçırmasına yardım ettiğini öne sürmesiydi.<br />
Diken’in aktardığı haber özetle şöyle:<br />
“Maduro’nun, mevkidaşı Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı ziyaretinden sadece iki ay sonra Sardes adında gizemli bir şirket çıktı meydana. Ocak 2018’de Venezüella’dan 41 milyon dolar değerinde altın ithal ederek faaliyetlerine başlayan Sardes’in bu ilk ticareti, iki ülke arasında 50 yıllık kayıtlarda benzerine rastlanmamış bir işlem. Sonrasındaki ayda hacim ikiye katlanmış ve Sardes Türkiye’ye 100 milyon dolar değerinde altın ithal etmiş.<br />
Trump, Türkiye’yi bu ticaretten vazgeçirmek için bir heyet gönderdikten sonra Kayında Venezüella altınına yaptırım uygulamaya başladığında şirket 900 milyon dolar değerinde altını zaten ülkeden çıkarmıştı. İstanbul ticari siciline kayıtlı 1 milyon dolar sermayeli bir şirket için hiç de fena bir hacim değil.<br />
İki ülke arasındaki ekonomik bağlar çok kuvvetli değil. Venezüella Türkiye’nin en büyük 20 ticaret ortağı arasında yok. Ama bu, Erdoğan’ın 850 milyar dolarlık Türkiye ekonomisini ihtiyacı olan dostları için kullanamayacağı anlamına gelmiyor. Sardes’in altın koridoru belli ki kasımda kapanmış fakat başka yöntemler de var.”<br />
Yani daha çok uzatmadan bir merminin fiyatını dert etmektense çözüm yollarına başvurmak ve bu yolların kurşunlara gelmemesi için atılacak olan adımın barışçıl adımlar olduğunu anlamak ama bunu anlarken Arap Baharı adı altında Afrika ve Ortadoğu’da ki onca ülkenin karışıklığına, komşu ülke Irak ve Suriye’nin iç savaşa sokulmasına ve ülkenin içindeki sorunları terörize etmeye, ettirmeye gerek olmazken, dün İranlı Rezza Saraf”ın ve bugün 1 Milyonluk sermayeli Sardesi’in kanalıyla komşudan yada Okyanus ötesinde ki bir ülkenin altınları başta olmak üzere yer altı ve yer üstü kaynaklarına muhtaç kalmamak için önceliğin iç barış olduğunu, ‘Yahu düşünün be bir merminin fiyatı nedir düşünün..’ demeden önce bilmek gerek..<br />
Peki, ‘Fes ettirdik, bitirdik, yaktırdık..’ denen silahların patlamadığı, mermilerin harcamadığı bugün ne diyoruz ve niye ekonomiyi düzeltmiyor başta emeklilerin olmak üzere çoğunluğun feryadını duymuyor, devletin kalan iki köprüsünü de satacağımızı duyuruyoruz?..<br />
Bilmem onu da ‘amamda uzun yazmışsın..’ diyen siz okurlar cevap versin..]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/bir-merminin-fiyati-veya-gocun-cozum-yolu/1080/</link>
<pubDate>Mon, 09 Feb 2026 17:43:28 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bu kentin ve ülkenin gerçek kurtuluşu..</title>
<description><![CDATA[<br />
Bugün 6 Şubat.. Bugün acının 3. yıl dönümü..<br />
Ve bugünkü yazımda başta çadırların hatta kanların satıldığına şahit olduğumuz büyük deprem ardından yapılan son seçimlerde tercihini değiştirmeyen Hatay'da başta olmak üzere 11 kentte meydana gelen sarsıntının yıl dönümünde bolca paylaşılan, 'Unutmadık' şeklinde ki sanal paylaşımlara yönelik olarak, 'Unutmadığınız neydi?' diye bir soru sormak olacaktı..<br />
<br />
Ama son anda bu soruyu sormaktan vazgeçip, daha çok denen ama resmi kayıtlara göre elli üç binden fazla insanın hayatını kaybettiği 6 Şubat depremlerinde Kızılay'ın AHBAP'a 46 milyon lira karşılığında çadır sattığını bile unuttuğumuzu hatırlayıp, üç yıl boyunca 'Siyah Beyaz Kocaeli' adlı günlük gazetemi çıkardığım Kocaeli Sarımeşe'de bizzat yaşadığım Marmara depreminin yanında onca deprem, doğal affet ve onca hayati sorunlarımız gibi hatırlanmadığını da düşünüyordum.<br />
Çünkü, onca al/yapıştırlı 'Unutmadık' denen kelimeyi paylaşanların o paylaşımın hemen ardından az önce yediklerini dahil onca sorun, sıkıntıyı kısa sürede unutacaklarını  bildiğimden 'Unutmadığınız neydi?' sorusunu sormadan vaz geçip, önümüzde ki günlerde yani 23 Şubat'ta yeni bir yıl dönümünü kutlayacak olan mamelektim Ardahan'ın nasıl kurtulacağına yönelik 13 yıl önce yazdığım, 'Bu kentin kurtuluşu..' başlıklı yazımı okuyup, güncellemeyi daha uygun buluyorum.<br />
Çünkü 103 yaşında olan ülkemin kurtuluşunu 23 yılda geçekleştirdiğini belirten ve hâlâ iktidarda olan 23 yıllık bir iktidar ile ortaklarının Ardahan gibi yeni vilayet olan Osmaniye'de, 'Beni bırakıp gitme bir yere, Gidersen unutursun, Dilerim öyle olmaz, Beni bırakıp gitme bir yere, Gidersen unutursun Dilerim öyle olmaz' sözleri ile ünlü  'Bu hava da gidilmez' şarkısı eşliğinde ve dualar eşliğinde memleketin kurtuluşunu anıyordular..<br />
Hem de “Sizden birisi öldüğünde onu durdurmayın, onu kabrine koyma hususunda acele edin. “Kabri başında ölünün başucunda Fatiha Suresi okunsun ve ayakucunda da Bakara Suresi'nin sonunu okusun.” diyen peygamberimizin dediği gibi yok olan onca insanın ardından hem de bir Cuma günü Fatihalar okuyup, memleketin kurtulması için dua ettiklerini görüp, izliyordum.<br />
Muhalefetinde Adıyaman'da depremden bu yana yapılması gerekenleri haykırdığı ülkenin güneyinden, kuzeyine  dönüp, 13 yıl önce yazdığım yazımı bir kez daha okurken, o günden bugüne kadar çok şeyin değişmediğini yani gerek ekonomik, sosyal olarak ve gerekse devam eden göç ile kurtaramadığım, valiliği bile depreme dayanıklı olmadığı, Göle'de ki deprem evlerinin daha doğru dürüst teslim edilmediği, depreme dayanıklı olmadığı gerekesiyle kent merkezinde ki askeri lojmanlar gibi boşaltılıp, yıllarca boş kaldıktan sonra devam eden göç ile köylerde harabeye dönmüş evler gibi yıkılıp, ortadan kaldırıldığı polis evi ve onca yıkılan binanın yerine yenilerini yapılması beklenen  memleketim Ardahan'a dönüyorum.<br />
Buna neden ise; Hemşerim İbrahim Karabulut'un Ardahan'ın en yüksek dağı olan Kısır Dağının su projesi ve olmasına karşın olmadığı sanılan Organize Sanayi gibi tozlu raflarda bekleyen önemli tarihi bir konuyu alıp, sanal sayfasında işlediği 'Tarihin tozlu rafları..' başlıklı yazısında dikkatimi çekenin bu memleketin yani benim 'Çantacılar' adını koyduğum siyasilerde çözüm bekleyen Ardahan'ın kurulduğundan bu yana onu içten hissetmeyen, merkezinde yaşamayanlarca hep mecliste temsil edildiğini anlatan yazısı oldu.<br />
Evet, bana göre 11 kenti yerle bir eden depremin 3. yılını 'Unutmadık' diyerek ölenleri, kayıp olanlar ve yapılması gerekenleri andığımız ülkede o yerle bir olan kentlerin tarihi gibi geçmişi kayıp bir kent olan Ardahan'ın yeniden vatan topraklarına katılışının 105. yıl dönümü her kes tarafından bir kez daha önemsenmelidir diyorum.<br />
Çünkü 33 yıldır kör/topalda olsa gün geçtikçe kasabalıktan çıkıp, vilayettik konumunu kazanmaya başlayan ama her geçen gün nüfusu eriyen Ardahan'ın asıl kurtuluşunun tarihine sahip çıkmasıyla başlar.. Yani, 23 Şubat 2026'te yapılacak olan kurtuluş etkinlikleri de bunun için yeni bir fırsattır..<br />
Çünkü yılardır atıl durumda olan ve müze ve valilik binası olması için ısrar ettiğimiz askeri binalar ve üç yıldır bir türlü açılamayan Posof Ulgar Tüneli, olup olmadığı bilinmeyen projesine ödenek bile ayrılmayan Sahara tüneli ve deprem gibi unutulan havaalanı, Doğu Expreesi dahil trenlerin gelip, yolcu alı, indireceği bir durağı, yük alı, indirecek olan bir Antrepo bekleyen, 3 lige çıkamayıp, adeta balına yapışıp kalan BAL takımı Serhat Ardahanspor'un maddi, manevi destek aradığı, Amatör ligi yapılamayan Ardahan'da 23 Şubat'ta yapılacak olan etkinlikler gerek valilik, gerek ise diğer yöneticilerimiz tarafından ne kadar önemsendiğini düşünüyorum..<br />
23 Şubat'ta bir kez daha vatan topraklarına katılışının 105. yıl dönümünü kutlayacak olan Ardahan'ın kurtuluşu etkinliği ile ilgili çalışmalarla bu kentin, işgale, fakirliğe, yoksulluğa direnişinin yanında Kafkasya'nın sınırını gönüllüce bekleyen vatan sevgisine olan kişiliği ortaya konacak mı ve bunun ödülünün artık gelişmişlik, kalkınmışlık mı olacak?<br />
Ve en önemlisi yerel ve ulusal basının da bu konuda çok duyarlı davranması ve 23 Şubat'ta yapılacak olan etkinlikleri ile 92. yıl dönümümde ki gibi temsili olarak bu ülkenin kuruluşunda bir şlk olan ama unutulan, unutturulan Ardahan Hükümeti'nin, ulusal kurtuluş mücadelesinde Sivas, Erzurum, Amasya kongrelerinde önce ilk kongrenin Ardahan'da yapıldığını, mavi-beyaz bayrağın göndere çekildiğini, cumhuriyet kelimesinin ilk seslendirildiği yer Ardahan'ın olduğu tüm dünyaya bir kez daha duyurulacak mı?<br />
Bilmem ama kurtuluş tarihi ile ilgili bir fotoğrafın bile olmadığı bir kentin geçmişini toparlama, tarihine sahip çıkması demek geleceğinin yolunu çizmek olduğunu her 'Ardahanlıyım' diyen iyi bilmelidir. Ve Bu kentin ekonomik ve sosyal olarak kurtuluşunun da bu yoldan geçtiğinin bilinmesi gerektiğine de dikkat çekmek istiyorum.<br />
Bu nedenle çok önemsenmesi gereken 2026 yılının kurtuluş etkinliklerine basın aracılığıyla bir bir birlerini suçlayan yerel yöneticiler ile kent dışında ki diğer illerde bulunan dernek yöneticileri de bir araya gelip, o gün herkesin Ardahan'da olmasının gerektiğine de inanıyorum..<br />
Yani valiliğin Ardahan dışında ki 80 ilde bulunan tüm dernek başkanlarına davet çıkarması ve Ardahan'ı tanımadan tanıtım günleri düzenleyen derneklerinde kendi imkânları ile Ardahan'da yapılacak olan bu önemli kongreye birer temsilci göndermesi, bunun yanı sıra Türkiye'de bulunan ve gazetelerde, televizyonlarda yazılar yazan, programlar yapan ünlü, ünsüz tarihçilerin o gün Ardahan'da konuk edilmesi gerekir diye düşünüyorum.<br />
Bunun Ardahan'ın birlikteliği için çok önemli olduğunun anlatılması ve bu ülkenin kurtuluş mücadelesinde mihenk taşı olan Ardahan Kongresi'nin en iyi şekilde tanıtılmasının önemi kavranmalı ve buna göre etkinliklere kilitletilmelidir..<br />
Çünkü bu kentin gerçek kurtuluşu da, bizzat önce Ardahanlılarca tanınması da bu tür etkinliklerle olacaktır..<br />
Ha bu arada benim, bu işin çantacı siyasilerle olmayacağını ve çantacı dediklerimin Ardahan'a, Ardahan tarihine ne kattığını İbrahim Karabulut'un aşağıda ki, 'Tarihin tozlu rafları..' başlıklı yazısına da yer verip, hem isimleri geçenlerin Ardahan'a katkılarını hem de onlarında bu Ardahan'ın tarihinin başrolünde olduklarını bir kez de bu köşede yer verip, yerel gazetelerinin, depremde kan sattığı ileri sürülen Kızılay'ın şu anki binasının yerinde bulunan eski Ardahan kütüphanesin de dönemin Ardahanlı kütüphane müdür vekili, emekli olduktan sonra şairliğe soyunan Erbay Kara döneminde alınıp, bir kamyona yüklenip, Ardahan-Göle yolu üzerinde yo kenarında çöpe atılan arşivi kayıp, Ardahan tarihine birde ben katkı sunayım..<br />
Neyse, iki yönlü bakmanızı umduğum ve hem katkılarını hem de yapamadıklarını düşünüp, değerlendirmeniz istediğim Karabulut'un yorumunuzu bekliyorum dediği benim ise 'Evet.. Ve hep aynen.. Yani öz Ardahanlı değil, şu anki gibi çoğunlukta çantacı..' diye yorum bıraktığım o tarihi yazı..<br />
Tarihin tozlu rafları<br />
TBMM 1. Dönem (1920-1923)​ Bu dönemde Ardahan'ı temsil eden iki isim bulunmaktadır:​Osman Server Atabek (1886-1962):​Aslen: Ahıskalıdır (Kıpçak Atabekleri ailesindendir). 318 yıl bu Bölgede hüküm süren Kıpçak atabekler Devleti'nin de varislerindendir​.<br />
Eğitimi: Çok yönlü bir eğitim almış; Almanya'da Maden ve Ziraat Mühendisliği, Rusya'da (Petersburg) ise Hukuk eğitimi görmüştür. ​Faaliyetleri: Milli Mücadele döneminde bölgedeki milli cemiyetlerin kuruluşunda öncü rol oynamıştır.<br />
Maden Tetkik ve Arama (MTA) Genel Müdürlüğü'nde de görev yapmıştır.​Filibeli Hilmi Bey (1885-1926):​Aslen: Filibe doğumlu olup ailesi Artvin/Şavşat kökenlidir.​Eğitimi: Harbiye mezunudur (Asker kökenli).​ Faaliyetleri: İttihat ve Terakki Cemiyeti'nde aktif görev almış, eski bir yüzbaşıdır.<br />
1. Dönem sonunda siyasi nedenlerle yargılanmış ve 1926 yılında idam edilmiştir​TBMM 2. Dönem (1923-1927)​Cumhuriyet'in ilan edildiği bu dönemde Ardahan'ı üç isim temsil etmiştir:​<br />
Halit Karsıalan (Deli Halit Paşa) (1883-1925):​Aslen: İstanbul doğumludur. Babası Kastamonuludur​Eğitimi: Harp Okulu mezunu üst düzey bir askerdir (Tümgeneral).<br />
Faaliyetleri: 1915'te Rus işgalindeki Ardahan'ı geri alan komutandır. Milli Mücadele'nin en önemli kahramanlarından biri olarak kabul edilir.<br />
1925 yılında meclis binasında yaşanan trajik bir olay sonucu hayatını kaybetmiştir.​Hasan Tahsin Uzer (1877/79-1939):​Aslen: Selanik doğumludur.​<br />
Eğitimi: Mülkiye Mektebi mezunudur.​Faaliyetleri: Van, Erzurum ve Suriye valilikleri yapmıştır. "Uzer" soyadı bizzat Atatürk tarafından verilmiştir. Tecrübeli bir idareci ve devlet adamıdır.​Talat Sönmez (1876-1950):​<br />
Aslen: Ankara doğumludur.​Eğitimi: Mülkiye Mektebi mezunudur.​<br />
Faaliyetleri: Çeşitli ilçelerde kaymakamlık yapmış, milletvekili seçilmeden hemen önce Ardahan Mutasarrıflığı görevini yürütmüştür.<br />
Hem Osmanlı hem de Cumhuriyet meclislerinde Ankara ve Ardahan'ı temsil etmiştir. Ardahan 1926 yılında ilçe yapılarak Kars'a bağlandığı için, 1927 seçimlerinden itibaren uzun bir süre müstakil "Ardahan Milletvekili" seçilmemiştir.<br />
Siyasi Tasfiye​Zabıtların satır aralarında görülmese de, tarihçilerin üzerinde durduğu asıl sebep siyasi kontroldür.<br />
​Muhalefetin Kalesi: Ardahan’ın ilk mebusları (Halit Paşa ve Filibeli Hilmi Bey) Ankara’daki merkezi yönetime en sert muhalefeti yapan isimlerdi.​Kontrol Çabası: Halit Paşa’nın mecliste vurulması ve Hilmi Bey’in idamından hemen sonra Ardahan’ın il statüsünün elinden alınması, bölgedeki muhalif ruhun idari yollarla bastırılması olarak yorumlanmaktadır]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/bu-kentin-ve-ulkenin-gercek-kurtulusu/1079/</link>
<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 17:43:09 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bir daha soruyorum.. Millet Bahçeleri kimin? Kimler bakıp, işletiyor? </title>
<description><![CDATA[<br />
Bugünkü yazıma başlamadan önce hemen, şimdi baştan belirtmeliyim...<br />
Benim, İstanbul Millet Bahçesinin işletilmesi, satışı ve etkinlik izini için daha önce ve şimdi verdiğim bu kavgam yerel değil, ulusal ve bir millet bahçesinin korsan olduğunu iddia ettiğim bir komisyon tarafından satışınadır biline..<br />
Yani işi getirip, Ardahan'a, Ardahanlılara veya 'vay efendim kendisi yapamadı, filan yaptı ondan bele yapıyor..' değil, konu milletin bahçesi olan bir millet bahçesinin korsan komisyonca kendilerine yakın stk'lara komisyon karşılığında satışına yönelik kavgamdır.. Ve hesap vermesi gerekenlerin, bizim 1.400 TL. değimiz onların 600 TL. dediği değil, bu işi babalarının parkıymış gibi pazarlayan 4 kişilik korsan komisyonun kamuoyu ve hukuk karşısında cevap vermesidir.. NOKTA..<br />
Evet, 'Millet Bahçeleri kimin? Kimler bakıp, işletiyor?' başlıklı yazımı yazalı ve başta CİMER'e, savcılığa şikayet ettiği bu önemli konu kaç gün oldu bilmem ama İstanbul Millet Bahçesinin hâlâ aynı korsan komisyonca aradaki komisyon ve organizatörlerle işletilmesi değil, organizatörlerin ödediği büyük paralar karşılığında satışına devam ediliyor..<br />
Ve bu ülkede milletin olan alanların nasıl olup, göz göre göre hem de gözümüze sokularak, hem de hiç bir yetkisi olmayan, resmi olmayan, makbuzsuz, izinsiz dediğim dedik diyen yani korsan olan komisyonlarca birilerine peşkeş çekildiğine şahit olmaya devam ediyoruz.<br />
Ve şu an Mısır'da olan, Sisi ile iki ülke arasında çeşitli anlaşmalar imzalayan Cumhurbaşkanının projesi olan Millet Bahçesine konan biri siyasi, üçü stk başkanı olmak üzere 4 kişilik korsan komisyon dediklerimce satışı devam ediyor..<br />
Yani günler öncesi aşağıda ele aldığım savcılığa, Cimer'e şikayet edip, gazetelerde, medyada gündeme getirdiğim bu korsanların korsanlığı devam ediyor.<br />
Ve Ardahan Valiliğinin ret etmesine karşın biri STK'lardan sorumlu ve (Ardahan valisine gelen imzasını sonradan saklayan) AK Pati İstanbul İl Başkan Yardımcısı olmak üzere bu 4 kişilik korsan komisyona siyasi yakınlığı ile bilinen kıytırıktan bir derneğe de verilen ve bugüne kadar birçok stk'ya büyük paralar cep ettiren bu komisyon ne kadar komisyon aldı diye sorup, bir daha kelime kelimesine dokunmadan günler öncesi yazdığım ve sorduğum aşağıda ki yazımı savcılık ve cimer'a yazdığım şikayet dilekçelerin cevabının ne olacağını merak edip, yeniden yayınlıyor ve bir kez daha soruyorum..<br />
<br />
Millet Bahçeleri kimin? Kimler bakıp, işletiyor?<br />
Bugünkü yazımda aynı zamanda AK Parti Genel Başkanı olan, Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın projesi olan ve hayata geçirildiğinden bu yana gerek doğaya, gerekse betonlar arasında sıkışan halka nefes veren Millet Bahçelerinden bahsedeceğim.<br />
Memleketim Ardahan'da da yapılan ancak başta Kalp Anjiyo Merkezi olmak üzere birçok yatırım gibi bir türlü bitirilmeyen ve şimdiden adeta perişan olan Ardahan Millet Bahçesi gibi başta İstanbul'da olmak üzere bir çok kentte yapılıp, hayata geçirilen Millet Bahçelerinin muhteşemliklerinin yanında görülmeyen bir yüzü de bu bahçelerin yani devasa alanların yetkili olmayan kişilerce 'komisyon' adı altında komisyonculukla birileri tarafından el altında pazarlanmasıdır.<br />
Evet, iddia ediyorum ve TOKİ'nin eliyle gerçekleştirilen bu güzel projelere verilen emekler ya siyasi yada 'benim adamım' adı altında denenlerce pazarlandığının en açık ve bariz öremeği kapatılması ile tartışmalı hale gelen İstanbul eski havaalanı olan İstanbul Bakırköy Havaalanın da bulunan ve ilgisi, alakası yetkisi olmadıkları iddia edilen 4 kişi tarafından kim yada kimler, hangi resmi kurum tarafından görevlendirilip, oluşturulduğu bilinmeyen, başta stk'lar tarafından olmak üzere kamuoyunda, 'korsan komisyon' denelerce pazarlanan İstanbul İli, Bakırköy İlçesi, Yeşilköy sınırları içinde bulunan Millet Bahçesidir.<br />
Yazının içinde bulunan biri saklı, 3 açık imza ile pazarlandığı görülen bu Millet Bahçesi yani Bir Millet Bahçesi düşünün ki, yapıyorsunuz ama bakımını, sorumluluğunu kimin üstlendiği belli değil..<br />
Normal bir ülkede zaten Millet Bahçesi de dahil tüm yeşil alan düzenlemelerini hükümetler değil, yetkili kurumlarca veya yerel yönetimler olan belediyeler yapar, bakım ve işletmesini de doğal olarak üstlenirler..<br />
Ama bizde öyle işlemiyor süreç..<br />
Buraların yani Millet Bahçelerinin işletilmesi, halka sunulması, etkinlik izni verilmesi konusunda kararı verenin belli olmadığı dikkat çekerken burada gözden kaçırılan, birilerince, birilerine pazarlandığı sanki bir durum var.<br />
Çünkü benim de içinde olduğu stk'ların ve buralarda etkinlik yapmak isteyenlerin gidip, çarptığı kişiler hem işin ehli olmadıkları gibi hem de resmi yetkisi olmayan kişilerdir.<br />
Buna örnek olarak; AK Partili Akdeniz Belediye Başkanının son meclis toplantısında anlattıklarına bakacak olursak; "Millet Bahçesinin sahibi Milli Emlak' tir, Hazine' dir. Hazine de malını, ister Akdeniz'e, isterse de Büyükşehir'e kiraya verir, onlar beni tercih etmiş. Ben orada kiracıyım. Bunun önünde yasal olarak hiçbir sorun veya engel yok."<br />
Akdeniz Belediye Başkanı Gültak'a göre mülkün sahibi Hazinenindir ve Hazine de malını dilediğine verir.. Hazine normal bir ülke bir yana hukukun işlediği Türkiye' de bile malını dilediğine veremez. İhaleye çıkarır, en iyi koşulları teklif edenle de el sıkışır, yaptırır, pazarlatır, kiraya verir veya kendisi işletir..<br />
Evet, İstanbul'dan Ardahan'a oradan Akdeniz'e ve diğer illere baktığımızda yani gelin görün ki, ülkede ki Millet Bahçelerinde biri olan İstanbul İli, Bakırköy İlçesi, Yeşilköy sınırları içinde bulunan Millet Bahçesi başta olmak üzere bu halkın ve onu temsil eden resmi kurumların yönetiminde olduğunu sandığımız bu bahçelerde bizim bilmediği ya da birilerinin siyasi ve ya rantsal çıkarları doğrultusunda görmezden geldiği farklı bir durum var..<br />
Evet doğrudur.. Yasal ve kurumsal olarak bakacak olursak; Adı üstünde milletin olan buralar yani 'Millet Bahçelerinin yeri alanı, sınırları, işletilmesi, satılması, kiraya verilmesi hazineye yada diğer resmi kurumlara aittir' diye biliriz..<br />
Ve bu alanlar yasal olarak çıkarılan kanun, genelgelerle TOKİ idaresine devir edildiğini ve Şehircilik Bakanlığına yasal sahibi an itibariyle TOKİ yada bir başka resmi kurumdur..<br />
Peki, başta İstanbul İli, Bakırköy İlçesi, Yeşilköy sınırları içinde bulunan Millet Bahçesi olmak üzere ülke genelinde ki bu bahçeler gerçekten 'resmi bir kurum tarafından mı işletiliyor?' yoksa 'Benim adamım, benim oluşturduğum komisyon tarafından pazarlanır?'<br />
Bilmem ama bir gazeteci, bir stk başkanı olarak benim gördüğüm İstanbul İli, Bakırköy İlçesi, Yeşilköy sınırları içinde bulunan Millet Bahçesi benim gibi yetkisiz, ilgisizi ve alakasız ama siyasilerin yada ilgisiz kişilerin yönlendirmesi ile olduğu iddia edilen ve el altında, 'Yap, sat, pazarla' diyerek oluşturdukları ve adlarına komisyon denen yetkisiz, resmi olmayan kişilerce pazarlandığıdır.<br />
Değilse yukarıda ki 3 isim ve imzanın hangi yetki, hangi resmi kuruma ait olduğuna bakmak yeter artar bile..<br />
Evet, bende soruyorum, ülkedeki tüm Millet Bahçeleri kime ait?, Buraların işletilmesi hangi kuruma ait?<br />
Ve başta, Cimer'e olmak üzere diğer resmi b,r çok kurumlara, siyasilere, bürokratlara başvuran benim bizzat devreye girmemle imzasını ve kendisini saklayan bir siyasi başta olmak üzere 3 stk başkanı, Hatay, Rize ve Bingöl federasyon başkanlarının sanki bu bahçenin yasal sahipleriymiş gibi bir tutum ve tafraya girerek, bunların canlarının istediğine verildiği ileri sürülen İstanbul İli, Bakırköy İlçesi, Yeşilköy sınırları içinde bulunan Millet Bahçesinin kiralamasına, pazarlanmasına yani burada etkinlik yapılmasına izin verenler kim veya kimler yada hangi kurumlar tarafından izin verilmekte?' diye tam soracakken memleketim Ardahan'dan gelen son dakika bir haber, bu yönde k onca gazetecinin, stk ve başkanının bu yönde ki şikayetlerine yorumlarına baktığımızda sorup, anlatmak istediğimiz her şeyi anlattığını da okuyordum.<br />
Çünkü bu bahçede bugüne kadar yapılan, yapılacak olanların ne kadar yasal ve stk'ları küstüren, uzaklaştıran bu anlaşılmaz keyfi tutum ve davranışlar yüzünden mevcut iktidarın siyasi getirisine bir şey katmadığını tan tersi zarar verdiğini ortaya koyan, 'KÜLTÜR EVİ'NİN 'KORSAN TANITIMINA' VALİLİK DUR DEDİ!' başlıklı haberi sizin de okumanızı ve yukarıdan buraya kadar neyi anlatmaya çalıştığımı anlamanızı umuyor, o habere yer verip, bundan sonraki gelişmelere yani ilgili, ilgisiz kişilerin konuya nasıl bakacaklarını ve başta İstanbul'da olmak üzere ülke genelinde bugüne kadar yapılan etkinliklerin kim veya kimler tarafından hangi resmi izinle verilip, yaptırıldığına bırakalım..<br />
KÜLTÜR EVİ'NİN 'KORSAN TANITIMINA' VALİLİK DUR DEDİ!<br />
Valilikten Sert Yanıt: Yetkisiz Kişilerin Tanıtım Etkinliğini Durdurun..<br />
İstanbul Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi Etkinlik Alanı’nda 22-25 Ocak 2026 tarihleri arasında yapılması planlanan "Ardahan Tanıtım Günleri" etkinliği, Ardahan Valiliği’nin müdahalesiyle durduruldu. Valilik, organizasyonun yasal bir dayanağı olmadığını belirterek ilgili kurumlara resmi yazı gönderdi.<br />
Valilik Kurul Kararı: Etkinlik Uygun Görülmedi<br />
Ardahan İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından paylaşılan 15.01.2026 tarihli resmi yazıda, İstanbul Ardahanlılar Kültür Evi'nin gerçekleştirmek istediği tanıtım günlerinin, Ardahan Valisi Hayrettin Çiçek başkanlığındaki "İl Tanıtım ve Geliştirme Kurulu" tarafından uygun görülmediği açıklandı.<br />
Valilik, 05.01.2026 tarihinde alınan kurul kararını gerekçe göstererek organizasyonun durdurulması için; İstanbul Valiliğine, İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne, İstanbul Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğüne, İstanbul Emniyet Müdürlüğüne ve İl Jandarma Komutanlığına resmi yazı yazarak söz konusu etkinliğin durdurulmasını talep etti.<br />
Korsan İzinle Yapılamaz!<br />
Organizasyonu düzenlemek isteyen tarafın sunduğu ve "Millet Bahçesi Etkinlik Alanı Komisyonu" tarafından verildiği iddia edilen tahsis belgesinin, yetkisiz kişilerce hazırlandığını belirten Ardahan Valiliği, resmi bir izin sürecinin işletilmediğini vurguladı. Valilik; ilgili birimlere gönderdiği yazıda, bu tür etkinliklerin koordinasyon ve izin yetkisinin valilik makamında olduğunu hatırlattı.<br />
"Korsan Etkinlik" Uyarısı<br />
Resmi makamlarca onaylanmayan bu girişimin engellenmesi için tüm idari birimler bilgilendirilirken, Ardahan Valiliği devlet ciddiyeti ve kurumlar arası koordinasyonun önemine vurgu yaptı. Valiliğin bu hamlesiyle birlikte, 22-25 Ocak tarihleri arasında İstanbul Ardahan Kültür Evi tarafından yapılacağı duyurulan organizasyonun resmi bir geçerliliğinin kalmadığı bildirildi.<br />
Baran Yılmaz / Anadolu Haber]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/bir-daha-soruyorum-millet-bahceleri-kimin-kimler-bakip-isletiyor/1078/</link>
<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 14:39:30 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bir kare fotoğrafın anlattığı bölge, binlerce kemiğin düşündürdüğü ülke.. </title>
<description><![CDATA[Yılın yarısını kar altında geçiren bölgemizde etkisini yeniden his ettiren kışın yaratığı muhteşem kareleri fotoğraflarken, bilmeden birer poster ve çekilenleri çektiğinizi anlamazsınız..<br />
Her karesi bir poster olan karlı Ardahan’ın güzelliğinin yanında o karelere takılan insan figürleri de birçok şeyi anlatır.<br />
Yoksulluğun, zor doğal şartların altında yaşamanın sıkıntısını gözler önüne serer Çıldır’da her çektiğiniz kar fotoğrafları..<br />
İşte onlardan biri bu karelerde her şeyi anlatır gibi..<br />
Bir dönem Kürt kelimesi için kullanılan karlarda, kart-kurt diyen adımlar atıp , tutmayan dizlerle zorla yürüyen bacakların taşıyan sırtına attığı bir tutam çuval ot ile tek geçim kaynağı olan hayvanına götürmek için bata çıka ahırına gitmeye çalışan bu Damal ve Arhavi’de bana gelen iki kare fotoğrafta ki insan gibi altı ay boyunca altında kalıp, yorulduğumuz kış hepimizi ağlatır..<br />
Köylünün tek geçim kaynağı olan hayvanları için yem sıkıntısı, esnaflık yapan şehirlinin çekini, senedini ödeyememe sorunu yaşadığı kış boyunca bölgede yaşanan zorlukları anlatır işte yukarıda ki kare gibi Ardahan’ın her hangi bir yerinde  çektiğiniz her fotoğraf..<br />
Ve her çekilen kar fotoğrafların da biri demiryolu olmak üzere üç gümrük kapısı olmasına karşın ithalatın, ihracatın istenen seviyede yapılmadığı, sınır ticaretinin yapılmadığı, kış aylarında donup doğal bir buz pisti haline gelen Çıldır gölünün Erzurum’da yapılan kış etkinliklerine alınmadığı, ama Erzurum’dan getirilen ciritcilerle tanıtılmaya çalışılır olduğunu anlarsınız..<br />
Onca kale, kulesi yani tarihi ve kültürel güzellikleri olmasına rağmen hava durumlarında adı geçen kayak tesissilerinde arasında adı bile anılmayan, Dağ oteli kapalı, bir çay içecek cafesi olmayan Yalanızçam kayak tesisi gibi tanıtılıp, anlatılmadığı Çıldır başta olmak üzere Ardahan hatta tüm bölge de her çektiğiniz kar fotoğrafları karesi bu bölgede yaşamanın getirdiği güzelliklerin yanı sıra zorlukları da anlatır durur ..<br />
<br />
Albaylarını da öldürmüşler..<br />
Bölgede çekilen üstteki yazımda bulunan karlı insan fotoğrafına bakınca ve bir önceki valimiz Hayrettin Çiçek’in yeni valimiz, Mehmet Fatih Çiçekli ile yer değiştirdiği ve o da Ardahan  gibi yeni İL olmuş olan Karaman’da gelen ‘Kemik fışkıran dehşet çiftliğinden haber var!’ başlıklı bir haberi okuyunca nedense bu hala faili kalan onca olay karesi de aklıma takıldı..<br />
Buna neden olan ise; Gerek her kazınan inşaat temelinde çıkan ve DNA testi yapılmadan hemen ‘Ermenilerin öldürdükleri’ diye kamuoyuna pompalanıp, Ermeni düşmanlığına kapı açan toplu mezarlar mı yoksa barış dendi mi bir anda beklenmedik failli ölümler yada Ardahan’ın Göle İlçesinde açılması için bir dönem yani birinci barış sürecinde sıkça dile getirilen ama nedense açılmayan toplu mezarlık denen konumu bu düşünceme neden oldu anlayamadım.<br />
Ama başta Ape Musa olmak üzere Uğur Mumcu, Hrant Dink gibi gazeteci meslektaşlarımın ölüm yıl dönümlerinde hep dile getirilen ve bir kaç gün sonra  unutulan ama aralarında Göleli Berfo nenenin, oğlu Cemil Kırbayır’ın da olduğu öne sürülen 17 bin faali meçhul cinayetin hala meçhul kaldığı ülkede diğer bir faili meçhul olayı ile ilgili yıllar önce yani 2012 yılın da yani bugün, 4 Şubat’ta ele aldığım bir yazımı yeniden okuyunca, ‘bu ülkede faili, karanlık kalmasın..’ diyerek bir kez daha yayınlayayım dedim..<br />
Evet, başbakan asan Albaylar Cuntasının da yaşandığı bu ülkede 36 yıldır yazan bir gazeteci olarak 14 yıl önce bugün ele aldığım ve ‘Albaylarını da öldürmüşler..’ başlıklı dünü ve aslında bugünü de sanki anlatır gibiydi..<br />
Geçtiğimiz gün ele aldığımız. ‘Daha fazla kazımayın’ başlıklı yazımız ardından art arda ortaya atılan iddiaları görünce bu ülkede sadece sivillerin, siyasilerin değil, bizzat bu ülkenin askeri, polislerinin de faali meçhul cinayetlere gittiğini de görüyoruz.<br />
Son olarak ailesinin şikâyeti üzerine yıllar sonra mezarı açılıp, DNA testi yapılan Albay Kazım Çillioğlu’nun ve onun gibi birçok görevlinin ölüm şekillere tartışılıyor.<br />
‘Çillioğlu Tunceli İl Jandarma Alay Komutanıydı… 3 Şubat 1994 günü odasında kafasına sıkılmış tek kurşunla ölü bulundu… İntihar ettiği açıklanan Albay Çillioğlu, sağ elini kullanıyordu, oysa silah sol tarafında bulundu’ başlıklı haberler ardından harekete geçen savcıların açtığı mezarlarda bu ülkenin emniyetinin üst görevlerinde bulunanlarında karanlık oyunlara kurban edildiğini görüyoruz.<br />
Özelikle Çiller dönemi olarak bilinen ve günde en az birkaç kişinin faali meçhul cinayete kurban gittiği bu ülkede kazınan toprakların altında çıkan insan kafataslarının sayısının da her geçen gün artarak devam etmektedir.<br />
‘Yeter artık kazımayın’ diyerek suçlarını ört bas etmek isteyenlerin neden bu kadar bağırdığını da anladığımız bir süreci yaşayan ülkede barışa sıkılan her kurşunun arkasında kimlerin olduğu da ortaya çıkmasını umut ediyoruz. Her işi yarım yamalak olarak yapan bir anlayışında hüküm sürdüğü bu ülkenin topraklarında fışkıran insan kemiklerinin hesabının sorulmasını umut ederken, Ardahan’ın Göle ilçesinde bulunan toplu mezarların da açılıp, açılmayacağını merak ediyoruz.<br />
Gazetelerimiz ısrarla üzerinde durduğu bu mezarların açılması halinde birçok insanın kemiklerinin bulunacağını belirten kayıpların aileleri çocuklarının birer mezarının olmasını isterlerken, o çocuklarını vahşice öldürüp, yerleri belli olmayan yerlere gömenlerin ve Eşref Paşa gibi onun Albayların kimler tarafından öldürüldüğünün de bulunup, katillerinin adalet önüne çıkarılması bekliyorlar. 04.02.2012 Yazıyorsam Sebebi Var/Fakir Yılmaz/Gazeteci]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/bir-kare-fotografin-anlattigi-bolge-binlerce-kemigin-dusundurdugu-ulke/1077/</link>
<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 09:58:03 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Zulüm var abim yaaaa orda..</title>
<description><![CDATA[<br />
<br />
Bugünkü yazıma geçtiğimiz hafta sonu TEMPO TV’de canlı olarak yayınladığımız ‘Gazetecilerle Gündem’ adlı programıma sık sık katılan Seyfettin Aydın’ın anlatımı ve iddiası ile Altın’ın ve akaryakıt fiyatlarının neden yükseldiğini anlatmak için başına geçtiğim bilgisayarımı açar açmaz whatsapp mesajıma düşen bir mesaj bir anda beni alıp, sınır ötesine bir kez daha Suriye’ye götürüyordu.<br />
Gelen mesajda, ‘Zulüm var abim yaaaa orda.. Bugünkü yazımın başlığını, dünkü, ‘Penguen olup, yazılarımı alıp, önce Gazze’ye sonra Kobani’ye mi gitsem?!..’ başlıklı yazımı telefon durumumda görüp, okuyan ve ‘Zulüm var abim yaaaa orda..’ orada satıları ile bana telefonumun whatsappında yazan İzmir’de kısa süreliğine sohbet ettiği Ağrılı iş insanlarından biri olan Lütfü abi idi.<br />
Evet, Lütfü abinin de bir Aşiret Deneğinin, SİPKİ-DER kanaat önderi ve İzmir temsilcisi olduğu ve Aşiretlerin bile dernekleştiği, hatta partileşmeye doğru gittiği ve daha dün adından bahsedildiğinde faşist kafalıların gözlerinin fal taşı gibi açılıp, kuduz kötekler gibi köpükleşen federasyonların ardık konfederasyon çatıları altında bir araya gelip, başta tanıtım günleri olmak üzere binlerin milyonları katıldığı, siyasilerin sahnelerinde cirit attığı bir ülkeden kalkıp sınır ötesine geçmeden önnce bir konudan da bir soru sorup, geçeyim..<br />
Eyalet sistemi, bölgesel yönetim, merkezi yönetimi, bayrağı dışlamadan kendi yağıyla kavrulma istemlerine neden bu kadar tepki olduğunu anlayamasakta, anladığımız tek şey bu ülkede olduğu gibi Trump’un göz koyduğu Groland’da da böyle bir istem olması halinde aynı zihniyetin paralı askerileri aracığıyla oralarda da vatan-millet-sakarya deyip, padişahlar döneminde ki örtülü ödeneklerde akçelere bağlanan çerihleri ile ‘istemezuk’ diyeceklerini niye biliriz?<br />
Yukarıda ki sorunun cevabını bilsekte asıl bildiğimiz başka bir şey ise en acı verici olan diğer bir gerçektir… O acı verende başta Aşiretler denenler olmak üzere benim falan veya filan olduğunu bile diyemeyen ve yüzlerine taktıkları sahtekar maskesi ile saklayıp, aslında asıl sahtekarlar olduğunu ve ilk okuldan bu yana andını içtiklerini göstermek için kendi kendilerini saklayanlardır..<br />
Ve bunların en açık örneği memleketim Ardahan’a gelmek isteyen, gelip, ev arsa alan koyun yetiştiricilerini bile isteyemeyenlere yaranma hesapları yaparken, başka birinin gelip, kentin takımına sahip çıkmasına neden tepki koymadıklarını da anlamayan saflardır..<br />
Çünkü, bugün çıkarları için onları, olanları kullandıklarını göremedikleri gibi bana dönüp, ‘Beni yazarken niye ele iş insanı diye yazmışsın?’ deyip, aslında gerçek yüzlerini sakladıkları yani başka iken ata, dede ve sülalesini hatta aşiretlerini saklayıp, sanki başkalarıymış gibi kesilip, kendisini saklayanların aslında çıkar ve günü birlik olarak kabul gördüklerini ve yarın yaşanacak olan küçük bir tartışma ile dışlanacaklarını anlamazlar..<br />
Evet, kardaşız deyip, kardaşın diline ‘bilinmeyen bir dil’ olarak Suriye ve İran’a yaşananlara baktığımızda yaşananlara hiçte yabancı olmayan ve Gazze’den sonra Kobani’yi vicdanlara ‘şimdilik’  bir yana bırakıp, asıl diğer bir konuya, yükselen Altın’a ve ‘ne alaka’ diyeceklerin görmediği Çin’e kadar uzanmak istiyorum.<br />
Gerçi adı ‘fakir’ olan birinin altınlardan ve altınları Konya’ya getirildiği söylenen ‘Venezuela yada Çin’de ne anlar?’ demeden  kendisiyle birlikte Gümüşü de parlatan Altın’ın yükselişi ile ilgili nasıl bir görüşte bulunacağımı hemen sorup, kızmayın..<br />
Çünkü bu konuda ben değil, benim sunduğum, ‘Gazetecilerle Gündem’ adlı programıma katılan ekonomist Seyfullah Aydın’ın katıldığı her programın ya başında yada bittiğinde hep, ‘Altın’a dikkat!’ diyen ve bir çok ekonomistten, siyasetçiden daha iyi tahmin ve tahlilleri ile bu yönde bildiklerini bir kez daha ortaya koyan ve şu son günlerde yükselişinin önüne geçilemeyen Altın’ın yükseliş nedeninin, memleketim Ardahan’da da geçtiğini bilmeyen Ardahanlıların KTB tren raylarını kentlerinin sınırı içinde, Çıldır Gölü’nün yanı başında geçtiğini ancak üzerinde bir durak yada Antreponun olmadığını, bu nedenle gelip, geçen trenlerin durmadığını göremeyip, ‘Doğu Expresi Gelsin’ dediği Kars-Tiflis-Bakü Demiryoluna katkı sunan Çin olduğunu belirtiyordu.<br />
Evet, ırak ve Suriye’den sonra İran’ın olduğunu benim ise sıranın İran olmadığını iddia ettiğim bugünlerde bir hayli unutturulan İsrail’in de olduğu sınır ötesi yani Ortadoğu’da yaşananların altını fırlattığını, buna nedenin ise; Amerika’nın dolarlarını toplayan Çin’in tüm dünyada olan Altını elinde bulundurduğu Amerika’nın yeşil dolarlarıyla topladığını ve yani dünyanın her yerinden yaşanan asıl savaşı verenin Amerika, Rusya değil, Çin’in olduğunu ve bu yaparken de bilinen füzelerle değil, Altın’ı toplayıp, yeşil doları bir anda değersizleştirilen Suriye’nin sarı bölgesini andıran Altınla ile  hala sokmayı hedefleyen Çin’in olduğunu söylüyordu.<br />
Yani, sessiz, teknolojik, ekonomik olarak her geçen gün güçlenen ve Amerika’nın asıl rakibi olan Çin’in dünyayı dolarları ile yönlendiren rakibi Amerika’yı zayıflatmak için dünyada ki Alınları elinde bulunan Amerika doları ile topladığından dolayı Altın’ın artışa geçtiğini ve yarın değil, pahalı Altın’ı, Altın’ın kendisini göremeyeceklerini ileri sürerken, Altın daha çok patlayacağını ve bunun başta Amerika’nın olmak üzere dünyanın ekonomisini alt üst edip, Gazze’den, Kobani’den daha beter hale sokacağını belirten CAN TEMPO TV programcısı, siyasetçi, ekonomist Seyfullah Aydın’ın, Altın yorumları ve de iddiası böyle idi..<br />
İnanmayanlar Can TEMPO TV’de her pazar canlı olarak yayınlanan, ‘Gazetecilerle Gündem’ adlı programsızın arşivine bakın ve dünden bugüne Aydın’ın katıldığı tüm programları izleyip, ne kadar doğru söylediğini ve asıl savaşın İran ile Kürtleri sattığı öne sürülen Amerika değil, Çin’le, Amerika’nın ekonomik savaşını ve her gün zamlanan akaryakıtın ve ‘Zulüm var abim yaaaa orda..’ diye feryat edilen gündemin, ekonominin nereye varacağını izleyin, görün derim..]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/zulum-var-abim-yaaaa-orda/1076/</link>
<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 10:17:32 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Kağıttan kaplanlar ve bayrak..</title>
<description><![CDATA[Dün, başına konulan para ödülü ile 'Wanted' denen yani 'Aranan' terörist, bugün ise cumhurbaşkanı ve "Kardeşim Şara" olan HTŞ'nin, Suriye'nin yarısını İsrail'e bırakma karşılığında ABD ve İsrail'in verdiği gazla 12 günde ele geçirdiği Şam'dan sonra bu kez de iki gün yaya yürüyerek Kürtlere ve Kobani'ye doğru yürüyüşü esnasında yaşanan bayrak olayı tartışmalarının devam ettiği bir anda bu kez benim memleketim Ardahan'da yapılan bir değişiklik gündeme düşüyordu..<br />
Yani Kars Doğu Kapısı gibi kapalı olan güneyde ki bir sınır kapısında bulunan bayrağa uzanan kirli ve şüpheli bir el ülkede ki Kürtlerin dört yanı sarılmış olan Kobani'ye yürümesine ve koptu, kopacak diye korkulan, çekinilen ve pamuk ipliğine bağlı sürece takos olurken 'kardaşız' denen Kürde yönelik kin ve nefret bir kez daha çirkince boğulurcasına kusulmuşken aynı ülkenin kuzey sınırında da bir bayrak meselesi tartışılmaya başlanmıştı..<br />
<br />
Evet, kağıttan kaplanların yapılan provokasyonları düşünmeden, araştırmadan 100 yıldır estirdiği düşmanlık tohumlarının yeşertilmeye çalışıldığı ülkenin güneyinde yaşanan bayrak olayı ile memleketim Ardahan'ın olduğu kuzeyinde yaşanan ve ele değil de bele yani yağcılık adına 'Yeni logo yarışması açılmalı' veya 'Biz yazdık, düzeltildi' denilen bayrak olayına konulan tepkilerinde de aynı ayrımcılık vardı..<br />
Evet.. İnanmıyorsanız bakın yaşanan son iki bayrak olayına..<br />
Birinde, Kürtler olduğu söylenen karanlık bir olaya konulan tepkiler diğeri devletin valisinin değiştiği logoda ki bayrak olayına 'sözde' yalancı, sanalcı ve de desinler için samimi olmayan tepkiler..<br />
Ve bu arada bir dönem Erdoğan'a doktorlukta yapan ve medreselerde müderris adı verilen kimselerden ders alan ve onların hizmetine bakan öğrencilerin adından soyadını alan İYİ Parti'nin milletvekilinin de onca ciddi sorunla baş başa bulunan ve kalesi doğru dürüst turizmine açık olmayan yani hayatında gördüğüne inanmadığım Ardahan'da ki sorunları değil, Doğu Cephesi Komutanı, 100 yıl önce 'Kars-Ardahan Bel Kemiğimiz' diyen ve bunun Bakü-Tiflis-Ceyhan, Kars-Tiflis-Bakü Demir yolu ile o sözü gerçekleşen Kazım Karabekir Paşa'nın ölümün 78. yıl dönümü anılmadığı kuzey sınırında dalgalanmaya devam eden bayrak olayını meclise taşıması da komediden ve ay yıldızlı bayrağı temsil eden yeni valinin şevkini kırmaktan öte bir şey değildi.<br />
Evet, bu ülkede ki iki yüzlüğün daniskasının bir başka yüzünü gördüğümüz son iki bayrak olayında olduğu gibi şu bizim kağıttan kaplan olan federasyonların bir derneğe karşı el kaldırıp, teslim olması yetmez gibi son günde savcılık olan korsan komisyonun izni ile ele yada bele yapılan sözde tanıtım etkinliğine 'katılmıyoruz' açıklamasına da bakmak gerekir.<br />
Çünkü bu her iki konuda bizim gerek gazeteci olarak gerekse SARDAFED olarak Aslanlar gibi verdiğimiz mücadelemizin yanında onların çokta ciddi olmayan ve sanalı aşmayan ve desinler diye adeta kaptan da değil sanaldan yapılan sahte açıklamalarına baktığımızda bu ülkede olduğu gibi yerelde de iki yüzlülüğün ne kadar samimiyetsiz ve sanalcı olduğunu görmek mümkün olduğu gibi acı bir gerçektir.<br />
Ha bu arada diğer kağıttan kaplanlarda olanların diğerleri de sınır ötesi Suriye'de ki YPG'lılar olduğunu belirtmek gerekir. Yani şimdiye kadar 300 bin kişinin göç etmek zorunda kaldığı, çocukların soğuktan ve gıdasızlıktan öldüğü ve başta ulusalcı tayfayı olmak üzere Kürt denilince o küçük beyinlerinde ki faşist düşüncelerin dışarıya fışkıranları sevindiren ve İş-İT'lilere Amerika gardiyanlığından öte bir iş yapmadıkları görülen ve Trump tarafından kendilerinden yeşil dolarlı kağıtları aldıkları söylenen sahte kaplan YPG'ye de bakmak gerekir..<br />
Tabi bu arada kağıttan kaplan denen diğer birini, Aşiret Lideri ve birinci Barış Sürecinin bozulmasında da payı olduğu söylenen Barzani'yi de unutmayıp, es geçmemek gerek.. Çünkü bugün Rojava'da ve Suriye'nin sarı bölgesinde yaşananların ilk önce Barzani'nin yanına aldığı kağıttan kaplan korumalarla Türkiye'ye gelmesi ardından içine helvacıların sızdığını iddia değil, alenen dediğim DEM'in dünya cendermesi Amerika'nın eşiyle birlikte yatakta aldığı Venezuela'nın sözde kaplanı için yaptığı açıklamalarını ve ABD'nin Kürtlere bakışını değiştiren gelişmeleri de unutmamak gerekir.<br />
Ve Barzani gibi Kürtlerin önderi, lideri mi benden, bizden başkası olamaz deyip, bir araya gelemeyen ve Ardahan kadar bir arazide olan Rojava'da en az 70 partinin olmasını da yani tek olamamalarında hesaba katıp, kağıttan Kaplanlar ile mücadele edilemeyeceği bilinen bu dünyada dolarlara bürünen Aslanlar unutulmuş, ve bizimkilerin nenelerinin lobiyesi sandığı lobiciliği unutup, bugün yelek stk'çılığın da ve dünyada yaşananlar karşında bir kez daha yenilmiştirler..<br />
İnanmıyorsanız kuzeyde yaşanan bayrak olayı ile kuzeyde yaşanan bayrak olayına yetmezse benim diaspora hayta çete dediklerimin korsan ve siyasi komisyonla ezip geçtiği federasyonların içler acısı haline yada Suriye'nin kırmızı değil, pis sakal ve saçları ile ülkemiz ve dünya kayırlarında hâlâ terör örgütü diye adlandırılan kardeşim, pardon HTŞ'nin zaferine bakın ..<br />
Bunlar yetmez ise Devlet Bahçeli'ye büyük emeklerle ilmik, ilmik örülen kilimi teslim edenlerin unutturuverdiği Demirtaş'a ve gerçek kaplanlar ile Aslanların mücadelesine bakın..]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/kagittan-kaplanlar-ve-bayrak/1075/</link>
<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 01:23:14 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SAYIN SAVCILAR PAZARLANAN İSTANBUL MİLLET BAHÇESİ KİMİN?</title>
<description><![CDATA[<br />
<br />
<br />
Bugün size değil savcılara seslenecem..<br />
Ve direk sesleniyorum..<br />
BAKIRKÖY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA<br />
İstanbul<br />
<br />
PAZARLANAN İSTANBUL MİLLET BAHÇESİ KİMİN? VE HANGİ KORSAN KOMİSYONCA İŞLETİLİYOR?<br />
Sayın Cumhurbaşkanımızın önerisiyle hayata geçirilen;<br />
 İstanbul Bakırköy’de bulunan eski Atatürk Havalimanı arazisinde yapılan ve açılışı bizzat sayın Erdoğan tarafından yapılan İstanbul Millet Bahçesi’nin de yetkili olmayan kişiler tarafından oluşturulduğunu düşündüğümüz ve bize göre korsan nitelik taşıyan bir komisyon aracılığıyla bugüne kadar kaç stk'ya nasıl, hangi yasal yolla pazarlanabildiği ve buradaki etkinliklerin ne tesadüftür çoğunluğu aynı organizatör firma tarafından faturasız, fişsiz, sözleşmesiz yapıldığı hususu savcılığınızca araştırılmasını.. <br />
<br />
Kurumsal bir yapı olan ve Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla tüm halkın ve sivil toplum kuruluşlarının hizmetine sunulan bahçelerden olan bir millet bahçesinin; resmî yetkisi bulunmayan, ancak siyaseten etkili olduklarını iddia eden kişilerin, keyfi ve komisyon karşılığı ortaya koydukları tutum ve davranışlarıyla, keyifleri ve özel ilişkileri doğrultusunda milletin olan bu alanı istedikleri kişi ve kurumlara verilip, istemediklerine verilmemesi kabul edilebilir değildir.<br />
<br />
Biz, Serhat Ardahan Dernekler Federasyonu ve bileşenlerin yasal ve etik yolları izleyerek ‘Havaalanı olmayan Ardahan Havaalanında Tanıtılacak’ başlığı ile gerçekleştirmek istediği ‘Ardahan Tanıtım Günleri’ için izin istediği İstanbul Bakırköy/Yeşilköy Millet Bahçesi etkinlik alanı, Ardahan Valiliği izni olmadan Ardahan Konfederasyonuna ve Serhat Ardahan Dernekler Federasyonuna ve diğer Ardahan federasyonlarının altında bulunan ama başta yasal, resmi görevli olmayanlarca nasıl ve hangi izin, yasa, kanunla veya şüpheli olan çok özel bir karar ile bir derneğe verilir.?<br />
Ki bu uygulama geçtiğimiz yıl boyunca diğer İl federasyonları ile dernekleri arasında yapılmış ve buradan milyonlar denecek gelirlerin nereye, kimilerini cebine, faturasız, fişsiz girdiğini sorulup araştırılmasını düşünmekteyiz.<br />
<br />
AYNI UYGUNSUZ BU DURUMUN, DİĞER İLLERİN BİR ÇOK KONFEDERASYON VE FEDERASYONLARIN ADINA UYGULANDIĞI ileri sürülen İstanbul Bakırköy İlçesi Yeşilköy mevkiinde bulunan İstanbul Millet Bahçesi’nin; kamu görevlilerini etki altına alan ‘AK Parti İstanbul İl Başkanının Talebi ve Sözüdür’ diyen wapsabına atılan mesajla bizzat Vali’ye ‘Falana verilecek’ diyerek imzalı evrak gönderen AK Parti İstanbul STK’lardan sorumlu İl Başkanı denen bir kişinin başında olduğu görünen 4 kişilik yasal ve yetkili olmadıklarını iddia ettiğim komisyon ‘stk’ları küstürmeyin, yanınıza alın..’ diyen Sayın Erdoğan’a rağmen yanlış yapmıştır, yapmaktadır.<br />
<br />
Bunun en açık örneği;<br />
Stk’lardan sorumlu olduğu söylenen STK'lardan sorumlu AK Parti İstanbul İl Başkan Yardımcısı Yusuf Aslan başkanlığında ve Van, Edirne, İzmir, Çorum, Kayseri, Vb. kısacası diğer il Federasyon Başkanları değil de keyfi ve uygunsuz kararları nedeniyle bir çok stk’nın şikayetçi olduğu Hatay, Federasyon Başkanı olduğu söylenen 05057220971 telefon nolu Hüseyin Yılmazer  ve adı Hasan Başçı olduğu söylenen 05337493658 telefon nolu Rize Federasyon Başkanı Hasan Başçı ve Selim Korkmaz isimli ve 05320654618 telefon nolu Bitlis Federasyon başkanları aracılığıyla nasıl ve hangi yasal yolarda yetki verilmiş olduğunu bilmediğimiz gibi İl’im olan Serhat Ardahan’ın derneklerini çatıları altında bir araya geldiği 1 Konfederasyonu, onca federasyonları olmasına karşın, yukarıda adları geçen ‘özel’ 4’lünün özel ilişkide olduğu söylenen bir derneğe ve bazı STK’lara keyfî şekilde tahsis edildiğine biz ve Ardahan  valiliği İl Komisyonu bizzat şahit olmuş, bu uygulamanın hukuka ve mevzuata aykırı olduğunu düşünmekteyiz.<br />
Adı üstünde “Millet Bahçesi” olan bu alanda, millete, derneklerinin çatıları altında bir araya geldiği konfederasyon veya federasyonlara eşitçe verilmesi gereken izinlerin resmi kurumlarca ve de bakanlıkların genelgeleriyle yetkilendirilen Ardahan Valiliği İl Tanıtım Komisyonunca değil de, bahsi geçen ve devlet, millet malına çökmüş yetkisiz, korsan, kaçak, mafya, komisyoncu oldukları yapılacak incelmede görülecek olan dört kişinin ve Ardahan'ı ve Ardahan kalesini bile görmeyip, alakasız bir kale ile ekteki afişi hazırlayan Kamile Yurtsever isimli 0542 419 9036 telefon nolu organizatör denen ama fatura, fiş kesmediği vergi kaçırdığını düşündüğümüz şahsa yaptırılan ve birlerinin rant ve siyasi çıkar ve de keyfine, yakınlarına ve kendi uygun gördükleri kişi ve kurumlara verildiği yani etkinlik yapmak isteyenlerin bağlı bulundukları illerin Valiliklerinden izin almasını zorunlu kılan İçişleri Bakanlığı genelgesine aykırı hareket edildiği yönündeki iddiaların araştırılmasını talep ediyoruz. <br />
Serhat Ardahan Dernekler Federasyonu, SERDAFED olarak Ardahan Tanıtım Günleri düzenlemek amacıyla yaptığımız başvurularda da bu yerin genelgelere, kurallara ve yasal mevzuata uygun şekilde işletilmediği, izin verilmediği gibi Ardahan Valiliğinin de İçişleri Bakanlığı genelgesinin gereği ile bizleri de haklı görüp, izin vermediği bir derneğe neden İstanbul eski Atatürk Havaalanındaki Millet Bahçesinde nasıl izin verilir?<br />
Bu sorumuzun ve kanaatimizin ana nedeni bizzat çıkan son kararname ile Ardahan’dan Karaman İline atanan Vali Hayrettin Çiçek’e, Ardahan İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün oluşturduğu en az 20 kişinin olduğu ve yukarıda adı geçen Ardahan Tanıtım Günü bu etkinliğe 15.01.2025 tarihli E-52502949-7825566 nolu karar ile ret veren İl Tanıtım ve Kültür Komisyonunu Üyelerine sorulması halinde güçleneceği gibi gerçek olduğu da anlaşılacaktır.<br />
Çünkü bu yönde yani İstanbul’da Ardahan’ı Tanıtma Etkinliği için izin isteyen konfederasyon, federasyonlar ve 1 derneğin izin talebinin görüşüldüğü komisyon toplantısı esnasında bahsi geçen şahıslar tarafından Ardahan Valisi Hayrettin Çiçek’in whatsappına gelen BU ETKİNLİK KONFEDERASYONLARA, FEDERASYONLARA DEĞİL FALAN DERNEĞE VERİLSİN imzalı emri vaki belgesi bizzat vali Çiçek tarafından yüksek sesle İl Kültür Müdürüne okutulmuş, komisyon üyelerini ve izin isteyen bizleri şok etmiştir.<br />
Ancak sayın valimiz bunun bakanlık genelgesine ve kurallara uygun olmadığını yani istenen iznin bir derneğe 15.01.2025 tarihli E-52502949-7825566 nolu karar ile ret edip, izin verilmeyeceği belirtilmiş ret edilmişse de, Ardahan AK Parti Milletvekili, Ardahan AK Parti İl Başkanının onay vermesine rağmen emri vaki olarak değerlendirilen bu olumsuzluk ve baskı dolayısıyla Valilik İl Komisyonunca o derneğe olduğu gibi biz, konfederasyon ve federasyonlarda izin verilmemiştir. Ancak aldığımız duyum ve bahsi geçen Ardahan Kültür Derneğinin bastırdığı davetiye de görüleceği gibi İstanbul’daki ‘komisyon’ denenlerce valilik olumsuz diyerek reddinin dikkate alınmadığını görmüş, bahsi geçen etkinliğin bir dernek tarafından yapılmasına izin verilmiştir.<br />
Federasyon ve derneklere verilmesi gereken bu alanın, valilik izni olmadan bir derneğe tahsis edilmesi; federasyon ve konfederasyonlara neden verilmediğinin açıklığa kavuşturulması gerektiğini düşünüyoruz.<br />
Durdurulması için; İstanbul Valiliğine, İstanbul Emniyet Müdürlüğüne, İstanbul İl Jandarma Komutanlığına, İstanbul İl Turizm Müdürlüğüne, ve İstanbul İl Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürlüğüne resmi yazı yazılan yukarıda arz ettiğimiz iddia ve hususların Ardahan Valiliğine, Ardahan İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne, Ardahan İl Tanıtım Komisyonuna, Atatürk Havaalanında etkinlik yapan veya yapacaklara, bu etkinlikleri organize eden organizatörlere varsa İstanbul Millet Bahçesinde bulunan görevlilere sorularak, araştırılmasını ve Ardahan Valiliğince izin verilmeyen, yasal olmayan ve durdurulması istenmesine karşın 22-23-24-25 Ocak gün ve tarihlerde yapılacağı afişlerle, ilanlarla duyurulan yasal olmayan koran etkenliğin savcılığınızca durdurulmasını arz ve rica ederiz.<br />
Saygılarımızla,<br />
Serhat Ardahan Dernekler Federasyonu Adına<br />
Zeynel Karadağ<br />
Tel: 05310135030]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/sayin-savcilar-pazarlanan-istanbul-millet-bahcesi-kimin/1074/</link>
<pubDate>Fri, 23 Jan 2026 11:33:47 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SU&amp;#39;YA PARDON SAVCILIĞA VE DE CİMER&amp;#39;E ŞİKAYET..</title>
<description><![CDATA[<br />
<br />
Ülkede yaşanan sorunları basılı gazete, internet aracılığıyla oluşturduğumuz haber siteleri yetmedi TEMPO TV gibi ulusal tv ve sanal ortamlarda sesli olarak dile getiren, yorumlayan, yazan bir gazeteci olarak bu yöndeki görevimi en iyi şekilde yerine getirme çalışırken, diğer bir yandan da başında olduğum stk ile ilgili konularında resmi dilekçelerle gerekli yetkili ve ilgililere sunup, çözüm beklerken aklıma şu kısa adı CİMER olan birim geliverdi.<br />
Çünkü yapılan haber, yorum ve şikayetlerin ne kadar sonuç verdiğinin tartışıldığı ülkede yaşadıkları sorun ve sıkıntılara çözüm arayan vatandaşların yerelde ve genelde çözüm ararken birde Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi adıyla vatandaşın şikayetlerini alan bu kuruma başvuruda bulunduklarını da biliyordum.<br />
Ve dönüp, bir gazeteci ve stk başkanı olarak aşağıda ki metinle ele aldığım şikayetimi CİMER denen kuruma E-Devletim kanalıyla iletip, sonucu birde ben göreyim dedim.<br />
Çünkü başta acil olarak 112'yi aradığımızda karşınıza ilk çıkan görevinin 'buyurun, ne yapacaksınız, konu nedir?' derken acil olan konunun bile unutulduğu bürokratik ve de hantal sistemin işlediğine inandığım bir ülkede yaşadığımızda biliyorum.<br />
Ve dediğim gibi aşağıda ki örnek şikayetim, belki de mektup denecek olan şikayetimi başta Cumhurbaşkanın adını verip kendisine olmak üzere ilgililere bildirdiğim CİMER'in şikâyetimin isim vererek bizzat şikayet ettiklerime değil, İstanbul Valiliğine gönderildiğini, onun da alıp, ilgili ve yetkili varsa onlara onlarda kendi bünyelerinde olan sorumlulara yazana kadar olanında olacağını şimdiden anlıyordum.<br />
Ki bu durma birde gelen maillere bakacak kişi yada kirşlerin millere bakacak vakti, zamanı varsa..<br />
Neyse ve 'Umut fakirin ekmeği' diyerek bir kez de bu köşede ele alıp, yayınladığım aşağıda ki dilekçemin de türkücü başkan hakkında öne sürülen yolsuzluk, usulsüzlük iddialarını topladığım ve Ardahan Başsavcılığına yönelik yazdığım 'ARDAHAN CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA ŞİKAYET ve İHBARIMDIR..' başlıklı şikayet ve mektup gibi olmamasını ummaktan başka çare yok deyip, CİMER'e yani isimlerini tek tek verip, başta Cumhurbaşkanı Erdoğan'a bizzat sonra diğerler ilgili ve yetkililere ulaşmasını umduğum ama onlara değil de, İstanbul valiliğine gönderildiğini öğrendiğim o şikayeti birde burada, bu köşemde birlikte okuyup, görülmesi ve gereğinin yapılması için dua edelim derim;<br />
İşte sanki ben direk gönderemezmişim gibi CİMER'in kendisine yazdığım ve ulaştırılması için isimlerini bizzat belirttiğim şikayetimin isimlerini belirtiklerime değil de, CİMER üzerinden gönderildiğini öğrendiğim İstanbul Valiliğinin ilgilenmesini umduğum şikayet ve mektup...<br />
<br />
Sayın Cumhurbaşkanım,<br />
Sayın Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanım,<br />
Sayın İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürüm..<br />
VALLİK İZNİ OLMADAN 1'İ SYASETÇİ, 3'Ü STK BAŞKANINCA PAZARLANAN İSTANBUL MİLLET BAHÇESİ KİMİN?<br />
Sayın Cumhurbaşkanımızın önerisiyle hayata geçirilen; ancak henüz tamamlanmamış olmasına rağmen neden bitirilemediği anlaşılamayan ve açılmadan harabe hâline dönen Ardahan Millet Bahçesi gibi halka hizmet adına iyi niyetle hayata geçirilen İstanbul Bakırköy’de bulunan eski Atatürk Havalimanı arazisinde yapılan ve açılışı bizzat sayın Erdoğan tarafından yapılan İstanbul Millet Bahçesi’nin de yetkili olmayan kişiler tarafından oluşturulduğunu düşündüğüm, bana göre korsan nitelik taşıyan bir komisyon aracılığıyla nasıl pazarlanabildiği hususu tarafımca ciddi bir soru işareti oluşturmaktadır.<br />
Sayın Cumhurbaşkanım, Sayın Bakanım ve Sayın İl Müdürüm;<br />
Kurumsal bir yapı olan ve Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla tüm halkın ve sivil toplum kuruluşlarının hizmetine sunulan bahçelerden olan bir millet bahçesinin; resmî yetkisi bulunmayan, ancak siyaseten etkili olduklarını iddia eden kişilerin, sizlerden habersiz olduğuna inandığım tutum ve davranışlarıyla, keyifleri ve özel ilişkileri doğrultusunda istedikleri kişi ve kurumlara verilip, istemediklerine verilmemesi kabul edilebilir değildir.<br />
Serhat Ardahan Dernekler Federasyonu ve bileşenlerin yasal ve etik yolları izleyerek 'Havaalanı olmayan Ardahan Havaalanında Tanıtılacak' başlığı ile gerçekleştirmek istediği 'Ardahan Tanıtım Günleri' için izin istediği İstanbul Bakırköy/Yeşilköy Millet Bahçesi etkinlik alanı, Ardahan Valiliği izni olmadan Ardahan Konfederasyonuna ve Serhat Ardahan Dernekler Federasyonuna ve diğer Ardahan federasyonlarının altında bulunan ama başta yasal, resmi görevli olmayanlarca nasıl ve hangi izin, yasa, kanunla veya şüpheli olan çok özel bir karar ile bir derneğe verilir.?<br />
AYNI UYGUNSUZ BU DURUMUN, DİĞER İLLERİN BİR ÇOK KONFEDERASYON VE FEDERASYONLARIN ADINA UYGULANDIĞI ileri sürülen İstanbul Bakırköy İlçesi Yeşilköy mevkiinde bulunan İstanbul Millet Bahçesi’nin; kamu görevlilerini etki altına alan 'AK Parti İstanbul İl Başkanının Talebi ve Sözüdür' diyen ama sayın İl Başkanının etik olmayan bu durumdan haberinin bile olmadığına inandığım, inanmak istemediğim adına Valiliği arayan, konuşan ve yetkisi olmadığı halde Vali'ye 'Falana verilecek' diyerek imzalı evrak gönderen AK Parti İstanbul STK’lardan sorumlu İl Başkanı denen bir kişinin başında olduğu görünen 4 kişilik yasal ve yetkili olmadıklarını iddia ettiğim komisyon 'stk'ları küstürmeyin, yanınıza alın..' diyen Sayın Erdoğan'a rağmen yanlış yapmıştır, yapmaktadır.<br />
<br />
Bunun en açık örneği;<br />
Stk'lardan sorumlu olduğu söylenen AK Parti İstanbul İl Başkan Yardımcısı başkanlığında ve Van, Edirne, İzmir, Çorum, Kayseri, Vb. kısacası diğer il Federasyon Başkanları değil de keyfi ve uygunsuz kararları nedeniyle bir çok stk'nın şikayetçi olduğu Hatay, Rize ve Bitlis Federasyonları başkanları aracılığıyla nasıl ve hangi yasal yolarda yetki verilmiş olduğunu bilmediğim gibi İl'im olan Serhat Ardahan'ın derneklerini çatıları altında bir araya geldiği 1 Konfederasyonu, onca federasyonları olmasına karşın bu 'özel' 4'lünün özel ilişkide olduğu söylenen bir derneğe ve bazı STK’lara keyfî şekilde tahsis edildiğine bizzat şahit olmuş biri olarak, bu uygulamanın hukuka ve mevzuata aykırı olduğunu düşünüyorum.<br />
Adı üstünde “Millet Bahçesi” olan bu alanda, millete, derneklerinin çatıları altında bir araya geldiği konfederasyon veya federasyonlara eşitçe verilmesi gereken izinlerin resmi kurumlarca ve de bakanlıkların genelgeleriyle yetkilendirilen Ardahan Valiliği İl Tanıtım Komisyonunca değil de, dört kişinin keyfine, yakınlarına ve kendi uygun gördükleri kişi ve kurumlara verildiği yani etkinlik yapmak isteyenlerin bağlı bulundukları illerin Valiliklerinden izin almasını zorunlu kılan İçişleri Bakanlığı genelgesine aykırı hareket edildiği yönündeki iddiaların araştırılmasını talep ediyorum.<br />
Serhat Ardahan Dernekler Federasyonu, SERDAFED olarak Ardahan Tanıtım Günleri düzenlemek amacıyla yaptığımız başvurularda da bu yerin genelgelere, kurallara ve yasal mevzuata uygun şekilde işletilmediği, izin verilmediği gibi Ardahan Valiliğinin de İçişleri Bakanlığı genelgesinin gereği ile bizleri de haklı görüp, izin vermediği bir derneğe neden İstanbul eski Atatürk Havaalanındaki Millet Bahçesinde nasıl izin verilir?<br />
Bu sorumuzun ve kanaatimizin ana nedeni bizzat çıkan son kararname ile Ardahan'dan Karaman İline atanan Vali Hayrettin Çiçek'e, Ardahan İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün oluşturduğu en az 20 kişinin olduğu İl Tanıtım ve Kültür Komisyonunu Üyelerine sorulması halinde güçleneceği gibi gerçek olduğu da anlaşılacaktır.<br />
Çünkü bu yönde yani İstanbul'da Ardahan'ı Tanıtma Etkinliği için izin isteyen konfederasyon, federasyonlar ve 1 derneğin izin talebinin görüşüldüğü komisyon toplantısı esnasında bahsi geçen şahıslar tarafından Ardahan Valisi Hayrettin Çiçek'in whatsappına gelen BU ETKİNLİK KONFEDERASYONLARA, FEDERASYONLARA DEĞİL FALAN DERNEĞE VERİLSİN imzalı emri vaki belgesi bizzat vali Çiçek tarafından yüksek sesle İl Kültür Müdürüne okutulmuş, komisyon üyelerini ve izin isteyen bizleri şok etmiştir.<br />
Ancak sayın valimiz bunun bakanlık genelgesine ve kurallara uygun olmadığını yani istenen iznin bir derneğe verilmeyeceği belirtilmiş ret edilmişse de, Ardahan AK Parti Milletvekili, Ardahan AK Parti İl Başkanının onay vermesine rağmen emri vaki olarak değerlendirilen bu olumsuzluk ve baskı dolayısıyla Valilik İl Komisyonunca o derneğe olduğu gibi biz, konfederasyon ve federasyonlarda izin verilmemiştir. Ancak aldığımız duyum ve bahsi geçen Ardahan Kültür Derneğinin bastırdığı davetiye de görüleceği gibi İstanbul'daki 'komisyon' denenlerce valilik olumsuz diyerek reddinin dikkate alınmadığını görmüş, bahsi geçen etkinliğin bir dernek tarafından yapılmasına izin verilmiştir.<br />
Federasyon ve derneklere verilmesi gereken bu alanın, valilik izni olmadan bir derneğe tahsis edilmesi; federasyon ve konfederasyonlara neden verilmediğinin açıklığa kavuşturulması gerektiğini düşünüyoruz.<br />
Yukarıda arz ettiğim iddia ve hususların Ardahan Valiliğine, Ardahan İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne, Ardahan İl Tanıtım Komisyonuna, Atatürk Havaalanında etkinlik yapan veya yapacaklara, bu etkinlikleri organize eden organizatörlere varsa İstanbul Millet Bahçesinde bulunan görevlilere sorularak, araştırılmasını arz ve rica ederim.]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/suya-pardon-savciliga-ve-de-cimere-sikayet/1073/</link>
<pubDate>Sat, 17 Jan 2026 17:01:59 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bir hakim Amerika&amp;#39;nın eşkıyalığına son verir mi?</title>
<description><![CDATA[<br />
Yeni bir Suriye cenderesinin içine girdiği görülen Ülkemizde Adaletin devasa adliye binaları yapmakla sağlanamayacağının tartışıldığı bir zamanda dünyanın kabadayısı, mafya lideri, işgalci yani dedesi kerhaneci olan Trump‘un ‘Kral‘ benim dediği, ben ise gibi dünyanın cendermesi dediğim Amerika’nın diktatör denen Venezuela’nın liderini eşiyle birlikte Venezuela’nın devlet sarayından alıp, ülkesine kaçırmasının tartışıldığı bir zamanda şimdi de Danimarka‘nın olan Grönland adası tartışılıyor.<br />
Yani Danimarka’nın özerk adası olan ve bir çok ülkedeki gibi Danimarka tarafından asimilasyon politikaları uygulandığı ileri sürülen ve yerli halkın bağımsızlık istediği çokta konuşulmayan, memleketim Ardahan gibi soğuklarıyla ünlü, kıta kadar büyük olan Gröland adası da Venezuela başkanı, eşi ve kendisi gibi dünyanın cendermesi pardon ‘Yeni kralıyım..’ diyen Amerika‘nca her an kaçırıla bilinir..<br />
Çünkü genelde yakın bölgesini, özelde ise yer örtüsü %80 düzeyinde buzlarla kaplı olan ve küresel ısınma dolaysıyla eriyen buzların açtığı alanın yarından daha yakın bir zamanda balıkçılık, tarım, hayvancılık ve hidroelektrik olanaklarının Grönland’ı topraklarına katma düşüncesi sağ popülist, ve ‘Deli Dana Hastalığına yakalandığını düşündüğüm ülkenin, Amerika’nın başkanı Trump’la ilk kez ülkenin gündemine gelmediğini, aslında bu talebin geçmişi 1823 yılında dönemin Başkanı James Monroe’nun, Batı Yarım Küreyi ABD’nin nüfuz alanı olarak görme düşüncesine dayanan, emperyalist doktrine dayandığını da görmekteyiz.<br />
Ha bu arada dünyanın bir yanından yani unutulan, unutturulan fetonun mezarının yanı sıra bir çok cemaat üyesinin de bulunduğu okyanus ötesinde bunlar yaşanırken ülkemize sınır Suriye’de de ciddi gelişmeler yaşanıyordu.<br />
Ve benim baştan beri dediği gibi yine aynı Amerika’ca oynanan karanlık oyunlarından biride Suriye’de patlak veriyor, Kürtlerle daha dün terörist denen başka bir çete denen Ahmed eş-Şara‘nın başında olduğu derme çatma sözde Şam yönetimi ve çoğu paralı olan dış destekli çete denenler arasında çatışmalar da gün geçtikçe artarak yaşanıyordu.<br />
Okyanus ötesinde bunlar yaşanırken bu yakada yan, Türkiye’nin saha dışında bırakılıp, bekleme tribününe alındığı ama Suriye-İsrail’in aynı masada oturtulduğu Ortadoğu‘da yaşanan bu gelişmeleri takip ederken dikkatimi çeken en önemli diğer bir gelişme ise Adalet denen sistemin Amerika’da nasıl işlendiği idi.<br />
Çünkü onca ülke de bu konu hep sorunlu olurken bugün eşkıyalığına soyunan Amerika’da, Amerikalıları en çok güvendiği Adalet sistemi dünyada ki diğer ülkelerde ki Adalet uygulamasından kat kat iyi bir o kadar güvenilir, sağlam olduğunu sananlarına içinde gelenlerdendim..<br />
Ve rahmetli Kemal Sunal‘ın başrolünü oynadığı ‘Hanzo’ filmini hatırlatan görüntülerle Amerika’nın o geniş, şehir planına uygun cadde ve sokaklarında eşiyle birlikte gezdirilen bir diktatör olan Venezuela başkanı Maduro‘yu önce avukat ve sonra en üst düzey savcı eşiyle birlikte madara edip, uluslararası kurallarını hiçe sayarak yargılayacak denen ABD’nin yargı sistemine bakıp, Amerikalı bir veya birçok hakimin vereceği karara kilitleniyorum.<br />
Ve sık sık ‘Adalet’ mitingler ve de eylemlerin yapıldığı bizim ülkemizde ki hakim ve savcıların başını çektiği Adalet sistemimizle de karşılaştırmayı da düşündüğüm ABD’nin Adli sistemine göre Amerika’nın hakimlerinin karar almada nasıl bir yol izleyip, nasıl bir karar vereceğini düşünüyorum.<br />
Ve dünyanın en iyi adalet sistemine sahip ilk 10 ülkesine baktığımda ise ilk 10 ülkenin bir çoğunun aynı Amerika’nın baskısı altında olduğunu görürken aynı listede yani hukuk, adalet denince ilk on da olmayan bir Amerika olduğunu da görüp, şaşırmıyor ve kaçıncı sırada yer aldığını da merak edip, bir vicdan hukukçusu olarak bakmaya devam ediyorum.<br />
Ve ilk 5’te yada 10’da göremediğim Amerika Birleşik Devletlerinin Adalet sisteminin dünyanın en köklü yargı sistemlerinden biri olarak bilinen ve oldukça ayrıntılı ve karmaşık bir yargı sistemine sahip olduğunu görüp, okuyor, üzerinde uzun uzun düşünüyorum..<br />
Federal bir cumhuriyet olarak yönetilen ülke, gücün ulusal ve eyalet hükümetleri arasında dağıtıldığı bir yapıya sahiptir. Bu kapsamlı çerçeve, çeşitli bölgelerde hukuk ve adalete farklı yaklaşımlar sağlar. Ülke, kayda değer ekonomik gücü ve güçlü askeri gücüyle tanınır ve yargı sistemi, vatandaşlarının haklarını korurken aynı zamanda düzeni sağlamak üzere tasarlanmıştır.’ diyen ABD’nin yargı yani Adalet sisteminin baş aktörü hakimlerinin dayandığı yasa ve kanunların ne olduğuna bakıyorum.<br />
Bizimkilerin adını duyduğunda, ‘Vatan-Millet-Sakarya’ diye bağırdığı eyalet sistemi ile idare edilen FEDERAL YARGILAMA SİSTEMİ VE BU SİSTEM İÇİNDE CEZAİ YARGININ YERİ VE İŞLEYİŞİ başlığı ile anlatılan Amerika’da her eyalettin kendi yargı sisteminin yanında en üst mahkeme denen yani Anayasanın ilk on ek maddesi hak ve hürriyetler beyannamesi olarak düzenlenmiş ve halkın ve hakimlerin temel haklarını vererek onları hükümetlerin, idarecilerin haksız davranışlarından korumayı amaçladığını da görmekteyiz.<br />
Ve dönüp, buradan oraya yani ‘kardeşim’ denenin eşkıya usulü ile kaçıran ‘dostum’ denilenin ülkesinde ki hakimlerin uluslararası hukukun yok sayılıp, eşkıya, zorba yöntemlerle götürülen Amerika’da ki hakimlerin Amerika yani ABD’nin eşkıyalığına son verecek bir cesarette, yürekte olup olmayacaklarının sorup, merak ediyorum.<br />
Ortodoks Yahudi kimliğiyle tanınan, 11 Eylül bağlantılı dosyalara bakmış ve Trump gibi bir hayli yaşlı olan 92 yaşında ki Federal Yargıç Alvin Hellerstein olduğunu da öğrenirken yaşı bir hayli ilerlemiş olanların vereceği, alacağı kararların ne kadar sağlıklı olduğu yönünde ülkemiz Adliyelerinde görülen onca davada sorulduğu gibi soruyorum..<br />
Çünkü o yaşa gelmişlerin başta hipertansiyon, diyabet (şeker hastalığı), osteoporoz, tiroid hastalıkları gibi dahili problemlerin yanında Demans yani unutkanlık, depresyon, anksiyete, idrar kaçırma, beslenme bozuklukları, düşkünlük gibi geriatrik sendromlar ile uğraştıklarını belirten sağlık camiasının verdiği raporlar sonucu bizim hakimlerimizin verdiği kararlarında çok konuşulduğu bir ülkedeyiz..<br />
Ve ABD’nin Anayasasına ve yargı sistemine bağlı hakimlerin bağımsız denen jürilerle birlikte aldıkları kararlarla sözüm ona dünyanın en iyi hukuk ve hakim sistemine örnek gösterilseler de ‘En Güvenilir ve Güvende’ denen ‘Dünya Hukuk Sistemi‘nde, ilk 5 veya 10’da olmasalar da 12. sırada olmaları da o çok aranan Adalet için bir umut diye bakanlardanım..<br />
Ha bu arada ABD, Amerika hukuk sistemi demişken, ‘Suriye’de Kürtler olmaktansa yeni başka bir şeyler olmalı’ diyen ama gün geçtikçe İsrail’in tamda istediği alanlar açan bir dış ve iç siyaset izlediği ile eleştirilen ve güçlü bir genel aftan ziyade tıka basa dolu cezaevleri azda olsa rahatlatan paketlerle yargı sistemini düzeltmeye çalışan ülkemiz yani ‘12. Yargı paketi hazırlanıyor..’ denen Türkiye’nin, 2025 yılında hukuk üstünlüğü endeksinde bir sıra daha gerileyerek, 143 ülke arasında 118. sırada yer aldığını da öğrenmiş ve de üzülmüş bulunmaktayım..]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/bir-hakim-amerikanin-eskiyaligina-son-verir-mi/1072/</link>
<pubDate>Fri, 09 Jan 2026 21:26:50 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Putin&amp;#39;de kaşıdığı Zelenski&amp;#39;yi kaçıracak!</title>
<description><![CDATA[<br />
Son aylarda adı, sanı unutulan ARDAFED Başkanlığım sırasında 8 yıl önce gerçekleştirdiğimiz ve tarih yazan, unutulmayan, ikincisi yapılamayan yani birinci ve sonuncu olan yeni bir 'Ardahan'ı Tanıtım Günleri'nin bir yenisini yapmak için bu kez SARDAFED Başkanı olarak gereken başvuru ve izinlerini almak için hazırlanıp, niyetlendiğimi duyan kendilerinden başkasına hayrı olmayan İstanbul'da ki diasporanın, 'Bizde yaparız' diyerek, ellerinden tuttukları siyasi güçlerle engel çıkarması ve TEMPO TV'de canlı olarak yayınlanan 'Gazetecilerle Gündem' adlı programın koşuşturmaları dolaysıyla uzun süredir gidemediğim Ardahan'ıma gitmem gerektiği saatlerdi.<br />
Kar, tipi ve bozuk Ardahan yollarını beyaz asfalt ile kapatan buzlama dolaysıyla kalkmayan uçaklar nedeniyle bu kez yer uçağı denen otobüslerle Ardahan'a geleceğim günün sabahında tüm dünyayı şoke eden bir haberi alır, almaz dünya da ilk denecek olan bu dünyayı şoke eden hukuksuzluğa karşın tepkimi gösteriyordum.<br />
Erdoğan'ın 'kardeşim' dediği Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun, 'dostum' dediği Trump'un emriyle eşiyle hukuktan yoksun, bir başka ülkeye yönelik açık bir işgal hareketi ile birlikte yatak odasından alınıp, ellerine vurulan kelepçe ile Amerika'ya götürmesine nasıl bir tepki koyacağını bekleyerek çıktığım yolda, 'Deli Dana hastalığına yakalanan ülke..' başlıklı yazıma evden başlayıp, yolda otobüste düzelterek yol alırken, 12 Eylül ve 15 Temmuz Darbelerinin arkasında olduğu artık saklanmayan ABD'ye  ilk tepki gösterenler sıralamasında ilk sıralarda yer alarak Rusya ile Ukrayna'nın savaştığı Kafkaslara komşu  memleketim Ardahan'a doğru yola çıkıyordum.<br />
Ve havaalansız Ardahan'ı, İstanbul'da SARDAFED olarak bir kez daha tanıtma adına valilikçe gerekli olan izni almak için kar, kışın hüküm sürdüğü bir zamanda  çıktığım bin 400 kilo metrelik yol boyunca yapılanın ne kadar iç, dış ve uluslararası hukuka uygun olduğuna bakıp, okuyup, araştırırken bu yaşananın başta uluslararası hukukta olmak üzere savaş hukukunda bile olmadığını görüyor, öğreniyor bu yapılanın zorbalıktan öte bir şey olmadığını 'Deli Dana hastalığına yakalanan ülke..' başlığı ile kendimce teyit edip, yazdıktan sonra bundan sonra yaşanacakların ne olabileceğini de düşünüyordum.<br />
Ve başta Venezuela açıklamasıyla kendi içinde ve tabanından tepki alan DEM başta olmak üzere diğer siyasi partilerin bu yaşananlara karşı ne diyecekleri merakla beklerken en sert açıklamayı yapanın, CHP Lideri Özgür Özel'in olduğunu ama aynı CHP'nin Amerika'ya ve Trump'tan çok hala suskunluğunu koruyan ve bir zamanlar, 'Tonlarca Altın'ın sırrı ne?' diye sorulan Venezuela ziyareti olmak üzere '15 Temmuz'da beni ilk arayan Kardeşim Maduro ile iyi işler yapacağız' diyen Erdoğan'a yüklendiğini, en mantıklı tepkininde MHP'den geldiğini okuyor, duyuyordum.<br />
Bu arada, elleri kelepçeli Maduro'nun fotoğraflarına bakınca önce uyuşturucu satışı ve kullanımının da içinde olduğu onca ciddi suçlamalara karşın kimsenin kılının kıpırdatmadığı ileri sürülen memleketimi düşünüp, 'Ardahan’da Bir Maduro Vakası Yaşanır mı?!..' başlığı ile bir haber yapıyor, sonra da Öcalan'ın yakalandığı günlere gidiyor, her iki fotoğraf karesinin birbirinden çokta farklı olmadığını da düşünerek, Ardahan'a doğru aldığım yolda çöken karanlıkta parlayan Ay gözüme takılıyor.<br />
Ve birden Öcalan'ın yakalandığı yıllardan daha geriye, benim doğduğum yıllara, 1969'lu yıllara gidiyorum. Çünkü, Kafkaslara komşu Serhat Ardahan'a doğru yol alırken, otobüsün penceresinden dondurucu bir havada izlediğim AY bana o yıllarda kendisini ziyaret eden Amerika'yı hatırlatırken, bu ülkenin en güçlü rakibi denen Çin'in cılız tepkisi gibi bir açıklama yapan Rusya'nın da Venezuela'ya yapılanın Amerika'nın Ay ziyaretine benzetip, 'Bu işte de varım ve bende yaparım..' diyebileceğini nedense düşünüyordum.<br />
Bu düşünceme neden olan en önemli etken ise 1969'un Nisan ayının 3'ünde doğan benim daha bebek iken yani 1969 yılında Ay'a giden ABD'den önce yani 1959 yılında ve sonrasında aynı Ay'a giden Rusya'nın da 'Sen yaptın, bende yaparım' diyerek başta şu an kaşıyıp, savaştığı Ukrayna başkanı Volodimir Zelenski'yi olmak üzere kendisini dinlemeyen Kafkasya'da ki devlet adamlarını o da 'alıp, kaçırır mı?' diye düşünmedim değil..<br />
Bilmem ama emperyalist zorbaların dönemini yaşayan bu dünyada, 'olmaz' denilenlerin bir çoğunun olduğuna bir kez daha şahit olduğumuzu kabul ederken, bu olumsuz durumların altında yatan nedeninin de zorbaların yönetiminden farklı olmadığını da görüyordum.<br />
Bu nedenin en açık örneği de ellerini kelepçelenip, gözleri kapatılarak kaçırılmaya kadar gidilen bu yolu açanların kaçırılanların, devrilenlerin kendi halklarına, insan haklarını yok sayarak, yaptıkları baskılar ve kendilerini başkalarından koruyacak olan insanlarına gösterdikleri faşist zorbalıklar, tanımadıkları hak, hukuk, adalet, eşitlik ve yok saydıkları adalet dolayasıyla ABD ve Rusya gibi emperyalist işgalcilere açık bıraktıkları kapılar olduğunun düşüncesiydi..<br />
'Yok canım daha neler?' denilecek bu düşünceme neden olanın en açık örneğine baktığımızda Afrika kıtasına ve Arap dünyasına ve de Kürtlere kendi kimliklerini, dilini bırakın, baskıcı rejimle, cunta düşüncesi ile yönettikleri ülkelerinin resmi kimliğini bile vermeyen Saddamlı Irak'a, Esad pardon Esed'li Suriye'ye ve Molla İran'ın bulunduğu Ortadoğu'yu hatırlamamdır..]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/putinde-kasidigi-zelenskiyi-kaciracak/1071/</link>
<pubDate>Tue, 06 Jan 2026 00:39:21 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Deli Dana hastalığına yakalanan ülke</title>
<description><![CDATA[..Özellikle sığırların sinir sistemini etkileyen ölümcül bir hastalık olan ve İnsanlarda ise bu hastalık, COVİD olarak değil, varyant Creutzfeldt-Jakob hastalığı olan ve kısa adı CJD adıyla görülen Deli Dana hastalığına bir ülke yakalanır mı?<br />
Bilmem ama başta sınırımızın hemen ötesine Irak'tan sonra Libya ve diğer onca Arap, Afrika ülkesi ardından ye iden Ortadoğu'da, bu kez de Suriye'de görünen ve görüldüğü yerde işbirlikçileri ile kara petrolü kırmızıya döndürdüğü, yer altı madenlerini yeşil dolarına çevirdiği, yer üstü kaynaklarını ise nazikçe ve parayla geride kalan diğer ülkelerin tüm doğal ve öz kaynaklarına el koymanın adı olan özelleştirme ile ele geçiren bir ülke düşünün..<br />
Ve bu ülkenin unutulan mı, unutturulan mı bilmem ama hoca efendi iken bir an da feto olanın mezarının olduğu, kaşif adı altında bir işgalcinin yani Colombonun gidip, yerliler denen Kızılderililerin derilerini yüzdüğü Okyanus ötesinden kalkıp, diğer bir okyanusun içinde olan ülkeye attığı bomba ile övünüp, Hiroşima ile Nagazaki vakasını yaşatırken o bombayı yapmaya kalkan bir ülke..<br />
Ve deli dana hastalığında dediğim bu ülke emrine girmeyenleri, meşruyet tanımadıklarına önce yeşil dolarıyla, 'bizimkiler'dedikeri ile darbe yaptırır, döver.. <br />
Bunlar yetmez ve dediği olmazsa, dostum demeyi bırakır,  'artık benim değilsin..' der ve 'İnsanlarına insan  hakları vermiyor, Adaletli davranmıyor, Demokrasiyi, seçme,, seçilmeyi tanımıyor..' yetmezse 'Atom bombası, kimyasal silah yapıyor..' diye ülkeleri, insanları, liderleri kendisinden beter terörist ilan edip, milyonlarca insanın aç, susuz kalmasını umursamadan uyguladığı ambargolarla yönetimleriyle ülkeleri teslim alıp, insanlarının 'Molla, Dikta, Tek Adam, Diktatör' denen rejimlerine mahkûm bırakır..<br />
Evet, deli danaya yakalanmış olan bu çok yıldızlı ülke, ülkemizin hemen sınırı başında bulunan Suriye'de ülkemizi olduğu gibi, Ortadoğu'da ki yavru ülkesi İsrail ile diğer bir petrol merkezi olan İran'ı uğraştırırken rakip gördüğü diğer bir ülkeyi, beyaz Ayılar diye adlandırılan Rusya'yı diğer başka bir ülkeyle, Ruslarla aynı köken olan Ukrayna ile savaşa sokup, teslim almasa da hareket edemez hale soktuğunuda söylersem, sanırım bu ülkenin hangi ülke olduğunu anlamış olursunuz..<br />
Ve birilerinin sadece 'Kahrolsun' diyerek birtürlü kahredemeyip, er, geç. teslim olduğu deli danaya yakalanmış olan ve son olarak kendi kıtasında bulunan Venezuela'ya saldıran deli dana hastalığına yakalanan bir ülkeyi anlatığımı artık anlamışsınızdır..<br />
Ve ken çıkarları dışında kimseyi tanımayan bu koboy edalı ülkenin, şu an bulunduğu Ortadoğu'da, 'kafamın tasını attırayın..' diyerek her an çekilebilirim..' dediği Türkiye ile aşiretlikten sıyrılıp, bir türlü bir araya gelemeyen Kürtleri karşı karşıya getirmek için fırsat kolladığınıda es geçmemek gerek..<br />
Çünkü, 'Ben barışın, birleşin dedim ama siz birleşmeyi, barışmayı değil, savaşmayı ayrılmayı tercih ettiniz... Aha çekiliyorum.. Ne yapacaksanız yapın bana ne?!..'' diyerek yağdan kıl çekercesine İsrail ve silahlarına, teknolojisine ve yeşil dolarına kendisine mahkûm olan Avrupa kıtası ile birlikte BOB'u gerçekleştirme hesaplarından geciksede bir adım geri atmayan olduğunu da hatırlatarak bu ülkenin hangi ülke olduğunu artık anlayın derim..<br />
İşte buraya kadar teşhisini koymaya çalıştığım Deli dana hastalığına yakalanmış olan bu ülkenin 'yeniden İran'a saldıracak..' diye beklenirken, aslında o işi İrann'da ki muhalefete, demokrasi, insan hakları, adalet, hak, hukuktan kopuk, dini siyaseti için atom bombasından daha etkili kullanan Molla rejimden bırakmış olan insanların isyanına, iç karışıklığına, Afrika'da ki, Asya'da ki, Arap adasında ki gibi bir birlerini kırıp, tüketmeye bırakırken şu an bir başka petrol kaynayan ülkeyi kana boğuyor..<br />
Ve bu deli dana ülke toplam kanıtlanmış 303,3 milyar varil petrol ile dünyada 1. sırada olan bir petrol rezervine sahip olduğu söylenen Venezuela'ya bizzat saldırı başlattığı gibi bunu da bu ülkede bulunan iç destekçileriyle birlikte mevcut yönetimi yıkmaya hatta cumhurbaşkanını eşiyle birlikte kaçıran ama demokrasiyi çok seven değil, kendi çıkarlarına ters düşünülce seslendiren bir ülke olduğunu söylersem yani yukarıda kısa özet ile anlattığım bu ülkeyi siz de  tanırmısınız?<br />
Bilmem ama sadece hayvanların değil, yakalandığı deli dana hastalığı sonucu hayvan güdüsüyle insanlığa saldıran bu ülkeyi özellikle ülkemize komşu Suriye'de bugün, yarın yada öbürgün atacağı adımlarını iyi takip edin derim.. <br />
Çünkü, birileri, 'Sırada İran var..' derken bunun bir yanıltma ve daha perdesi açılmamış olan deli, deli oyunu olduğunu düşünmekteyim..<br />
Ve bu deli dana hastalığına yakalanan ülkenin, 'Ey halkım; Allah'ın size vatan olmak üzere vaat ettiği Filistin diyarındaki şu kutsal topraklara girin ve O'nun yardımıyla orayı fethedin!' emrini uyguladığını söyleyip, bölgeyi kana bulayanla birlikte hareket ettiğini, görüp, düşünenlerdenim.. <br />
Ve bunun Galata köprüsünde hazır kıtalarla toplanıp, beddua etmekle engellenemeyeceğini, bu deli dananın hasta sallasının bölgeye, ülkeye akması, bulaşmaması için tek ilacın demokrasi, hak, hukuk, eşitlik, adalet, güçlü bir genel af ve 'Vatan-Millet-Sakarya' demeden gerçek anlamda kardeşlikle güçlendirilecek olan iç kalenin surlarıyla engellenebileceğini düşünüp, söyleyenlerdenim..]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/deli-dana-hastaligina-yakalanan-ulke/1070/</link>
<pubDate>Sat, 03 Jan 2026 23:59:35 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Birlikte nice yıllar yazmaya..</title>
<description><![CDATA[<br />
Acısı, tatlısıyla bitmek olan 2025 yılının son 10 gününü havaalanında, hava da, uçakta ve Ardahan Çıldır gölünün yanı başında geçmesine karşın üzerinde trenlerin duracağı ne bir durak, nede bir Antreponun olmadığı Kars-Tiflis-Bakü Demiryolunu hatırlatan Ulaştırma Bakanlığına ait Marmaray, AHİM ve AYM kararlarına rağmen neden serbest bırakılmadığı bile konuşulmayan Demirtaş gibi 6 milyon oy alan belediye başkanı ve onca başkanı hapiste bulunan İBB’ye ait Tramvayların üzerinde gelip,, geçtiği demiryollarında geçiren Ardahanlı bir gazeteci olarak memleketim Ardahan’a gitmek için yılın son günü de havaalanında, uçak beklerken günün ve yılın son yazısını yazmaya hazırlanıyordum..<br />
<br />
Evet, önce “2025 yılının Gazetecilik Onur Ödülünü almak için ülkenin en büyük metropolü İstanbul’dan ülkenin turizm başkenti denen Antalya’ya sonra Antalya’dan deniz yolu ulaşımı gibi yeterli demiryolundan yoksun İstanbul’a geri dönüp, bu kez Ardahan’a gitmek için yeniden Posof Ulgar tüneli gibi bir türlü bitmeyen tüneli ile ünlü İstanbul Pendik Havaalanındayım..<br />
Ve o çok özlediklerimin başında gelen Ardahan’a gitmek, yeni yılın ilk gününü torunlarla geçirmek heyecanı ve sevinci ile bir yanan yazımı yazarken diğer yandan kalkışını beklediğim uçağın saatinin geldiğinin anonsuyla uçağıma binmek için toparlanıp, Türk Hava Yolları‘na ait bölgesel havayolu şirketine ait Ardahan isimli değil, adını öğrenemediğim Ajet isimli uçağa yöneliyorum..<br />
<br />
Tabi bir yandan da benim evimin de içinde olduğu rantsal, pardon kentsel dönüşüme uydurulmaya çalışılan üst geçit ve köprüleri ile trafiği iyiden iyiye felç olan İstanbul’dan binmeye hazırlandığım uçağın neden Ardahan’a değil, Kars’a indiğini düşünüp ve ‘Ardahan’da havaalanı neden yok?’ diye uzaktan, düşünce yoluyla birilerine sessizce ve belki biriler duyar diye ışınlama yoluyla bir kez daha sorup, üzülerek içine grip, oturduğum uçağın dar koltuğuna yerleşip, emniyet kemerimi bağlarken aldığım bir anonsla yanımdakilerle daha tanışmadan, konuşmadan daha yeni oturduğum koltuğumda şok olup, kala kalıyorum..<br />
Çünkü, ‘Merhaba.. Kaptanınız konuşuyor.. Uçağımıza hoş geldiniz..’ diyeceğini beklediğimiz kaptanın, herkesin plan ve projesi olan biz yolculardan gelecek olan tepkileri bildiğinden olacak ki kısık bir ses ile ‘Ben kaptan’ demeden, ‘Sayın yolcular hava koşulları dolaysıyla uçuşumuz iptal olmuştur..’ deyip, kıssadan kesip atıyordu..<br />
<br />
‘İptal’ anonsu duyulmasıyla tıka, basa dolu uçakta başlayan homurdamalar eşliğinde geri inmeye başlayan yolcuları az önce güler yüzle ‘hoş geldiniz..’ diye karşılayan hostesler bu kez üzgün ve mahcup bir yüz edasıyla, ‘Güle güle, mutlu yıllar..’ diyerek 2 saat içinde Kars’a inecek diye umut edip, bindikleri uçakta geri inmek zorunda kalan biz yolcuları ‘Bize bir şey demeyin, siz gişelere gidin, orada açıklama yapacaklar..’ diyerek, hepsini tek tek ve hedi hedi geri yolcu ediyordular..<br />
Ve havaalanı olmadığından dolayı Ardahan’a değil de Kars’a ineceğini bilip, üzülen ben ve onca Ardahanlının yanında onlarca yolcu sadece ‘İptal sözü ile kuzu, kuzu bindikleri uçaktan homurdanarak inerken yolcu hakları denen hakları bilmediğini de anlıyorum..<br />
Çünkü ‘kar, kış” deyip, ‘iptal’ denilen uçağın kalkmaması dolaysıyla mağdur olan biz yolcuların hak, hukuk, adalet başta olmak üzere mağdur edildiği konular karşında ki gibi sadece “iptal’ kelimesine teslim olmuş, ‘Nasıl olur, başka imkan yok mu, Kars olmuyorsa Ardahan ile birlikte İL olan ve Ardahanlılar gibi sesiz kalmayıp, havaalanı kurduran Iğdır’a, yada Erzurum’a veya Trabzon’a götürün..’ demeden “kader, nasip, bundan da bir hayır var’ diyerek mağduriyeti ülke insanları fertleri olarak kabul ediyordular..<br />
<br />
Ve benim, Bursa’da geldiğini ve iki gündür Ardahan’a uçamadığını söyleyen CHP’li Posof Belediye Başkanının da aralarında olduğu yolculara hitaben, ‘hakkımız olanı savunalım, öyle iptal oldu demekle olmaz, başka bir formül bulmasınlar, arkadaşlar dağılmayın, haykırın, haklarımız var.. İptal demekle olmaz ya Iğdır’a ya Erzurum’a veya Trabzon’a deyin, isteyin, bağırın, ayrılmayın..’ çağrımında bir kaç kişi dışında duyulamamasına teslim, oluyorduk..<br />
Ve, ‘Bu topluma ne desen koyun koyun pardon kuzu, kuzu teslim olmayı tercih ediyor..’ diye susan ben de bu kez havada değil, Posof Ulgar tüneli gibi tüneli bir türlü bitmeyen Pendik havaalanında 120 TL.’ye satılan karton bardaklı bir çay yudumlama eşliğinde yeni yılı diğer kentler de, ülkelerde karşılama umuduyla, rötar ve iptal var anonsları eşliğinde uçak bekleyen diğer yolcuların koşuşturmalarını izleyerek oturduğum bir yerde, yazımı yazmaya başlıyordum..<br />
Ve, saatler kalan 2026 yılı bütçesinde yapılacak denilen tüneli için 5 kuruş ayrılmayan Sahara dağı tüneli gibi 55 yıldır bir türlü yapılıp, bitirilemeyen Ardahan-Ardanuç devlet yolunun ardından okulları da kapattıran karlı tipinin bu kez tüneli açılmayan ve uluslar arası devlet yolunun da üzerinde geçtiği Posof Ulgar dağında esen tipi dolaysıyla yolların kapatıldığını duyup, aynı durumun Ardahanlı valinin belediyesine kayyumluk yaptığı Van’da da okulların kar dolaysıyla kapatıldığını haberini alıyordum..<br />
Ve bende yaşananlara teslim olup, yeni bir havaalanı macerası eşliğinde bugünkü yazımı havada değil, havaalanında yazıp, bitirip, bu kez toplu taşımanın en önemli nimetlerimden olan ancak sarayda atılmayan imzalar ve ‘Hak, hukuk, adalet ve demokrasi yok..’ diye tartışılan ülkeme verilmeyen dış destekler dolaysıyla alınamayan yeni krediler yüzünden tezeleri yapılamayan tramvay ve bizim üniversite öğrencileri ile kavgası olan Ardahan’ın değil, yaşanacak olan büyük depremin merkezi olduğu söylenen adalar manzaralı İstanbul Kartal ilçesinin dolmuşlarıyla sabah çıktığım evime doğru yol almaya başlıyordum..<br />
<br />
2025 yılının son gününü havaalanında kalıp, ‘Ardahan’a gitmek üzere, Kars’a inmek üzücü..’ diyerek dertlenirken havalanamayan ve aynı günün öğlenini geçen saatlere kadar elimdeki, sırtımdaki çantaların, üstümdeki kışlık elbiselerin ağırlığı ile bir hayli yorulmuş şekilde olsa da bu yazımı, haberlerimizi okuyan, reklamları, mesajları ve gönüllü destekleri ile geride kalan yıllarda hep yanımızda olan herkese dosta, eşe, akrabaya, ekibe, aileye, barış istenen ülkeye ve savaş istenmeyen tüm dünyaya ‘Birlikte nice yıllar yazmaya..’ diyerek, memleketim Ardahan’da ki gibi kar bulutları saran İstanbul’da ki evime geri dönüyorum..<br />
Acısı, tatlısıyla bitmek olan 2025 yılının son 10 gününü havaalanında, hava da, uçakta ve Ardahan Çıldır gölünün yanı başında geçmesine karşın üzerinde trenlerin duracağı ne bir durak, nede bir Antreponun olmadığı Kars-Tiflis-Bakü Demiryolunu hatırlatan Ulaştırma Bakanlığına ait Marmaray, AHİM ve AYM kararlarına rağmen neden serbest bırakılmadığı bile konuşulmayan Demirtaş gibi 6 milyon oy alan belediye başkanı ve onca başkanı hapiste bulunan İBB’ye ait Tramvayların üzerinde gelip,, geçtiği demiryollarında geçiren Ardahanlı bir gazeteci olarak memleketim Ardahan’a gitmek için yılın son günü de havaalanında, uçak beklerken günün ve yılın son yazısını yazmaya hazırlanıyordum..<br />
<br />
Evet, önce “2025 yılının Gazetecilik Onur Ödülünü almak için ülkenin en büyük metropolü İstanbul’dan ülkenin turizm başkenti denen Antalya’ya sonra Antalya’dan deniz yolu ulaşımı gibi yeterli demiryolundan yoksun İstanbul’a geri dönüp, bu kez Ardahan’a gitmek için yeniden Posof Ulgar tüneli gibi bir türlü bitmeyen tüneli ile ünlü İstanbul Pendik Havaalanındayım..<br />
Ve o çok özlediklerimin başında gelen Ardahan’a gitmek, yeni yılın ilk gününü torunlarla geçirmek heyecanı ve sevinci ile bir yanan yazımı yazarken diğer yandan kalkışını beklediğim uçağın saatinin geldiğinin anonsuyla uçağıma binmek için toparlanıp, Türk Hava Yolları‘na ait bölgesel havayolu şirketine ait Ardahan isimli değil, adını öğrenemediğim Ajet isimli uçağa yöneliyorum..<br />
<br />
Tabi bir yandan da benim evimin de içinde olduğu rantsal, pardon kentsel dönüşüme uydurulmaya çalışılan üst geçit ve köprüleri ile trafiği iyiden iyiye felç olan İstanbul’dan binmeye hazırlandığım uçağın neden Ardahan’a değil, Kars’a indiğini düşünüp ve ‘Ardahan’da havaalanı neden yok?’ diye uzaktan, düşünce yoluyla birilerine sessizce ve belki biriler duyar diye ışınlama yoluyla bir kez daha sorup, üzülerek içine grip, oturduğum uçağın dar koltuğuna yerleşip, emniyet kemerimi bağlarken aldığım bir anonsla yanımdakilerle daha tanışmadan, konuşmadan daha yeni oturduğum koltuğumda şok olup, kala kalıyorum..<br />
Çünkü, ‘Merhaba.. Kaptanınız konuşuyor.. Uçağımıza hoş geldiniz..’ diyeceğini beklediğimiz kaptanın, herkesin plan ve projesi olan biz yolculardan gelecek olan tepkileri bildiğinden olacak ki kısık bir ses ile ‘Ben kaptan’ demeden, ‘Sayın yolcular hava koşulları dolaysıyla uçuşumuz iptal olmuştur..’ deyip, kıssadan kesip atıyordu..<br />
<br />
‘İptal’ anonsu duyulmasıyla tıka, basa dolu uçakta başlayan homurdamalar eşliğinde geri inmeye başlayan yolcuları az önce güler yüzle ‘hoş geldiniz..’ diye karşılayan hostesler bu kez üzgün ve mahcup bir yüz edasıyla, ‘Güle güle, mutlu yıllar..’ diyerek 2 saat içinde Kars’a inecek diye umut edip, bindikleri uçakta geri inmek zorunda kalan biz yolcuları ‘Bize bir şey demeyin, siz gişelere gidin, orada açıklama yapacaklar..’ diyerek, hepsini tek tek ve hedi hedi geri yolcu ediyordular..<br />
Ve havaalanı olmadığından dolayı Ardahan’a değil de Kars’a ineceğini bilip, üzülen ben ve onca Ardahanlının yanında onlarca yolcu sadece ‘İptal sözü ile kuzu, kuzu bindikleri uçaktan homurdanarak inerken yolcu hakları denen hakları bilmediğini de anlıyorum..<br />
Çünkü ‘kar, kış” deyip, ‘iptal’ denilen uçağın kalkmaması dolaysıyla mağdur olan biz yolcuların hak, hukuk, adalet başta olmak üzere mağdur edildiği konular karşında ki gibi sadece “iptal’ kelimesine teslim olmuş, ‘Nasıl olur, başka imkan yok mu, Kars olmuyorsa Ardahan ile birlikte İL olan ve Ardahanlılar gibi sesiz kalmayıp, havaalanı kurduran Iğdır’a, yada Erzurum’a veya Trabzon’a götürün..’ demeden “kader, nasip, bundan da bir hayır var’ diyerek mağduriyeti ülke insanları fertleri olarak kabul ediyordular..<br />
<br />
Ve benim, Bursa’da geldiğini ve iki gündür Ardahan’a uçamadığını söyleyen CHP’li Posof Belediye Başkanının da aralarında olduğu yolculara hitaben, ‘hakkımız olanı savunalım, öyle iptal oldu demekle olmaz, başka bir formül bulmasınlar, arkadaşlar dağılmayın, haykırın, haklarımız var.. İptal demekle olmaz ya Iğdır’a ya Erzurum’a veya Trabzon’a deyin, isteyin, bağırın, ayrılmayın..’ çağrımında bir kaç kişi dışında duyulamamasına teslim, oluyorduk..<br />
Ve, ‘Bu topluma ne desen koyun koyun pardon kuzu, kuzu teslim olmayı tercih ediyor..’ diye susan ben de bu kez havada değil, Posof Ulgar tüneli gibi tüneli bir türlü bitmeyen Pendik havaalanında 120 TL.’ye satılan karton bardaklı bir çay yudumlama eşliğinde yeni yılı diğer kentler de, ülkelerde karşılama umuduyla, rötar ve iptal var anonsları eşliğinde uçak bekleyen diğer yolcuların koşuşturmalarını izleyerek oturduğum bir yerde, yazımı yazmaya başlıyordum..<br />
Ve, saatler kalan 2026 yılı bütçesinde yapılacak denilen tüneli için 5 kuruş ayrılmayan Sahara dağı tüneli gibi 55 yıldır bir türlü yapılıp, bitirilemeyen Ardahan-Ardanuç devlet yolunun ardından okulları da kapattıran karlı tipinin bu kez tüneli açılmayan ve uluslar arası devlet yolunun da üzerinde geçtiği Posof Ulgar dağında esen tipi dolaysıyla yolların kapatıldığını duyup, aynı durumun Ardahanlı valinin belediyesine kayyumluk yaptığı Van’da da okulların kar dolaysıyla kapatıldığını haberini alıyordum..<br />
Ve bende yaşananlara teslim olup, yeni bir havaalanı macerası eşliğinde bugünkü yazımı havada değil, havaalanında yazıp, bitirip, bu kez toplu taşımanın en önemli nimetlerimden olan ancak sarayda atılmayan imzalar ve ‘Hak, hukuk, adalet ve demokrasi yok..’ diye tartışılan ülkeme verilmeyen dış destekler dolaysıyla alınamayan yeni krediler yüzünden tezeleri yapılamayan tramvay ve bizim üniversite öğrencileri ile kavgası olan Ardahan’ın değil, yaşanacak olan büyük depremin merkezi olduğu söylenen adalar manzaralı İstanbul Kartal ilçesinin dolmuşlarıyla sabah çıktığım evime doğru yol almaya başlıyordum..<br />
<br />
2025 yılının son gününü havaalanında kalıp, ‘Ardahan’a gitmek üzere, Kars’a inmek üzücü..’ diyerek dertlenirken havalanamayan ve aynı günün öğlenini geçen saatlere kadar elimdeki, sırtımdaki çantaların, üstümdeki kışlık elbiselerin ağırlığı ile bir hayli yorulmuş şekilde olsa da bu yazımı, haberlerimizi okuyan, reklamları, mesajları ve gönüllü destekleri ile geride kalan yıllarda hep yanımızda olan herkese dosta, eşe, akrabaya, ekibe, aileye, barış istenen ülkeye ve savaş istenmeyen tüm dünyaya ‘Birlikte nice yıllar yazmaya..’ diyerek, memleketim Ardahan’da ki gibi kar bulutları saran İstanbul’da ki evime geri dönüyorum..]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/birlikte-nice-yillar-yazmaya/1069/</link>
<pubDate>Wed, 31 Dec 2025 17:17:04 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Kaygan yolda Tereciye tere satmak..</title>
<description><![CDATA[<br />
İki Havayolu yolculuğundan sonra yere sağlam basma adına yeniden kış turuna çıkan ama Ardahan’a yine gelmeyen Doğu Ekspresi‘ne olmazsa da İstanbul’da bindiğim Marmaray denen trenin üzerinden kaydığı rayların kayganlığından daha kaygan olanlarla verilen mücadeleden vazgeçmeyeceğimizin diğer bir işaretiydi sabah, erden evden çıkmam..<br />
Ve 56 yıldır çıktığım bu yolda karanlık denen gecelerde insanın kendisiyle baş başa kalıp, kendisini en güzel şekilde dinlediği saatlerle sabah olan gecenin ilk ışıklarına benzer bir gün daha başlıyor..<br />
Ve o yol da sabahın er saatlerine kadar uyanık olmak ve bu kaygan zeminde onca kalanların cirit attığı hayat denen bu yol, bir iki saatlik uyku ile uykusuzluğa yenilmeden her gün yeniden diyerek bir kez daha çıktığımız yoldur..<br />
İşte o uykusuzluğu yenen bir iki saatlik dinlenmenin verdiği enerji ile her gün ‘yeniden, bir daha..’ diyerek çıktığımız yolların birinde yavşak ve gevşek olmalarıyla tanınanların kayganlığını görüp, acınacak halde olan hallerine gülümserken kendimizden daha emin adımlarla bastığımız toprağın bereket denen yağmurla ıslanıp, kayganlaşamazken yağdan daha kaygan olan birilerinin nasıl olup, suyun, pardon toplumun yüzüne çıkarlar diye merak eder insan..<br />
Çünkü onca kaygan ve kayış atanların olduğu bu sahada gelen pis kokulardan yorulan burnumuz ve ciğerlerimiz yağmurla ıslanıp, yeniden hayat bulan toprağın hissettirdiği güzel kokuyla kendimize gelir, sarsılan trende tutunduğumuz elçeği bırakır, onca sarılmaya karşın ayakta dim, dik durup, ‘hedefe az kaldı..’ diye kendimizi teselli ederken o yolda geride kalanlara da acırız..<br />
Evet..<br />
Geçtiğimiz gün Antalyalı meslektaşlarımdan, ‘2025 Yılı Gazetecilik Ödülü’nü alıp, İstanbul’a, evime geri dönerken Ardahan’dan aldığım gelen bir haber kayganlığın pik yaptığı kar ve buzlu, bozuk Ardahan’ın yollarını bile utandırdığını hissediyordum..<br />
Çünkü birilerinin ‘bir şeyin uzmanına o şeyi öğretmeye kalkışması’ denen tereciye tere satmaya kalktıklarını öğrenmiyor, tereyağından daha kaygan olan tiplerin yüzüne tükürüyordum..<br />
Peki kim bu tereyi tereyağı sananlar?<br />
Onu da o kendini bilenlere ve onları iyi tanıyıp, bilenlere ama susanlara sorun..<br />
Çünkü, benim, saf ve emin adımlarla çıktığım bu yolda onlara takacak yada bakacak zamanım yok]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/kaygan-yolda-tereciye-tere-satmak/1068/</link>
<pubDate>Wed, 31 Dec 2025 17:11:57 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Dronların uçtuğu, Libya uçağının düştüğü havada yazılan 2 yazıyı yakalamak..</title>
<description><![CDATA[Ardahanlı bir gazeteci olarak, Antalyalı gazetecilerden bitmek üzere olan 2025 yılının gazetecilik onur ödülünü almak için sevinerek iki gün önce bindiğim uçakta yazdığım günün yazısı ülkenin turizm başkenti denen şehre indiğim bir sırada internet kesilince rüyasını kurduğum Ardahan uçağı rüyası misali bir anda kanatlanıp, hayal olup telefonumun ekranında silinip, uçmasına yani silinmesine üzülüyordum..<br />
Atatürk’ün ‘Hiç şüphesiz ki dünyanın en güzel yeridir..’ dediği ve ülkenin turizm başkenti denen Antalya’da onurla aldığım, ‘Gazetecilik Onur Ödülü’mle birlikte geriye, ülkenin en büyük metropolü İstanbul’a dönerken yine uçakta bir kez daha hem de ilk uçak yazımı internetsiz kalan cep telefonumdan bir anda havasız kalıp, hafızasına kayıt etmeden elimden alan hava ile inatlaşarak bir kez daha uçak yazısı yazmayı deniyorum..<br />
Ama bu kez türbülansa takılıp, bir hayli sarsılan uçağın havaalanı olmayan, bugünlerde bir kez daha gündemde olan Doğu Expresinin gelip duracağı bir durağın olmadığı memleketim Ardahan’ın bozuk yolları gibi şiddetle sarsılması ile bir anda bu yazınında bir anda uçup gideceğini düşünüyor, pilotu uyarı ile uçağın koltuğunda bulunan kemere sıkı sıkıya sarılıyorum..<br />
Çünkü, fala bakılan bir seramik fincan değil, çöpte dönüşümlü karton bardak kahvenin 250 TL. olduğu uçakla İstanbul’dan Antalya’ya uçarken havada düşünüp, yazıya aktardığım ama bir anda uçup, giden o düşüncelerimi bir kez daha hatırlayıp, yeniden ve yine havadayken toparlayayım derken elimdeki bu yazımında Ardahan’ın ay, pardon Mars yüzlü yollarında düşe, kalka yol almaya çalışan araçlar gibi sallanan hatta, ‘Ula uçak düşecek..’ dedirten şekilde uçağımız bir hayli sallanıyordu..<br />
Ve onur ödülü ile ödüllendirildiğim Antalya’ya giderken bir gün önce havada yazdığım birinci yazımı yakalamak için bir kez daha uçakta ele aldığım ikinci yazımında uçup, giden ilk yazımla birleştirmeye çabalarken bu kez ‘Kazık denecek kadar pahalı kahveyi içirdiniz ama fala bakmadınız..’ dediğim hostesin gelip, ‘Bir dahaki sefere kahvemizi fincanla içerseniz falına bakacağım söz.. Ama maalesef geldik, iniyoruz.. Koltuk arkasındaki masayı kapatır mısınız..’ diye gülen yüzlü güzel hostesin uyarısını alıyordum..<br />
Yani uçağım havalanır, havalanmaz yazmaya başladığım ‘2. Uçak yazım..’ da daha başlamadan yine tehlikeye giriveriyordu.. Ve bu durum bana, ‘Ya acaba uçakta yazı yazmak suç yada günah mı? diye bir kocakarı dedikleri hissini veriyordu..<br />
Yani onca sevdiğimiz gibi er geç altına gireceğimiz toprağa sağlam basmadan ve eli kolu, ayağı bağlı kalmadan metafor, hayatı idame ettirebilecek meleklere sahip olmak denen ‘Ayakları yere sağlam basmak..’ varken havadan yazı yazmak uğursuz bir durum mu acaba dedirten havada yazdığım iki yazı ile esnasında yaşadığım ilginç duygu beni alıp, yeniden İstanbul Beykoz’da bulunan ve gidip, Üsküdar kadar güzel çayları yudumlarken Alevileri katletti denen padişahın adı verilen köprüyü izleyerek, yazdığım ama uçaktaki gibi o yazımında bir anda elimde uçup gittiğini hatırlatan ve benim değil, kaynakların Yahudi dediği ama birilerinin gidip, İslam kuralları gereği dua ettiği yönünde yazdığım yazımın silinmesini hatırlatan  Hz. Yuşa’ya ve tepesine götürüyordu..<br />
Ve bir anda ruhlar dünyasına girip, O ‘kocakarı dedikodusu, hayal, uydurma’ hikayeler denilen ama anlatılıp, dinlenildiğinde, konuşulup, seyredildiğinde her birimizin kendimizi bulduğu o ruhani dünyada olduğumu düşünüp, bende bir anda uçup giden yazım gibi uçuyor, yıldızları izlemek için baktığımız havadan yazmanın, çokta iyi bir şey olmadığını ve nedense sağımda, solumda ve yanımda oturan tanımadığım birileri gibi havadan sudan bahsetmek hatta uyumak varken sana ne diye düşünüyor, uçağı ve birilerini şekerini düşürmemek için uçakta, havada yazmayı bırakmayayım derken bu kez havada yazmayı başarıyor, inmeden yazımı bitirirken, İstanbul’da yere basan uçağın lastik seslerinden daha hızlı gelen internetle birlikte kayıt edip, bu yazımı ve diğer onca yazılarımı sizin okumanıza ve yorum yapmanıza bırakıyorum..<br />
Ha bu arada, ‘Rus mu yoksa İsrail veya başkalarının mı?’ diye tartışılan kimliksiz dronların sınırlarımızı aşıp, başkentimize kadar yaklaştığı ve motoru olmadığı ortaya çıkan ve Ardahan AK Partili milletvekilimizin adını alan Kaan uçakları ile değil, yenileme ve bakımları konusunda da çokça tartışılan F-16’larımızla vurulduğu ve seçimden seçime, ‘doğalgaz çıktı..’ denen Karadeniz’de ki ticari gemilerimizi bombaladığı haberlerinin tartışıldığı bir sırada yani ben havada iken Ankara semalarında hava da bulunan diğer bir uçağın bilinmeyen bir neden ile havada infilak edip, düştüğünü haber alıyordum.<br />
Yani, İstanbul’un Avrupa yakasında bulunan ve CHP’li İBB’nin elinde alınan yetki ile bakanlığın kendilerine yakın birilerine verdiği ve stk’ların ‘çal oynasın’ şeklinde ki içi boş etkinlik alanı edilen ve kapatılıp, Ardahan’da ki bir türlü bitmeyen Millet Bahçesi haline getirilen Atatürk Havaalanın yerine yapılan İstanbul Havaalanına rakip olan ve Posof Ulgar tüneli gibi hemen girişinde ki dağsız tünelin yıllardır bitmediği Sabiha Gökçe Havaalanına inerken Ankara semalarında bir başka uçağın elektrik arizası iddiasıyla düştüğünü öğreniyordum.<br />
Yani ‘Acaba onlarda benim gibi hava da yazı mı yazmak istediler?’ diye de düşünüp, teskeresini bir kez daha kabul ettiğimiz ve Dışişleri Başkanı Hakan Fidan’ın ülkemize davet ettiğini öğrendiğim Libya Genel Kurmay Başkanı Al Haddad’ın yanı sıra Libya Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Futuri Gribel, Askeri İmalat Kurumu Komutanı Tuğgeneral Mahmud Al Katavi, Libya Genelkurmay Başkanı Danışmanı Muhammed Al Assavi Diyab ve Genelkurmay Başkanlığı Fotoğrafçısı Muhammed Ömer Ahmed Mahcub ve 3 personel bulunduğu heyetinin İran Cumhurbaşkanın hayatını kayıp ettiği uçak kazası hatırlatan bu haberlerle şok oluyor, bir kez daha tırsıyordum..]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/dronlarin-uctugu-libya-ucaginin-dustugu-havada-yazilan-2-yaziyi-yakalamak/1067/</link>
<pubDate>Wed, 24 Dec 2025 16:12:22 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Onurla onurlandırılmak..</title>
<description><![CDATA[<p>Bizzat tanımıyor, tanışmıyoruz ama..</p>

<p>Bizleri, WhatsApp, Facebook, Xtwitir, Telegram ve Linkedin gibi imkanlar ile bizleri bir araya getiren sanal dünyanın sağladığı imkanlar dışında bir birimizi bizzat görmemiş, merhaba edip, el ele de olsa dokunmamış, bir çay yada bir kadeh rakı bile içmemiş ama aynı dünya çerçevesinde bir birimizi takip edip, zaman zaman da yazışmış, bazen de telefon aracılığı ile 40 yıllık dost edası içinde bir birimize seslenmiş, düşüncelerimiz aktardığımız köşe yazılarımız üzerinde kritikler yapmışız..</p>

<p>Her birimizin hepimizin olan bu ülkenin, bu dünyanın daha güzel olmasına, aynı dünya da yaşayan tanıdık, tanımadık insanların hak, hukuk ve özel hayatlarının en güzel şekilde demokrasi içinde adaletçe paylaşılan bir düzen içinde insanca yaşamalarına katkı adına gazetecilik mesleği içinde gayret etmiş, yazmış yorumlamış bir birlerine uzak ama düşüncelerinin aynı nokta da buluştuğu insanlar olma dışında başka bir şey yapmamışız..</p>

<p><a href="http://www.kuzeyanadolugazetesi.com/"><img alt="" decoding="async" fetchpriority="high" height="758" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" src="https://kuzeyanadolugazetesi.com/wp-content/uploads/2025/12/0ee03364-31cf-4c82-a041-92d5c4d54944.jpg" srcset="https://kuzeyanadolugazetesi.com/wp-content/uploads/2025/12/0ee03364-31cf-4c82-a041-92d5c4d54944.jpg 712w, https://kuzeyanadolugazetesi.com/wp-content/uploads/2025/12/0ee03364-31cf-4c82-a041-92d5c4d54944-380x480.jpg 380w" width="600" /></a></p>

<p>Yani insanlık onuru adına, yaşam kalitesi, refahı için karınca, kararınca imkanlar ile çıkardığımız gazeteler, yayınladığımız internet haber sayfaları ve muhabirliklerini yaptığımız ajans, medya kanalları ortaya konulan çaba ve gayreler adına gazetecilik denen meslek aracılığı ile çırpınıp durmuşuz..</p>

<p>Ve bu mücadelenin diğer bir adı olan İnsanlık Onuru için kalemimizle, sözlerimizle, hal, hareketlerimizle bir hayli riskli denen gazetecilik alanında saklanmamış, tüm gözlerin önünde yani açık alanda kendimizi ortaya koymuş insan olmaktan başka bir iş yapmamışız..</p>

<p>Ve adına gazetecilik denen bu güzel ama bir o kadar zor mesleği kendilerine onur meselesi etmiş insanlar olmaya çalışmışız..</p>

<p>İşte bu duyguları taşıyan, seslendiren bir gazetecilerden aldığım bir telefon çağrısı ile memleketim Ardahan’dan kilo metrelerce uzakta bulunan Antalya’ya davet edilmiş, ve şu an adı İletişim Başkanlığı olan<a href="http://www.kuzeyanadolugazetesi.com/"> Başbakanlık Basın Bayın Enformasyon Jüri Özel Ödülü</a>, <a href="http://www.kuzeyanadolugazetesi.com/">Gazeteci Metin Göktepe Gazetecilik Ödülü</a> ve onca ödülü almış  bir gazeteci olarak bitmek üzere olan<a href="http://www.kuzeyanadolugazetesi.com/"> 2025 YILININ ONUR ÖDÜLÜ</a>‘ne laik görüldüğümü haber almış, ülkemde ve dünya da yaşanan onursuzluklara adeta göz yaşı döken yağmurlu bir günde kendimi, ülkemin turizmin başkenti denen kentte bulmuştum.</p>

<p>Antalya’da faaliyet gösteren ‘<a href="http://www.kuzeyanadolugazetesi.com/">Gazeteciler ve Medyacılar Cemiyeti</a>‘ (<a href="http://www.kuzeyanadolugazetesi.com/">GMC</a>), gazetecilikte ortaya koydukları çaba ve gayretleri dolaysıyla her yıl verdikleri onur ödülüne bu yıl beni laik gördüklerini belirtip, davet ettikleri, Ardahan değil, Antalya’da 81 kentte gelen bir çok gazeteci meslektaşımla tanışma imkanı da bulurken aldığım onur ödüllünün öneminin yanında 36 yıla yaklaşan gazetecilik hayatımda yüklediğim yükler dolaysıya artık yorulan ve bükülen sırtımda ki sorumluğu da ağırlaştırdığını da his ediyordum…</p>

<p>Çünkü, ‘<a href="http://www.kuzeyanadolugazetesi.com/">GMC tarafından her yıl geleneksel olarak verilen ödül, gazetecilik mesleğini etik değerlerden ödün vermeden, tarafsız ve kamu yararını merkeze alan bir anlayışla sürdüren Gazeteci Fakir Yılmaz, uzun yıllardır sahada yürüttüğü titiz, cesur ve sorumluluk bilinci yüksek haberciliğiyle yerel basında güvenilirliğin ve istikrarlı yayıncılığın önemli temsilcilerinden biri olarak 2025 Yılı Onur Ödülüne Laik Görülmüştür</a>‘ anasonu duyarken sevinmektense gazetecilik mesleğimde ki sorumluluğumun daha bitmediğini hata yeniden başladığını da anlıyordum.</p>

<p>Ve kendilerine teşekkür eden beni, ‘Yılın Onur Ödülü’ne laik görüp, diğer gazeteci arkadaşlarımı meslekleri dalında ortaya koydukları çabalar dolaysıyla ödüllendiren 81 kentin gazetecilerinin bir araya geldiği  sivil toplu örgütü <a href="http://www.kuzeyanadolugazetesi.com/">Gazeteciler ve Medyacılar Cemiyeti</a>‘ <a href="http://www.kuzeyanadolugazetesi.com/">GMC</a>‘nin yöneticileri ile meslektaşlarımın bana bakan gözlerinde parlayan ışık ile ödülümü almak için çıktığım sahnede ülkemde gazeteciliği ne kadar yaptığımızı da sorgulanması gerektiğini sorguluyordum..</p>

<p>Bu soruma karşılık meslektaşlarımın her birinin verdiği cevap, gazetecilikte yaşanan sorun ve sıkıntıların aşılması için bu ödülü kendilerine vermesi gerekenlerin;</p>

<p>Aslında, 86 milyonluk ülkede ancak 800 bin gazete satıldığını bilmesi ve her gün günlük bir gazete alması gereken okurun, kendisine bağlı olmayan ama gazetecilerin kendilerinin üçüncü gözleri olarak görmeleri gereken iktidarların, muhalefetin, bürokrasinin ve reklamları, destekleri, sponsorlukları ile yanlarında olması gereken iş dünyasının olması gerektiğini belirtiyordular..</p>

<p>Çünkü kendilerinin yani gazetecilerin verdiği bu mücadelenin tek amacının onlarında içinde olduğu insanlık onurunun baş tacı edilmesi için olduğunu anlatıyordular.</p>

<p><img alt="" decoding="async" height="167" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" src="https://kuzeyanadolugazetesi.com/wp-content/uploads/2025/12/gazeteci-fakir-yilmaz-a-onur-odulu.jpg" srcset="https://kuzeyanadolugazetesi.com/wp-content/uploads/2025/12/gazeteci-fakir-yilmaz-a-onur-odulu.jpg 1000w, https://kuzeyanadolugazetesi.com/wp-content/uploads/2025/12/gazeteci-fakir-yilmaz-a-onur-odulu-540x151.jpg 540w" width="600" /></p>

<p>Ve biz gazetecilerin insanlık adına verdiği bu mücadeleyi her insanım diyenin vermesi ve kendileri için yani insanlık adına verilen çabayı, gazeteciliği onur ödülü ile ödüllendirilmesi gerektiğini söylüyor, anlatıyor, yazıyorlardı..</p>

<p>İşte benimde 36 yıldır tek yaptığım, yazdığım, söylediğim buydu..</p>

<p>Adı da gazetecilikti..</p>

<p>Teşekkürler GMC, teşekkürler <a href="http://www.kuzeyanadolugazetesi.com/">Antalya</a>..</p>
]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/onurla-onurlandirilmak/1066/</link>
<pubDate>Tue, 23 Dec 2025 17:31:31 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ÇİN RADYOSU, ERİVAN RADYOSUNU DİNLEYEN ARDAHAN&amp;#39;I ETKİLER Mİ?..</title>
<description><![CDATA[Başta İnterneti olmak üzere basın, medya ve Hollywood gibi sinema sektörlerini de elinde tutan Amerika tabanlı haberlere baktığımızda, '3. Dünya savaşı çıkacak..' diye tüm dünyaya pompalanan bu enformasyonun altında ne yatıyor?' diye sorulacak olan bir soruya, 'Bu kirli oyunların altında bulunan asıl gerçeğin yani iki veya 10 yada 20 ülkenin savaştığı ülkelerin savaşı değil, paralı asker sektörü, petrol, altın, doğalgaz, su gibi yer altı kaynakları ve silah satışı derdidir" diyeceksiniz..<br />
Bu tezinize katılmakla birlikte asıl görülmeyen diğer bir faktörde yıllarca Moğolların istilasıyla karşılaşan ama başta altın, hiç tanımadığıyla barış adı altında zorla evlendirilen prensesler gibi ganimet hediyeleri başta olmak üzere bir çok ayak oyunları ile omuz üzerinde baş bırakmayan Moğollara teslim olmayan, dünyanın diğer ucunda ki yani, Ardahan sınırları içinde geçmesine karşın üzerinde ne bir durak, ne bir Antreponun olmadığı, Doğu Epesinin gelmediği Kars-Tiflis-Bakü Demiryolunun da finansörü de olan Asya'dan tüm dünyayı para, silah, teknoloji ve İnternetin gölgelediği Radyo frekanslarına yerleşen Çin'dir..<br />
Evet, yıllar önce "Çin Radyosu' başlığıyla ele aldığımı o yazımı da hatırlatan bu konuyu bana bir kez daha yazdıran Ardahan Radyosu kurma çalışmam Amerika'nın Irak'tan sonra YPG'li Suriye'yi ele geçirmesi gibi kızdığı ve işgal etmekle tehdit ettiği Venezuela gibi ülkelere sesiz, sedasız yaptığı yatırımlarından rahatsız olduğu Çin ve bir çok ülkede yayında olan Çin radyosunun gücüdür..<br />
Evet bir zamanlar gizlice Erivan radyosunu dinleyip, dünyadan haber edinmeye çalışan tvsi, radyosu olmayan Ardahanlılara internet üzerinden de olsa bir radyo çalışması yaparken ülkemizde ve dünyanın bir çok ülkesinde Çin Radyosunun sesiz gücünü de düşünüyordum..<br />
Bu arada Erivan Radyosu deyince sevgili dostum Abdurrahman Ada'nın Günce yayınlarında bastırdığı, 'Digor'un Sürgünleri" adlı kitabında okuduğum ve 'Riya Teze Gazetesi'nin kurucuları olan ve Hitler faşizmini yenilgiye uğrattıklarından dolayı bugünün dostum dediğimiz Putinli Rusyası olan zamanın SSCB tarafından devlet nişanı alan Digorlu Kürt Heciyê Cîndî, Celilê Celil, Şıkoyê Hesen, Ferike Usıv, ve Mikaile Reşid'iyi de bir gazeteci, bir Kürt olarak düşünce ve kalemleri ile faşizime karşı ortaya koydukları mücadelelerini saygıyla bir kez daha anıyordum..<br />
Ve Ruslarla rekabet ettiği sanılan ama 'aslın da gizli ortaklar' dediğim Amerika'nın asıl ve gizli rakibi Çin'in CNN, BBC ve Hollywood gibi medya ve gazetelerin yanında, Google, whatsApp gibi sanal gücünü kıran Çin Radyosunun yanında tik tokları, telegramlarıdır asıl dünya savaşını çıkaran..<br />
Çünkü, Ankara'ya kadar gelen ve son anda F-16'larla düşürülen insansız hava araçları Dronların eseri olduğu internet ve teknoloji dünyasında çoktan Üçüncü Dünya savaşı başladığını hatta bitip, Dördüncü Dünya savaşına geçildiğini, CNN Türk değil,<br />
China Radio International (CRI), Çin devletinin uluslar arası radyosu olan Amerika'ya diz çökerten Çin'in en büyük enformasyon merkezi olan Çin Radyosunun dinlemeniz yeter, artar bile..]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/cin-radyosu-erivan-radyosunu-dinleyen-ardahani-etkiler-mi/1065/</link>
<pubDate>Fri, 19 Dec 2025 07:19:32 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Kobuğ yiyenlerin Ardahan Vilayeti..</title>
<description><![CDATA[Ülkenin 75. vilayeti olmasına karşın hala Kars adının gölgesinde kalan ve sevgililer günü yapılacak olan Çıldır Göl Festivalinde Erzurum atlarının üzerinde tepineceği Ardahan’ın adını kullanıp, Ardahan’a hiç bir katkısı olmayan Ardahanlıyım deyip, Ardahan futbol takımını bir Ağrılıya devreden onca ünlü, ünsüz Ardahanlının yanın da parmakla saysan içinde Ardahanlı ve Iğdırlının olmadığı KAI, KAISİAD, KAIFED yani Kars-Ardahan-Iğdır Dernek, federasyon ve vakıflarının miladını bitirdiğini ama hala birilerinin bunu anlamadıklarını da görüyoruz.. <br />
Adı, Ardahan-Tiflis-Bakü olması gereken ama Karslı siyasilerin KTB adını verip, Çıldır gölünün batısında değil, Çıldır'a olduğu gibi Ardahan merkezden çok, düşman dedikleri Ermenistan sınırına yakın çok uzağa yani Çıldır Gölünün doğusundan geçirilen Kars-Tiflis-Bakü Demiryolu ve bu demiryolu üzerinde kurulacak denen durak ve antrepoyu engellediler gibi Serhat Ardahan Spor’un 3. Lige çıkmasını engelleyenlerin başında yine Karslılar olduğunu unutup, adeta bize inat KAI Vakfı’nın etkinliklerine katılmayı kendilerine göre (!) sayanlar bilmelidir ki; KAI denen bu tür etkisiz ve de söz de vakıflarının yani Ardahan’a hayrı olmayanlar Ardahan adı gibi onları da kullanıyor, kullanacak..<br />
Evet burada bir kez daha sesleniyoruz Ardahan kendi başına bir vilayet ve valisi, belediyeleri, ilçeleri, dernekleri, vakıfları olan ülkemin Serhat Şehridir..<br />
Buradan tüm Ardahanlılara ve onun idarecilerine bir kez daha sesleniyor ve diyoruz ki; Bu içi boş, birilerinin kariyer hesapları yaptığı<br />
KAISİAD, KAIFED, KAI’leri, artık dışlayın, gitmeyin, katılmayın, bilmeden destek vermeyin..<br />
**Kobuğ yemeyi bırakalım..<br />
Dün kendilerinin de geldikleri ‘Ardahan’dan gelmiş, İstanbul’da başkan olmuş’ diyenlerin ve ‘Yazık ettin hocam’ deyip, hocanın üzerinden dönerek sözde eleştiri yapanlar yıllardır İstanbul ve diğer kentlerden cebine beş kuruş koyup, Ardahan’a önce iş adamı sonra da siyasetçi olup vekil seçilenlere ses çıkarmazken benim onlara yaman batan başkanlığımı dert ettikleri bir sırada buradan bir çağrı yapacağım..<br />
Ve diyorum ki; Gelin hep birlikte güçlü bir Ardahan Lobisi olalım ve bir kez daha deyip, Ardahan’ı Ardahanlıları tüm ülkeye anlatalım..<br />
Ve haydi gelin benim geldiğim ve başkan olduğum İstanbul’a Ardahan’ı,. Ardahanlıları ele, millete anlatalım.. Demiryolu, Tüneler, devam eden göç, eğitim, sağlık gibi 81 kent içinde sıfır çeken ithalat, ihracat, havaalanı, ŞAPa kurban edilen hayvancılık,, plakası gibi 75 çuval, Arpa, Burdayın toplanıp,, ofise verilmediği gibi bir çok sorun başta olmak üzere var olan orunlarını gündeme taşıyıp, Ardahan'ın yanı sıra fert olarak kendimizi bir yerlere taşımak için birlikte çözüm arayalım..<br />
Var mısınız?<br />
Yoksa; 'Ay ben kısa etekle üşürüm, vay ben çok yoğunum, çeper dibinde kobuğ yiyorum gelemem..' mi diyeceğiz?!.<br />
Haydi bakalım gelim hep birlikte gidelim o güzelim bizim bir olmamızı isteyen adım gibi o fakir memlekete..<br />
Evet, midenize oturan ARDAFED başkanlığımda olduğu gibi SERDAFED, başkanlığımda da alacağım kararlarla şaka etmediğimi görecek ve stk'çılılığın, dernekçiliğin nasıl yapıldığını başta size olmak üzere ayak direten herkese bir kez daha göstermek için Serhat Ardahan Dernekler Federasyonu ile Ardahan Konfederasyonu olarak buradan, herkese, tüm dünyaya açık mektup olarak istediğim bu yazım ve çağrımla size, kobuğ yemişler de dahil, herkese bir kez daha sesleniyor, çağrı yapıyoruz..<br />
Var mısınız?..]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/kobug-yiyenlerin-ardahan-vilayeti/1064/</link>
<pubDate>Mon, 15 Dec 2025 15:22:12 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ardahan&amp;#39;ı, Tanıtmak, Ardahamlıyı Taşımak..   </title>
<description><![CDATA[Geçtiğimiz gün bir grup Ardahanlıya birlikte ziyaret ettiğimiz Türkiye"nin yeni finans merkezinde ki Ziraat Bakası Yönetim Kurulu ziyaretimiz sonrası bizim gibi emekleri boşa gitmesin diye kurulan ve telif hakları başta olmak üzere sanatçıların hak hukukunu koruma, kollama adına kurulan MESAM'ı yine Ardahanlı olan bir grup sanatçıyla <br />
ziyarete gitmeye hazırlığı içinde asıl işim olan gazeteciliğimi aksatmama adına haberlerimi yazıyordum..<br />
Geride kalan yıllar gibi bir gecenin daha sabahladığı saatlerde haberlerimi bitirip, benden yorgun bilgisayarımın kapağını kapatıp, telefonumun durumlarına bakarken bir dostun telefonunun durumun da biro demiryolu olmak üzere 3 gümrük kapısı olan ama ithalatın, ihracaattnda eğitim gibi sıfır çektiği Ardahan adını taşıyan bir vakfın yine ortaya çıktığını ve yine 'gece yapıyoruz' dediğini görüyordum..<br />
Yani onca stk gibi bir olan bu stk'nın da futbol takımına bir Ağrılının sahiplendiği  Ardahan'ın yanı sıra  yerlerde sürünen ve İl Milli Eğtim Müdürlüğünün bile doğru, dürüst bir kapısının olmadığı Ardahan'ın eğitimini kurtaracaklarını ileri süren ve etçiler değil,, eğitim vakfı olduğunu öne süren bu vakfın yine bir gece yapacağını, bölgenin bir gazetecisi ve stk'çılığın nasıl yapılması gerektiğini yazan, söyleyen ve birincisi ve sonuncusu olan Ardahan Tanıtım Günleriyle aktif olarak ortaya koyan, gözlerine sokan havaalanı olmayan Ardahan adını taşıyan ama başkanı gibi yönetiminde bir eğitimcinin olmadığ vakfın yine bir gece yapacağını tesadüfen öğreniyordum..<br />
Ama eğitimciden çok cafecii, yemekçi, restorançı, etçibve benim gibi gazeteci bildiklerimin yönetiminde olduğu şu hebabı verilemeyen geceleriyle ünlü birini daha yaptığını da öğreniyirdum..<br />
Ve;<br />
'Siz önce şu eğitime bir kapı açın hele..' diyen gazetemizin manşetiyle birlikte 81 KENT İÇİNDE SONLARDA OLAN ARDAHAN'I KURTARAMAYAN EĞİTİM VAKFI BİR KEZ DAHA GECE DÜZENLEYİP, YERLERDE TOPLANAN DÖNERLERİ SATIP, ZENGİN OLUP, SONRADAN DOLANDIRCI ÇIKANLARI YİNE Mİ ALKIŞLAYACAK?!.. Gazeteci Fakir Yılmaz yazdı..' notunu düşüp adeta 'bu içi boşlara kendini yormaya değmez dercesine 'devamı yarın diyordum..<br />
Evet sizde dikkat ediyormusunuz bilmem ama yıllardır kavgasını verdiğim Ardahan STk'çılığın nasıl yapılması gerektiğini, 'Güçlü Bir Ardahan Lobisi' diyerek hep yazan, anlatan, söyleyen biri olarak bu vakfın sesiz, sedazsız hatta nedense gizli yaptığı ve yüksek rakımlı biletler satarak yaptığı ama sonucunda hesap vermediğini bir gece daha yapıyordu..<br />
Yani Ardahan'ı Ardahanlılara kaz yedirerek kurtaranlar gibi bir kez daha hesabı verilmeyen geliri bol bir gece daha yaparken biz ise SARDAFED olarak kapı, kapı gezerek Ardahan'ı, Ardahanlıları ele tanıtıyor, ülkenin kuzeyinde 75 plakalı, 5 ilgili, bir bedeli bir kent olduğunu ve bu je tini tanınması gerektiğini anlatıyorduk...]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/ardahani-tanitmak-ardahamliyi-tasimak/1063/</link>
<pubDate>Thu, 11 Dec 2025 18:39:15 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Şah İsmail ve Kürt Ahmet Özer.. Ve Amerika.. </title>
<description><![CDATA[10 Aralık İnsan Hakları Günü mesajında terörle mücadelenin kararlılıkla sürdüğünü vurgulayan mesajında, “Önce Terörsüz Türkiye, ardından kalkınma ve huzurun merkezde olduğu Terörsüz Bölge hedefine ulaşacağız” diyen aynı Erdoğan, İnsan haklarının korunması için küresel barışın şart olduğunu da altını çiziyordu.<br />
Özgür Özelin 10 Aralık İnsan Hakları mesajında ise evde pijama ile oturup, insan haklarının garantisi denen demokrasinin gelmesini beklemenin keyfinin bir şafakta kapınızın zilinin nazikçe çalmasıyla değil, sertçe kırılması ile bozulacağını belirtiyordu.<br />
Tabi bu arada memleketin beklediği karların yağmadığı ve yeni bir beyaz sayfanın açılmadığını belirten, Demirtaş’tan elesine bahseden DEM ve diğer siyasi partilerin yanı sıra kaz, saz geceleri ile memleketi kurtaran stk’lar, kaymakamdan, valiye hatta nüfus müdürüne kadar 10 Aralık İnsan Hakları Günü ile ilgili hazır al/yapıştır mesajlarda yağıyordu.<br />
Evet, bir 10 Aralık günü daha hatırlanan insan hakları gününden bir gün önce Ekrem İmamoğlu’nun yargılandığı “diploma davasının” duruşmasına ait X’te paylaşılan ses kaydını “retweet ettikleri gerekçesiyle ” TCK 286 kapsamında gözaltına alınan şair Oğulcan Kütük ve beraberindeki 2 kişinin serbest bırakıldıklarını da haberini alıyor, ‘O be diğerleri gibi bunlar da tutuklanmadılar..’ diye sevinirken diğer bir tartışma daha vardı..<br />
Oda biz Ardahanlıların en çok yaşadığı söylenen ama ‘siyasette yoklar’ denecek kadar etkileri olmamakla eleştirilenler de Göleli, hacı Sait Üstündağ ile Hanaklı cafeci ve başında olduğu derneğin kongresini bile yapamayan Kars, Ardahan ve Iğdır Beylikdüzü Dernek Başkanı Temel Altıntaş’ın yanı sıra eğitimde adı olmayan ama düzenlediği sözde burs geceleri ile yılda bir ortaya çıkıp, sonra bir yıl kayıp olan STK’larımızdan Ardahan Eğitim Vakfı hala doğru dürüst karların yağmadığı, kaza tat veren dondurucu soğukların yaşanmadığı ama yüksek rakamlı doğalgaz, elektrik faturalarını şimdiden yaktığı için tezekle ısınan yüksek rakımlı fakir Ardahan’dan değil, Trakya, Afyon’dan getirdikleri ve tavuk mu, kaz mı, hindi mi anlaşılmayan yemeklerle birlikte düzenledikleri kazlı, sazlı geceleri ile başta barış sürecini olmak üzere kayyumluk Esenyurt’u, Ardahan’ı, Ardahanlıları ve ülkeyi kurtardıklarını izliyorduk.<br />
Ve o tartışmanın yerine kayyum oturtulan Esenyurt’un Kürt, CHP’li Esenyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer ile Alevi vatandaşlar arasında yerelden ulusala yansıyan kavga olmazsa da sert bir dille olan gereksiz bir tartışma vardı.<br />
Çaldıran’da Şah İsmail’e karşı birlikte savaştık” deyip, demediği tartışılan Özer’e tepki gösterenlerin çoğunun, Özer başkan adayı olduğunun ilan edilmesi ardından kendisine zaten oy vermeyenler arasındaydı.<br />
Osmanlı Padişahına  İran İslam Cumhuriyeti’ne sınır Çaldıran da yenilen Şah İsmail’in sabrını ortaya koyamayanlar ile Kürt profesörün arasında ki ceviz kabuğunu doldurmayan bu tartışmaya baktığım da Ayşe Tulun’ın ‘İki padişah, bir kadın’ adlı kitabına göz atıyor, iki padişah arasında yaşanan savaşın sadece erk olmak değil, güzelliği kadar, bir erkekten daha güçlü ve yiğit bir insanın ve kadının rolünün de olduğunu görüyordum.<br />
Ve geçemediğim Üsküdar’dan gidip, Hz. Yuşa’nın tepesi denen tepede zevkle izlediğim İstanbul’da ki 3. köprüye adı verilen Yavuz tahta gelmeden önce Şah İsmail ile II. Selim ve öncesine dayanan gerginliğin Prof. Dr. Ahmet Özer’inde memleketi olan Kürtlerin yaşadığı, Ardahanlı Valinin Ozan Balcı’ın kayyum olduğu Van Çaldıranda yapılan kanlı savaş ile son bulması ve bu savaştan sonrada Alevilerin zulüm görmesine neden olan olayların nasıl olup, Kürt-Alevi düşmanlığına çevrilmeye çalışıldığını da izlediğimiz bu saçma tartışma ve süreçte en net görünenin ezildiklerini iddia eden iki halkın kendi insan haklarını unutup, kayyum konusu başta olmak üzere bir çok sorunu unuttukları gibi başlatılan sürece de zarar veren söz ve açıklamalara neden olduğunu da izlemenin üzüntüsünü yaşıyordum.<br />
Çünkü, İnsan Hakları konusunda çok hassas olan (!) mevcut 23 yıllık iktidarı sevindiren gelişmelerdir, bu yaşananlar ve bir yandan Alevilerinde yaşadığı ve zulüm gördüğü Suriye’ye çıkarma yapmaya hazırlandığı iddia ve tartışmaların yanı sıra diğer yandan kayyumlardan, güçlü genel bir af bekleyen hapiste olanlardan bahsedilmesini gölgeliyor ve başta CHP’liler ile Barzani ile Öcalan’cı Kürtler bir birine girmeleri sağlanmış, gerçek gündem unutturulmuştu bu tür saçma sapan, gereksiz, abartılı içi boş tartışmalar.<br />
Ve bizim şu günlerde yeni yıl mesajlarını toplamaya çalıştığımız ama oldukça zor bir dönem geçirdiklerini, gelen yıl sonu ile vergi, muhasebe, noter, harç ödemelerinin de üzerine geldiği olağanüstü ekonomik sıkıntıda olduklarını belirten iş dünyasının gündeminde olmayan ve yeni yılda ailece izlediğimiz dansözüz ama havuzlu tv’leri seyrederken zevkle nasıl kıracağımızı şimdiden düşündüğümüz bir ceviz kabuğu doldurmayan bu ülkenin gerçek gündemini ve insan hakları tartışmalarını gölgeleyen saçma tartışmalar..<br />
Ve yazımı bitirirken bugünkü yazımın başlığının niye, ‘Şah İsmail ve Kürt Ahmet Özer.. Ve Amerika..’ olduğunu notunu da buraya düşüp, noktayı koyayım…<br />
ha bu arada bugünkü yazımıza konu olan kadın, Taçlı Begüm Hatun Şah İsmail’in eşidir. Güzel olduğu kadar da kahraman ve yürekli bir kadın olan ve kendisini evlendirmek isteyen babasına, “Eğer bir kimse mızrak ve kılıç kavgasında benden üstün olursa veya güreşte beni yenerse kabulümdür..” diyen yiğit kadınlardan olan milyonlarca Alevi, Ezidi, Arap ve Türkmen kadınların, çocukların yaşadığı Suriye’de Amerika’nın İsrail’le birlikte Suriye üzerinde Ortadoğu’da oynadığı karanlık oyuna gelmeyelim diyorum.<br />
<br />
Çünkü, Ortadoğu’da ki siyah petrolü haklarını aradığımız insan kanıyla sulandıran Amerika’nın samimi olmayan ‘Savaşmayın, çatışmayın, barışın’ dediği oradaki Kürtleri yıllardır eğitip, silahlandırdığı, dünya normlarında sıkıntı yaratacak yeni iddialarla sahneye çıkan İsrail’in Suriye’deki silahlı güçlere yapacağı istihbarati destek ve şu an içte pamuk ipliği ile devam ettiği söylenen yeni sürece zarar verecek bir adımda aynı Amerika’nın, ‘Aha çekiliyorum, ne yapacaksanız yapın.. Bana ne..’ dediğinde yapılacakların, yaşanacakların bölgedeki Alevi, Kürt, Türk, Arap demeden herkesi olduğu gibi  ‘İnsan haklarının korunması herkesin görevidir..’ diyen Erdoğan’ı başta olmak üzere Türk, Kürt demden hepimizi üzecek, İsrail saldırıları ardından Zengezur hattı ile bozulan İran gibilerini de sevindirecek diye korkarım.]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/sah-ismail-ve-kurt-ahmet-ozer-ve-amerika/1062/</link>
<pubDate>Thu, 11 Dec 2025 18:15:57 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SARDAFED ANLATACAK, DERNEKLER SINAV VERECEK..</title>
<description><![CDATA[Bugün, Ardahanlı iş insanlarıyla birlikte Saat: 14.00’da Ankara’dan İstanbul Ataşehir-Ümraniye sınırına taşınan Türkiye Finans Merkezin de bulunan Ziraat Bankasının en üst kurumu olan Ziraat bankası Yönetim Kurulunu, Perşembe günü Ardahanlı Sanatçılarla birlikte saat: 14.00’da Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği MESAM’ı ziyaret edecek olan ve benim başkanlığını yaptığım Serhat Ardahan Dernekler Federasyonu SARDAFED olarak kaz ve saz ve de hesabı verilemeyen burs geceleri ile günlerini gün eden Ardahan stk ve vakıflarına stk’çılığın nasıl yapıldığını bir kez daha anlatmaya çalışacağız.<br />
Bu ziyaretlerimizde önce ‘Güçlü Bir Ardahan Lobisi’ parolasını Ardahanlılara yeniden hatırlatmaya çalışıp, başta geçen günlerde ilk toplantısını gerçekleştirdiğimiz, Ardahanlı birinin belediye başkanı olduğu ana Ardahan İl Derneğinin olmadığı Çekmeköy toplantımız ile 39 İlçesi olan İstanbul’un her ilçesinde bir Ardahan  İl Derneği çalışmalarını yeniden başlatan SARDAFED olarak örnek bir stk’çılığın nasıl yapılması gerektiğini başta Ardahan’ın kaz ve saz yetmedi hesabı verilmeyen Burs etkinlikleri ile iş yaptıklarını sananlara, sözde stk’larra bir kez daha hatırlatmaya çalışacağız.<br />
Evet, SARDAFED olarak kolları yeniden çekip, çizmelerimiz giydiğimiz şu günlerde ne yapmaya çalıştığımızı anlatan yıllar önce yazılmış olan ama o yazının anlattıklarının bugüne kadar anlaşılamadığı bir yazıya rastlayıp, alıp aynen yayınlarken yazıyı yazan Ramazan Tan kardeşime de teşekkür ediyorum.<br />
İşte, stk olarak ne yapılmasını gerekeni  ve adeta SARDAFED’in hedefini adeta  o yazı..<br />
‘Metropollerde insanlar bulundukları çevreye uyum sağlamaya çalışırlarken aynı zamanda kültürlerini de yaşamak adına önce köy, il ve ilçe derneklerini kurarak bunların güç birliği içinde Federasyonlar kurarlar.<br />
Kurulan tüm bu aşamalarla birlikte sivil toplum örgütlerini oluşturarak örgütlü bir yapı oluştururlar.<br />
Dernekler her ne kadar ‘evrensel düşünceye sahibiz’ deseler de aslında tüm derneklerin amacı aynıdır.<br />
Güçlü bir oluşum sağlamak, hemşerilerinin sorunlarıyla ilgilenmek, sıkıntılarına imkânlar doğrultusunda destek olmak bununla birlikte gelenek ve göreneklerini de yaşayarak, yaşatmakla birlikte siyasi arenada da sahip çıkarak belirleyici olmak ve hesap sormaktır.<br />
Kamuoyu tarafından bakıldığında dernekler genelde tabela dernekleri olmuş bazen kaz, bazen de saz geceleriyle birlikte zaman harcamış, bazen bölgesel bazen bireysel çıkışlarla oyalanıp durmuşlar imajı hâkim kılınmış.<br />
Tüm dernekler in en zayıf yanları yaşadıkları yerlerdeki ezilen, sövülen, sömürülen yalnızlaştırılan ve ötekileştirilen hemşerilerine sahip çıkmak yerine tüm aktivitelerinde öncelikle uzaklardaki memleketlerini hep birinci yaşadıkları yerleşkelerde ki hemşerilerini de ikinci planda tutmuş olmalarıdır.<br />
Oysaki dernekler yaşadıkları yerlerde öncelikle güçlerini birleştirerek yerel yönetimlerde söz sahibi olmalıdırlar.<br />
Çünkü, yerel yönetimlerde ne kadar güçlü olurlarsa genelde de o kadar güçlü olurlar.<br />
Bizler yolda, otobüste, düğünde, bayramda ve cenazede hep beraber bir arada olduğumuz gibi ne yazık ki siyasette de bir arada olamıyoruz.<br />
Oysaki partiler birer şapkadır.. Bizler o şapkaları kaldırırsak her ne kadar başkalarının işine gelmese de bizler bütünlüğün muhteşemliğini yakalamış oluruz.<br />
Yerel yönetimlerde söz sahibi olamayanlar genelde de söz sahibi olamazlar.<br />
Şimdi geldiğimiz süreç tüm derneklerin şimdiye kadar hedefe mi odaklandıklarının ya da karavana ya mı atış yaptıklarının bir nevi imtihanı olacaktır.<br />
Şimdi kamuoyumuzun merakla beklediği süreç başlamış oldu. Bu süreçte bakalım tüm derneklerimiz bir araya gelerek erk olma noktasında Ülkesine bölgesine ve toplumuna yararlı ve faydalı olmak için nasıl bir birliktelik sağlayacaklar.<br />
Önümüzdeki genel ve yerel seçimlerde<br />
* Kaç tane Belediye başkanı<br />
* Kaç tane Belediye meclis üyesi nin seçilmesinde etkin ve yetkin olacaklardır.<br />
Her toplumlarda olduğu gibi toplumsal ve bölgesel çıkarlarımızı kollamak ve korumak adına<br />
Söz sahibi olmak yönetilen değil yönetmek adına<br />
Sürekli tüketmek yerine üretmek adına<br />
Fakirimize, fukaramıza, engellimize, yaşlımıza ve tüm gençliğimize sahip çıkmak korumak ve kollamak adına;<br />
Köy dernekleri<br />
İlçe dernekleri<br />
İl dernekleri<br />
Federasyonlar ve kendilerini bölgemizin kanaat önderleri olarak görenler, bu seslenişim tüm hepinizedir.<br />
Süreciniz başladı bu süreci boşa geçirip zamanınızı heba etmeyiniz. Özellikle İstanbul’u masaya yatıralım.. Ve artık bizler batı kentlerinde ayak değil, baş olmak adına başkalarının gölgesi yerine, kendi belediye başkanlarımızı kendi belediye meclis üyelerimizi belirleyip arkasında duralım ki;<br />
Bu ülkede bizlerde erk olalım bizlerde söz sahibi olalım bizlerde üretime katkı sunalım bizler bizlere sahip çıkalım.<br />
Biz sivil toplum örgütlerinin asıl amacı da bu değil mi? Öyleyse sınavda başarılı olmak gerekir<br />
Aslında tüm derneklerimiz bu süreci bir miladi yıl olarak algılayıp kendilerini gözden geçirip toplumunun ve bölgesinin çıkarları doğrultusunda hareket edip belirleyici olacaklarını düşünüyor tüm toplumumuzu kendi insanları etrafında duyarlı, örgütlü ve güçlü bir yapı içerisinde görmek istiyor tüm kamuoyuna saygılar sunuyorum.<br />
Ramazan TAN]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/sardafed-anlatacak-dernekler-sinav-verecek/1061/</link>
<pubDate>Tue, 09 Dec 2025 12:33:17 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Yeni bir çıkış gerekli ama o çıkış nedir bilemiyoruz?</title>
<description><![CDATA[Okur ve destekçilerimizden, ‘Yeni Yıl’ Mesajlarını almaya çalıştığımız bir esnada bir yılı daha geride bırakmaya ramak kaldığını hatırladığımız şu günlerde 23 yıldır tek başına iktidarda bulunan AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 23 yıldır ortaya koydukları ekonomik programlarına yönelik iç ve dıştan sürekli darbe teşebbüsleri olduğunu hep konuşup, sabır istediği, yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın da bir türlü düzelmeyen ekonomi de yaşananların bağımsız akademisyenlerin içinde olduğu ‘Enflasyon Araştırma Grubu’ yani kısa adıyla ENAG gibilerinin oluşturduğu olumsuz algılar yüzünden olduğunu belirttiği şu günlerde paramızı pul eden Euro ve Dolar’da Altını da tetikleyen yükselişlerine devam ediyor.<br />
Evet, gavur parası değil, dünya parası olan Dolar’ın yarıştığı Avrupa parası Euro'nun arasında kalan Liramızın değil Dolar, Euro karşısında memleketim Ardahan’ın biri demiryolu olmak üzere 3 gümrük kapısı ile açıldığı ama ne konsolosluk, ne bir tren durağı nede bir antrepo ve bir gümrük müdürlüğünün olmadığı komşu Gürcistan’ın Larisi karşısında bile erimeye devam ettiği bir zamanda bende, ‘Mesaj ve Reklamlarınızla daha özgür basın..’ adına samanlıkta iğne ararcasına gezip, dolaştığım ülkenin en büyük metropolü İstanbul’u yanı sıra iç göçün devam ettiği İstanbul gibi Kocaeli, Bursa, Yalova, Sakarya’da aralarında gökdelenlerin de olduğu onca satılık, kiralık fabrika, kiralık iş yeri hatta gökdelenlere asılan satılık/kiralık pankartlarda olağanüstü bir artışın yaşandığını da görüp, izlemekteyim..<br />
Ve birileri gibi ‘Aç Tilki kümese kadar geldi, Kanadı kırılan Posof dağ Horozuna Jandarma sahip çıktı, Öğrenci Simit alamıyor, Emekli Ağlıyor’ gibi havuz ve yandaş habercilikle değil, gerçek anlamda yapmaya çalıştığım gazetecilik mesleğim gereği bu yönde sık sık haberler yapmaktayım..<br />
Adım gibi fakir olduğu son bir araştırmada yani ‘Bankalar da en az mevduatı yani parası olan’ Ardahan’ın dondurucu soğuklarından dolayı değil, 22 yıldır bir türlü tek rakama düşmeyen tam tersi memleketimin 3 gümrük kapısı misali ülkemin 3 rakama çıkan enflasyonun şaşkınlığından ne yapacağından dolayı donup kaldığı şu günlerde işsizlikte Dolar ve Euro gibi başını almış gidiyor..<br />
Yani bitmek üzere olan 2025 yılının sonuna geldiğimiz şu günlerde sermayesinin büyük bölümünün eridiğini, kalanında yenildiğine dikkat çekilen ülke de durum ve vaziyetin hiçte iyi olmadığını ben değil, tek başına ülkeyi idare etmesine karşın ülkeyi bir imza ile yöneten Liramız gibi oyları da eridiği CHP’nin arkasına düştüğü ileri sürülen AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı olan Erdoğan’ın kendisi bizzat söylemekte..<br />
Ve yeni bir çıkışın gerektiğini de söyleyen yine aynı Erdoğan..<br />
Peki, ‘bu çıkışı ben mi yapacağım? yoksa KHK’lar ile saat başı karar çıkartıp, muhalefet edeni içeri attıran, halkın seçtiklerinin yerine kayyum atayan, Dolara, Euro’ya, altına yönelenlere ve kapısına diktiği maliyecilerle esnafa fırça atan, cezalar kestiren  ama kendisine yakın iş insanlarına geri dönmez kredileri verdirdiği ileri sürülen devlet bankalarının reklamları başta olmak üzere kurumların parasını havuza düşürüldüğü söylenen basın ve medyaya aktarmakla eleştirilen anlayış mı?..<br />
Bilmem ama O ‘çıkış’ denen neyse onu yapacak olanında aynı tek imzasıyla ülkenin tüm imkanları elinde olan Erdoğan’ın olduğunu da biliyoruz.  Ve o çıkış neyse o çıkışı bir an önce yapmalı..<br />
O çıkışın da ne olacağını geride kalan yılda ve yıllarda birçok kez yazmış, konuşmuş, belirtmiş ve yeniden başlatılan ama bir adım ileri gitmediğiyle de eleştirilen, seçilenlerin yerine oturtulan kayyumların yanında Demirtaş, İmamoğlu gibi hapis edilenlerin gölgesinden barış sürecinin yanı sıra iç işlerimize karışmamaları şartıyla yeni uçaklar almayı taahhüt ettiğimiz Amerika, Avrupa ile içişlerine karıştığımız Suriye ve Irak ile yani tüm dünya ile bir an önce barış sağlanmalı derim..<br />
Hatta daha ileriye giderek ısrarla üzerinde durduğum ve bu ülkenin 30-40 yıl önünü açacağına inandığım güçlü bir genel aftır bu çıkış.. Çünkü morallerin bozulup, yıkıldığı bir zamanda yeni yıla giren ülkem yeni, güçlü ve olumlu ciddi bir çıkış yapılmalı..<br />
Yoksa 6 trilyon 82 milyar 32 milyon 487 bin lira olarak belirlendiği söylenen 2026 yılının ilk aylarından itibaren yeni bir bütçe arayışına, Dolar ve Euro’yu durduracak, işsizliği indirecek yeni bir bütçe ararken daha da biteceğiz.<br />
Buda yaklaşan yeni yılda benzin, gazı dolar Euro gibi her ay hatta her gün yükselen pahalanan, vergileri artan aracının biriken trafik ve vergi cezalarını temiz faturalarını isteyecek olan muayenesinin yanında ‘Kiralık ev bulup, bulmama telaşı, taşıma derdinde olan, emekli maaşım ne olacak, seyyanen zam bana da yansıyacak mı?’ diye kara kara düşünen bir vatandaş olarak gazeteci olan benim ekonomik tahlilim..<br />
Ha bu arada yazımda adı geçen soydaşım Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, enflasyondaki düşüş ve güven ortamındaki iyileşmeyle birlikte finansal piyasalarda genel maliyetlerin azaldığı yeni bir döneme girildiğini söyleyip, “Beklentilerde de iyi noktaya gelerek finansal piyasalarda genel olarak maliyetlerin düştüğü bir döneme doğru gidiyoruz.” derken bende ‘İnşallah ve Amin’ diyordum..<br />
Ve tam ‘Amin’ derken olumlu bir şey oluyor, perşembe günü saat: 14.00’da Ardahanlı sanatçılar ile birlikte  Serhat Ardahan Dernekler Federasyonu SARDAFED olarak Türkiye Musıki Eseri Sahipleri Meslek Birliği (MESAM) ı ziyaretimiz öncesi ekonominin başında gelen bankalarımızda olan Ziraat Bankası Yönetimiyle istediğimiz randevu talebi kabul görmüş ve bugünkü yazıma son verip, okurum olan sen dahil tüm iş insanlarımıza, ‘Gelin sizde ekonomiyi, ekonominin başı olanlarla görüşelim’ diye telefonlarla iş insanlarımızı arıyordum.]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/yeni-bir-cikis-gerekli-ama-o-cikis-nedir-bilemiyoruz/1060/</link>
<pubDate>Mon, 08 Dec 2025 20:48:38 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>O Memleketi kurtaramayanlar, bu ülkeyi kurtarır mı?</title>
<description><![CDATA[Bir kent düşünün insanları ülkenin yerel ve ulusal basın ile medyasının en üst makamlarında olup, attıkları manşetlerle ülke gündemini belirlerlerken o kentin ve bölgesinin sorunları hiç gündeme gelemesin.. <br />
Evet, benim de aralarında olduğum bunca basın camiasını yetiştiren bu kent yani Ardahan'ın onca okumuş, iş insanı olmuşları yada ülke hatta dünyada başarıları ile bilinip,  tanınırken kentleri olan Ardahan neden ileri değil, geriye gider?..<br />
'Bilmem, ben anlamam' demeden bu yaşananlardan sen, kobuğ yiyen senin de payın var ve bu durumun baş sorumlusu olduğunu saklayamazsın, kaçamazssın.. <br />
Çünkü, bugün eyalet denildiğinde vatan, millet, sakarya edebiyatı yapan da sensin.. <br />
Halbu ki; Osmanlı döneminde 'İmparatarlok' deyip, kabul ettiğin (Çıldır) eyaletinde içinde önemli bir sınır vilayeti iken Cumhuriyet döneminde bu rütbesi sökülüp, kasaba yapılırken sen olamsan da Atan, Deden de senin gibi duymadı, görmedi ve sustu..<br />
Ve bir kent düşünün bugün Trump yolu denen Zengezur Demiryolu ile bir kez daha zenginleşecek olan Iğdır ile aynı yıl vilayet oluyor, 'Oraya havaalanı yapılıyor Hani bize?" diyenlere inat 'gerek yok' denilen ilginç bir kent..<br />
Yani sen 'kobuğ yiyenin torunu' sen onu da anlamadın, algılamadın ve bu anlamamazlık yetmedi saf, saf hatta biraz değil, eşekce bugün Ağrılı birinin futbol takımına başkan olduğu Ardahan'a 'havaalanına gerek yok..' dedin..<br />
Ardahan ile aynı yıl vilayet olan Iğdır bir günrük kapısıyla zenginleşip, nüfusu artıyor, gelişiyorken sen biri demiryolu olmak üzere 3 gümrük kapısına sahip ama gümrük müdürlüğü, konsoloslok değil,, sanayide, sağlıkta, eğitim de beklenenleri alamadığından terk edilirken sen kahvede hoşgün oynayıp, gelen her çantacıya oy verip, Serhat  Ardahanspor'un başına Ağrılıyı getirenler gibi beleşten çorba içme derdine düştün.. <br />
Ama ne hikmetse hiç kilo almadın, cebin dolmadı, adımdan beter fakir kaldın..<br />
Yani her yıl ortalama bin ila bin beşyüz kişinin göç ettiği bu kent 'neden nüfus kaybı yaşıyor?' diye sormadığın siyasilere, kamu memurlarına kaz hıngalı yedirip ,'oğlumu, kızımı işe koyarımın derdine düşmedin mi?.. <br />
İnanmıyorsan jet hızıyla evlenen bodrumuyla tartışılan üniversiteye alınan son elamanı gör ve inan.. <br />
Evet, kendi memleketini kurtaramayanların nasıl olup ülkeyi kurtaracaklarını bir kez daha sorup, O, 'Nice kaymakamlar, valiler, hakimler, savcılar, gazeteciler paşalar, padişahlar beni istedi de ben gitmedim..' diyenler gibi onca hakim, savcı, vali, gazeteci, televizyoncunun yanın da paşa, padişah olmazsada siyasette, stk'da başkanı olan, 'Dün tamirci çırağı idim, bugün de hayırsız biri..' pardon iş insanı, doktoru, ünlüsü, ünsüzü oldum' diyenler yani siz kobuğ yiyenler bele etmekten bu kenti ve kendinizi nasıl kurtaracaksınız? <br />
Vallah ben şimdi şu an bir kez daha TEMPO TV'ye gidiyor, GAZETECİLERLE G<NDEM adlı yayınımda yukarıda alattıklarımı bir de sözlü, canlı yayında anlatacağım, yazacağım, yayınlayacağım..<br />
Çünkü ben gazeteciyim ve birileri gibi sinmiyor, saklanmıyor olanı yazıyor, konuşuyorum.. <br />
Yani, o memleketin ve bu ülkenin bir gazeteciso olarak görevimi yapıyor, hem o memleket için hem bu ülke için başımıda, kaşımı da, kalemimi de  kırıyorum..<br />
Ve ben, benim gibileri memleket, ülke için kendilerini üzerken, sen, kobuğ yemekle memleketi, ülkeyi kurtardığını sanıp, yan gelip, yatar, cukkayı alıp, senin gibi içi boş saz ve kaz gecelerinde kazları yutar, bugün pazar yarın seçimden seçime bakar, kurtarır dersin..]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/o-memleketi-kurtaramayanlar-bu-ulkeyi-kurtarir-mi/1059/</link>
<pubDate>Sun, 07 Dec 2025 19:25:07 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Emekliler derneğinde geri çekilmeden seyyanen yazmak..</title>
<description><![CDATA[Uykusuz bir geceyi daha geride bırakıp, geç saatlerde içine girip, uyuduğum yatağımda uyanırken güne diş ve baş ağrısıyla başlasam da önümüze ki hafta yapılacak olan ‘Bağımsız Medya ve Gazeteciler Derneği’ 13 Aralık 2025 gün ve saat: 14.000 tarihli kongresi öncesi düzenlenen mini toplantıya davet edildiğimden erkenden çıktığım evde yüzüme vuran serin hava ile kendime gelip, bindiğim arabamın marşına basıyorum..<br />
Ve uzun süredir bulunduğum İstanbul’a iyiden iyiye entegre olsam da her gün yeni gökdelenler yükseldiğinden sıkça değişen yollarını karıştırmamak için yine de konumu açıp, gaza basıyorum..<br />
Sade bir üyesi değil, kurucusu olduğum İstanbul Bağımsız Medya ve Gazeteciler Derneğinin yaklaşan kongresi öncesi bir grup meslektaşımla bir araya gelip, kongre öncesi durum değerlendirmesi yapacağımız toplantının yapılacağı yere doğru giderken dizlerimin üzerine koyduğum telefonum aracılığıyla zaman zaman gazetelerimizin de ekranlarına yansıdığı ulusal medya da günün ilk haberlerini dinleyerek, toplantının randevu saatine yetişmek için trafik korkusuyla İstanbul Kadıköy Bostancı’ya doğru yol alıyorum.<br />
Günün ilk haberleri arasında bulunan, ‘Seyyanen zam..’ tartışmalarını dinlerken 10 milyondan çok olduğu söylenen emeklilerden biri olan benimde bu haberler dikkatimi çekiyor ve önce ‘Seyyanen’ ne demek olduğunu yani açılımını merak edip, yüz yılın sözlüğü olan Google amcaya seslenerek, ‘Nedir bu seyyanen’ diye soruyorum…<br />
Ve, ‘Seyyanen zam’ demenin, ‘Maaş oranlarına bakılmaksızın, kapsama alınan herkese eşit zam’ anlamına geldiğini görüp, bir emekli olan gazeteci olarak bunun neresinin bana ve emekliye yansıyacağını da düşünürken, CHP’nin başını çektiği muhalefetin, bunun sadece üst düzey kamu görevlilerine değil, biz emeklilerinde için de olduğu çalışan herkese uygulanmazsa eşitsizlik ve haksızlık olduğunu belirtip, itiraz ettiğini de öğreniyordum.<br />
Ve CHP’nin, DEM’e yönelik Stockholm Sendromu suçlamasına benzer bir durumun burada da yaşandığını gözüm yolda, kulağım telefonumda seslenen haberleri dinlerken gülümseyerek, görüyordum.  Çünkü seyyanen zam konusunda ‘Eşitsizlik var’ diyen aynı CHP’nin hükümetin bu yönde önlerine getirdiği önergeyi imzaladıktan sonra çıkıp, ‘Bu bir eşitsizliktir..’ dediğini de bir emekli olarak anlıyor, algılıyorum..<br />
Ve, ‘Bu ülkede İmam Hatipler çok, gerek yok’ deyip, ardından da ‘Benim anam bacımda başörtülü..’ diyen, ‘Babamı hacca gönderdim’ selfiyelerinin çekilmesi, bu yetmedi, Deniz Gezmiş’in idam kararına bazı arkadaşlarımız el kaldırsa da biz çoğunluk olarak katılmadık’ diyen ve AHİM’in, değiştirilmesi istenen Anayasa Mahkemesi’nin ‘bırakın’ dediği, emanet odalarında ki altınları çalınan hatta yerel Adliyelerin mahkemelerinin ‘Haksız yere yatırılıyor, tutuluyor, serbest kalmalı’ kararını verdiği ama devam ettiği söylenen yeni barış sürecine rağmen 10 yıldır cezaevinde tutulan Demirtaş’ın, ‘Dokunulmazlığı kaldırdık ama özür diledik ya..’ diyen bir CHP’nin imza atıp, onayladığı seyyanen zam istemine ‘bu haksızlıktır’ demesi de olması dikkatimi çekiyordu..<br />
Evet, bizim şu Ardahan stk’ları gibi merkezi tabelası nerede olduğu belli olmayan bir dernek konumuna düşürülen Bağımsız Medya ve Gazeteciler Derneğinin olağanüstü kongresi öncesi yapılan toplantıya giderken benimde bir emekli olduğumu bana hatırlatan ve hala neden üye olmadığımı anlamadığım İstanbul Bostancı’da bulunan Emekliler Derneğine giriyordum..<br />
İstanbul Bostancıda bulunun ve Kadıköy Belediyesinin semt parkının, taksi durağının hemen yanı başında yer verdiği Emekliler Derneğine girerken belediyeciliğin stk’lara verdiği önemin yanında Derneğin ne kadar ciddi bir kurum olduğunu hissettiren Emekliler Derneğine hayran olurken, seyyanen zam teklifini onaylayıp sonra da ‘Bu haksızlıktır.. Geri çekilmezse Anayasa Mahkemesine götürürüz..’ diyen CHP’ye gülüyor, şaşıyordum..<br />
Çünkü aynı CHP’nin seyyanen zam teklifini, Ardahan’ın, Ardahanlının olan Yalanızçam Kayak Tesissilerini kentte bir müze açmayan, kültür müdürlüğü binasını bitiremeyen Kültür Bakanlığına bedavadan veren şu bizim Ardahan İl Genel ve Belediye Meclis Üyeleri gibi okumadan imzaladığı anlaşılıyordu.<br />
Ve aynı CHP’nin devam eden yeni barış sürecine önce sıcak bakıp, oluşturulan komisyona üye verirken, süreç masasının başındaki muhataba gitmeyip, görüşmekten kaçtığı ülkede stk’ların da siyaset gibi kaygan bir alanda olduğu ve kuruluş hedeflerini kısa sürede unutup, tek adam, bir kaç yöneticiyle adeta birine pazarlandığını gördüğüm toplantı da hiç bir karar alınmadan dağılmasından anladığım bizim, demokraside, siyaseti, stk’da, hak, hukuk ve dürüstlükte daha çok fırın ekmeğe ihtiyaç duyduğumuzu da üzülerek bir kez daha anlıyordum..<br />
Çünkü sözde kongre pardon olağanüstü kongreye gittiğini ilan eden kurucusu olduğum gazetecilerin kurduğu stk’nın da dün dediğini bugün değil, bir saat sonra unutan veya gidişata göre ayarlayan CHP’den farklı olmadığını da anlıyordum.<br />
Ve CHP’nin baş muhalefet olduğu ülke deki siyaset gibi delegasyonun değil, birilerinin yönlendirmesiyle çoktan pazarlandığı bir anlayışın hükmünde kaldığını, hiç bir karar, sonuç bildirgesi alınmadan dağılan biz gazeteciler kongresi öncesi toplantısın da anlıyor, bir emekli olarak emekliler derneğinde bugünkü yazımı, neden adlığını bilmediğim ama iki ay sonrada olsa cezası biten ve tüm ülkeye yayılmasını umduğum AF’a uğrayan Whatsappı açılan 05322678015 nolu telefonumun tek parmakla cep telefonunda yazıp, evime geri dönerken yeni bir haber alıyordum.<br />
O haber de; TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Bütçe Kanunu Teklif’i’ne eklenen üst düzey bürokratlara 30 bin TL’ye varan seyyanen zam verilmesini öngören düzenleme, kamuoyundan yükselen tepkiler üzerine TBMM Genel Kurulu görüşmeleri sırasında geri çekildiğini de haber alırken aynı diğer bir durumda oradan, buradan yani başka partilerden aldıkları oylar ile bir iki milletvekilleri olan ve ama toplum nezlin de 0,1 bile oyu olmayan DSP, HÜDAPPAR, DP’den sonra İP’in de komisyondan çekildiğini ‘Barış’ derken kimin e kadar samimi olduğunu da anlıyor, öğreniyordum.]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/emekliler-derneginde-geri-cekilmeden-seyyanen-yazmak/1058/</link>
<pubDate>Fri, 05 Dec 2025 22:09:40 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Karşıt görüş olmak kavgaya neden olmamalı..</title>
<description><![CDATA[Son günlerde art arda yaşanan siyasi gelişmelere baktığımız da, başta hiçte gerek olmayan olağanüstü bir koruma ordusu ve resmi elbiseli bir koruma ordusuyla Şırnak’a gelen Barzani’nin resmi elbiseli korumalarla ülkemize gelmesi gibi içi  boş tartışmaların gölgelediği onca önemli ve dikkat edilmesi gereken konuların başında gelenin bu tartışmalara yani kavgalara üniversiteleri de eklenmek istendiğini görmek gerekir.<br />
Ve bu durumun sadece üniversitelerde değil, toplumun bir çok kesiminde yaşandığını ama baskı altında bulunan basın ve medyanın bu yaşananları çokta manşetlere çekmekten çekindiğini de belirtmek gerekir..<br />
Burada ki diğer bir amaç ani basını ve medyanın görmek istemediklerini zaten her yerde bir dumanın çıktığı ülkemizde ki ateşe benzin serpmemek, devam eden ve 50 yıldan fazladır yanan ateşin sönmesine yönelik ortaya konulan süreç gibi olan, olabilecek yangınlara üflemektense söndürmek için ortaya konulan sağduyu çabaları olarakta değerlendirebilir miyiz oda bir başka sorun.<br />
Çünkü, bizimde aralarında olduğu başta basın ve medyanın yaşananları görmezden gelip, yanan ateşleri yanmayacağını sandıkları içi kaz tüyü değil, fesatlık dolu yastıklarının altına süpürdüğünü de görmekteyiz..<br />
Evet son olarak geçtiğimiz yıllarda Gürcistan tarafından fahri diploma ile ödüllendirilen Ardahan Üniversitesi kurucu rektörü Prof. Dr. Ramazan Korkmaz’ın başında bulunduğu sırada Ardahan Üniversitesinde ve İstanbul Üniversitesinde meydana gelen kavgalar ile devam eden olaylara baktığımızda Amerika, İsrail, ve Rusya’dan sonra birilerinin zaten bin bin bir sorunla uğraşan ülke de üniversitelere yöneldiği ve gençleri karşı karşıya getirmeye çalıştığını da görmekteyiz..<br />
Toplumsal olayların acımasızca bastırılmaya çalışıldığı bir ülke de iki kişinin yan yana gelmesi terörist faaliyet olarak değerlendirildiği bir esnada bin bir zorluklarla aileleri tarafından okutulmak istenen öğrencileri karşı karşıya getirme çabası içinde olanları dışarıda durup, izlemekte suçtur..<br />
Çünkü onca olay karşısında duyarsız davranmanın bugün yaşanan onca soruna neden olduğunu anlamayanların her an çıkabilecek büyük bir yangında patlayacak olan kıvılcımlarına sağında solunda kendilerine ulaşacağını da anlamak istemiyorlar.<br />
Bu nedenle buradan bir kez daha uyarıyor ve diyoruz ki;<br />
Karşı görüş olmak demek kavga etmek değil, aksine konuşarak, tartışarak konuları, sorunları çözebileceğimizi artık anlamak gerekir ve en önemlisi onun bunun oyununa gelmemek gerekmez mi?<br />
Ha bu arada bana göre sürece zarar verebileceğini düşünmesi gerekenlerin, faşo kafalı ulusalcıların tantana yapmasına neden ve hata olan tek şey korunmalarının resmi elbiseli olan Barzani kadar Barzani’yi eleştirenler de haklı değil..<br />
Çünkü 36 yıldır bir gazeteci olarak değil Trump’un, Putin’in, Papa’nın hatta adı sanı duyulmayan Afrika’da ki bir diktatörün ülkemize gelişinde onların korumaları, FBI, CIA yada FSB’nin önceden ülkemize gelip, güvenlik güçlerimizle koordineli olarak önlem aldığını bilen biri olarak derim ki; Erdoğan’ın korumalarının Amerika’da Erdoğan’ı protesto edenleri tekme, tokat dövüp ittiklerini de hatırlayın..<br />
Ve değil korumaları Mercedes-Benz S 600 Guard (W222) marka aracını bile Amerika’ya, Rusya’ya uçakla götürdüğü gibi aynı Cumhurbaşkanının başında olup, yönettiği ülkemin en kuzeyinde bulunan ve belediye başkanının hakkında onca ciddi iddialar varken ve bu iddiaları araştırması gereken, bunun için o makamlarda bulunan resmi görevlilerin ziyaret edip, dakikalarca makamında çay içtikleri memleketim Ardahan’a geldiğinde bile kendi özel korumalarının önceden gelip, güvenlik odası ve özel ekip oluşturduğunu da iyi bilirim.<br />
Bu nedenle; ‘Karşıt görüş olmak kavgaya neden olmamalı..’ diyorum..<br />
Ve herkes birbirini tanıyıp, ülkelerine, bulundukları makamlara saygı çerçevesinde en iyisini yapmaya çalışırken, toplumu germekle değil, zaten pamuk ipliği ile bir birine bağlı denen tüm topluma barışı, kardeşliği hissettirmektir.]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/karsit-gorus-olmak-kavgaya-neden-olmamali/1057/</link>
<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 17:07:53 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Artık Dönerleri satan Tamirhane çırakçısı</title>
<description><![CDATA[<br />
Dün, aldığım randevularıma yetişme adına birazda al acele yazımı yazıp, çıktığım yolda bir yandan daha yeni başkanı olduğum Serhat Ardahan Dernekler Federasyonu, SARDAFED olarak önümüzde ki hafta, perşembe günü saat: 14.00’da ilk resmi ziyaretimizi yapacağımız kurumdan gelen telefonla ‘Alo’ derken bir yandan art arda çalan diğer telefonlara cevap vererek yol alıyordum.<br />
Ve; Besteci, Söz yazarı ve Aranjör ve malî hakları kullanma yetkisine haiz kişilerin çıkarlarını koruma adına kurulan ve bugün ülkenin ciddi bir stk’sı konumunda bulunan Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği, MESAM’ın randevu talebimizin kabul ettiğinin haberini alıp, bu önemli ziyarete katılmalarını umduğum Ardahanlı sanatçı, şair, söz sahibi. bestekarları telefonla ararken diğer yandan da randevulaştığım hemşeri ziyaretlerimi de aksatmama adına bir zamanlar gazetecilik yaptığım Cağaloğlu yokuşunu tırmanıyordum.<br />
Bu arada yola çıkmadan önce yine dün, ‘SERHAT ARDAHAN TREN, TÜNEL, KONSOLOSLUK, BEKLERKEN, YA BATUM KONSOLOSUMUZ?..’ başlığıyla ele aldığım yazım ardından gelen telefon sayısını saymaya kalksam Ardahanlının beklediği trenlerden biriyle denizin altından girip, üstüne çıktığım ve hemen her yanı Ardahanlı balıkçıların sardığı İstanbul Galata köprüsündeki balıkçı sayısı kadardı desem inanın.<br />
İnanmazsanız o gün görüştüğüm ve iki kez de şarjı biten telefonuma şahit olan hemşeri iş insanlarımız buna ve halime şahittir.<br />
Evet dün al acele el aldığım ‘SERHAT ARDAHAN TREN, TÜNEL, KONSOLOSLUK, BEKLERKEN, YA BATUM KONSOLOSUMUZ?..’ başlıklı yazım sonrası gelen telefonlar da anladığım tek şey yazımın cuk diye yerine oturduğu ve anlatmak istediğini birilerine çok iyi anlattığıydı.<br />
Çünkü, ‘Onca Ardahanlı iş insanı varken Ağrılı biri nasıl oldu Serhat Ardahan Spor’a sahip çıkar..’ diyen ama kendilerinin de birer Ardahanlı olduğunu unutanların sayısı da gelen telefonlar kadar çoktu.<br />
Ve günü art arda gelen telefonlara cevap vermekle, kimin haklı, kimin haksız olduğunu anlatmaktan yorulup, eve döndüğümde açtığım bir tük tok görüntüsünde gün boyu konuştuklarımızdan farklı olamayan bir Ardahanlıyı daha görüp, ‘SERHAT ARDAHAN TREN, TÜNEL, KONSOLOSLUK, BEKLERKEN, YA BATUM KONSOLOSUMUZ?..’ başlıklı yazımın ve onca haber, yorumumun, seslenişimin hatta bağırışımın ne kadar haklı olduğunu bir kez daha anlıyordum.<br />
Ve onca Ardahanlı iş insanının olduğu ama Ağrılı birinin gelip, futbol takımına sahip çıktığı, seçimden seçime gelen çantacı siyasilerin ‘Bu kez bakan da olacağım ve Ardahan’ı kesin kurtaracağım..’ deyip, ama  elem, kullem ile ele geçirdikleri ARDAHANET ile kendilerini kurtarırken Ardahan’ı kurtarmayı bırak, 34 yıldır geri götürdüklerine  adına acı acı gülüyordum.<br />
Buna neden ise şu an Amerika’da olan ve gününü gün eden ve 81 kent içinde eğitimde sonlarda olan Ardahan’ı kurtarma adına düzenlediği, ‘Ardahan’ın eğitimini kurtarma gecesi’ ile ortaya çıkan Ardahan Eğitim Vakfının gecesine katılıp, 14 yaşında çalıştığı bir restoranda müşterilerden kalan dönerleri ekmek arası nasıl sattığını anlatırken, ‘Cin gibiydim.’ diyen ama sonrasında, “Mal varlığı değerini aklama” gibi suçlamalarla bir hayli meşhur olan ve Türkiye’den kaçan o Digorlu hemşerimizi alkışlayan onca Ardahanlı ünlü arasında bulunan ve sonradan eller patlayana kadar alkışlayan Ardahanlı iş adamlarından birinin Ardahan edebiyatı üzerinden tik tokta yaptığı demagojiyi dinliyordum.<br />
Köylülerinin bile doğru dürüst tanımadığı, Ardahan’a değil, köyüne bile sahip çıkmamakla sıkça eleştirilen o ‘Ardahanlıyım’ diyen iş adamını dinlerken aklıma, şu bizim yapıldığıyla kalan ve taşınacak denip, o da işi alıp, bitiremeyen Ardahanlı müteahhitti biz yazdıktan sonra kendisine ‘iş bitirmeme hediyesi’ olarak ek lojman ihalesi de verildiği Ardahan Anjiyo merkezi, Kültür Müdürlüğü binası gibi unutulan Ardahan Organize Sanayisi değil, hesabı verilmeyen belediyeye ait arazileri gibi arsaları ekmek, peynir gibi gelişi güzel satılan ve ruhsatsız gecekondu tamirhane, atölye, sözde yarım ve korsan işyerlerinin yapılmasına izin verilmesi dolaysıyla her gün biraz daha imar planı bozulan ve alt yapısı olmayan Ardahan Küçük Sanayi Sitesi geliyordu.<br />
Ve bu sanayide çalışan çırakların neden bu hemşerimiz gibi bu tamirci çırağı gibi başarılı olamadıklarını ve neden geri dönüp, Ardahan’a, Ardahanlıya değil, köyüne, köylüsüne bile sahip çıkmadığını düşünüp, adına bakıp, rahmetli Erbakan hocayı hatırlıyordum.<br />
Ve bugün ‘çooookkk büyükkk Ardahanlı bir iş adamı’ diye kendisini tik toklatan ama memleketi Ardahan’ın futbol takımına bir Ağrılının sahip çıktığı, Ardahan’ı çokta tanımayan, bilmeyen bu tamirci çırağının iş yerinin olduğu ve bir çok Ardahanlı hemşerisinin bin bir zorluklarla yaşamlarını idame etmeye çalıştığı Esenyurt’ta ki hangi Ardahanlıyı tanıdığını, ‘Siyaset, sosyal, kültürel güçlü bir birliktelik’ yani ‘Güçlü Bir Ardahan Lobisi’ diyen hangi stk’nın yada siyasinin veya kendisi gibi iş insanının yerini bildiğini de merak etmiyor değildim.<br />
Neyse dün eşimle birlikte gidip, ziyaret edip, hal hatırlarını sorup, hayırlı işler dilediğim Beyazıt’a ki, Tahtakale’de ki, Galata köprüsünde ki iş insanlarımız kadar Ardahan kamuoyunda adı, sanı, hayrı olmayan bunlar oldukça, ‘O kadar Ardahanlı varken, neden bir Ağrılı iş insanı futbol takımına sahip çıkar?’ sorusuna adım gibi fakir olan Ardahan’ın kendisi cevap versin diyordum.<br />
Ve tik, tokta izlediğim o, ‘Ben Ardahanlıyım, falan zaman çıraktım, çok şükür bugün iş insanıyım’ deyip caka satanı, Ardahan, Ardahan’ıyla karınca kararınca sahip çıkmaktansa veya  köyüne mahallesine bir mezarlık duvarı yaptırmaktansa maalesef Ardahanlıyım demekten, caka satmaktan öteye gitmeyen yani ‘Artık Dönerleri satan Tamirhane çırakçısı..’ diyen Digorluya özenen Ardahanlılar cevap versin.. diyerek dünden kalma yorgunluğuma bir yeni yorgunluk yüklemeden ve en önemlisi Ardahan, Ardahan deyip gerilmeden bugünkü yazıma da son vereyim.]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/artik-donerleri-satan-tamirhane-cirakcisi/1056/</link>
<pubDate>Wed, 03 Dec 2025 22:44:13 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SERHAT ARDAHAN TREN, TÜNEL, KONSOLOSLUK, BEKLERKEN, YA BATUM KONSOLOSMUZ?..</title>
<description><![CDATA[Bugün, bir zamanlar gazetecilik yaptığım İstanbul Cağaoğlu'na komşu Beyazıt'ta bir iş insanımızla olan randevuya yetişmek için al acele ele almayı düşündüğüm yazımın başlığının, 'Bana sahip çıktınız mı ki, Serhat Ardahanspor'a sahip çıkasınız?' idi.<br />
Ancak yazmaya başladığım yazımın son anda kendiliğinde değişmiş başka yere, onca konulara konu olanlara doğru akıp, başlığı ile adeta kendiliğinde değişmişti..<br />
Çünkü dün beni arayan bir iş insanının, 'Fakirciğim, onca gece, kahvaltı, burs, toplandı, etkinlik, tanıtım günlerin de poz poz şow yapanları olan Ardahan'ın spor takımına bir Ağrılının sahip çıkmasına nasıl bakıyorsun, bu konuda yorumun nedir?' diye soruyor, ardından da beni bir daha geri arayıp, 'Sakın beni yazmayasın, bende Ağrılıyı kutluyor, Ardahanlı iş insanlarını kınıyorum' diyerek telefonu cevabımızı beklemeden kapatırken, bende 'Bana sahip çıktınız mı ki Serhat Ardahanspor'a sahip çıkasınız' demeye fırsat bulamıyordum.<br />
Evet, dün başta şahsen ben olmak üzere bugüne kadar  Serhat Ardahanspor'a sahip çıkmaya çalışan Ardahanlılara sahip çıkmayanların bugün yağcıların yağ yapmak için erkende sıraya girdiği bir Ağrılıyı şimdiden yere göğe sığdırmadıklarını 'Bende aradım, kutladım' beni arayan iş insanımızın isyanından bir kez daha anlıyordum.<br />
Neyse deyip, 'Bu beni ve anlatmak istediklerimi anlayanları acıtan konuyu bir daha ki yazımıza bırakalım' derken bu ülkede olduğu gibi belediyesi hakkında öne sürülen onca iddianın Ardahan'da da yapılanın yapanın yanında kâr olarak kaldığını da aşağıda ki konuda anlıyor ve 'Ardahanlı iş insanları nerede ki bir Ağrılı futbol takımına sahip çıkıyor?' diye sitem eden iş insanı dahil bir Ardahanlıların ne kadar tutarlı olduğunu da ona ve kendi kendime soruyordum.<br />
Evet, Gürcistan ve Ermenistan'a yani iki ülkeye komşu olan Ardahan'da 'Niye bir konsolosluk yok?' diye onca yorum ve haberler yapsakta aynı kentin yani Ardahan'ın biri demiryolu olmak üzere 3 gümrük kapısı olmasına karşın kent merkezinde gümrük müdürlüğünün neden olmadığını, başta muhalefet partileri denen partiler, stk'lar olmak üzere Ardahan Ticaret ve Sanayi Odası, karar defterine savcılığın el koyduğu söylenen, binası icra yolu ile satılmak üzere olduğu bizzat şu anki başkanı İskender Alihanoğlu tarafından belirtilen ESOB, ESOBB dahil 'Bunları kimse niye sormaz?' başlıklı sorumla bugünkü konumuza geçelim..<br />
Defter demişken, Ardahanlı değil, Ağrılının sahiplendiği Serhat Ardahanspor'un kayıp olan karar defteri ile bağışlanan arsasını da bir kez daha sormadan geçmeyelim..<br />
Bu arada şu anki Rektörünün soy ismini değiştiğini ortaya çıkardığım bodrumu ile gündemde olan Ardahan Üniversitesinin, hazırladığı Çalıştay Raporu'nda Alihanoğlu'nun soy ismini de değişip, 'Ağaoğlu' yaptığını da kendisine haber verip, kamuoyuna duyurmak isterim.<br />
Evet, onca iş insanı olan, çok, çok eski vekil Saffet Kaya gibi onca siyasinin sanal sayfalarda yaptıkları şowlarla Ardahan'ı kurtardıkları şu günlerde Ardahan'da savcılığı göreve davet ettiğimiz, türkücünün başında olduğu Ardahan Belediyesine işler ve kentlilere inşaatlar yapan Ağrılı bir iş insanının 3. ligde olan Ağrıspor varken nedense başkanı olduğu Serhat Ardahanspor'u kurtaramadığını belirtip, istifa eden ama 'esnafı kollamaya devam edeceğim' deyip yeninden aday olduğunu belirten İskender Alihanoğlu'nun soy ismini değişecek kadar ciddi (!) bir çalıştay yapan aynı üniversitenin çalışanlarının bazılarının da eşleri ve yakınları aracılığı ile Ardahan kent merkezinde güzellik salonlarına benzer iş yerleri açtıkları da öne sürülmekte.<br />
Neyse, Ardahan Üniversitesinin eski rektörünün de makamında ziyaret edip, birlikte fotoğraf çektiği ve CHP’li Namık Tan, Batum Başkonsolosu'nun kumarhanede çekilen fotoğraflarını basına servis ettiği bunun ardından Sosyal medyada Batum Başkonsolosu Adnan Altay Altınörs ve eşi Kübra Altınörs hakkında ortaya atılan iddialara karşın hala görevde olduğunu görüyor ve bu iddialar üzerinde bir aydan fazla bir zaman geçmesine rağmen konsolosun da eşinin de bir çok Ardahanlımız gibi hala Batum'da olduğunu ve  geçtiğim gün hem yerelde hem de ulusal basında gündeme getirdiğimiz ve savcılığı göreve çağırdığımız Ardahan Belediyesi ile ilgili iddialar konusunda da bir şey yapılmadığını da görmekteyiz.<br />
Ve ne yazarsan yaz.. Yazdığın, söylediğin seni üzmekten başka bir şeye yaramadığını da gördüğümüz bir ülkenin onca ekonomik sıkıntılara karşın sanki hiç bir şey yokmuş gibi büyüdüğünü söyleyip, sevinildiğini de geçte olsa bardan bara yağan karlarla bir kez daha üzülerek birlikte izlemekteyiz.<br />
Ve Doğu Experesi başta olmak üzere tren bekleyen Anjiyo merkezi, Kültür Müdürlüğü binası bitmeyen, Ulgar tüneli açılmayan, bir Başçavuşun genel sekreterliğinin, Şap'a oturtulan kentin İl Tarım Müdürünün asaleti gibi onaylandığı, diğer bir başçavuşun ise yenilen akraba Hıngalı ardından istisnai kadrodan jet hızı ile işe alındığı üniversite çalıştayı'nda adı bile olmayan Sahara yolu ile Karadeniz'e ulaşmak isteyen Ardahan'ın da Batum gibi olmazsa da bir konsolosluk beklediğini de saf saf hala yazmaktayız..<br />
Ha bu arada..<br />
1 Ocak 2026 itibarıyla Ardahan'ın Posof  Türkgözü (Badale) ile Çıldır Aktaş adlı iki gümrük kapısı ile açıldığı ama ithalat, ihracatta sıfır çektiği, ihracatçımızın, ithalatçımızın, tırcımızın olmadığı Gürcistan'a giriş kurallarında değişiklik yapılıyor.<br />
Çünkü artık geçtiğimiz günlerde sınırında kaçak geçmek isteyenlerin Gürcü sınır birliklerince yakalandığını ama Hanak'taki Ana, kızın tutuklanmasına ama olaya neden olan erkek taraflarına dokunulmadığı bir bebeğin ölümüne neden olan tecavüz olayı gibi valinin asayiş toplantısından bahsetmediği olaya konu ÖZEL haberimizde öğrendiğimiz bu ülkeye, Gürcistan'a giriş için sadece kimlik veya pasaport yeterli olmayacak. Buna ek olarak zorunlu seyahat ve sağlık sigortası gerekecek..<br />
Peki zorunlu sigorta neleri kapsayacak?<br />
Hastane ve tedavi masrafları<br />
Kazalar<br />
Acil müdahaleler<br />
Zorunlu geri dönüş işlemleri<br />
Ayrıca Ardahan Posof Türkgözü sınır kapısı, Aktaş Sınır kapısı, Hopa Sarp Sınır Kapısı'ndan günübirlik geçer yolcular da bu sigortayı yaptırmak zorunda olacak. Kısacası, "kısa bir Batum turu yapıp hemen dönerim' dönemi sona erivor.<br />
Haberiniz ola..]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/serhat-ardahan-tren-tunel-konsolosluk-beklerken-ya-batum-konsolosmuz/1055/</link>
<pubDate>Tue, 02 Dec 2025 21:44:09 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>PAPA mı, PARA mı?..</title>
<description><![CDATA[Kısa bir süre önce yapılan kongresi ile, başkanlığına getirildiğim Serhat Ardahan Dernekler Federasyonu SARDAFED’in, 'İstanbul’un 39 ilçesinde bir ARDAHAN İL DERNEĞİ KURMAK' hedefi için başlattığı çalışmanın yanında , 6 yıla yakın kesintisiz olarak uydu üzerinde yayın yapan ulusal tv TEMPO TV’de canlı olarak sunduğumuz ‘Gazetecilerle Gündem’ adlı programın hazırlıkları ve bu köşede, 'ARDAHAN CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA ŞİKAYET ve İHBARIMDIR..' başlığı ile Ardahan’ın türkücü belediye başkanı hakkında kamuoyuna savcılığa sunduğumuz iddiaların da aralarında bulunduğu kendi gündemimizle uğraşmayı daha uygun bulduk.<br />
Yani ülkemize gelen Papa’nın ziyaretinin yanında AYM, AHİM ile birlikte toplumun büyük kesimin ‘Bırakın’ dediği ama başta İmralı ve DEM’e sızmış helvacılar olmak üzere iktidarın bırakılmasına taraf olmadığı alenen görünen Demirtaş’ın hakkında yeni bir davanın açıldığı, Özgür Özel'in 'tek aday' olarak kısa süre içinde 4. kez genel başkanlığına seçildiği ve artık gına getiren CHP’nin büyük kurultayı gibi bir çok gündemi ile görüş belirtme fırsatı bulamadığım bir haftayı geride bırakırken, yine de dayanamayıp, sanal sayfalarıma da aşağıdaki notu düşüyordum.<br />
<br />
Evet, ‘Daha Türkiye’ye gelmeden Dostum Trump’tan ve benden beter Erdoğan hayranı AK Partili ‘den, hatta Demirtaş’tan, DEM’lilerden daha çok Erdoğan’ı öven yetmedi yere göğe sığdırmayan yani, Erdoğan'ın ABD ziyareti ardından gündeme gelen 'meşruiyet verdi' tartışmalarını hatırlatan Papa’nın bu demecine yani Papa’nın, Türkiye ziyaretine turistik mi, siyasi mi bakacağız?’ notunu ülke ve dünya gündemine yönelik sanal sayfama bırakıp, başta Ardahanlı birinin belediye başkanı olduğu ama bir Ardahan İl Derneğinin olmadığı Çekmeköy’e gidiyordum.<br />
<br />
Başta, SARDAFED Başkan Yardımcılarından Sadegül Yıldız ve Şemsettin Şenel olmak üzere Latif Korkmaz, Recep Yılmaz abinin yanı sıra Çekmeköy’de ki dostları bir araya getirip, 'kuruldu, her an kurulacak' olan Çekmeköy Ardahan İl Derneği için ilk mini toplantı için İlker Deniz, Ulaş Ulutaş, Engin Çelik, Öner Elan ve Öztürk Balcı gibi dostlar ile bir araya geldikten sonra toplantımızın yapıldığı ve şu an çokta aktif olmayan Ardahan İl Derneğinin kurulmasında büyük emeğimiz olan Çekmeköy’e komşu Sancaktepe’ye, 10 Ocak’ta bir gece düzenleyeceğini öğrendiğimiz Bağdeşen (Kinzodamal) Köyü Derneğimize geçiyorduk.<br />
Bu arada bir dönem Rabia ile anılan Mısır’da hayata göz yuman Ardahanlı hemşerimiz Ergün Gökçe’nin ailesine başsağlığı için gittiğini de hemşerimizin cenazesinin hala ülkeye getirilemediğini ve onunla birlikte Mısır’a giden eşi ve arkadaşlarının olayla ilgili soruşturmaya takıldığını ve Türkiye’ye dönemediklerini de üzülerek öğreniyorduk.<br />
<br />
Evet, dünü yanı artık yazılarını yazmadığım, unuttuğum Cumartesi'nin de aralarında olduğu bir haftayı daha geride bırakıp, yeni bir yıla bir ay kala TEMPO TV'ye, Gazetecilerle Gündem adlı programımızın bir yenisine doğru yol alırken, Papa'nın tartışmalı ülkemiz ziyareti ve Ardahan Kalesi’nde yapılacağı söylenen bir kıl çadırında seslendiğim İznik'e gidişine nedense, 'Papa mı, Para mı?' diye düşünüyordum..]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/papa-mi-para-mi/1054/</link>
<pubDate>Mon, 01 Dec 2025 22:22:03 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ARDAHAN CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA ŞİKAYET ve İHBARIMDIR..</title>
<description><![CDATA[<br />
'Daha Türkiye'ye gelmeden Dostum Trump'tan ve benden beter Erdoğan hayranı AK Partili 'den, hatta Demirtaş'tan, DEM'lilerden daha çok Erdoğan'ı öven yetmedi yere göğe sığdırmayan yani meşruiyet veren Papa'nın bu demecine yani Papa'nın, Türkiye ziyaretine turistik mi, siyasi mi bakacağız?' diye dünya ve ülke gündemine yönelik günün yazımı yazamadığımı, gazetemizi basan Baran'ın yine 'Abi hani yazı' diyeceğini düşünüp, kuaförüme doğru giderken, yolun diğer yanında birleri gibi hurdaya çevrilen makam aracı ile değil, Scooter ile gelen PTT'ciyi görüyor, hep güvendiğim 6. hissimle,  'Kesin bana da evrak getiriyor' diyordum.<br />
Ve kuaföre doğru yürüyüp, günün tıraşını yaptırıp geri döndüğümde postacının, kentsel mi, rantsal mı bilmediğim işlemeler yüzünden yıkılacak denen evime bir evrak bıraktığını ve evrakta türkücü başkanımızın 'Türkücü Başkan tuzu kuru KAI'lileri eğlendirdi' haberimiz hakkımda şikayetçi olduğunu ve Ardahan Cumhuriyet Başsavcılığının da, 'Yazılanların Basın özgürlüğüdür..' diyerek yani soruşturmaya gerek yok deyip, bizim haklı olduğumuza karar verdiğini görünce şu an Ardahan'da dev bir yatırım yapan ve başkanla benden beter davalık olan bir iş insanı, siyasetçiden savcılığa değil de bana gönderilen iddiaları okuyordum.<br />
Ve bu iş insanı siyasetçinin 'Beni karıştırma, adımı açıklama ama al bak türkücü başkanın yaptıklarına. Ama yorum, haber olarak yazma, gazetene koyma, savcılığa bizzat ver' derken,  bende kendisine, 'Abi ben gazeteciyim.. Her gördüğümü duyduğumu alıp, sade vatandaş gibi savcılığa şikâyete mi gideceğim. O zaman habercilik yapmayalım, muhtar olmadığı halde muhtarlar derneği başkanı olan gibi dilekçeci mi olalım.. Siz niye savcılığa vermiyorsunuz da bana gönderiyorsunuz' diyerek kendisine kızıyordum.<br />
Aşağıda ki iddiaları bana yollayan iş adamı, siyasetçi ise, 'Fakir.. bilmiyor musun? Bu ve buna benzerlerin ellerinde tuttukları güç ile bize saldırıyor, iş yerimize ceza kestiriyor, ruhsatı iptal etmeye kadar tehditler ediyor, kapımıza zabıtalar gönderiyor. Yoksul kente yatırım yaptığıma pişman ettiriyorlar. Ondan bende gazeteci olarak sana yolladım.. Kızma hemen' deyince bende, gerek kamuoyu görevlisi, gerek ise bir vatandaş olarak sana ve Ardahan'a, kamu kurumuna her zamanki gibi gazetecilik yaparak yardımcı olacağım.' diyordum.<br />
Ve 'Tamam abi söz ama ben dilekçe yazıp savcılığa götürmeyeceğim, çünkü ben ihbarcı değil, gazeteciyim. gazetecilerin yazdıklarının da ihbar olarak sayılacağını umduğum bu iddiaların altına bizzat imza atarak sayın savcıların yanı sıra kamuoyunun tümünün okuması için yayınlayacağım' diye ve bugün kü köşe yazımın şikayet dilekçesi olarak sayılmasını umarak, senin ve oncasının konuşup, hatta bizzat içinde olduğun yasal olmayanları resmiyete koydurmak için savcılığa gidecek yüreğiniz olmadığından bugünkü köşe yazıma alıp, Hoçvan Murka köyüne değil, 'Ardahan Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyet ve İhbarıdır' diyerek savcılara ve kamuoyuna alenen, açıkça sunuyorum<br />
İşte o iddialar ve savcıların ilgilenip, ilgilenemeyeceğini merak ettiklerim..<br />
ARDAHAN CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA ŞİKAYET ve İHBARIMDIR..<br />
Ardahan Belediyesi'ndeki Yolsuzluk ve Usulsüzlükler Hakkında;<br />
Ardahan Belediye Başkanı FARUK DEMİR Yönetimi 2019'da göreve geldiği tarihten itibaren çok büyük yolsuzluklara imza attığı ileri sürülen iddiaların araştırılmasını ve yapıldığı ileri sürülen yolsuzluk ve usulsüzlükler bugüne kadar bütün Ardahan Halkı'nın dilindedir.<br />
Örnek olarak;<br />
2019 yılında yeni seçilen belediye başkanı ve yönetimi, belediye tamir atölyesinde (KADEME binası) bazı düzenlemeler yapmışlardır. Atölye binasının yapımı için, sayısız doğrudan temin dosyası ile yasal olmayan yöntemler uygulayarak, hatta belediye ile işleri olan yüklenici, esnaf ve ruhsat sahiplerinden hibe adı altında zorlama bağışlar alınarak bina tamamlatılmıştır.<br />
Bu şekilde çeşitli usulsüzlükler ile tamamlanan bina ne hikmetse tekrar yeniden yapılacak şekilde (Marka AVM) Kadir AYDEMİR isimli şahsa ihale edilmiştir. Bu yüklenici ile olan özel ilişkiler neticesinde Kadir AYDEMİR'in Kongre Caddesi ve Koca Mustafa Paşa Caddesi'ndeki binalarında asma katlar normal kata çevrilmesine göz yumulmuştur. İmar planına göre 6 kat imar hakkı olan bu yerler imara<br />
aykırı olarak 7 kata çevrilerek ilgili kişiye rant sağlanmıştır.<br />
1.<br />
2021 yılında şehir içerisinde bazı caddelerdeki asfalt üzerine aşınma tabakası atılmış, ancak tekniğe uymayacak şekilde 3-5 cm kalınlığında ve önceki aşınma tabakası sökülmeden yol kotları yükseltilerek çirkin bir görünüme sebep olmuştur. Bunun yanında dökülen asfalttan ne asfalt ne de karot numunesi alınmış, bu halde ödemeler yapılmıştır. Dosyasına bakıldığında bu numunelerin olmadığı görülecektir. Bahsi geçen asfalt 2 yıl geçmeden tahrip olmuştur.<br />
2.<br />
Belediye Başkanı ve Yönetimi göreve gelir gelmez, yıllarca belediyenin sahipsiz hayvan barınağındaki şantiyesinden ve organize sanayideki taş kesme atölyesinden kablolar, trafolar, demir malzemeler, sayısız hurda alet, çocuk oyun parkı malzemeleri ve çelik boruları yasa dışı yöntemlerle hurdacılara gayrimeşru şekilde sattırmıştır yahut bu satışa göz yummuştur.<br />
Bu satışın<br />
gelirinin ne şekilde kim tarafından tahsil edildiği, kimlerin cebine girdiği meçhuldür. Satın alan hurdacılardan birinin itirafı üzerine bir kısmı mahkemelik olmuştur. Ama buna rağmen hırsını alamamış yolsuzluk ekibi belediyenin itfaiye merkezindeki toprak altında bulunan MAZOT TANKERİNİ de çıkararak aynı yöntemlerle hurdacılara satmışlardır.<br />
Belediye personelleri sorgulandığında durum tamamen açığa çıkacaktır.<br />
Bu ve bunlara benzer yolsuzluklarla ilgili daha önce belediyede çalışan ve bu yolsuzluklar sebebiyle ayrılan Fatih KARDEŞ isimli şahıs dinlenebilir.<br />
3.<br />
Belediye bünyesindeki ARBEL Şirketi'ne ve Belediye'ye, 2016 ve 2017'de uygulamaya sokulan KHK'ya aykırı bir şekilde, tamamen bir takım kişilerin kayrılması amacıyla işçi ve personel istihdamı yapılmış, ayrıca belediyenin gelirinin %40'ını geçmemesi gereken personel giderleri bu oranın çok üzerine çıkarılmıştır.<br />
Bu şirket işçileri ve sözleşmeli işçiler personel arasındaki ücret adaletini alt üst edecek şekilde çok yüksek maaşlar ödenerek kayrılmaktadır.<br />
Bununla birlikte<br />
ARBEL Şirketi'nin aldığı işçilerin SGK primleri yıllardır ödenmemekte ve Belediye'nin SGK borcu batağa dönmüş durumdadır. Belediye Başkanı ve şirket yetkilisi kamu varlığını keyfi uygulamalar ile çarçur etmektedirler.<br />
İlgili dosyalar incelendiğinde bu şahıslara zimmet çıkacağı ortadadır.<br />
Ayrıca bu işçilerin bir çoğunun SGK kaydı dahi yoktur. Çok daha vahimi Şirket'in ürettiği hiçbir hizmet olmamasına rağmen adeta Ardahan Belediyesi'ne naylon fatura düzenleyerek Belediye'den aylık masraflarını ve giderlerini nakit olarak almaktadır.<br />
Çünkü kesilen faturaların Belediye'nin hizmet alanı içerisinde, belediyenin yapması gereken hizmetlerde karşılığı görülmemektedir.<br />
Zaten50 - 60 işçinin giderleri için kesilen faturalar incelendiğinde bu husus<br />
bariz biçimde ortaya çıkacaktır. Ayrıca bu işçilerin güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının yapılıp yapılmadığı bilinmemektedir.<br />
4.<br />
Belediye Başkanı ve Yönetimi tamamen keyfi olarak şahsi ihtiraslarını tatmin etmeyen personele inanılmaz şekilde mobing uygulamakta ve bunların bazılarını da tamamen sebepsiz ve kanun dışı yöntemlerle işten atmaktadır.<br />
Bir sene içinde bir çok personelin görev yeri 7-8 kez değiştirilmiştir.<br />
Buna bütün belediye personeli şahittir. Kaan GÜNDOĞDU ve Gizem OKYAY bu şekilde atılan personele örnektir. Ayrıca bir kaç ay önce Serkan YILDIRIM adlı personel sebepsiz yere işten atılmış,<br />
Başkanın keyfi gelince geri alınmıştır. Yine Emrah BOZKURT isimli personel yaklaşık bir yıl önce işten atılmış yine araya birilerinin girmesi sonrasında geri alınmıştır.<br />
5.<br />
Ardahan Belediyesi'ne ait araçların tamir, bakım, yedek parça ve akaryakıt giderleri gerçek hizmetinin karşılığının çok ötesinde ödemelere konu olmuştur. abartılı faturaları ile Belediye bütçesine yük oluşturulması konusunda çok ciddi iddialar, abartılı faturalar olduğu ifade edilmektedir özellikle Hopa'da, Borçka'da, Rize'de yapılan araç tamirleri yedek parça alımları piyasa şartlarını çok üzerinde fatura edildiği bilgileri edinilmiştir. ödenemeyen bu faturalar karşılığında da Doğu Karadeniz esnafına (Makaroğlu ve Uzunkayalar vb.) bu borç karşılığında belediyenin demirbaş iş makineleri peşkeş çekilmiştir.<br />
Ayrıca ARBEL şirketine ait ekskavatör ve loder değerinin çok çok altında yine bazı<br />
şirket ya da şahıslara usulsüz şekilde verilmiştir.<br />
6.<br />
Belediye Başkanı Ardahan Belediyesi'ne hibe araç getirdiğini kamuoyuna duyurmuş, ancak gelen araçların bazı CHP Büyükşehir Belediyeleri'nin özel şahıslardan kiraladığı araçlar olduğu ortaya çıkmıştır.<br />
Vahim olan husus, bu araçların Ardahan Belediyesi'nde demirbaş kaydı olmadığı halde, yasa dışı yöntemlerle çok yüksek miktarlarda tamirat, yedek parça ve akaryakıt harcamaları gerçekleşmiştir.<br />
7.<br />
Şehirlerarası otobüs terminali alanı, otobüs terminali yapılmak üzere istimlak edilmiş iken, buraya Hanak Belediyesi'nin projesi olduğu öğrenilen yöresel ürünler çarşısı, SERKA Kalkınma Ajansına da yanlış bilgi verilerek hibe karşılığında yapılmıştır.<br />
Ancak yıllardır atıl durumda beklemektedir.<br />
Usulsüz şekilde kamu varlığı israf edilerek yapılan bu bina yapıldığı tarihten beri atıl durumda iken, şehir merkezindeki parkın köşesine ayrıca yöresel ürün dükkanı belediye tarafından açılmıştır.<br />
Bu durum belediye kaynaklarının israf edilmesinden başka bir işe yaramamış, otogarın yerinde yapılan bina ise mevcut yeni otogarın asıl yapılması gereken yere yapılmasını engellemiştir.<br />
OTOGAR alanının kamu yararı ve kamulaştırma mevzuatı çerçevesinde istimlak edilen alanın usulsüz, el altından tek katılımcıya şaibeli olarak parsel devri, aynı güzergâhta akaryakıt istasyonu var iken imar planı değişikliği<br />
şehir içi yan yol akaryakıt istasyonu gösterilerek yapılmıştır.<br />
8.<br />
2019 yılında yapılan Ardahan Bal ve Kültür Festivali'nin organizasyon ihalesi Belediye Başkanı'nın, yardımcı olarak yine usulsüz şekilde Didim'den getirilen Başak KAMACI BUDAK'ın eşine ihale edilmiştir.<br />
Ayrıca Başak KAMACI'ya ve Rukiye YILDIRIM'a usulsüz pozisyon değişikliği<br />
yapılmış ve müdür yetkisi verilerek kanuna uygun olmayan maaş ödemeleri yapılmıştır. Ayrıca Belediye Başkanınca bugüne kadar bir çok kişi özel kalem müdürü olarak atanmış, bu istisnai kadro birilerine menfaat sağlanmak suiistimal edilmiştir.<br />
Bunlardan biri Gökhan TÜRKYILMAZ isimli şahıs Ardahan Belediyesi'nde 6 ay boyunca özel kalem müdürü olarak belediyeden maaş almış, ancak Ardahan'da bir gün bile bulunmamıştır. Sadece gerekli evrakı imzalamak için gelmiş, bir gün<br />
sonra tayinini Ankara TRT'ye aldırmıştır.<br />
9.<br />
2018'de geçici kabulü yapılarak işletmeye alınan atık su arıtma tesisinin giderlerini bir yıl boyunca ilgili şirketin karşılaması gerekirken belediye tarafından elektrik ödemeleri yapılmıştır.<br />
Geçici kabulü yapılan, işletmeye alınan ve çevre düzenlemesi yapılan, dolayısıyla hiçbir eksiği olmayan tesis için 2019 rakamları ile 2.5 milyon TL ilave kredi çekilerek, atık su arıtma tesisinin müteahhidine yasa dışı ödemeler yapılmıştır. Buradan ayrıca kimlere rant ve menfaat sağlandığı görülebilir.<br />
10.<br />
Çok büyük masraflarla kamu hibeleri kullanılarak yıllarca emek sarf edilerek hayata geçirilen, katı atık toplama ve ayrıştırma tesisinin ve çöp merkezinin hali içler acısıdır. Belediye yönetiminin göreve geldiği tarihten beri çevre yasasına aykırı şekilde, düzenli çöp depolanması ve ayrıştırılarak geri dönüşüme kazandırılması gereken çöpler vahşi bir şekilde, en 5 bin dönümlük alan kirletilerek<br />
depolanmaktadır.<br />
Arıtma sistemli, altı membranlı, sadece organik atıkların atılması gereken, bugün<br />
milyonlarca liraya yapılamayacak çöp havuzları kullanılamaz duruma getirilmiş ve çok büyük bir kamu varlığı israf edilmiştir. (Halilefendi ve Kartalpınar muhtarlarından bilgi alınabilir, sahada yapılan incelemede hepsi ortaya çıkacaktır.) Sınıflandırılarak ayrıştırılması gereken ve geri kazandırılması gereken çöplerin hepsi bir arada depolanmakta tesis işlevsiz hale getirilmektedir.<br />
Yaklaşık 10 yıldan fazla süredir beton ayakları yapılan, iki mahalle ve iki park arasındaki yürüyüş ve bisiklet yolu olarak planlanan YAYA KÖPRÜSÜNÜN ÇELİK AYAKLARI , beton ayakların bulunduğu yere getirildiği halde, montaja hazır halde durmaktayken, tonlarca ağırlıktaki çelik ayaklar buradan kaldırılarak başka yere taşınmış ve akıbeti bilinmemektedir.<br />
Belediye yolsuzluk ekibince milyonlarca lira değerindeki bu demir ayakların da hurdacılara yolsuz şekilde satıldığı söylenmektedir.<br />
12.<br />
Ardahan Belediyesi Karagöl Mah. 333 ada 24 parsel numaralı taşınmazı imar planında turizm bölgesi (otel yeri) olarak ayrılmasına rağmen, imar mevzuatı ve imar planına aykırı olarak parsel bazında konuta açılmıştır.<br />
Karagöl Mahallesi Ada333/24 nolu parselin turizm alanı 1350 metrekare yer Otel yapılmak şartıyla imar planında mevcut iken Üstelik kendi döneminin başında aynı parsele yeşil alan otopark ve yoğunluk şartlarını ve benzeri imar şartlarını sağlamadığı için konut talebine Ret kararı verilmişti.<br />
Bu parselde imara tamamen aykırı 6 katlı apartman yapılmış, yoldan ve<br />
yan parsellerden çekme paylarına dahi uyulmamıştır. Normalde 4 kata kadar yapılaşmaya izin verilen bölgede, bu yolsuzluğu yaparken 6 kata kadar izin verilmiş, ancak bu yapının hemen yan parselinde yer alan AK Parti İl Başkanlığı Binası yapılırken 2 kata düşürülmüş, tafsilatı aşağıda açıklanacağı şekilde eski otogar yerini konut alanına çevirirken tekrar 6 kata çıkarılmıştır.<br />
Belediyenin sadece bu fiillerinden nasıl bir yolsuzluk ve rant tezgahının içinde olduğu aşikardır. Ardahan Belediyesi, Karagöl Mahallesi'nin tüm yeşil alanlarını sırayla parselleyerek yapılaşmaya açmakta, Ardahan Halkına ait olan yeşil alanları haksız ranta kurban etmektedir.<br />
13.<br />
Ardahan Belediyesi, güncel imar planında yeşil alan (park) olarak ayrılan eski otobüs terminalinin bulunduğu, 326 ada 16 parsel sayılı gayrimenkulü, ifraz işlemi ile 19-20-21-22-23 sayılı parsellere ayırarak, ayrık nizam 6 kat imarlı ve ticaret alanı olarak açık teklif usulüyle ihale ederek satışa çıkarmış ve bu parseller 17.02.2023 tarihinde yapılan ihale ile satılmıştır. 2011 ve 2019 tarihli son güncel Uygulama İmar Planında yeşil alan ve park olarak gösterilen bu parseller tamamen ranta kurban edilerek, imar kanununa aykırı olarak, zorunluluk bulunmadığı halde yapılaşmaya açılmıştır.<br />
14.<br />
Eski otogar yerinin Satış ihalesi 2886 Sayılı Devlet İhale Kanunu'ndaki usule aykırı olarak yapılmıştır. 6 ve 11 Şubat 2023 tarihli yerel gazete ilanında ihaleye konu taşınmazların "2886 sayılı Kanun'un 45. maddesi gereğince açık teklif usulü artırma suretiyle ihale yoluyla satışı yapılacağı" ilan edilmiştir.<br />
Mezkur kanunun 45. maddesine göre "Bu Kanunun 1 inci maddesinde yazılı<br />
işlerden, tahmin edilen bedeli her yıl Genel Bütçe Kanunu ile tespit edilecek tutarı geçmeyen ihaleler açık teklif usulüyle yapılabilir." Yerel gazetede verilen ihale ilanında ise satışa çıkarılan parsellerin muhammen bedelleri sırasıyla;<br />
15.<br />
326 ada 19 parsel için 16.539.875,00 TL,<br />
326 ada 20 parsel için 11.791.340,00 TL,<br />
326 ada 21 parsel için 6.143.995,00 TL,<br />
326 ada 22 parsel için 5.775.000,00 TL,<br />
326 ada 23 parsel için 5.775.000,00 TL, olmak üzere 46.025.210,00 TL'dir. 2023 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Cetveli 'ne göre Devlet İhale Kanunu'nun 45. maddesinde belirtilen sınır 6.411.600,00 TL'dir. Dolayısıyla kanunda belirtilen sınırın çok üzerinde bir muhammen bedel ile ihaleye çıkarılan taşınmazların, Devlet İhale Kanunu'nun 45. Maddesi gereğince açık teklif usulüyle yapılması mümkün değildir. Muhammen bedelin tutarı itibari ile kapalı teklif usulüyle yapılması<br />
gereken ihale bu sebeple kanuna aykırıdır.<br />
Ardahan belediyesi mevzuata aykırı ihale yaparak yine kamu zararına sebebiyet vermiştir.<br />
İMAR PLANINDA YEŞİL ALAN PARK olarak gözüken alanın konuta açılarak imar yolsuzluğu ve rant paylaşımı.<br />
Bu alan KURA Nehri kenarında daha önce ruhsatsız portatif ya da sökülebilir yazıhanelerin olduğu eski Ardahan otobüs garajıdır, imar planında yeşil alan ve Park gözükmekte idi.<br />
Ancak Belediye Başkanı Faruk Demir kamuoyunun şiddetli tepkisine rağmen üstelik Güneydoğu'da 10 vilayetin tarihin kaydettiği en büyük depreminde yıkıldığı dönemde 6 şubat 2023 de bu alanı konuta çevirerek, 5 kat Ayrılık Nizam olarak ihale ile tek katılımcıya eski dostu Sabri Arpaç ve akrabalarına verdi. Bundan sonra da ilave meclis kararı çıkararak 6 kata kararı al aldırdı, devamında inşaat projesi bitişik nizam olarak ruhsat aldı ve tahmin edildiği gibi korkunç bir rant ve yolsuzluk süreci işletildi.<br />
Ayrıca bu yerin konuta açılması ile birlikte yeni yeşil alan kişi başı 12 metrekare ve otopark ihtiyacı diğer yoğunluk ihtiyaçları dikkate alınmadan konuta çevrilmiş ve bitişik nizam olarak ruhsat verilmiştir.<br />
Şehrin en değerli en korunması gereken çevre değerleri açısından gelecek nesillerin emaneti olan nehir kenarındaki yeşil alan katledildi.<br />
Ayrıca İnönü mahallesinde bulunan Migros'un yeri imar pl. da AYRIK NİZAM olmasına Toprak Petrole bitişik nizam ruhsat verilerek Rant sağlanmıştır.<br />
Yine imar planına aykırı ruhsatlar verilmesi şehir imar planı içinde keyfi ve yandaşlara rant sağlayacak ruhsatlar verilmesi, Müt. Yılmaz Arpaç, Abdullah Çekem, Cumali Kara örnekleri.<br />
16<br />
KONSER USULSÜZLÜĞÜ<br />
Ardahan halkına, CHP örgütlerine ve partililere, konser verdiği Bodrum, Marmaris, Didim Şişli gibi beldelerde yanıltıcı ve yalan beyanlarda bulunarak " verdiği vereceği konserlerden elde edeceği gelirleri öğrencilere burs olarak tahsis edeceğini beyan etmesine rağmen bu gelirleri zimmetine geçirdiği anlaşılmaktadır. Ekler..<br />
(Çünkü belediye başkanları görevleri esnasında şahsi ticaret yapamaz, görevini bırakarak şahsına gelir elde edecek faaliyette bulunamaz, ayrıca kamuoyuna öğrencilere burs ve yerdim amaçlı para ve gelir toplama içişleri bakanlığı, Valiliklerin bilgisi onayı ile resmi hesaplarda toplanması zorunludur )<br />
Yukarı ki iddiaların savcılığınızca incelenip, soruşturulmasını arz ederim.<br />
Fakir Yılmaz/Gazeteci<br />
Telve Adres:05322678015-05354183255]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/ardahan-cumhuriyet-bassavciligina-sikayet-ve-ihbarimdir/1053/</link>
<pubDate>Fri, 28 Nov 2025 23:04:36 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>AĞRI&amp;#39;LI MI ARDAHAN&amp;#39;LI MI AHMAK?!</title>
<description><![CDATA[Dün gece uyumadan önce daha yeni uzandığım yatağımda kaz tüylü yastığın altında hepimizle birlikte uyuyan O hiç ayrılamadığımız cep telefonuma bakarken daha önce görüp telefonuma kayıt ettiğim bir videoyu yeniden görüp, izleyip, ardından ‘Birileri, yine yontacak, yönetecek yeni bir Kaz daha bulduk’ diye sevinip, spor yaparken ben niye Kaz’a, sazlı gecelere karşıyım?.. Hele dinleyin ve cevabını siz verin.. Bende, ‘KAZ TOP OYNAR MI?’ başlıklı bugünkü yazımı yazayım..’ notuyla facebook sayfamda paylaşıp uyuyordum.<br />
Kibiri anlatan videoda geçen, ‘ahmak’ diye suçlanan kibirliyi örneklerken bizim derneklerin adı üzerinden saz geceleri yaptığı kazı örnek gösteriyordu. Ve birine kızdığımızda ‘Kaz kafalı’ dediğimiz Kaz’ın iyi niyetli olduğu kadar bir o kadar da zararlı ama Ahmak olduğunu anlatıyordu. Yani kendi civcivinin üzerinde o perdeli ayağıyla basan Kaz’ın çırpınana civcivin nefesiz kalıp, öleceğini düşünemeyecek kadar bir beyne sahip olduğunu belirtiyordu.<br />
Ve dönüp, İmam Gazali’nin sözü olan ‘Merkebin önünde durmayın, Katırın arkasında durmayın.. Ahmak’ın ise hiç bir tarafında durmayın..’ diyerek devam eden video da her derdin çaresi var ama Ahmaklığın yok diyordu.  Ve az aklı olanların kibirli olamayacağı gibi kendi Ahmaklıkları pardon akılları ile karşıdakinin Kaz eti yemeyi düşünmekten başka bir şey yapmadığını iyi bilirler..<br />
Neyse, Kaz kafalı Ahmakların az aklı olan akıllılardan daha adam sayıldığı memlekette ‘Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez’ şekline dönen şu bizim bir türlü üst lige, 3. lige çıkamayan Serhat Ardahanspor yeni bir Ahmak sanılan mı birini mi bilmem ama Ardahanlı değil, Ağrılı bir başkan bulmuş.. Hem de seçimden seçime eline aldığı çanta ile Şavşatlı değil, Ardahanlı olduğunu yutturanlar gibi kendisini saklamadan diğer bir çantacının Şehr-i Emini olan Ardahan’da aslanlar gibi Ağrılı olduğunu anlata anlata..<br />
‘Hayırlı olsun Ağrılı, Serhat Ardahanspor Başkanı’ dediğim çantacı pardon Ağrılı hemşerime bende Ahmaklık yapmadan hele hele pusuya yatmış birileri gibi ‘Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez’ demeden kendisine bazı tavsiyelerde bulunup, ligin sonuna kadar da Ahmaklık edip, kendisine dokunmamaya gayret edip, ‘Ardahan adına bana ne düşerse başım üzerine..’ diyeceğim.<br />
Bir..<br />
Başını yere koymayacağını düşündüğüm ve uzaktan yakından hiç tanımadığım ve Ardahanlı olmayan sayın Ağrılı başkan öncelikle kadrona eskilerden bir değil, bir kırpıntıyı bile yanına, kenarına, ardına, önüne sakın alma..<br />
Bu arada, çantacı siyasilerimizi de bize hatırlatan sayın Ağrılı yeni başkanımızı çok üzmemek adına Ardahan’ı doğru dürüst görmeyen yada hiç gitmeyenlerin Ardahan Derneği, KAI denen derneklerin başkanlarının da çantacılar gibi Ardahanlı olmadığını bilenlerden olduğunu da hemen buraya, Ağrılı yeni başkanımız üzülmesin diye not düşeyim..<br />
İki..<br />
Bir defteri, bir arsası kayıp olan kulübün yönetimini ya kendin bizzat yönet yada yaşanan ekonomik sıkıntılar içinde zorda olan onca şirket gibi zorda olduğu söylenen kendi şirketinde çalışan bir kalfada olsa maaşlı müdür tut ve ondan ‘Ne harcadık, ne kazandık?’ diyerek günlük rapor iste..<br />
Üç..<br />
Falan sporcu çok iyi deyip, O futbolcunun, kulübünün haberi olmadan sana, futbolcu, antrenör, top toplayıcı pazarlayanların asıl işinin komisyonculuk olduğunu unutma..<br />
Dört..<br />
Rahmetli babamın O çok sevdiği ve kazandığını birileri gibi alıp, batıda yatırıma çevirmeyi akıl etmeden benden çok sevdiği Ardahan’ın en iyi Lokantasını işletirken ve o işten vazgeçince, ‘lokantayı niye kapatın?’ diye soranlara derdi ki;<br />
‘Bir kuzu but’un da 4 haşlama çıkıyor, birini Ahçı, birini işçi, diğerini piç bulaşıkçı yiyor bir tane kalıyor onu da içeri aç giren ve açlıktan tilki gibi zayıflamış olan yiyip, İspanyol boğası oluyor, gel de parayı al o zaman’ ondan lokantayı kapattım diyordu.<br />
Yani 22 yetmedi  bilemedin 27 boğaya baktığını unutma.. Ve bunların çoğu önce dana, sonra mozik, ardından tosun ve yedikleri, yiyecekleri Kaz butlarla İspanyol boğası olacaklarını unutma..<br />
Beş..<br />
Ve en önemlisi saçlarına vuracak jöle bulamayan ama senden benden daha şık giyinen, geçinen iyi niyetli kerizlerin sırtında yiyen içen ve statlarda, sahalarda çek, senet, borç, harç içinde olduğunu unutup, bir şeyler yapmaya çalışan sana, bana ana avrat küfür eden asıl boğaların çok bilenler olarak taraftar kılığına girdiklerini de bil ve unutma..<br />
Altı..<br />
Kısacası bugün sana dün gelen, giden hemen her başkana bunları anlattım. Ama başkanların, idarecilerin etraflarını saranların Kaz’ın ayağı gibi gözünü, kulaklarını kapattıklarından ve bizleri de takımdan uzak tutmak için her zamanki ayak oyunları ile, ‘Forma satalım, para toplayalım, kahvaltı verelim, yemek düzenleyelim’ diyerek takımı değil, başkanı hiç değil, asıl kendi çorbaları, kaz budlarının derdinde olduğunu ve bunların kimi gazeteci kılığına, kimileri spor sever, futbol bilen, kimileri çok iyi bilen hoca, kimileri ile sözde ileri gelen olduklarını da unutma..<br />
Ha bu arada, ‘Akılsız başın cezasını önce Ayaklar çeker..’ diyerek mevcut sporcularına güç vereceğini düşündüğün transferlerinden önce mevcutlara paralarını ve moral versen onlar alacağından daha iyi birer İspanyol boğası olurlar.. Ve yerel, ulusal basını da, kamuoyunu da eklemeyi, transfer etmeyi de unutma ve ele yola çık..<br />
Yada ‘Bu şirket, bu takım benim, sana ne kardeşim..’ de..<br />
Ve ağzında kürdanla, ‘Ankara benim, İstanbul yetmedi yatımın olduğu Bodrum, Muğla benim’ diyen ve Ahmak sandığı milletin parasıyla keyfe, siyasete hatta kırmızılılarla barlarda gezen, 4,5 yıldızlı otellerde yatan türkücüye yaptırdığın çöp kutuları gibi ol..<br />
Ve önce ki başkanlar gibi sende ya benim gibi iyi niyetle sana akıl veren bu Ahmak ne diyor, ‘Ahmak Ağrılı mı, Ardahanlı mı? diye sorarak, kız, küfür et..<br />
Yada onca Ardahanlı varken Ağır başlı Ağrılı başkanımız ol veya Ahmaklık, pardon elesine başkanlık etme ve paranı da markanın olduğu çöp tenekelerine atma..]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/agrili-mi-ardahanli-mi-ahmak/1052/</link>
<pubDate>Thu, 27 Nov 2025 20:48:24 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>SÜLEYMAN SOYLU&amp;#39;YA HAK VERDİRMEK!</title>
<description><![CDATA[Başta, bir gazeteci olarak haber kaçırmama stresi, ilk haber verme heyecanı olmak üzere 6 yıldır kesintisiz yayınladığımız, 'Gazetecilerle Gündem' adlı programımızın canlı olarak ekranlarında yayınlandığı TEMPO TV'ye konuk, konuklarla yapılacak program, 'reklamlarınızla yerelden ulusala özgür gazetecilik..' diyen gazetelerimize en iyi manşeti çekme gibi bir çok alana koşuşturmanın yanında daha yeni kongresini bitirdiğimiz ve yeni hedefler için hazırlıklar yaptığımız Ardahan Dernekler Federasyonu SARDAFED'in geride kalan kongresinin üzerimize eklediği stres ve yorgunluğu atlatma adına 'biraz dinleneyim' diyerek, erkenden uyuyup, kalktığımda günün ilk çalan telefonu ile şok oluyordum.<br />
Çünkü, gelen telefonda ki kızgın kadın sesi ile benimle hariç hemen herkesle fotoğraf çektirmekle sıkça eleştirilen ve bakanlığı döneminde kendisiyle fotoğraf çektirenler üzerinden yapılan eleştirilere cevap veren eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'yu bana hatırlatan ve sanki ona hak verdiren bir şikayet alıyordum.<br />
Evet rehberimde olmayan bir telefon numarasını açıp, 'Alo' dermez kendisinin dağı ve şeftalisi ile ünlü olan ve şu an Ardahanlı Salih Altun'un da vali yardımcısı, iş kadını Nurcan Özdemir'inde  olduğu ve benim havlusuna sarılmaktan zevk aldığım Bursa'dan aradığını ve benimle, Gürsel tekin ile, Kemal Kılıçdaroğlu ve daha niceleri ile bol bol fotoğraflar çektiren adı 'şimdilik' bende olan birinin kendilerini dolandırdığını söylüyordu.<br />
Nasıl yani deyince; “Ben sadece İçişleri Bakanlığı fotoğraf makinesiyle 2 milyon fotoğraf çektirmişim. Bizim arkadaşlarımızın tahminlerine göre (Gazeteci Fakir Yılmaz hariç) Türkiye’nin yedide biriyle fotoğraf çektirmişim” diyen Süleyman Soylu'ya yönelik onca eleştirilerimizin haksızlık olduğunu da düşünerek 'Vay be ben neymişim de haberim yokmuş.' diyordum.<br />
Çünkü, benimde aralarında olduğum şahsın benimle ve diğer gözle görülen isimler ve siyasilerle çektiği fotoğrafları bol bol sanalda paylaştığını, sonrada insanlarla ticari ilişkiler kurduğunu ve bu paylaşımları görenlerin, 'O olmazsa da yanındakiler adamdır, insandır, güvenilir isimlerdir..' diyerek güven ortamı yarattığını ve bunun sonucunda bu kişinin paylaştığı fotoğraflarımızla oluşturduğu güven ile dolandırıcılık yaptığını söyleyen hanımefendinin Mali Müşavir, tanınınmış, bilinen bir aşiret kızı olduğunu da öğreniyordum.<br />
Birincisi, benim fotoğrafımı bu şahısla görüp, 'güvenilir' ona değil, bana 'güvenilir insan' denmesi hoşuma gitti.. Teşekkürler..<br />
İkincisi benimle fotoğraf çekilenin, benim haberi olmadan girilen ticarette benim ne suçum olabilir?.. Özür..<br />
Üçüncüsü; Bu adı bende 'şimdilik' saklı olan şahsın aynı zamanda da Ardahan'ın, Ardahanlının adını yerle bir ettiğine üzülüyordum.<br />
Dördüncü; 'Sizlerle paylaştığı fotoğraflarla yarattığı güven ortamı ile bizi dolandırdı..' diyen hanımefendinin telefonunu kapatmadan dolandırıcılıkla suçlanan hemşerimi diğer telefonla arayıp, hanımefendide duyacak şekilde hoparlörü açarak, 'Abi beni bir vatandaş aradı şu an diğer telde ve senin onları dolandırdığını iddia ediyor' der, demez oda bana 'Yok yalan ediyor, seni birazdan arayacağım' deyip bu yazı yazılırken geçen 5 saatle bana geri dönmemesi ile bunalan midem bu kez kusmamak için direniyordu..<br />
Evet, AKP’li eski İçişleri Bakanı, şu an yeni bir süreç adıyla sık sık görüşülen, 'PKK'lıların mekap numarasını biliyoruz..' diyen Süleyman Soylu'nun “Ben sadece İçişleri Bakanlığı fotoğraf makinesiyle 2 milyon fotoğraf çektirmişim. Bizim arkadaşlarımızın tahminlerine göre Türkiye’nin yedide biriyle fotoğraf çektirmişim” derken kendisiyle yada benimle fotoğraf çekilip, ardından yaptığı paylaşımlarla yasa dışı işler, dolandırıcılık yapanlar, hatta katil olanlardan 'Peki ikimizin ne günahı var?' dedirten bu durumu birde siz değerlendirin..<br />
Ben de, 'Ben ve onca siyasi ve tanına yüz ile çektiği fotoğraflarla güven verip, dolandırıcılık yapıyor..' deneni 'erdemli mi, erdemsiz mi?' diye araştırıp, kamuoyuna açıklamak için gereken bilgi ve belgeleri almaya, bulmaya çalışacağım ve bu yaşanan ilginç durumun, 'Acaba Süleyman Soylu'ya hak verdirmek mi?' diye bakacağım..]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/suleyman-soyluya-hak-verdirmek/1051/</link>
<pubDate>Wed, 26 Nov 2025 18:39:47 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ASLINDA HEPİMİZ BİRER MANDIRA FİLOZOFUYUZ.. </title>
<description><![CDATA[<br />
<br />
Yazıma başlamadan önce geçtiğimiz günler içinde başkanlığını aldığım, Serhat Ardahan Dernekler Federasyonu, SARDAFED’in kongresi için uğradığım bir dostumun işlettiği cafe türü iş yerini devir edeceğini ve bu konuda iş çevresini az çok tanıdığını düşündüğü benden yardım istemesi üzerine, bende kendimce ‘Falan dostumun firmasının markasını taşıyan levhası buraya yakışır..’ diye düşündüğüm dostlar arasında olan dostlarla yaptığım onca telefon görüşmesi ardından diğer bir dostuma yazdığım bir mesajla güne ve yazıma başlamak isterim.<br />
Çünkü, o görüşme ardından işletmesini yaptığı işyerini devir edeceğini söyleyen ama iş yoğunluğundan olduğunu düşündüğüm yoğunluğu dolaysıyla benden istenen bilgileri bana geç ulaştırmayı unutan dosta bu kez telefonla dönüyor sonra ondan aldığım bilgileri devir edilmesi düşünülen iş yerine levhasını asmasını iyi olacağını kendime dert edip, samimice bir düşünce ile iş yerini devir etmek isteyenden daha yoğun olduğunu bildiğim diğer bir dostuma, iş yerini devir etmek isteyen dostumdan gelen mesajla birlikte atıyordum.<br />
<br />
Yani hepimizin içinde olduğu keşmekeşle dün dediğini, yediğini bir saat, hatta 5 dakika sonra unutan bizleri bana ve hepimize bir kez daha hatırlatan durumu anlamanız, anlamamız için  bir yazı yazmaya hazırlanırken güne önce aşağıda ki mesajlarla güne başlıyordum.<br />
Ve ilk mesajımı iş yerini devir edeceğini ve benden yardım isteyen dosta yazıyor, ‘Falan bey.. Abi sanırım unuttun istediğim bilgiler gelmedi ve senin için görüştüğüm Falan beyin karşısında yalancı duruma düşmek üzereyim..’ diyordum..<br />
Ve ‘Fakir özür iş yoğunluğundan unuttum..’ deyip, diğer dostça benden istenen bilgileri bana yine mesaj yoluyla atan dosttan gelen bilgileri alıp, haberlerimi okutmak için sık sık haber linklerimi attığımdan dolayı beni engellediğini bana, daha önceki bir görüşmemde, ‘Çok yoğunum, onca mesaj geliyor, yoruyor..’ diyerek şakada olsa sitem eden ama yanına her gittiğimde haberlerimi, yorumlarımı okuduğunu da kendisiyle yaptığımız sohbette anladığım, algıladığımı da hatırlayıp, baba dostunun oğlu dostumun WhatsApp’ına değil, abisine mesaj atıyordum..<br />
Ve kendisi kadar yoğun olan dostumun abisine; ‘Abi Merhaba.. Senden önce patronla telefonda dün görüştüm.. Onun istediği resim ve konum bu.. İstanbul Mecidiyeköy’de inşaatı yapılırken onca işçinin Asansör düşmesi sonucu öldüğünün unutulduğu gökdelenlerin dikildiği eski Galatasaray stadyumunun yanı başında ki yer bu..<br />
Ve iktidara yakın 5’linin arasında bulunanların yaptığı söylenen o gökdelenlerin hemen yanında yapılan Galatasaray Otelinin olduğu ana cadde de 3 katlı ve marka olan firmanızın levhasını en güzel şekilde temsil edecek konumda olan bir yer.. Ve devir edecek..<br />
İşletmesi Ardahanlı olan ama yer sahibi kendisi mi değil mi bilmediğim burayı devir ediyor. Ve bende telefonda MANDIRA FİLOZOFU filmine başrolü oyuncularından  olduğunu düşündüğüm patrona telefon açtım kendisine anlattım.. Oda ilgililere baktırmak için benden yer konumu ve resim istedi..<br />
Şirketinizin yönetiminde olan senin de ilgileneceğini düşünerek bunları, bu mesajımla kendisine, yani patrona ulaştırırsan sevinirim.. Filan isimli hemşerim ‘Bana birini bul, burayı devir edeceğim’ deyince sizin firmanızın orada olması gerekir ve sizin burayla ilgileneceğinizi düşünerek bu mesajı sana ve patrona  yazdım. saygılar.. Fakir Yılmaz Gazeteci’ diyerek, kendilerine devir edilmesini düşündüğüm iş yerine levhasını asmasını umduğum diğer dostumun abisine yazıyordum.<br />
Ve onun da Mandıra Filozofu’ filminin aktörlerinden olduğunu bildiğimden kendisinden ne ‘Tamam’ ne ‘teşekkür’ diye bir mesaj bile alamıyordum..<br />
Bu arada, ‘yeni çay yaptım içer misin?’ diyen ve ‘İçerim, içmem’ demeden ve beni beklemeden kulplu bardağa çayı, ‘Ütüm kaldı’ diyerek al acele dolduran hanıma dönüp, yaşanan durumu anlatıp, içinde olduğum hayatın keşmekeşliğinin birlikte gülüp, geçerken konuyla ilgili yazmayı düşündüğüm yazımın keşmekeşli gündemden etkilenmemesi için günün son dakika haberlerine bakmadan,  izlemeden yazmaya başlıyordum.<br />
Ve zaman zaman çıktığım yoldan saparak yaptığım görüntülü haberlerimde, ‘Gazeteci yine yoldan çıktı.. Sizde benim gibi arada bir de olsa yoldan çıkın..’ derken ne kadar haklı olduğumu bir kez daha anlayıp, hem o dostlara, hem size hem de kendime bir kez daha acıdım..<br />
Buna neden ise; Yeniden başlayan stresi bir günün daha keşmekeşi içinde yazımı, haberlerimi yazmak, gelen telefonlara cevap vermek, aramam gerekenleri aramak için güne başlamaya hazırlanırken aslından dün geceyi de boş verip, erkenden uyuduğumu ve bir hayli dinç uyanmanın enerjisiyle başına geçtiğim bilgisayarımda önüme düşen ‘Mandıra Filozofu’ isimli youTube videosu aracılığı ile uzun süredir gitmediğim, gidemediğiniz sinema filmlerinden olan filmi birlikte izlemek için yanıma çağırdığım eşimle birlikte sabah sabah gerçek hayatı yaşayamadığımızı anlamamdı..<br />
Evet, tik, tok diyerek ses veren ve art arda gelen WhatsAAp mesajlarının, ‘kimden acaba?’ diyerek kulak kabartan eşimin, yerlerini, oynattıkları filmlerin adlarını unuttuğumuz sinemadaymışız gibi yanımda oturup, birlikte izlediği ‘Mandıra Filozofu’ adlı sinema filmi aslında hepimizin yaşamak istediği ama başta para olmak üzere bir çok konuyu dert edip, hızla gelip, geçen ve bir sabah selâh ile sonuçlanacak olan, iki metrelik toprağın beklediği hayatımızı bitiren gerçek yaşamın bir filimiydi..<br />
Çünkü, ‘olmazsa yaşamın tadı olamaz’ denen paraya karşı olan ‘Mandıra Filozofu’ adlı sinema filmin başaktörü Mustafa Ali, çoğumuzun yoldan çıkıp gidip, oncasının etrafımızda, yakınımızda olmalarına karşın gidip, göremediği ve gerçek hayata yaşam veren etrafımızda ki doğa gibi her geçen gün biraz daha betonlaştığı Muğla’nın Milas ilçesine bağlı bulunan Çökertme köyünde, şehir hayatından uzak yaşamanın asıl hayat olduğunu anlatan ‘Mandıra Filozofu’ adlı sinema filminin başaktörlerinin Müfit Can Saçıntı ile Rasim Öztekin değil, hepimizdik..<br />
<br />
Yavuz Bahadıroğlu‘nun, ‘Keşmekeş’ adlı kitabında yaşayabilmek için doğanın verdiği imkânların yeterli olduğunun felsefesini unutup, başta İstanbul’da olmak üzere hayatı özünden kopararak yaşandı sanılan sarsıntının enkazı enkaz altında kalanların yahut kurtulanların hikayesi dediği keşmekeş için de yaşamı unuttuğumuzu farkına varamadığımız kentlerden biri olan İstanbul’da yaşayan zengin iş adamı Cavit’in, Mustafa Ali’nin arazisini alarak otel yapmak istemesi ile Mustafa Ali’nin bize anlatmaya çalıştığı gerçek hayatın para olmadığını beyaz perdeye aktaran ‘Mandıra Filozofu’ adlı sinema filmi aslında hepimizin birer Mandıra Filozofu olması gerektiğini de bizlere hatırlatıyordu..<br />
Ve Kuzeni Şükrü’nün aşık olduğu kız Gülşah ile evlenebilmek için Gülşah’ın babasının önlerinde bulunan yerde ki cenazenin olduğu evde kızını işsiz dediği birisine vermeyeceğini, kızının yerine damat adayından minibüs istemesi sebebiyle Mustafa Ali’nin ortak olan arazinin satılmasını istemesi bizlerin paylaşamadığı ama aslında sonuçta bir, iki karış toprakla sonuçlanacak olan miraslar yüzünden açılan davaları da hatırlatan ‘Mandıra Filozofu’ adlı sinema filmini komedi diyerek izlerken, kendi halimize ağlamamız gerektiğini de düşündürüyordu.<br />
Uzun yıllardır yoğun iş temposunda çalışan, toplantılardan çıkmayan zengin ve türkücü başkanımızın Özel yatı gibi her türlü imkana sahip birisi olan filimin diğer başaktörü Cavit bey’in ne doğru düzgün tatil yapabildiğini ne de hayatın tadını çıkarabildiğini anlatmaya çalıştığını da beynimize işleten ‘Mandıra Filozofu’ adlı sinema filmin de asıl gülünecek olanın Cavit beyin eşi diye rol alan sanatçının kendisine devamlı diyet yaptırması ve arkadaşı, çevresiyle eşi Cavit beyin kazandıklarını keyifle yemesidir..<br />
Yani, ‘Sen çalış, çırpın, al, biriktir, yap, taş üzerine taş koyayım..’ diye kendini paralarken ‘kazandım’ diye topladıklarının bir kefen bezi kadar değerli olduğunu anlatır sizin de kendi hayatınızın filmi olarak değerlendireceğini ve ben ne yapıyorum bugünün dün olmaya çok az kaldığını hatırlatacak diye düşündüğüm, ‘Mandıra Filozofu’ adlı sinema filmi..<br />
Ve Mustafa Ali (Müfit Can Saçıntı) en sonunda Cavit bey’i (Rasim Öztekin) i zorda olsa ikna edip yani hepimizin yaşadığı o keşmekeşli yoldan çıkardığı ve kendisi gibi şehirden uzak yaşayabilmek için doğanın ve o çok abarttığımız hayat keşmekeşinin bir iki küçük çaba ile daha güzel olacağını anlatıyordu, ‘Mandıra Filozofu’ adlı sinema filmi..<br />
Ve içine girip, tıkandığımız o yoldan çıktığımız takdirde o çıktığımız yolun bizi yormayacak, hayatı tattıracak olan çabanın verdiği imkânların yeterli olduğu felsefesini unuttuğumuzu anlatmak içindi ‘Mandıra Filozofu’ adlı sinema filmi..<br />
<br />
Haydi o zaman her gün girdiğimiz, tükenip, bittiğimiz şu yol vermeyen keşmekeş hale soktuğumuz hayatın trafiğinden çıkıp, yani benim haberlerimi yaptığım esnada dediğim gibi sizde bugün gecikmeden şu içinde çıkılmaz olan yoldan çıkıp, hemen sağımız yada solumuzda bulunan ve Çökertme köyüne, köylerine, doğaya, güzel yaşama giden yola girin..<br />
Ve o çıktığınız yolda yeni ve daha anlamlı bir hayatın sürülebileceğini anlamak için ‘Mandıra Filozofu’ adlı sinema filminin baş aktörü olmayı bir deneyin, deneyelim.. Çünkü bugünde dün olmaya ve betonlaştırdığımız doğada yer kalmadığından bir değil, bir kaçımızın aynı yerde üst üstte uzatıldığımız Zincirlikuyu’ya az kaldı..]]></description>
<author>Fakir  Yılmaz</author>
<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yazarlar/fakir-yilmaz/aslinda-hepimiz-birer-mandira-filozofuyuz/1050/</link>
<pubDate>Tue, 25 Nov 2025 16:20:58 +0300</pubDate>
</item></channel>
</rss>