<?xml version="1.0"?>
         <rss version="2.0"> 
         <channel>
         <title>SAĞLIK</title>
         <link>https://www.egemetropolgazetesi.com/saglik/</link>
         <description></description><item>
			<title>Çin&#39;de yeni yarasa virüsü keşfedildi: Covid-19 ile benzer özelliklere sahip</title>
			<description><![CDATA[Çin'de, Covid-19 pandemisine neden olana benzer şekilde, hayvandan insana bulaşma riski taşıyan yeni bir yarasa koronavirüsü keşfedildi.

]]></description>
		    <news><![CDATA[Çinli bilim insanları, Covid-19’a yol açan SARS-CoV-2 ile benzer özellikler taşıyan yeni bir yarasa koronavirüsü keşfetti. 

"HKU5-CoV-2" adı verilen bu virüsün, insan hücrelerine tutunmasını sağlayan "ACE2" reseptörüne bağlanabildiği tespit edildi. Bu durum, virüsün insanlara bulaşma potansiyeli taşıyabileceği anlamına geliyor.

Yeni virüs, koronavirüsler üzerine yaptığı çalışmalarla “Yarasa Kadın” olarak tanınan Çinli virolog Shi Zhengli liderliğindeki bir ekip tarafından keşfedildi. Shi Zhengli, Wuhan Viroloji Enstitüsü'nde yaptığı araştırmalarla biliniyor.

Araştırmaya göre HKU5-CoV-2, "Ortadoğu Solunum Sendromu"na (MERS) neden olan virüsle aynı alt gruba (merbecovirus) ait. Bilim insanları, laboratuvar testlerinde bu yeni virüsün insan hücre kültürlerini enfekte edebildiğini gözlemledi. Bu bulgu, virüsün insanlara bulaşma ihtimali taşıdığını gösteriyor.

İNSANLAR İÇİN RİSK TAŞIYOR MU?

Bilim insanları, HKU5-CoV-2'nin doğrudan insanlara bulaşıp bulaşamayacağını veya ara konaklar aracılığıyla yayılıp yayılmayacağını araştırmaya devam ediyor. Şu an için virüsün insanlarda bir hastalığa neden olup olmayacağı bilinmiyor. Ancak yapılan analizler, virüsün ACE2 reseptörüne bağlanma konusunda daha iyi bir adaptasyona sahip olduğunu ortaya koyuyor.

Çalışmada, şu ifadelere yer verildi:

“Filogenetik olarak MERS-CoV ile akraba olan yarasa merbecovirüsleri, doğrudan bulaşma veya ara konaklar yoluyla insanlara yayılma riski taşımaktadır. Bu keşif, yarasalarda insan ACE2 reseptörünü etkili bir şekilde kullanabilen farklı bir HKU5-CoV soyunu ortaya koymaktadır ve olası zoonotik risklerin altını çizmektedir.”

YENİ BİR PANDEMİ ENDİŞESİ VAR MI?

Uzmanlar, HKU5-CoV-2’nin potansiyel bulaşıcılık riskinin daha fazla araştırılması gerektiğini belirtiyor. Ancak şu an için virüsün insanlara kolayca bulaştığına dair kesin bir kanıt bulunmuyor.

Daha önce SARS-CoV ve SARS-CoV-2 gibi koronavirüslerin hayvanlardan insanlara sıçrayarak küresel salgınlara neden olduğu göz önüne alındığında, bu tür keşiflerin erken uyarı sistemleri açısından büyük önem taşıdığı vurgulanıyor.

Bilim insanları, virüsün genetik yapısını ve insana bulaşma potansiyelini daha iyi anlamak için çalışmalarına devam ediyor.

 
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2025/02/cin-de-yeni-yarasa-virusu-kesfedildi-covid-19-ile-benzer-ozelliklere-sahip.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2025/02/cin-de-yeni-yarasa-virusu-kesfedildi-covid-19-ile-benzer-ozelliklere-sahip_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/cin-de-yeni-yarasa-virusu-kesfedildi-covid-19-ile-benzer-ozelliklere-sahip/39716/</link>
			<pubDate>Sat, 22 Feb 2025 16:49:17 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yenidoğan davasında ara karar: 7 sanığın tutuklanmasına karar verildi</title>
			<description><![CDATA[Yenidoğan Çetesi davasında ara karar açıklandı. Mahkeme heyeti, duruşmada olan 3 tutuksuz sanığın tutuklanmasına, duruşmada olmayan 4 tutuksuz sanık hakkında ise tutuklanmalarına yönelik yakalama kararı çıkarılmasına karar verdi. Duruşma 13 Ocak 2025'e ertelendi.

]]></description>
		    <news><![CDATA[İstanbul'da, ihmal sonucu 10 bebeğin ölümüne neden oldukları ve SGK'yı dolandırdıkları iddiasıyla 22'si tutuklu 47 sanığın yargılandığı Yenidoğan Çetesi davasının 13'üncü gününde ara karar açıklandı. Bakırköy 22. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya tutuklu ve tutuksuz sanıklar ile tarafların avukatları katıldı.

Dün açıklanan ara mütalaaya karşı savunma yapan sanık avukatları, mütalaaya katılmadıklarını söyledi. Tutuklu sanıkların avukatları, müvekkilleri hakkında dosyada somut delil bulunmadığını savunarak, tahliyelerine karar verilmesini talep etti. Haklarında 'derhal tutuklanma' talebi bulunan tutuksuz sanıkların avukatları ise savcının bu talebine itiraz ettikleri, müvekkillerinin atılı suçları işlemediklerini belirtti. Haklarında 'kara para aklama' suçundan suç duyurusunda bulunulması talep edilen malen sorumlu hastanelerin avukatları da bu talebe itiraz etti.

ARA KARAR 13'ÜNCÜ GÜNDE AÇIKLANDI

Tüm sanıkların avukatları, savcının ara mütalaasına karşı savunmalarının tamamlanmasının ardından ara karar açıklandı. Kararda, müştekilerin davaya katılma taleplerinin kabul edilmesine karar veren mahkeme heyeti, suçtan zarar görme ihtimaline karşın SGK, Aile Ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’nın davaya katılma talepleri kabul edilmesine karar verildi. Heyet, STK'lar, Barolar ve siyasi partilerin katılma taleplerini ise reddetti.

TUTUKSUZ 7 SANIK İÇİN TUTUKLAMA KARARI

Tüm tutuklu sanıkların tutukluluk halinin devamına karar veren heyet, 7 tutuksuz sanığın tutuklanmasına karar verdi. Duruşmada bulunan 3 tutuksuz sanıktan Birinci Hastanesinin Sahibi Ali Aksu, Güney Hastanesi Mesul Müdürü Ali Dirik, TRG Hastanesi İdari Müdürü Murat Mantuş, doktorlar Şeyhmus Çelik ile Mehmet Gürül, hemşireler Serenay Şenkalaycı ile Ceren Hatice Kırım'ın tutuklanmasına karar verdi.

4 FİRARİ SANIK HAKKINDA YAKALAMA

Sanıklar Mehmet Gürül, Murat Mantuş ve Şeyhmus Çelik duruşma salonunda tutuklanırken, duruşmada bulunmayan sanıklar Ali Aksu, Ali Dirik, Serenay Şenkalaycı ve Ceren Hatice Kırım hakkında tutuklanmalarına yönelik yakalama kararı çıkarıldı.

Mahkeme, ara mütalaada tutuklanmaları talep edilen Renginar Molla ile Mustafa ve Medilife Hastanesi sekreteri Sümeyye Özdemir'in tutuklanmaları talebini reddederek, haklarındaki adli kontrol tedbirlerinin yeterli olacağına karar verdi.

7 KİŞİ HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULDU

Silivri Kolon Hastanesi Mesul Müdürü Bener, Çorlu Reyap Hastanesi mesul müdürü İbrahim Oktay, Hilda Keykubat, Zeki Ötünç, Serenay Şenkalaycı, Songül Kaloğlu ve Halis Yılmaz hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verildi.

12 HASTANE VE ŞİRKET HAKKINDA SUÇ DUYURUSU

Ayrıca malen sorumlu şirket ve hastaneler hakkında 'suç gelirlerini aklama' suçundan suç duyurusunda bulunulmasına karar verildi. O şirket ve hastaneler şöyle: Beylikdüzü Medilife Hastanesi'nin bağlı olduğu Yonca Sağlık Hizmetleri, Birinci Hastanesi'nin bağlı olduğu Beymed Sağlık, Güney Hastanesi'nin bağlı olduğu Güney Sağlık Hizmetleri şirketi, Çorlu Reyap Hastanesi'nin bağlı olduğu Reyap Medikal Hizmetleri şirketi, Bağcılar Medilife Hastanesi'nin bağlı olduğu Medilife Sağlık Hizmetleri şirketi, TRG Hospitalist'in bağlı olduğu Bağcılar Sağlık Hizmetleri şirketi, Avcılar Hospital'in bağlı olduğu Akabe Sağlık Tesisleri şirketi, Silivri Kolan Hastanesi'nin bağlı olduğu Vital Fors Sağlık Hizmetleri Bilgisayar ve Elektronik şirketi, Çzel İstanbul Reyap Hastanesi'nin bağlı olduğu Reyap Sağlık Hizmetleri şirketi, Özel İstanbul Şafak Hastanesi'nin bağlı olduğu Özel İstanbul Şafak Sağlık Hizmetleri şirketi, Medisense Sağlık Hizmetleri şirketi ve GMZ Sağlık Hizmetleri şirketi.

Duruşma 13 Ocak 2025'e ertelendi. (Cumhuriyet)
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2024/12/yenidogan-davasinda-ara-karar-7-sanigin-tutuklanmasina-karar-verildi.png</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2024/12/yenidogan-davasinda-ara-karar-7-sanigin-tutuklanmasina-karar-verildi_t.png</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yenidogan-davasinda-ara-karar-7-sanigin-tutuklanmasina-karar-verildi/39561/</link>
			<pubDate>Thu, 05 Dec 2024 10:18:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Bir sigara grubuna daha zam geldi</title>
			<description><![CDATA[Tekel Bayileri Yardımlaşma Derneği (TBYD) Başkanı Erol Dündar, JTI sigara grubuna da 3 TL zam geldiğini açıkladı.

]]></description>
		    <news><![CDATA[Dündar sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımında, "JTI sigara gurubuna da 3 TL zam geldi. Zam yağmuru devam ediyor" diye yazdı.

Yeni zamla birlikte JTI grubunun en pahalı sigarası 70 TL, en ucuzu ise 58 lira oldu. Geçtiğimiz günlerde de Philip Morris (PM) grubuna zam gelmişti. Sigara grubunun en pahalı sigarası 70 TL, en ucuzu ise 63 lira olmuştu.

Geçen ay birçok sigara grubuna zam yapılmıştı.

BAT sigara grubunun en pahalı sigarası 72 TL, en ucuzu 56 lira; TT sigara grubunun en pahalı sigarası 62 TL, en ucuzu 50 lira; Winston grubunun en pahalı sigarası 69 TL, en ucuzu ise 58 lira olmuştu.
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2024/05/bir-sigara-grubuna-daha-zam-geldi.png</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2024/05/bir-sigara-grubuna-daha-zam-geldi_t.png</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/bir-sigara-grubuna-daha-zam-geldi/38892/</link>
			<pubDate>Tue, 07 May 2024 13:05:22 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Sempozyumda Göz İçi Lenslerindeki Son Gelişmeler Konuşuldu</title>
			<description><![CDATA[Kaşkaloğlu Göz Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, Türk Oftalmoloji Derneği’nin bu yıl Adana Hilton Otel'de gerçekleştirdiği sempozyumda göz içi lenslerindeki gelişmeler hakkında sunum yaptı.

]]></description>
		    <news><![CDATA[Gelişen teknolojiyle birlikte katarakt ve mercek değişim ameliyatlarında kullanılan göz içi lenslerde da gelişmeler olduğunu belirten Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, yeni teknolojiyle üretilen EDOF lensler hakkında bilgiler verdi.

 

Doç. Dr. Asena: “Son yıllarda yaygın olarak kullanılan ve halk arasında akıllı lens olarak bilinen trifokal lenslere seçenek olan bu yeni teknoloji lenslere EDOF (genişletilmiş odak derinliği) lensler deniyor. Trifokal lensler doğru gözlere uygulandığında çok başarılı sonuçlar veriyor. Ancak her göz yapısına uygun değiller. Günümüzde dünyada gözlüksüzlük talebi çok arttı. Bu beklentiler lens teknolojisindeki gelişmeler ile karşılanmaya çalışılıyor” diye konuştu.

 

YENİ TEKNOLOJİ LENSLER AVANTAJ SAĞLIYOR

 

EDOF göz içi lenslerinin, gözlük kullanımını minimale indirmek için geliştirildiğini kaydeden Doç. Dr. Bilgehan Sezgin Asena, bu lenslerin Trifokal lenslere göre göze daha uyumlu olduğunu daha geniş bir kapsama ve uygulama alanı bulunduğunu belirtti.

 

Doç. Dr. Asena, şu bilgileri verdi: “EDOF Lensler, gece görüş ve sürüş kalitesi açısından avantajlı. 45-50 li yaşlardan itibaren kataraktı olan, numaraları yüksek olan, gözlük kullanmak istemeyen kişiler bu lensler için aday. Tabii ayrıntılı muayene ile değerlendirme yapılmalı. Gözlük kullanmak istenmiyorsa hangi lensin daha uygun olacağına karar verilmeli. Burada kişinin mesleği, yaşam şekli, kişilik özelliklerini de dikkate alarak en doğru seçimin ne olacağına karar veriyoruz. Teknolojinin giderek daha çok seçenek sunması çok iyi gelişmeler. Ancak bu gelişmeler biz hekimlerin kendi alanlarındaki yenilikleri takip etmesi, öğrenmesi sorumluluğunu beraberinde getiriyor. Katarakt ve refraksiyon cerrahisi (numara düzeltme cerrahileri) alanındaki gelişmeleri, deneyimlerimizi meslektaşlarımız ile paylaşmak her zaman çok eğitici ve yararlı. Sonuçta hepimiz hastalarımız için en iyisini hedefliyoruz
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2024/03/sempozyumda-goz-ici-lenslerindeki-son-gelismeler-konusuldu.jpeg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2024/03/sempozyumda-goz-ici-lenslerindeki-son-gelismeler-konusuldu_t.jpeg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/sempozyumda-goz-ici-lenslerindeki-son-gelismeler-konusuldu/38508/</link>
			<pubDate>Wed, 13 Mar 2024 11:20:46 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yeni kabus: Alaskapox virüsü! İlk ölüm gerçekleşti</title>
			<description><![CDATA[Alaska’da yaşamını sürdüren yaşlı bir adam, Alaskapox virüsüne yakalandıktan sonra ölen ilk kişi olarak kayıtlara geçti. Sky News’in haberine göre yetkililer, yaşlı adamın virüse yakalanma kaynağının belirsiz olduğunu söyledi. Ancak ölen yaşlı adamın evinde başıboş olan bir kediyi beslediğini ve kedinin kendisini tımaladığını, tırmalanma sonucunda bulaşmaya neden olduğunu bildirdi.
]]></description>
		    <news><![CDATA[Alaska'da yaşayan yaşlı bir adam, yakın zamanda keşfedilen viral bir hastalık olan Alaskapox'a yakalandıktan sonra ölen ilk kişi oldu. Yetkililer, eyaletin güneyindeki Kenai Yarımadası'nda yaşayan adamın ocak ayı sonlarında hastanede tedavi altındayken öldüğünü doğruladı. Bakanlık, adamın uyuşturucu kullanımı sebebiyle zayıflamış bir bağışıklık sistemi geçmişine sahip olduğunu ve bunun muhtemelen hastalığının ciddiyetine katkıda bulunduğunu ekledi.



Alaska'da yaşayan yaşlı bir adam, yakın zamanda keşfedilen viral bir hastalık olan Alaskapox'a yakalandıktan sonra ölen ilk kişi oldu. Yetkililer, eyaletin güneyindeki Kenai Yarımadası'nda yaşayan adamın ocak ayı sonlarında hastanede tedavi altındayken öldüğünü doğruladı. Bakanlık, adamın uyuşturucu kullanımı sebebiyle zayıflamış bir bağışıklık sistemi geçmişine sahip olduğunu ve bunun muhtemelen hastalığının ciddiyetine katkıda bulunduğunu ekledi.

Kurban, bildirilen yedi Alaskapox enfeksiyonundan biriydi; ilki 2015 yılında lokal döküntü ve şişmiş lenf düğümlerinden muzdarip bir yetişkinde tespit edildi. Fairbanks bölgesinden de virüs teşhisi konulan önceki hastaların tümü tedaviye ihtiyaç duymadı ve hafif enfeksiyonlar yaşadı.



Alaskapox veya AKPV, çift sarmallı bir DNA virüsüdür ve yetkililer bunun zoonotik göründüğünü, esas olarak Alaska'nın eyalet memelileri arasında dolaştığını ve ara sıra insanlara bulaştığını söylemektedir. Semptomlar bir veya daha fazla cilt lezyonunu, şişmiş lenf düğümlerini ve kas ağrısını içeriyordu.

Adam, eylül ayında koltuk altında kırmızı bir şişlik fark etti ve antibiyotik tedavisi gördü, ancak yorgunluk hissettikçe ve bölgede ve omuzda ağrı arttıkça semptomları kötüleşti. Vaka raporunda, sağ kolunun hareket kabiliyetinin etkilenmesinin ardından adamın bir hastaneye nakledildiği ve burada çiçek benzeri lezyonlar da dahil olmak üzere başka semptomlar bildirdiği belirtildi. Tedaviden bir hafta sonra durumu iyileşirken, kısa süre sonra yara iyileşmesinde gecikme, solunum ve böbrek yetmezliği nedeniyle ölümle sonuçlanacaktı.



Bültene göre adam, damar yolu ilaçlarıyla tedaviden yaklaşık bir hafta sonra iyileşmeye başladı ancak böbrek yetmezliği ve diğer sistemik düşüşler yaşadıktan sonra ocak ayı sonlarında öldü. Raporda, APKV'nin küçük memelilerde yaygın yayılımı nedeniyle sağlık görevlileri arasında "eyalet çapında artan farkındalığı" hak ettiği belirtildi.

Alaskapox'tan şüphelenilen kişilere, lezyonlara dokunmaktan kaçınması, onları kuru ve kapalı tutması ve el hijyenine dikkat etmeleri gerektiği önerildi.
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2024/02/yeni-kabus-alaskapox-virusu-ilk-olum-gerceklesti.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2024/02/yeni-kabus-alaskapox-virusu-ilk-olum-gerceklesti_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yeni-kabus-alaskapox-virusu-ilk-olum-gerceklesti/38198/</link>
			<pubDate>Mon, 12 Feb 2024 18:06:06 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kuş gribi mutasyona uğradı! Bir kadın hayatını kaybetti</title>
			<description><![CDATA[Çin’de kuş gribine yakalanan bir kadın yaşamını yitirdi. İnsandan insana bulaşma riskinin düşük olduğunu belirten uzmanlar, ‘’ Birçok türden hem çiftlik hem de yabani kuşların büyük popülasyonlarına sahip. Uzmanlara göre bu durum, kuş virüslerinin karışması ve mutasyona uğraması için ideal bir ortam oluşturuyor.’’ dedi.
]]></description>
		    <news><![CDATA[Çin'in Anhui eyaletinde yaşayan 63 yaşındaki kadının altta yatan sağlık sorunları ile birlikte 30 Kasım'da öksürük, boğaz ağrısı, ateş ve diğer semptomlar da görülmeye başladı. Ulusal Hastalık Kontrol ve Önleme İdaresi tarafından yapılan açıklamada, kadının öldüğü bildirilirken yakın temasa geçen kişilerin taramalarının negatif olduğu ve şüpheli vaka bulunamadığı da söyledi.

Yetkililerin açıklamasında, virüsün tüm genom dizisi analizlerinin “H10N5” virüsünün kuş kökenli olduğunu ve “kuştan insanlara epizodik bir türler arası bulaşma” olduğu belirtildi.

Uzmanlar, “Virüsün insanları enfekte etme riski düşüktür ve insandan insana bulaşma gerçekleşmemiştir” diye ekledi.

Çin, birçok türden hem çiftlik hem de yabani kuşların büyük popülasyonlarına sahip. Uzmanlara göre bu durum, kuş virüslerinin karışması ve mutasyona uğraması için ideal bir ortam oluşturuyor.
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2024/01/kus-gribi-mutasyona-ugradi-bir-kadin-hayatini-kaybetti.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2024/01/kus-gribi-mutasyona-ugradi-bir-kadin-hayatini-kaybetti_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/kus-gribi-mutasyona-ugradi-bir-kadin-hayatini-kaybetti/38060/</link>
			<pubDate>Wed, 31 Jan 2024 14:24:38 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Doktorlar bunu bilmenizi istemiyor: Öksürüğü anında kesiyor! Etkisine şaşıracaksınız</title>
			<description><![CDATA[Öksürük, günlük yaşantımızı etkileyen ve diksiyonumuzu bozan rahatsız edici bir durumdur. Öksürüğü hızlıca durduran bu tarif sizi öksürükten kurtaracak. İşte doktorların bilmenizi istemediği öksürük kesici tarif…
]]></description>
		    <news><![CDATA[Öksürük, günlük yaşantımızı etkileyen ve diksiyonumuzu bozan rahatsız edici bir durumdur. Anında öksürüğü kesen tarif, doğal ve basit malzemelerle evde hazırlanabiliyor. Şaşırtıcı etkisi olan bu tarif, öksürüğü anında kesiyor.

 

ÖKSÜRÜK KESEN ETKİLİ TARİF

 

MALZEMELER:


	1 adet portakal veya mandalina
	1 yemek kaşığı kadar toz şeker
	Kaynar su


 



 

YAPILIŞI:

 

İlk olarak 1 portakal yada mandalinayı ikiye kesin. Kesilmiş meyvenize biraz şeker ekleyip kaynatıp suyunu salana kadar dinlendirin. Meyvenin orta kısmında biriken Bu suyu hem siz hem çocuğunuz gönül rahatlığıyla içebilir.
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/12/doktorlar-bunu-bilmenizi-istemiyor-oksurugu-aninda-kesiyor-etkisine-sasiracaksiniz.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/12/doktorlar-bunu-bilmenizi-istemiyor-oksurugu-aninda-kesiyor-etkisine-sasiracaksiniz_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/doktorlar-bunu-bilmenizi-istemiyor-oksurugu-aninda-kesiyor-etkisine-sasiracaksiniz/37839/</link>
			<pubDate>Sat, 30 Dec 2023 14:48:59 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yine Çin, yine virüs! Yayılmaya başladı</title>
			<description><![CDATA[Çin'de yayılan 'beyaz akciğer zatürresi' Covid-19 senaryosuna dönüşmeye başladı. Hindistan, hızla yayılan virüs nedeniyle harekete geçti.
]]></description>
		    <news><![CDATA[Çin'de başlayan gizemli 'beyaz akciğer zatürresi' nedeniyle birçok ülke diken üstünde. Uzmanlar, hastalığa karşı önlem alınmaması halinde Covid-19 virüsünde yaşananların tekrar edeceği konusunda uyarıda bulunuyor. Çin'in başkenti Pekin'de, solunum rahatsızlığı nedeniyle hastaneye kaldırılanların sayısında ciddi bir artış yaşandığı belirtildi. 

Hindistan'da da bazı eyaletlerde virüse karşı hazırlıklı olmak için sağlık sektöründe çalışmalar yapılıyor. Bu eyaletler, zatürre salgını nedeniyle tıbbi altyapılarını güçlendiriyor, malzeme temin ediyor ve uzmanlar Hindistan'da bir salgın olması durumunda ne yapılması gerektiği konusunda bilgilendiriliyor.

Bazı uzmanlar, virüsün Avrupa'ya kadar gelebileceği konusunda uyarıda bulunarak "Hazırlıklı olun" çağrısı yaptı.
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/12/yine-cin-yine-virus-yayilmaya-basladi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/12/yine-cin-yine-virus-yayilmaya-basladi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yine-cin-yine-virus-yayilmaya-basladi/37698/</link>
			<pubDate>Mon, 11 Dec 2023 11:17:12 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Eris varyantı: Bakan Koca&#39;dan &#39;toplu aşılama&#39; açıklaması</title>
			<description><![CDATA[Sağlık Bakanı, "Toplu aşılamaya kesinlikle ihtiyaç duyulmayan bir dönemdeyiz" açıklamasını yaptı.
]]></description>
		    <news><![CDATA[Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, salgın boyunca alınan tüm kararların arkasında bilimin olduğuna dikkat çekti. 

Bilimsel gelişmeleri asla göz ardı etmediklerini ifade eden Koca,“Mücadeleyi bilimsel verilerle yönetmiş bir ekibin şayet gerekli olsa her şeyin en kolay olabileceği bir noktada bilime sırt çevirmesi hiç mümkün mü? Bizleri karşıtı imişiz gibi göstermek isteyenler, ülkemizde başarıyla yürütülen aşı uygulamalarını bilemeyecek kadar bilgisiz olamaz. Çocukluk çağı aşılamalarında oran neden yüzde 95’in üzerinde?” dedi.

Kovid-19 salgını başladığında aşı çalışmalarının tamamını yakından takip ettiklerini ve yerli aşıyı da en kısa sürede geliştirip üretmeye çalıştıklarını dile getiren Bakan Koca, “Sonunda Turkovac da ortaya çıktı. O dönemde hızla ülke sathında bir aşılama kampanyası yürüttük ve sonuçta çok başarılı olduk. Hayatını kaybeden sağlık çalışanı haberleri çok sıktı. Sağlık çalışanları aşılandıktan sonra bu ölümler çok azaldı” ifadelerini kullandı.

'YENİ AŞILAR ÜZERİNE ÇALIŞILIYOR'
Salgının direncinin kırılması için aşının o dönem elzem olduğunu vurgulayan Koca, “Virüsle ilk defa karşılaşıyorduk ve bağışıklık sistemimizin virüsü tanıması gerekiyordu. Çok işe yaradı aşılama kampanyamız. Virüs bir RNA virüsü olduğu için çeşitli mutasyonlar geçirdi, virülansı yani hasta etme gücü azaldı. Ya Kovid geçirdik ya aşılandık ya da her ikisi birlikte oldu ve sonuçta bünyelerimiz virüsü tanır hale geldi. Virüsün de etkisi azaldı. Mutasyona göre yeni aşılar geliştirilmeye çalışılıyor. Bu normaldir” dedi.

'KESİNLİKLE İHTİYAÇ YOK'
Koca, gelinen noktada toplu aşılama propagandası yürütüldüğünü kaydederek, “Toplu aşılamaya kesinlikle ihtiyaç duyulmayan bir dönemdeyiz. Biz gerekli olduğunda gerekeni yaptık. Kapanma gibi toplu tedbirler artık söz konusu değil. Açıkça söylüyorum: Kovid-19 için mevcut kişisel tedbirler dışında yeni bir tedbir asla söz konusu değil” ifadelerine yer verdi.

 ]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/10/eris-varyanti-bakan-koca-dan-toplu-asilama-aciklamasi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/10/eris-varyanti-bakan-koca-dan-toplu-asilama-aciklamasi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/eris-varyanti-bakan-koca-dan-toplu-asilama-aciklamasi/37423/</link>
			<pubDate>Wed, 04 Oct 2023 17:21:40 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>İbn-i Sina&#39;nın mucize reçetesi! Bunları yiyen uzun yaşıyor</title>
			<description><![CDATA[İbn-i Sina'nın binlerce yıl önce kaleme aldığı Tıp Kanunu kitabında verdiği öneriler ve reçeteler sayesinde halen günümüze ışık tutuyor. Dünyada da tariflerinin birçok ülkede uygulandığı İbn-i Sina, uzun yaşamın sırrını paylaşmış. Bu üç süper besin hem sağlığa fayda sağlıyor hem de daha uzun yaşamaya katkı sağlıyor.
]]></description>
		    <news><![CDATA[İslam'ın Altın Çağı'nın en önemli doktorlarından olan İbn-i Sina'nın birçok hastalık için çözüm önerileri bulunuyor. İnsanlık için inanılmaz öneriler veren İbn-i Sina, binlerce yıl önce yazdığı kitabında sağlıklı yaşam için tüketilmesi gereken süper besinleri açıklamış. İşte daha uzun yaşamak isteyenlerin tercih edebileceği o gıdalar...

ÇAM FISTIĞI
K vitamini bakımından zengin nadir besinlerden biri olan çam fıstığını özellikle kısmi ya da yüz felci geçirmiş kişilerin tüketmesini tavsiye eder. C vitamini de içeren çam fıstığı felcin neden olduğu hücresel bozulmaları onarmaya yardımcı olur.

ISIRGAN OTU
Boğaz ve akciğerlerdeki mukoz azaldığında kişi nefes almakta zorlanır. Bu da genellikle virüslerden kaynaklı mukozlardaki nem oranının azalmasına yol açar. Nefes aldıkça göğüs sıkışması ve öksürük krizleri beraberinde gelir. İbn-i Sina bunu önlemenin en iyi yolunun ısırgan otu olduğunu söyler.

Dokunulduğunda cilte ciddi kaşıntıya neden olan ısırgan otunun kaynatıp tüketerek boğaz ve akciğerlerdeki mukozların nem oranını artırır. Ayrıca ısırgan otu içerdiği ve ciltte yakıcı etki yapan madde sayesinde vücuttaki tüm virüslerin hücrelere ya da organlara yapışmasını önler.

BAKLA
Yaş ilerledikçe ciltteki hücrelerin deformasyonu artar bu da cildin parlaklığını ve canlılığını olumsuz etkiler. İbn-i Sina bu durumun yaşanmaması için çocukluk çağdan itibaren düzenli bakla tüketilmesini tavsiye eder.
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/09/ibn-i-sina-nin-mucize-recetesi-bunlari-yiyen-uzun-yasiyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/09/ibn-i-sina-nin-mucize-recetesi-bunlari-yiyen-uzun-yasiyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/ibn-i-sina-nin-mucize-recetesi-bunlari-yiyen-uzun-yasiyor/37372/</link>
			<pubDate>Thu, 21 Sep 2023 17:32:47 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Bel Fıtığı Ameliyatı Gözünüzü Korkutmasın</title>
			<description><![CDATA[Şiddetli bel ve bacak ağrıları nedeniyle pek çok insanın hayatını olumsuz etkileyen bel fıtığı, Endoskopik Bel Fıtığı Ameliyatı ile kısa sürede tedavi edilebiliyor.  Cerrahların öncelikli tercihi olan bu yöntem ile hasta aynı gün taburcu olup 3-4 günde günlük yaşantısına dönebiliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Özkan Çeliker,  Endoskopik bel Fıtığı Ameliyatından iki saat sonra hastanın yürüyebildiğini söyledi..
]]></description>
		    <news><![CDATA[
Bel fıtığı; yaşam kalitesini düşüren, bel ve bacaktaki şiddetli ağrılar nedeniyle insanın hareket kabiliyetini kısıtlayan, bacaklarda güçsüzlük, uyuşukluk gibi durumlara sebep olan çok yaygın bir hastalık. Neyse ki teknolojideki gelişmeler ve modern cerrahi yöntemler bel fıtığının tedavisini her geçen gün kolaylaştırıyor.

Denizi Özel Sağlık Hastanesi’nden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Özkan Çeliker, son 4-5 yıldır Türkiye’de uygulanan Endoskokopik Bel Fıtığı Ameliyatının, düşük risk ve çabuk iyileşme süreci nedeniyle yüz güldürdüğünü söyledi. Bu yöntemde hastanın cildinde 5 milimetrelik küçük bir kesi olduğu için yara ve enfeksiyon riskinin düşük olduğunu  kaydeden Çeliker, ortalama 40-45 dakikada ameliyatın tamamlandığını bildirdi.

Enfeksiyon Riski Daha Düşük

Bugüne kadar bu yöntemle binin üzerinde hastanın bel fıtığı ameliyatını gerçekleştiren Op. Dr. Özkan Çeliker şunları söyledi: 

“Endoskopik Bel Fıtığı güncel bir kavram.  Tam kapalı bel fıtığı ameliyatı olarak da isimlendiriliyor. Kamera sistemi ile yaptığımız bir ameliyat. Hastanın cildine 5 mm bir kesi yapıyoruz.  Daha sonra kamerayı yerleştiriyoruz. Sistem ve devre bu delikten giriyor.  Kasların sıyrılması ve kemik dokunun alınması gerekmiyor. Daha az kas dokusuna zarar verecek şekilde ilerleyerek fıtık dokusuna ulaşıyoruz. Güvenli bir şekilde sinirlere zarar vermeden fıtığı çıkartıp ameliyatı sonlandırıyoruz. Önceden yaptığımız mikroskop kullanılan mikro cerrahi ameliyatlarına göre daha küçük kesi oluyor. Kanama meydana gelmiyor.  Bu nedenle hastanın yara ve enfeksiyon riski çok daha düşük. Ameliyat tekniği ile ilgili bir risk yok. Yüzde 99 başarılı sonuç alıyoruz. Ancak tabii ki ameliyatı deneyimli bir cerrahın yapması gerekiyor.

Endoskopik bel fıtığı ameliyatları; duruma göre genel anestezi, spinal anestezi ve lokal anestezi ile yapılabiliyor. 

Hasta Aynı Gün Taburcu

Daha önce uyguladığımız mikro cerrahi bel fıtığı ameliyatlarında kesi daha fazla olduğu için iyileşme süreci de daha uzun oluyordu. Ameliyatta hastalara muhakkak 10 gün ciddi bir istirahat veriyorduk. Ancak  bir ay sonra da işbaşı yapabiliyorlardı. Ağır işte çalışanların ise en az 2-3 ay dinlenmesi gerekiyordu. 

Bu yöntemde ise hasta; ameliyattan 2 saat sonra yürüyebiliyor, 6 saat sonra evine gidebiliyor, aynı gün taburcu oluyor. Ertesi gün duş alabiliyor. 2 gün içinde normal yaşantısına dönüyor. Hasta eğer bir ofis çalışanı ise 3-4 gün sonra işine gidebiliyor. Eğer ağır işte çalışıyorsa bir ay sonra işine başlayabiliyor.”

Yöntem Omurga Tümörlerinde de Kullanılıyor

Denizi Özel Sağlık Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Özkan Çeliker, Endoskopik sistem yalnız bel fıtığı ameliyatında değil, cerrahın tecrübesine göre; omurga kanal daralması, omurga tümörleri, bele vida ve platin takılması ameliyatları ile omurga bölgesine kurşun saplanması gibi bazı travma ameliyatlarında da kullanıldığını dile getirdi. 

 ]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/bel-fitigi-ameliyati-gozunuzu-korkutmasin.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/bel-fitigi-ameliyati-gozunuzu-korkutmasin_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/bel-fitigi-ameliyati-gozunuzu-korkutmasin/37168/</link>
			<pubDate>Mon, 21 Aug 2023 11:38:31 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Sosyal medya beyindeki ödül ceza ve haz kontrol sistemini bozdu  Ailede sıcak ilişkiler varsa sosyal medyadan hiç korkmayın</title>
			<description><![CDATA[Toplumun ve ailenin sosyal normlarının sosyal medyanın etkisiyle yıkıldığını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan çocuklara sosyal medyanın değil, ebeveynlerin öğreten olması gerektiğini belirterek sosyal medya konusunda ebeveynlerin paniğe kapılmaması gerektiğini söyledi.]]></description>
		    <news><![CDATA[ Tarhan, “Çocuk 3 detayı örnek alıyor: Anneyi, babayı ve anne babanın ilişkisini. Bu üçü iyi gidiyorsa, sosyal medya istediği kadar kötü olsun, emin olun olumsuz etkisi olsa bile çocuk hemen dönüyor. Bu nedenle hiç karamsar olmayalım, ne yapacağımızı bilelim. Ailede sıcak ilişkiler varsa ve 10-11 yaşından önce sosyal medya okuryazarlığı öğrettiğiniz zaman sosyal medyadan hiç korkmayın. İşin püf noktası çocukla daha çok ve kaliteli zaman geçirmek, nitelikli bir beraberlik kurmak.” tavsiyelerinde bulundu.

Toplumun ve ailenin sosyal normlarının yanı sıra kişinin bireysel ve ahlaki normları sosyal medyanın etkisiyle yıkıldı. Şu anda sadece Türkiye’de değil tüm dünyada bu iç kale hükmündeki aile normları ile bireyin iç ve ahlaki normlarının krize girdiğini söyleyen Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “İnsanların nereye gittiğini hiç önemsemeyen kontrolsüz bir gidişat var. Daha önce normları, kültürel ve etik standartları aile ve toplum aktarıyordu. Şu anda aile ve toplumun kültür aktarma rolü iyice azaldı. Yanlış davranışı düzletme ile ilgili aile büyüklerinin, geniş ailelerinin etkisi kavramlarımız, geri bildirim sistemlerimiz yok oluyor.” diyerek çocukların bu durumun kurbanı olmaması için önerilerde bulundu. 

İnsanlar evlerinin en güvenli ortamında en güvensiz durumlara maruz kalıyorlar

Sosyal medyanın kültür aktarıcı rolünü üstlendiğini belirten Tarhan, “Böyle durumlarda iyi de kötü de çok hızlı yayılıyor. Yani sosyal medya külliyen kötü demek doğru değil. Sosyal medyanın bazı avantajları da var. Sosyal medyadan yenilikleri takip edebiliyoruz, insanlar birbirleriyle hızlıca iletişime geçebiliyorlar, uzaktaki insanlar birbirleri ile çok rahat iletişim kurabiliyorlar ve eğlenceli zaman geçiriyorlar. Ama bu avantajları sağlarken diğer taraftan da insanlar evin güvenli ortamında en güvensiz durumlara maruz kalıyorlar. Kimlik değiştirilerek, kimlik saklayarak çok ciddi siber suçlar ortaya çıktı. Davranışsal olarak teknolojik bağımlılıklar oluşturdu. Beyindeki ödül ceza sistemi, haz kontrol sistemi bozuldu.” dedi. 

‘Tek rakibimiz uyku’ diyen arama motorları var 

Gençliğin akıl değil duygularının ağır bastığı bir dönem olduğunu söyleyen Tarhan, “Şu anda eğlence endüstrisinin Hollywood merkezli dünyaya yaptığı bir ihracat var. İşlerinin gereği olarak da hızla ve çok değişken bir şekilde insanların ilgisini çekebilecek bir tarz ile yapıyor. Arama motorlarının önemli bir iddiası var. İkna laboratuvarı kurmuşlar. İnsanları nasıl kendilerine bağlayacaklarını hesaplıyorlar. Örneğin arama motorlarından biri ‘tek rakibimiz uyku’ diyor. İnsanları uyutmadan kendilerine bağlamak istiyorlar. Böyle bir durumda biz değişmek zorundayız.  Değişimin gerekçesi ise dünyanın artık elektronik köy gibi olması. İletişimin bu derecede hızlı ve haz verici hale gelmesi insanlardaki özgürlük, özerklik ve otonomi beklentisini yükseltti.” diyerek gençlerin ‘Ayıp, yasak, günah’ gibi kavramlara ciddi şekilde itirazları olduğunu ve bu kavramları sorgulamaktan hoşlandıklarını da belirtti.  

Ailede huzur ve sıcak ilişkiler varsa sosyal medyadan hiç korkmayın 

Anne babanın çocuklarına iyi niyetle yaklaştığını belirten Tarhan, önemli bir noktaya şöyle işaret etti: “Sosyal medyanın değil ebeveynlerin öğretmesi gerekiyor. Anne babalar çocuklarına iyi niyetle yaklaşıyorlar ama kullandıkları metot yanlış olduğu için çocuklar ters role giriyorlar. Anne babanın istediği gibi değil de tam zıttı ortaya çıkıyor. Çünkü bugünkü çocuklar eski zamane çocukları gibi baskı, tehdit, korkutma, otorite ile değil, takdir, övgü, onay sözleriyle, ikna ve inandırma yöntemleriyle, gerekçeleriyle birlikte öğreniyorlar. Bunu yapamadığımız için ailelerde kriz büyüdü. Aslında hiç zor değil, hiç sosyal medya konusunda paniğe girmeye gerek yok. Ailede huzur ve sıcak ilişkiler varsa ve 10-11 yaşından önce sosyal medya okuryazarlığı öğrettiğiniz zaman sosyal medyadan hiç korkmayın. Sosyal medyadan etkilenenler aile bağları zayıf olanlar. Çocuk 3 detayı örnek alıyor: Anneyi, babayı ve anne babanın ilişkisini. Bu üçü iyi gidiyorsa, sosyal medya istediği kadar kötü olsun, emin olun olumsuz etkisi olsa bile çocuk hemen dönüyor. ‘Ailem mi önemli bu mu önemli?’ diyor. Bu nedenle hiç karamsar olmayalım, ne yapacağımızı bilelim. Batıdaki sosyal bilimlerin, sosyolojinin bir nevi babası olmuş kişi İbn-i Haldun diyor ki ‘Çocuğunuzu yetiştirmek için bir şey yapmanıza gerek yok. Siz nasılsınız çocuğunuz öyle olur’ diyor. Çocuk nasihat, konferans, vaaz bundan anlamıyor. Çocuk söz dilinden değil davranış dilinden anlıyor, davranışlarınıza bakıyor, kaydediyor ve onu taklit ediyor.” 

Çocuklar dijital kapitalizmin kurbanı olmuş durumdalar 

Kültür denince sadece somut kültürün akıllara geldiğine dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Ciddi şekilde yapılandırılmış kültür politikamız yok. Kültürü sadece somut kültüre, müzeciliğe ve tarihi eserlerin tamiratına indirgemişiz. Hâlbuki kültür aynı zamanda soyut kültürdür. O yaptığımız yollarda, o binalarda dolaşacak kişilerin kültürünü, ahlakını, değerlerini şekillendiremezsek, bu nesil sosyal medyanın yönettiği ve sosyal medyanın eğittiği bireylerden oluşacak. Çocuklar şu anda küresel kapitalizme teslim olmuş, dijital kapitalizmin kurbanı olmuş durumdalar. Sanki çocukları sihirliyor gibi... Kişi sihre kendini öyle bir kaptırır ki hipnotize olur, başka şeyle ilgilenmez. Çocuklar da aynı böyle. Bakıyorsun 24 saat o sosyal medyanın başında duruyor, kalp krizi geçiren çocuklar var. Hatta bu modemini aldı diye annesini bıçaklayan çocuklar var. Hatta çocuk sosyal medyayla ilgilenmekten tuvalete gitmiyor, odasında su şişesi tutuyor. Örneğin okul reddi var. Sosyal medya nedeniyle çocuklar okula gitmiyor, genç çalışmıyor. Bunlar öyle marjinal vakalar değil maalesef. Çok sık gözüküyor artık. İşte bu çocuklar sosyal medya kurbanı oluyor. Anne babanın evdeki liderliği yerine yeni lider sosyal medya. Mesela eskiden herkes evdeki büyükbabayı dinlerdi. Sosyal medya şu anda evin büyükbabası konumunda. Herkes onunla ilgileniyor, başka şeyle ilgilenmiyor. Sosyal medya zihinleri, duygularımızı esir aldı.” tespitlerini paylaştı. 

İnsanlar hiç hesap vermeyecek gibi yaşamak istiyorlar 

“Dünyada ben merkezli çıkarcı, hazcı, kendini özel, önemli, üstün gören insanlarla çoğalmaya başladı. Sosyal medya bunu artırdı. İkincisi de sekülerizm. Yani dünyacılık, dünyasallaşmış. İnsanlar hiç hesap vermeyecek gibi yaşamak istiyorlar. Ölüm sonrasıyla ilgili hesap verebilirlik duygusu yok. Böyle olunca insan gizli kötülük yapabiliyor. Bu antik çağda Yunanlılarda da varmış. Yakalanmadıkça, hırsızlık serbestmiş. Şu anda dünya antik çağın ahlakını küresel olarak yaşamaya başladı. Bu bir cehalet ahlakı.”

Çocuğa 10-12 yaşına kadar sosyal medyayı yönetmeyi öğretmek gerekiyor 

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan çözüm önerileriyle sözlerini tamamladı: 

“Elbette her anne babanın iyi insan yetiştirme arzusu, hedefi var. Bu hedefe giderken ebeveynler birbirlerine yol arkadaşlığı yapıyorlar. Yol arkadaşlığı sadece romantizm değil aileyi, toplumu iyiye götürecek şeyler yapmak anlamına da geliyor. 10- 12 yaş çok kritik. Bu yaşa kadar çocuğa sosyal medyayı yönetmeyi öğrettik öğrettik. Ondan sonra çok zor. Çünkü geç kalınca bu sefer anne çocuk, baba çocuk savaşları başlıyor. O zaman da çare var ama o daha zor. Bu nedenle anne ve babaların sosyal medyanın etkisini gündemlerine almaları gerekiyor. Hiç kimse karamsar olmasın. Şu bir gerçek ki anne, baba, eski anne, baba gibi olmayacak. Saldım çayıra sokakta çocuk büyümüyor artık, sosyal medya da çocuğun büyük babası olmamalı. İşin püf noktası çocukla daha çok ve kaliteli zaman geçirmek, nitelikli bir beraberlik kurmak.” 
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/sosyal-medya-beyindeki-odul-ceza-ve-haz-kontrol-sistemini-bozdu-ailede-sicak-iliskiler-varsa-sosyal-medyadan-hic-korkmayin.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/sosyal-medya-beyindeki-odul-ceza-ve-haz-kontrol-sistemini-bozdu-ailede-sicak-iliskiler-varsa-sosyal-medyadan-hic-korkmayin_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/sosyal-medya-beyindeki-odul-ceza-ve-haz-kontrol-sistemini-bozdu-ailede-sicak-iliskiler-varsa-sosyal-medyadan-hic-korkmayin/37121/</link>
			<pubDate>Fri, 18 Aug 2023 11:13:18 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yaz Sıcaklarında Besin Zehirlenmesine Dikkat!</title>
			<description><![CDATA[Sıcak havalarda ev dışında tüketilen yiyeceklerde, besin zehirlenmesi vakalarında artış gözlemleniyor.

]]></description>
		    <news><![CDATA[Küresel ısınmanın etkisi ile her mevsimin yaz tadında geçmesi, her ne kadar iyi hissettirse de insan sağlığını dolaylı olarak kötü yönde etkileyebiliyor. Ülkemizde yazın sonuna yaklaşırken, özellikle ısının ve nemin çok yüksek olduğu Temmuz ve Ağustos aylarında ailece yapılan piknikler, deniz kenarında, ormanda, sahillerde geçirilen süreler artıyor. Buralarda tüketilen gıdaların, içeceklerin saklama ve hazırlanma koşullarına bağlı olarak; mide bulantısı, ishal, kusma gibi şikâyetlerle acillere başvurular da yine bu dönemde sıklaşıyor. Ayrıca büfe, restoran gibi yerlerden tüketilen gıdalar konusunda da, bu mevsimde çok dikkatli olmak gerekiyor. Sıcak hava koşulları, besinleri daha çabuk bozulabilir hale getiriyor ve bu da besin zehirlenmelerine yol açabiliyor.

Özellikle yaz aylarında besin güvenliği konusuna çok dikkat etmek gerektiğine vurgu yapan LifeClub Sağlık Hizmetleri Uzm. Dr. Aslı Azakoğlu Karaca, konu ile ilgili şunları söyledi: “Mide bulantısı, kusma, karın ağrısı, ishal gibi sindirim sistemini etkileyen, zararlı maddelerin neden olduğu irritasyon veya iltihaplanma sonucunda gelişen semptomlar; bedenimizin, zararlı maddeleri dışarı atmak için verdiği refleks tepkidir. Besin zehirlenmesi genellikle ishale yol açar. İshal; dışkılama sıklığının artması ve dışkının sulu veya parçalı olması şeklinde kendini gösterir. Karın ağrısı ve ateş diğer görülen yaygın bir belirtilerdir.

Tüketilen gıdaların içerisinde bulunan zararlı mikroorganizmalar, toksinler veya kimyasal maddeler özellikle yaşlılar, çocuklar, hamile kadınlar ve bağışıklık sistemi zayıf olan kişileri, daha hızlı etkileyerek genel sağlık durumlarını bozarak tıbbi yardım almalarına yol açabilir. Bu bulaş genellikle bakteriyel bir kökene sahip olabilirken, bir virüs veya parazitten de kaynaklanabilir.

Mikroorganizmalar gıdaların hazırlanması, saklanması veya taşınması sırasında hijyen kurallarına uyulmaması sonucu çoğalırlar ve su veya besinlerin alınmasıyla bulaşırlar.”

Açıkta Satılan Besinlere Dikkat!

Dr. Aslı Azakoğlu Karaca, yaz aylarında açıkta satılan besinleri tüketmemek gerektiğinin altını çizerek, “Kokusu ve rengi değişmiş, küflenmiş besinler (peynir gibi), özellikle et ve süt ürünleri, kümes hayvanları, sosis, sucuk, pastırma gibi işlenmiş gıdalar, dondurma, mayonez, kremalı pastalar, deniz ürünleri, yumurta gibi yiyecek ve içecekler konusunda oldukça dikkatli olmak gerekiyor. Özellikle musluk suyu ve buzlu içeceklere de dikkat edilmeli. Bazı mekanlar çeşme suyunu şişeleyip servis yaparlar ve bu sık görülen ve turist ishaline yol açan bir durumdur” dedi.

Zehirlenme Riskini Azaltmak İçin Neler Yapmalı?

“Besinlerin doğru şekilde saklanması, hazırlanması ve tüketilmesi ile ilgili önlemleri almak zehirlenme riskini azaltacaktır” diyen LifeClub Hekimi Dr. Karaca, besin zehirlenmesi riskini azaltmak ve önlem almak adına yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:


	Yiyecekler buzdolabı veya soğutucuda uygun sıcaklıkta saklanmalı,
	Piknik veya açık hava etkinlikleri için besinler, temiz ve hava geçirmez kaplarda taşınmalı,
	Yemek hazırlamadan önce ve sonra eller mutlaka yıkanmalı,
	Et ve deniz ürünlerinden hazırlanan yemekler iyi pişirmeli, pişirildiğinden emin olduğumuz, güvendiğimiz mekânlarda tüketmeli,
	Taze meyve ve sebzeler iyice yıkanıp mümkünse kabukları soyularak yenmeli,
	Cam şişede su tüketmeye özen gösterilmeli,


Acile Başvurulması Gereken Durumlar Neler?

Dr. Aslı Azakoğlu Karaca, “Besin zehirlenmeleri genellikle birkaç gün içinde istirahat veya medikal tedavi ile kendiliğinden geçer. İyileşme süreci kaybedilen sıvının yerine konmasına bağlı olarak değişkenlik gösterir. Hafif semptomlar genellikle evde tedavi edilebilirken, daha ciddi semptomlarda ise acil müdahale gerekebilir” dedi ve acil yardıma başvurulması gereken durumları şöyle anlattı:

Ciddi Kusma ve İshal; Eğer çok sık veya çok şiddetli kusma, ishal meydana geliyorsa ve bu durum sıvı kaybına neden oluyorsa,

Yüksek Ateş; Ateş çok yükselmişse (genellikle 38.5°C üzeri) ve diğer semptomlarla birlikte gittikçe arttığı hissediliyorsa,

Şiddetli Karın Ağrısı; Şiddetli ve dayanılmaz karın ağrısı varsa, uzun sürüyor ve pozisyona bağlı geçmiyorsa,

Kanlı İshal; İshal esnasında tuvalette dışkıya bulaşan kan ya da parazit görüldüyse,

Ciddi halsizlik, baş dönmesi veya bayılma hissi; Bu belirtiler varsa besin zehirlenmesi durumu olasıdır ve derhal acile başvurulmalıdır.
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/yaz-sicaklarinda-besin-zehirlenmesine-dikkat.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/yaz-sicaklarinda-besin-zehirlenmesine-dikkat_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yaz-sicaklarinda-besin-zehirlenmesine-dikkat/37117/</link>
			<pubDate>Fri, 18 Aug 2023 11:06:34 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Alerjisi olanlara kızamık aşısı nasıl yapılmalı? </title>
			<description><![CDATA[Son dönemde kızamık vakalarındaki artışın en büyük nedeninin aşısız ya da eksik aşılı çocuklar olduğu biliniyor. Kızamık vakalarının artması nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı, 2019 yılında 1 yaşında uygulanan kızamık-kızamıkçık-kabakulak (KKK) aşısına ek olarak 9. ayda da aşı yapılması kararı aldı. ]]></description>
		    <news><![CDATA[ Halen hem 9. ayda hem de 12. ayda yapılan kızamık aşısı süt ve yumurta ihtiva ettiği için sorun yaşandığını belirten Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD), yaptığı basın açıklamasında, “1 yaş altı bebekler, ağır kızamık için risk altındadır. Kızamık aşıları süt ya da yumurta proteini içerebildiğinden alerjisi olan çocuklarda alerjik reaksiyonlara neden olma ihtimali olsa da, önlemler alınarak aşı uygulaması yapılabilir” dedi. 

 

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 31 Mayıs tarihinde yayınlandığı Avrupa Bölgesi Kızamık Raporuna göre, Mayıs 2022'den Nisan 2023'e kadar olan dönemde Avrupa genelinde en çok kızamık vakasının Türkiye'den bildirildiği görüldü. Mayıs 2022'den Nisan 2023'e kadar bildirilen 4 bin 544 kızamık vakasının yüzde 95'i, Türkiye, Rusya ve Tacikistan'da saptandı. Türkiye'nin 1543 kızamık vakası ile ilk sırada yer aldığı belirtilirken, Rusya 1129 vaka ile ikinci sırada, Tacikistan ise 568 vaka ile üçüncü sırada yer aldı.

 

Kızamık vakalarında aşısız ya da eksik aşılıların çoğunlukta olduğu görüldü. Özellikle kızamık komplikasyonları ve ölüm açısından en riskli 5 yaş altında aşılanma durumu açısından vakalar değerlendirildiğinde 1 yaş altında vakaların neredeyse tümünün, 1-4 yaşta ise yarısından fazlasının aşısız olduğu ortaya çıktı. 

 

“Alerjik çocukların aşıları önlemler alınarak yapılabilir”

 

Konuyu yakından takip eden Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) yaptığı basın açıklamasında, aşılamanın önemini vurguladı. Aşının içinde bulunan süt ve yumurta proteinlere karşı alerjik reaksiyon gösterebilme ihtimali olan çocuklar için de bu aşının mümkün olduğunun altını çizdi ve şu açıklamalarda bulundu:

 

“Kızamık-kızamıkçık-kabakulak aşısından sonra alerjik reaksiyonlar oldukça nadirdir. İnek sütü ve yumurta dışında başka bir besine alerjisi olan çocuklarda, alerjisi olmayan çocuklarda alınan önlemler eşliğinde kızamık aşısı yapılabilir. Kanlı, mukuslu kakası veya egzaması olup inek sütü alerjisi ya da yumurta alerjisi teşhisi konan çocuklara, alerjisi olmayan çocuklarda alınan önlemler eşliğinde kızamık aşısı yapılabilir. İnek sütü veya yumurta ile karşılaştıktan kısa bir süre içinde ciltte kızarıklık, kaşıntı, şişlik, kusma gibi yakınmaları olan çocuklara çocuk doktoru gözetiminde aşı yapılmalıdır.   Şiddetli inek sütü veya yumurta alerjisi olup veya daha önce bu besinlerle alerjik şok (anafilaksi) geçirmiş çocuklar, aşı yapılmadan önce mutlaka çocuk alerji immünoloji uzmanına sevk edilmelidir.”
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/alerjisi-olanlara-kizamik-asisi-nasil-yapilmali.png</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/alerjisi-olanlara-kizamik-asisi-nasil-yapilmali_t.png</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/alerjisi-olanlara-kizamik-asisi-nasil-yapilmali/37102/</link>
			<pubDate>Fri, 18 Aug 2023 10:11:18 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Baharatlı yiyecekler geniz akıntısı sebebi</title>
			<description><![CDATA[Üst solunum enfeksiyonlarının yol açtığı şikayetlerin başında gelen geniz akıntısı, günlük hayatı olumsuz etkileyen sağlık sorunlarından biri. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Geniz akıntısının genellikle basit üst solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı olarak gelişebilse de bazı önemli sağlık problemlerinin de geniz akıntısı ile ortaya çıkabildiğini paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ziya Saltürk, “Üst solunum enfeksiyonlarının yanı sıra sinüzit, alerji, bazı ilaçlar, gebelik, soğuk ve kuru hava, kanser, anatomik problemler ve baharatlı yiyecekler geniz akıntısına sebep olabilir” açıklamasında bulundu.

Burun tıkanıklığı, burun akıntısı, öksürük, boğazda şişlik, boğaz ağrısı, hapşırma, baş ağrısı, kötü ağız kokusu, bulantı – kusma, yutma güçlüğü ve ses kısıklığı geniz akıntısının belirtileri arasında yer alıyor. Geniz akıntısı ile ilgili sorunun doğru tespit edilebilmesi için öncelikle geniz akıntısı sıvısının muayene edilmesi gerektiğini paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ziya Saltürk, “Akıntının berrak, seröz yapıda olması veya yeşil, visköz ve iltihaplı görünmesi farklı tanı ihtimallerini gündeme getirir. Geniz akıntısına yol açabilecek anatomik bozuklukların tespit edilmesi adına burun boşluğunun içine gönderilen kameralı özel ekipmanlar vasıtasıyla detaylı fizik muayene sıklıkla başvurulan yöntemler arasında” dedi.

Prof. Dr. Ziya Saltürk, “Geniz akıntısı üst solunum yolu enfeksiyonlarından kaynaklanıyorsa, sıklıkla viral etkenler nedeniyle geliştiğinden, semptomatik tedaviler tercih edilir. Burun mukozasındaki iltihabın giderilmesi ve mukoza salgısının azaltılmasına yönelik olarak anti-inflamatuvar ilaçlar ve nazal spreyler reçete edilebilir. Grip gibi bazı virüs etkenlerine karşı antiviral tedaviler kullanılabilir. Sinüzit gibi bakteriyel enfeksiyonlara bağlı durumlarda antibiyotik tedavisi sıklıkla gerekir. Anatomik problemler nedeniyle gelişen geniz akıntısının tedavisinde önce ilaç tedavisi denense de sıklıkla cerrahi yöntemlerle anatomik sorunların giderilmesi gerekebilir. Alerjiye bağlı geniz akıntılarında alerjen etkenlerden uzak durulmasının yanında, uygun antihistaminik ve anti-inflamatuvar ilaçlar kullanılır” diye konuştu.

Bunların dışında geniz akıntısının giderilmesinde evde yapılabilecek çeşitli uygulamalar ve önlemler bulunduğunu belirten Prof. Dr. Ziya Saltürk, bu önlemleri şöyle sıraladı:


	Tuzlu su veya okyanus su içerikli burun yıkama solüsyonları gün içinde sıklıkla kullanılabilir.
	Çok baharatlı gıdaların tüketiminden kaçınılmalı.
	Sigara gibi zararlı alışkanlıklara son verilmeli.
	Ortam havasının ılık tutulması ve sık sık nemlendirilmesi faydalı olur.
	Bol sıvı tüketilmesi ve geniz akıntısı durumunda çorba, çay gibi sıcak içeceklerin alınması şikâyetin ortadan kaldırılmasında yardımcı olur.
	Geniz akıntısı durumunda yatıldığında, başın yukarıda kalacak şekilde desteklenmesi veya çift yastık kullanılması uyku kalitesini artırmada ve geniz akıntısının çevre dokulara yayılmasının önlenmesinde etkilidir.
	Geniz akıntısı ile karışabilen reflü şikayetinin giderilmesi için beslenme alışkanlığına dikkat edilmesi, kilo verilmesi ve gerekli görüldüğünde mide asidini düzenleyici ilaçların kullanılması faydalı olur.


Geniz akıntısının 9 nedeni

Üst solunum yolu enfeksiyonları: Burun boşluğu, geniz gibi solunum yollarını etkileyen viral, bakteriyel veya mantar enfeksiyonlarında hem bu bölgelerin salgı miktarı artar, hem gelişen ödem nedeniyle drenajı engellenir, hem de iltihaplanır. Bu nedenle iltihaplı geniz akıntısı şikayeti görülebilir.

Sinüzit: Burun boşluğunda yer alan paranazal sinüslerin iltihaplanması sonucu geniz akıntısı ortaya çıkar.

Anatomik problemler: Burun boşluğunun ortasında yer alan burun duvarındaki (septum) eğrilikler, burun etlerinin büyük olması gibi mukoza salgısının drenajını olumsuz etkileyen her türlü anatomik problemde geniz akıntısı görülebilir.

Alerji: Çeşitli maddelere karşı alerjik olan kişilerde, vücut alerjik maddenin girişini engellemek için mukoza salgısını artırır. Sonuçta artan salgı geniz akıntısı olarak karşımıza çıkar.

Soğuk ve kuru hava: Dış ortamdan solunan soğuk ve kuru hava burun boşluğunu tahriş eder ve mukoza dokusunda ödeme neden olabilir. Sonuçta mukoza salgısı artarak geniz akıntısına neden olur.

Gebelik: Hamilelikle birlikte değişen hormon dengesine bağlı olarak mukoza dokuları genleşir ve salgı miktarını artırır. Sonuçta gebelikte geniz akıntısı şikâyeti ortaya çıkabilir.

Baharatlı yiyecekler: Çok miktarda baharat içeren gıdaların tüketilmesi burun mukozasını tahriş ederek salgı miktarında artışa ve geniz akıntısına sebep olur.

Kanser: Burun boşluğu, paranazal sinüs veya geniz bölgesinde gelişen tümörler tek taraflı olarak mukoza salgısı drenajını olumsuz etkileyerek geniz akıntısı yapabilir.

İlaçlar: Bazı tansiyon ilaçları, doğum kontrol hapları gibi ilaçlar yan etki olarak geniz akıntısı yapabilir.

Bunların dışında özellikle ağız boşluğunun arka kısmı ile yutak ve gırtlak bölgesinde çeşitli sıvıların birikmesi ve temizlenememesi durumlarında geniz akıntısı varmış gibi hissedilebilir. Örneğin, yutma güçlüğü gelişen hastalarda tükürük birikmesi veya reflü şikâyeti olanlarda mide asit salgısının birikmesi durumlarında geniz akıntısı varmış gibi bir his ortaya çıkabilir.

 
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/baharatli-yiyecekler-geniz-akintisi-sebebi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/baharatli-yiyecekler-geniz-akintisi-sebebi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/baharatli-yiyecekler-geniz-akintisi-sebebi/37060/</link>
			<pubDate>Thu, 17 Aug 2023 10:25:03 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Sağlık turizmi &apos;Yüzüncü Yıl&#39;da rekor peşinde </title>
			<description><![CDATA[Türkiye’nin sağlık turizminde dünya markası haline geldiğini belirten Türk Sağlık Turizmi Derneği (TÜSATDER) Başkanı Dr. Servet Terziler; Türkiye’de artık sadece saç ekimi ve estetik operasyonlar değil, pek çok sağlık ihtiyacı için de dünyanın birçok ülkesinden hasta ağırlandığını kaydetti. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Terziler, Türkiye’nin sağlık turizminde deprem sonrası yavaşlayan ivmesini hızla yeniden kazandığını ve 2023’te sağlık turizminde bir önceki yılda yakalanan 4 milyar dolarlık cironun üzerine çıkmayı hedeflediklerini kaydetti. Gelişmiş ülkelerde ihracat gelirlerinin en büyük kalemlerinden birinin hizmet ihracatı olduğunun altını çizen Terziler, “Türkiye’nin geleceği hizmet ihracatında. Şu anda hizmet ihracatının en önemli kalemi olmak için çalışmak zorundayız. 4 milyar dolarlık rekor ciroyu aşmak ve yeni rekorlar kırmak için otoriteden sektör teşvikleri bekliyor ve merdiven altı yerlerin ivedilikle gündem dışı kalmasını istiyoruz. ‘Türkiye Yüzyılı’na yakışır şekilde hareket eden ve üreten sektör oyuncularının kalması gerekiyor.” dedi. 

Türkiye; deniz, kum, güneş turizmi dışında sağlıktan doğaya, spordan kültür turizmine kadar birçok alanda milyonlarca turist çekerken son yıllarda en büyük ataklardan birini ise sağlık turizmi gerçekleştirdi. Türkiye’nin sağlık turizminde 2022 yılında saç ekimi, estetik, diş ve genel sağlıkta gelirini 4 milyar dolar seviyesine çıkardığını ifade eden Türk Sağlık Turizmi Derneği (TÜSATDER) Başkanı Dr. Servet Terziler, sağlık turizminin hizmet ihracatının en önemli kalemlerinden biri olduğunu belirtti. Terziler, “Geçen yıl sektörün yakaladığı 4 milyar dolar cironun yeniden yakalanması ve üzerine çıkmak için devlet teşvikleri bekliyor ve merdiven altı diye tabir edilen yerlerin ivedilikle gündem dışı kalmasını istiyoruz. Türkiye Yüzyılı’na yakışır şekilde hareket eden ve üreten sektör oyuncularının kalması gerekiyor.” dedi.  

Son dönemde yıldızı en çok parlayan ihracat kalemlerinden bir tanesinin sağlık turizmi ihracatı olduğunu kaydeden Terziler, “Bunu son yıllarda bütün dünyada, kamuoyu da bürokraside gördü. Bu konuda birkaç yıldır teşvikler oluşturulmaya başlandı. Fakat, bu teşviklerin özellikle daha kalibreli, getirisi yüksek potansiyellerde hızlıca organize edilmesi gerektiğini söyleyebilirim. Türkiye İhracatçılar Meclisi'nde (TİM) yer alan Hizmet İhracatçıları Birliği (HİB)’ne baktığımızda eğitim, eğlence ve kültür hizmetleri, liman işletmeciliği yer hizmetleri, müteahhitlik ve teknik müşavirlik hizmetleri, turizm seyahat ile ilgili hizmetler, yazılım ve bilişim hizmetleri, yolcu taşımacılığı hizmetleri, yük taşımacılığı ve lojistik hizmetlerinin yanı sıra sağlık hizmetleri ile birlikte sağlık turizmi de çok şükür yerini aldı. Buradaki yapılanmaya bakıldığı zaman Türkiye'ye katma değeri en yüksek olan kalemlerin başında sağlık turizmi olduğunu söyleyebiliriz." dedi. 

İLK YARIDA SEKTÖRDE ‘DEPREM’ ETKİSİ
2023 yılına, sağlık turizminde rekorla tamamlanan 2022 yılının ardından büyük umut ve hayallerle girildiğini belirten Terziler; "2023 yılı Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. Kuruluş Yüzyılı. Bu yılı, sağlık turizminde yeni rekor, yeni bir patlama ve yeni bir atak yılı olarak kendimize not edindik. Fakat, 6 Şubat sabahına hem ülkemizi hem dünyayı üzen asrın felaketi niteliğindeki bir depremle uyandık. 11 ilimizde yaşanan deprem felaketini, devlet ve millet el ele vererek asrın kardeşliğine dönüştürdük. Topyekûn seferberlikle yaralarımızı sarmaya devam ediyoruz. Yaşanan deprem felaketi sonrası özellikle yabancı ajansların ‘İstanbul'da deprem bekleniyor.’ başlıklı haberleri, şubat ayında var olan sağlık turizmi rezervasyonlarının iptaline, İstanbul içindeki otellerin boşalmasına neden oldu. ‘İstanbul depremini tetikleyen unsurlar yok, deprem beklenmiyor.’ şeklinde akil bir uzmandan dış dünyaya yönelik bir açıklama da gelmedi. Arkasından da mart ve nisan aylarında bir seçim arifesine girdik ve seçim süreci yaşadık. Dolayısıyla beklentilerimizin kat kat altında bir ilk 6 ay geçirdik." dedi 

‘SAĞLIK TURİZMİNDE İŞLER YOLUNA GİRDİ’ 

2022 yılının 4 milyar dolarlık bir tarihi rekorla tamamlandığını hatırlatan Terziler, "Bunun hemen hemen yarısını saç ekimiyle, yarısını da estetik diş ve genel sağlık hizmetleriyle yakalamıştık. Fakat, geçtiğimiz ilk 6 ayda olması gereken 2 milyar dolarlık cirolar, 0,8 milyar doları anca yakaladı. Dolayısıyla 1 milyar dolarlık saç ekim cirosu geriledi. Diş ve estetikte de istediğimiz havayı yakalayamayarak, ilk yarıda beklenen yaklaşık 2 milyar dolarlık ciro, 1,4 milyar dolar seviyesini ancak buldu. Seçim sonrası ülkemiz yeniden istikrara kavuşunca işler yoluna girmeye başladı. Önümüzde daha koşacağımız koskoca eylül, ekim, kasım ve aralık ayları var. Bu aylar, sağlık turizminde en zirve sezonumuz. Bu ayların çok iyi yönetilmesi lazım.” dedi. 

‘MERDİVEN ALTI’NA ÖNLEM ÇAĞRISI 

Cumhuriyet'in yüzüncü yılında koşan, üreten ve yüz yıla damgasını vuracak olan Türk sağlık turizminin; şeffaf ve zemini düzgün bir hale ivedilikle getirilip artık gündemden ‘merdiven altı’ ifadesinin yok edilmesi gerektiğinin altını çizen Terziler, "Bize yakışmayan bir ifade olduğunu düşünüyorum. Bu noktada, üreten ve dünyanın en kaliteli işlerini yapan kliniklerin ülkemizde bulunduğu, insanların sırf uygun olduğu için değil de kalitesi nedeniyle koştuğu kliniklerin yüzlerce olduğu, hastane markalarının oluştuğu bir sağlık turizmine; dünyanın her köşesinden insanların gelmesi için merdiven altının süratle yok edilmesi ve yurt dışına giden ‘çantacı’ adı ile tabir ettiğimiz durumların da yok edilmesi lazım. Otoritemizin her şeye muktedir olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu konuda özel sektör olarak devletin bizden istekleri var ise biz onların yanında her zaman olmaya hazırız. ‘Türkiye'nin bacasız sanayisi’ dediğimiz sağlık turizmi cirosunun artması için çok elzem bir olay olduğunu defaten vurgulamamız gerekiyor." ifadelerini kullandı. 

HİZMET İHRACATINDA BÜYÜK OYUNCU HEDEFİ 

Hizmet İhracatçıları Birliği (HİB)'nin en büyük ihracat kalemlerinden bir tanesinin sağlık turizmi ihracatı olma noktasında tek engelin merdiven altı yerlerin olduğunu yineleyen Terziler, “Sayın Cumhurbaşkanımız geçen yıl sağlık turizminde 2023 yılı için 10 milyar dolarlık bir hedef açıklamıştı. Bu hedefe, ülkemizde ve dünyada yaşanan olumsuz gelişmelerle biraz uzaklaştık ama 2024'te gerçekleştirebiliriz. Bunun için büyük potansiyele sahibiz. Bu konuda başarıya aç ve ne yaptığını çok iyi bilen doktorlarımız, kliniklerimiz, markalarımız var. Bu konuda sağlık turizmi, hizmet ihracatının en önemli kalemi net bir şekilde olabilir. Hedeflerimiz için ciddi bir çalışmayı ele almamız gerekiyor. Özellikle kaliteli markaların, kliniklerin ve hastanelerin devlet tarafından yeni teşvik sistemleriyle desteklenmesi, aynı zamanda özel sektör ve devlet bir araya gelerek el birliğiyle sektörü geleceğe taşıması net bir şekilde gerekli." ifadelerini kullandı. 

SEKTÖRÜN TOPLAM CİROSU 20 MİLYAR DOLAR 

Bir turizm cenneti olan Türkiye'nin artık sağlık turizmi cenneti de olduğunu kaydeden Terziler, “Sağlık turizm cenneti olarak kaplıcalarıyla, yaşlı bakım turizmiyle, genel sağlık hizmetleriyle, estetik operasyonlarla bunu kabaca 4 sac ayağına böldüğümüz zaman, sektörün Türkiye geneli cirosu bu çerçevede 20 milyar doları buluyor. Dünyada oluşturmuş olduğumuz sağlık turizmi cennetinin varlığını korumak ve geliştirmek için de farkındalık ile çalışmamız lazım diye düşünüyorum.” dedi.  

2023 yıl sonunu, 2022 yılına paralel 4 milyar dolar ve üstünde bir ciro ile tamamlamayı hedeflediklerini belirten Terziler, “Yılın geri kalan aylarında 2,5 milyar dolarlık cirolara rahatlıkla ulaşabiliriz. Çünkü, koşan aylarımız, dinamik ve bizim ayağımızdan çeken merdiven altı olmadığı sürece biz bunu yaparız.” dedi. 

‘SAĞLIK TURİZMİ TANITIM AJANSI KURULMALI’ 

‘Sağlık Turizmi Tanıtım Ajansı’nın kurulmasının elzem olduğunu ve Türkiye'nin sağlık turizminde yakaladığı ivmeyi dünyada çok daha fazla ön plana taşıyacağını belirten Terziler, “Çünkü sağlık turizmi için; turizme gidiyorsun benim konum değil diyor, sağlığa gidiyorsun o turizm diyor. Aslında arada kalmış bir kavram gibi. Özel sektörün dinamikleri olmasa sağlık turizmi bu kadar büyümezdi. Bu nedenle madem büyüdü, bunu doğru yönetmemiz lazım. Burada, ilgili bakanlığın mevut yapısının altında Sağlık Turizmi Tanıtım Ajansı’nın olması gerekli. Böyle bir ajansın kurulmasıyla Türk sağlık turizmini, geniş kapsamlı bir şekilde yaşlı bakım merkezleriyle, kaplıca turizmiyle, genel sağlık hizmetleri ile duyurabiliriz.” dedi. 

Türkiye’nin, dünya genelinde marka olan bir saç merkezi olduğunu da vurgulayan Terziler, “Milano deyince modanın başkenti aklınıza geliyorsa, İstanbul deyince de saç ekiminin baş şehri, merkezi akla geliyor. Bunu, zaten dünya biliyor. Bunun tanıtımını dünyaya tekrar tekrar anlatmamız gerekiyor. Çünkü, bilinen gerçekleri tekrarladıkça bunun markalaşma sürecine etkisini kalıcı kılar. Bu nedenle, Sağlık Turizmi Tanıtım Ajansı’nın kurulması durumunda markalaşma sürecimiz daha hızlı ve kalıcı olur.” ifadelerini kullandı. 
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/saglik-turizmi-yuzuncu-yil-da-rekor-pesinde.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/saglik-turizmi-yuzuncu-yil-da-rekor-pesinde_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/saglik-turizmi-yuzuncu-yil-da-rekor-pesinde/37040/</link>
			<pubDate>Wed, 16 Aug 2023 12:07:57 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yaş ilerlerken diş sağlığını korumak önemli</title>
			<description><![CDATA[Ağız ve diş sağlığını korumanın her gün etkili ağız temizliğini yapmak ve düzenli diş hekimi kontrolüne gitmekten geçtiğini belirten uzmanlar, ağız ortamının temizliğinin aksamasının hastalıkların başlaması için fırsat olduğunu söylüyor. İleri yaşa gelmeden önce diş sağlığının korunmasının önemine vurgu yapan Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, ileri yaştaki hastaların kas kuvveti ve tükürük akışı azalmış olabileceğinden etkili ağız hijyeni sağlayamayabileceklerine dikkat çekiyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, genç yaşlardan itibaren ağız ve diş sağlığının korunmasının önemine ilişkin açıklamalarda bulundu.

Ağız ve diş sağlığını korumak önce düzenli kontrolden geçiyor

Temelde ağız ve diş sağlığını korumanın, her gün etkili ağız temizliğini yapmak ve 6 ayda bir düzenli olarak diş hekimi kontrolüne gitmekten geçtiğini belirten Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Ağız temizliğinden kasıt; etkili diş fırçalama ve diş hekiminin gerekli görmesi durumunda diş ipi kullanımı, arayüz fırçası kullanımı ya da ağız duşu kullanımı gibi temizleme etkinliklerinin yanı sıra, dişler üzerinde plak birimini kolaylaştıran, çürük ve diş eti hastalıklarının artışına neden olan karbonhidrat içerikli gıdaları olabildiğince az tüketmek, sert ve çiğneme gerektiren pişmemiş ürünlere ağırlık vermektir.” dedi.

Ağız ortamının temizliğinin aksaması hastalıkların da başlangıcıdır

Ağzın milyarlarca mikroorganizma barındıran bir ortam olduğunu hatırlatan Güler, “Bu mikroorganizmalar ortam temiz tutulduğu sürece güzel komşuluk ilişkileri içinde yaşarlar. Ne zaman ki ağız ortamının temizliği aksar işte o zaman bu güzel komşuluk ilişkileri bozulur ve bazı mikroorganizmalar diğerlerinden daha fazla çoğalmaya başlar. Çoğalmaları hastalık başlangıcı anlamına gelir ve diş eti kanamaları ya da daha yavaş gerçekleşen bir durum olsa da, diş çürüğü ortaya çıkar.” dedi.

Mikroorganizmalar ile ilişkili olmayan ama ağız sağlığını bozan bir başka durumun da bruksizm olduğunu sözlerine ekleyen Güler, “Bu durum hastalarda rutinde karşılaştığımız bir tablo haline geldi. Maalesef ki çiğneme kası ya da diş ağrı-hassasiyeti yapmadığı takdirde hastalar genelde diş sıktıklarının farkında olmayabiliyor. Diş hekimi kontrolü sırasında diş yüzeylerindeki aşınmalar fark edilir. Bu aşınmalar zamanla çene ekleminde probleme neden olabilmekle birlikte, dişlerin şeklinin bozulmasına ve daha koyu renkli görünmesine sebep olabiliyor.” uyarısında bulundu.

İleri yaşlarda etkili ağız hijyeni sağlanamayabiliyor

İleri yaştaki hastalarda uygulanan tedavi protokollerinin çok fazla farklılık göstermediğine değinen Güler, sistemik bir takım hastalıklar da yaşlı bireylere eşlik edebildiğinden, dikkat edilen noktanın kısa randevularla hastayı çok yormadan ağız içi işlemlerinin tamamlanması olduğunu ifade etti.

Güler, “Çok ileri yaştaki hastalarımızda kas kuvveti ve tükürük akışı azalmış olabileceğinden manuel fırçalama ile etkili ağız hijyeni sağlayamayabiliyorlar. Bu hastalara ağız hijyen metodu olarak döner başlıklı diş fırçaları ve ağız duşları gibi elektronik aletler tavsiye edilebilir. Ağız kuruluğu diş yüzeylerine plak birikimini kolaylaştırdığından, ağız kuruluğundan şikayeti olan hastaların ara ara yudumla su alıp ağız ortamını ıslatmaları veya sakız çiğnemeleri tavsiye edilebilir. Suyu her seferinde içmek zorunda değiller, gargara yapıp tükürebilirler. Çünkü normalden fazla su tüketmek de zararlı olabilir.” diye konuştu.

Yaş ilerlerken diş sağlığını korumak önemli

İleri yaşa gelmeden önce diş sağlığını korumak için düzenli diş hekimi kontrolüne gidilmesi gerektiğine dikkat çeken Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “6 ayda bir rutin diş hekimi kontrolleri bir çok ağız içi hastalığın erken dönemde tespit edilip tedavi edilebilmesini ya da daha güzeli, hastalıkların oluşmadan önlem alınabilmesini sağlar. Tüm ağız içi hastalıklar ağrı ya da kanama şeklinde bulgu vermeyip sessizce ilerleyebilir. Bu nedenle kontrol önemlidir. Bunun yanı sıra ağız temizliğine dikkat etmek ve özenli bir temizlik yapmak gerekir. Günümüzde yiyecek ve içecekler oldukça yumuşak ve yapışkan bir hal almıştır ki bu da diş yüzeylerine ve diş aralarına tutunmalarını kolaylaştırır. Yemesi kolay olan yiyeceklerin genel olarak temizliği daha zordur denebilir.” dedi.

Dişlerin ve diş etlerinin uzun yıllar kullanımı sonucu aşınmalar oluşabildiğini belirten Güler sözlerini şöyle tamamladı:

“Zamanla diş yüzeylerinde minör aşınmalar ve diş etinde 1-2 milimetreyi geçmeyen çekilmeler görülmesi normaldir. Bunun için ortalama bir yaş aralığı verilemeyecek olmakla birlikte 60 yaşından sonra görülebilir, denebilir. Bu durum bir hastalık ifade etmez. Diş etinde kanama ya da diş yüzeyinde çürük olmadığı sürece ağız ortamı sağlıklıdır.” 
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/yas-ilerlerken-dis-sagligini-korumak-onemli.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/yas-ilerlerken-dis-sagligini-korumak-onemli_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yas-ilerlerken-dis-sagligini-korumak-onemli/37035/</link>
			<pubDate>Wed, 16 Aug 2023 11:22:44 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Vakalar artıyor! 1 yaş altı bebekler ağır kızamık için risk altında! </title>
			<description><![CDATA[Son dönemde kızamık vakalarındaki artışın en büyük nedeninin aşısız ya da eksik aşılı çocuklar olduğu biliniyor. Kızamık vakalarının artması nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı, 2019 yılında 1 yaşında uygulanan kızamık-kızamıkçık-kabakulak (KKK) aşısına ek olarak 9. ayda da aşı yapılması kararı aldı. ]]></description>
		    <news><![CDATA[ Halen hem 9. ayda hem de 12. ayda yapılan kızamık aşısı süt ve yumurta ihtiva ettiği için sorun yaşandığını belirten Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD), yaptığı basın açıklamasında, “1 yaş altı bebekler, ağır kızamık için risk altındadır. Kızamık aşıları süt ya da yumurta proteini içerebildiğinden alerjisi olan çocuklarda alerjik reaksiyonlara neden olma ihtimali olsa da, önlemler alınarak aşı uygulaması yapılabilir” dedi. 

 

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 31 Mayıs tarihinde yayınlandığı Avrupa Bölgesi Kızamık Raporuna göre, Mayıs 2022'den Nisan 2023'e kadar olan dönemde Avrupa genelinde en çok kızamık vakasının Türkiye'den bildirildiği görüldü. Mayıs 2022'den Nisan 2023'e kadar bildirilen 4 bin 544 kızamık vakasının yüzde 95'i, Türkiye, Rusya ve Tacikistan'da saptandı. Türkiye'nin 1543 kızamık vakası ile ilk sırada yer aldığı belirtilirken, Rusya 1129 vaka ile ikinci sırada, Tacikistan ise 568 vaka ile üçüncü sırada yer aldı.

 

Kızamık vakalarında aşısız ya da eksik aşılıların çoğunlukta olduğu görüldü. Özellikle kızamık komplikasyonları ve ölüm açısından en riskli 5 yaş altında aşılanma durumu açısından vakalar değerlendirildiğinde 1 yaş altında vakaların neredeyse tümünün, 1-4 yaşta ise yarısından fazlasının aşısız olduğu ortaya çıktı. 

 

“Alerjik çocukların aşıları önlemler alınarak yapılabilir”

 

Konuyu yakından takip eden Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD) yaptığı basın açıklamasında, aşılamanın önemini vurguladı. Aşının içinde bulunan süt ve yumurta proteinlere karşı alerjik reaksiyon gösterebilme ihtimali olan çocuklar için de bu aşının mümkün olduğunun altını çizdi ve şu açıklamalarda bulundu:

 

“Kızamık-kızamıkçık-kabakulak aşısından sonra alerjik reaksiyonlar oldukça nadirdir. İnek sütü ve yumurta dışında başka bir besine alerjisi olan çocuklarda, alerjisi olmayan çocuklarda alınan önlemler eşliğinde kızamık aşısı yapılabilir. Kanlı, mukuslu kakası veya egzaması olup inek sütü alerjisi ya da yumurta alerjisi teşhisi konan çocuklara, alerjisi olmayan çocuklarda alınan önlemler eşliğinde kızamık aşısı yapılabilir. İnek sütü veya yumurta ile karşılaştıktan kısa bir süre içinde ciltte kızarıklık, kaşıntı, şişlik, kusma gibi yakınmaları olan çocuklara çocuk doktoru gözetiminde aşı yapılmalıdır.   Şiddetli inek sütü veya yumurta alerjisi olup veya daha önce bu besinlerle alerjik şok (anafilaksi) geçirmiş çocuklar, aşı yapılmadan önce mutlaka çocuk alerji immünoloji uzmanına sevk edilmelidir.”
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/vakalar-artiyor-1-yas-alti-bebekler-agir-kizamik-icin-risk-altinda.png</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/vakalar-artiyor-1-yas-alti-bebekler-agir-kizamik-icin-risk-altinda_t.png</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/vakalar-artiyor-1-yas-alti-bebekler-agir-kizamik-icin-risk-altinda/37033/</link>
			<pubDate>Wed, 16 Aug 2023 11:19:24 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Tetiklenen travma daha yıkıcı hale gelebilir!</title>
			<description><![CDATA[Psikolojik travma, özellikle de afet kaynaklı psikolojik travma, kısa sürede kolayca ortadan kalkacak bir şey değildir ve toplumun büyük bir kesimini etkiler. ]]></description>
		    <news><![CDATA[ Deprem travmasına yönelik yürütülen psikososyal destek çalışmalarında, akut dönemde destek hizmetleri oldukça yaygın olsa da sonrasında bu desteklerin zamanla azalmakta ve ortalama 6 ay içinde tamamen kesilmekte olduğunu belirten Hidoctor Uzman Klinik Psikoloğu Gizem Konuş “Bir anda sağlanan psikolojik destek sonrası sistematik bir desteğin sürmemesi travma etkilerini daha da yıkıcı hale getirebilir.” diyor.

Basın Bülteni - 15.08.2023 Afet kaynaklı psikolojik travmaların üstesinden gelmek için 2 yıla kadar devam edebilen uzun süreli bir müdahale gerekir. Bu nedenle tedaviye iyi bir planlamayla başlamak önemlidir. Genelde doğal afet travmasına yönelik destek çalışmalarında, travma sonrası dönemde destek hizmetleri oldukça yaygındır. Fakat bu desteklerin zamanla azaldığı ve ortalama 6 ay içinde tamamen kesildiği görülmektedir. Travma akabinde sağlanan psikolojik desteğin sürmemesi, travma etkilerini daha zorlayıcı hale getirebilir.

Afet kaynaklı gelişen psikolojik travmaların sadece afet bölgesinde yaşayan insanları değil toplumu da etkilediğini belirten HiDoctor Uzman Klinik Psikoloğu Gizem Konuş “Türkiye’de yaşayan çoğu kişi bir şekilde deprem korkusunu ve acısını tattı. Deprem olan şehirlerde yaşamayanlar bile sanki deprem kendi şehirlerinde olmuşçasına tepki verdiler. Bu maalesef depremin toplumumuz için bir “kolektif travma” haline geldiğine işaret ediyor. Afet görüntülerini, haberlerini ekranlarda izleyerek dehşete kapılan pek çok insanın travma yaşamış veya travmalarının tetiklenmiş olduğu söylenebilir” diyor.

Toplumda iki ayrı yaklaşım ortaya çıktı

Bir deprem ülkesi olan Türkiye’de insanların deprem korkusuna iki uç yaklaşım geliştirdiğini belirten Konuş, bazı insanların “Her an başıma bir şey gelebilir” korkusuyla hareket ederken, bazılarının da “Benim başıma gelmez” inkarcılığına kapıldığını vurguluyor. Konuş, her iki yaklaşımın altında da çaresizlik hissinin olduğunu söylüyor ve ekliyor:

“Depreme hazır olmak için güvenli binalarda oturmak, güvenli bir şehirde yaşamak gibi bazı gereksinimler var. Biz de gelişmekte olan bir ülke olarak hazırlıksız hissettiğimiz için toplumca çaresizliğe kapılıyoruz. Bu çaresizlik duygusuyla başa çıkmanın yolu da inkardan ya da her an bir koruma kalkanı oluşturma çabası içinde olmaktan geçiyor. Birbirinden taban tabana farklı bu tepkiler, çaresizlik duygusu ile baş etmek için ortaya çıkan uç davranışlar.”

Bilgilenin, önlem alın, kontrolünüzü kaybetmeyin

“Deprem korkusu yaşayanların, bütün bu belirsiz, sisli atmosfere rağmen, birey olarak yapabileceği bir şeyler var” diyen Konuş, “Durum ne kadar kötü olursa olsun, şartlar ne kadar ağır olursa olsun umut ve çözüm her zaman mümkündür. En çaresiz, en sıkışmış ortamlarda bile içindeki ‘kontrol hissini’ uyandırabilirseniz travmatize olmazsınız. Çevresel şartlar ne kadar çetin olursa olsun önemli olan insanın içindeki o kontrol hissini pekiştirmesidir. Bunun yolu da kendini güvende hissetmekten ve bilgilenmekten geçer. Bilgi güçtür. O yüzden binalar değiştirilemiyorsa bile, yaşadığınız ortam içerisinde deprem çantası hazırlamanız, nerede yaşam üçgeni kuracağınızı belirlemeniz güvende hissettirmeyi sağlayabilir” diyor.
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/tetiklenen-travma-daha-yikici-hale-gelebilir.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/tetiklenen-travma-daha-yikici-hale-gelebilir_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/tetiklenen-travma-daha-yikici-hale-gelebilir/37022/</link>
			<pubDate>Wed, 16 Aug 2023 10:55:49 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Rosatom&#39;dan Kırgızistan&#39;a Nükleer Tıp Alanında Destek</title>
			<description><![CDATA[Kırgızistan Sağlık Bakanlığı ve Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom’un temsilcilerinden oluşan bir uzman komisyonu, Kırgızistan’ın başkenti Bişkek'teki Ulusal Onkoloji ve Hematoloji Merkezi'nde (NCОН) onkolojik ve diğer ciddi hastalıklara yakalananların tedavisi için yeni bir radyonüklid teşhis departmanı oluşturma projesinin önemli bir aşamasını tamamladı.

]]></description>
		    <news><![CDATA[NCОН çalışanları ve Rosatom temsilcilerinden oluşan çalışma grubu Kırgızistan düzenleyici makamlarından lisans almak üzere gerekli uygulama tedbirlerini hayata geçirdi. Bu çalışmalar, tek foton bilgisayarlı emisyon tomografi (SPECT) bölümünün sıhhi ve epidemiyolojik incelemesini yapmak ve projenin radyasyon güvenliği gerekliliklerine uygunluğunu sağlamak için yürütülüyor.

Rosatom ayrıca personeli eğitmek, ulusal altyapının etkinliğini değerlendirmek ve tıp kurumlarının radyoizotop ürünlerini kullanma lisansı almasını sağlamak amacıyla NCОН'e ücretsiz olarak bir teknesyum-99m GT-4K jeneratörü teslim etti.

Rus nükleer endüstrisi heyeti, SPECT bölümünün teknik incelemesi sırasında personele uzman desteği de sağladı.

Bir sonraki adımını, projenin radyasyon güvenliği gerekliliklerine uygunluğu ve radyoizotop ürünlerinin kullanımına yönelik Kırgızistan düzenleyici makamlarından lisans alınması oluşturuyor.

Rosatom’un bünyesindeki Rusatom Healthcare A.Ş Genel Müdürü Igor Obrubov konuyla ilgili olarak şunları söyledi: “Kırgız ortaklarımıza yeni radyonüklid tanı bölümünün hizmete girmesine hazırlık aşamasında tam destek vermekten mutluluk duyuyoruz. Bu proje Kırgızistan’da nükleer tıbbının gelişmesi ve stratejik iş birliğimizin devamı için hayati önem taşıyor. Doktorların eğitimi için Kırgız meslektaşlarımıza teknesyum jeneratörü bağışladık. Rosatom, gelecekte, Kırgızistan’ın teknesyum-99m jeneratörleri konusundaki ihtiyaçlarını tam olarak karşılamaya hazır.”

Taraflar, Kırgızistan'da ileri nükleer tıp teknolojilerinin geliştirilmesini amaçlayan Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEA) teknik iş birliği programı çerçevesinde iş birliği yapıyor.
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/rosatom-dan-kirgizistan-a-nukleer-tip-alaninda-destek.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/rosatom-dan-kirgizistan-a-nukleer-tip-alaninda-destek_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/rosatom-dan-kirgizistan-a-nukleer-tip-alaninda-destek/36986/</link>
			<pubDate>Tue, 15 Aug 2023 11:54:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yıllara meydan okumanın  yeni yolu; temporal dolgu</title>
			<description><![CDATA[Yaşlanmaya karşıtı yöntem olarak bilinen temporal dolgu hakkında bilgi veren Estetik Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ömer Mutlu, işlemin kanül yöntemiyle yapılarak morluk riskinin de önüne geçildiğini belirtti.

]]></description>
		    <news><![CDATA[Her geçen gün yeni bir tekniğin ortaya çıktığı estetik operasyonlardan biri de temporal dolgu. Yöntemin özellikle şakak bölgesi; kaşların dış kısmı ile saç çizgisi arasında oluşan çökme ve hacim kayıplarının giderilmesi için uygulanan bir ameliyatsız estetik uygulama olduğunu söyleyen Estetik Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ömer Mutlu, “Yaşlanmaya bağlı olarak, yüzde beliren hacim kayıplarını gidermek için dolgu uygulaması en etkili ve en pratik çözümlerden biri. Şakak bölgesindeki erken çökme ve boşalmaya bağlı olarak yağ dokusu erir ve temporal bölgede çöker. Birçok etkenin yanısıra dengesiz kilo alıp verme de yüzün diğer yerleri gibi şakak bölgesini de etkiler ve hacim kaybına neden olabilir. Temporal Dolgu uygulaması çökme gözlenen bölgedeki hacim eksikliklerini gidererek, kişinin daha genç ve çekici görünmesini sağlar” dedi.

 

AĞRISIZ VE ACISIZ BİR İŞLEM

Temporal dolgunun ortalama 15 dakika süren kısa bir işlem olduğunu ifade eden Mutlu, “Enjeksiyon için ince künt uçlu kanül kullanıldığından, işlem sonrası kanama, ödem gibi komplikasyonlar çok nadir görülür. Bu işlemden sonra kişi rahatlıkla günlük hayatına dönüş yapabilir” şeklinde konuştu.
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/yillara-meydan-okumanin-yeni-yolu-temporal-dolgu.jpeg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/yillara-meydan-okumanin-yeni-yolu-temporal-dolgu_t.jpeg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yillara-meydan-okumanin-yeni-yolu-temporal-dolgu/36983/</link>
			<pubDate>Tue, 15 Aug 2023 11:47:54 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Sıcak hava kalpte stres yaratıyor!</title>
			<description><![CDATA[Birbiri ardına gelen sıcak hava dalgaları, her 10 kişiden 3’ünün yüksek tansiyon hastası olduğu ülkemizde kalp ve damar sağlığını zorlayacak sonuçlara yol açıyor. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Yüksek sıcaklık ve yüksek nem faktörleri bir araya geldiğinde daha fazla kan akışına, dolayısıyla kalbin normal bir güne göre dakikada iki kat daha fazla kan pompalamasına ve daha hızlı atmasına yol açıyor. Oysa ki basit önlemlerle kalp için stres yaratan ve yüksek tansiyonu tetikleyen bu sıcak havanın etkisinden korunmak mümkün. 

Acıbadem Taksim Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Turfan vücudun atar damarlarını etkileyen yüksek tansiyonun (hipertansiyon), kalbin kan pompalamak için daha çok çalışmasını gerektirdiğini ve bunun da kalbin zorlanmasına neden olduğunu belirterek ülkemizde erişkin nüfusun yüzde 31,2’sinde hipertansiyon görüldüğüne dikkat çekiyor. 

 Bu sayılara dikkat!

Hava şartları, belirli sağlık sorunlarının tetiklenmesinde rol oynuyor. Yüksek sıcaklıklar ve yüksek nem, yüksek tansiyon hastalığı olan kişiler için ciddi sağlık sonuçlarına neden olabiliyor. En büyük riskler ise, sıcaklığın 21 derecenin üzerinde ve nemin yüzde 70'in üzerinde olduğu durumlarda ortaya çıkıyor. 50 yaşın üzerinde, fazla kilolu veya kalp, akciğer veya böbrek rahatsızlıkları olanlar başta olmak üzere bazı insanlar nemden etkilenme açısından daha yüksek riskle karşı karşıya kalıyor. 

 Sıcak, tansiyon düşüklüğüne yol açabilir

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Turfan, sıcak havaların yüksek tansiyonu nasıl etkilediğini şu sözlerle anlatıyor: “Kan basıncı vücudun ısıya maruz kalmasından etkileniyor; yüksek sıcaklıklar ve yüksek nem cilde daha fazla kan akışına neden oluyor. Bu da, kalbin normal bir güne göre dakikada iki kat daha fazla kan pompalamasına ve daha hızlı atmasına yol açıyor; sıcak havalarda vücut ısı kaybetmek için cilde giden kan akımını artırıyor. Bu da damarlarda gevşeme sağlayarak gerçekleşiyor. O yüzden yaz aylarında kan basıncı normal insanlarda daha düşüktür. Ancak hem terleme hem de damar yatağının gevşemesi tansiyonu özellikle ilaç alan hastalarda ileri derecede düşürebilir. Ayrıca bazı hipertansiyon ilaçları güneşe duyarlılığı artırır. Sonuç olarak, daha yüksek güneş yanığı riskine ve ciltte kabarcıklara veya kızarıklığa neden olabilen aşırı duyarlılık reaksiyonlarına sebep olabilir”. 

Isı ve terleme ise ayrıca vücuttaki sıvı miktarını ve kan hacmini azaltarak vücudun susuz kalmasına yol açabiliyor. Bu durum da, vücudun soğuma kabiliyetine müdahale ederek kalp üzerinde stres yaratabiliyor. Ayrıca ilaçların vücutta dağılımlarına ve etkisinin değişmesine neden oluyor. 

10 öneriyi dikkatle uygulayın

Peki, bu kadar yaşamsal süreçleri tetikleyen sıcak havalardan nasıl korunmalıyız? Kardiyolog Prof. Dr. Murat Turfan, kalp ve damar sağlığımızı korumak için alınabilecek 10 öneriyi şöyle sıralıyor:   


	Bol su veya sağlıklı içecekler içerek susuz kalmayın. Su en iyisidir ama kalp yetmezliğiniz olduğu için sıvı alımınızı kısıtlamanız söylendiyse, doktorunuzla konuşmalısınız.
	Alkollü içkiden kaçının. Alkol su kaybına neden olduğundan vücudunuz susuz kalabilir. 
	Yüksek su içeriğine sahip, iyi vitamin ve mineral kaynağı olan salata ve meyve gibi soğuk yiyecekleri tüketin. 
	Evinizi serin tutmaya çalışın. Direkt güneş ışığı alan pencereleri varsa panjur veya perde ile kapatın. Dışarısı evinizden daha soğuksa pencereleri açın. Evinizi daha sıcak hale getirebileceklerinden, ihtiyacınız olmayan tüm ışıkları veya elektrikli ekipmanı kapatın.
	Uyumak için evinizin en serin yerini seçin.
	Hafif, bol giysiler giyin.
	Gündüz 11:00 ile 15:00 saatleri arasında günün en sıcak saatlerinde güneşten uzak durun. Çıkacaksanız güneş kremi sürün, şapka takın ve yanınızda su taşıyın.
	Aşırı fiziksel egzersizden kaçının.
	Bazı ilaçlar, vücuttaki su oranını ve yüksek sıcaklıklara tepki verme yeteneğinizi etkileyebilir. Eğer şu ilaçları kullanıyorsanız yaz aylarında doktorunuza danışın: Beta blokerler ve diüretikler dahil olmak üzere yüksek tansiyon için kullanılan ilaçlar; antihistaminikler veya dekonjestanlar gibi alerji ilaçları ile antipsikotikler gibi psikiyatri ilaçları. 
	Tıpkı yüksek sıcaklıklarda vücudunuzu serin tutmanın yollarını bulmanız gerektiği gibi, ilaçlarınızı da aşırı sıcağa maruz kalmamaları için uygun şekilde saklayın. Diyabet tedavisi için kullanılan insülin de dahil olmak üzere bazı ilaçlar sıcaklık değişimleri sırasında bozulabilir. İlaçları serin ve kuru bir yerde saklayın. İlaçları banyoda, pencere pervazında veya bir araçta saklıyorsanız, aşırı ısı ve nemden etkilenme oranını düşürmek için ilacı orijinal kabında saklayın.


 
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/sicak-hava-kalpte-stres-yaratiyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/sicak-hava-kalpte-stres-yaratiyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/sicak-hava-kalpte-stres-yaratiyor/36955/</link>
			<pubDate>Tue, 15 Aug 2023 10:20:53 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Hijyen eksikliği uyuza neden oluyor</title>
			<description><![CDATA[Deprem, savaş, göç gibi durumların neden olduğu büyük kalabalıklar, hapishaneler, çocuk-yaşlı bakım evleri, kışla ve okul gibi kurumsal ortamlar, malnütrisyon ve zayıf hijyen ile birleştiğinde uyuz hastalığının bulaş riskini artırıyor.

]]></description>
		    <news><![CDATA[Uzmanlar, uyuzun dünya üzerinde görülme prevelansının, literatürlere göre %0,2-71 aralığında değiştiğini belirtiyor. Altınbaş Üniversitesi SHMYO Öğretim Görevlisi, İlk ve Acil Yardım Program Başkanı Özlem Karagöl, uyuzun sosyoekonomik düzeyi düşük olan ülkelerde daha çok görüldüğüne işaret etti. Temizlik koşullarının hala yeterince sağlanamadığı deprem bölgelerindeki toplu yaşam alanlarında uyuz riskinin artarak devam ettiğine dikkat çekti. Buna ek olarak Huzurevleri, Yaşlı Bakımevleri, Çocuk Esirgeme kurumlarında da sıklıkla rastlanıldığını hatırlatarak bulaş yollarının iyi bilinmesi gerektiğinin altını çizdi.

UYUZ HASTALIĞI NASIL BULAŞIR?
Özlem Karagöl, uyuz hastalığının tipik olarak, akarların yeterince uzun süren ciltten cilde temas yoluyla yayıldığına işaret etti. “El sıkışmak ya da kısa bir sarılma ile bulaşmaz. Ancak ailenin bireyleri ve cinsel partnerler arasında kolayca yayılabilir. Yatak takımları veya havlular gibi paylaşılan kişisel eşyalarla uzun süren temas olursa bulaşabilir” uyarısında bulundu. Uyuzun daha çok temizlik koşullarının ideal olmadığı ve insanların uzun süre birbirine yakın olduğu yerlerde görüldüğünü dile getirdi. Cinsel olarak aktif, birden çok partneri olan yetişkinlerin, hapishane mahkumları, kurumsal bakıma muhtaç insanlar, kalabalık koşullarda yaşayan insanlar ile çocukların ya da yaşlılar gibi bakım tesislerinde kalanların uyuz hastalığına yakalanma riski en yüksek gruplar arasında olduğunu vurguladı. Özlem Karagöl’e göre kreş ya da anaokullarına da sık sık uyuz taraması yapılması gerekir. “Küçük çocuklar birbirlerine sık sık dokunarak oynama eğilimindedir. Ayrıca, öğlen uykusunda yastıklarını ve battaniyeleri de paylaşabilirler. Anaokuluna devam eden bir çocukta uyuz bulunursa, bunu personele bildirmek önemlidir. Çocuğun, sınıf arkadaşlarının ve bakıcılarının da tedavi edilmesi gerekir.” uyarısında bulundu.

UYUZ BELİRTİLERİ NELERDİR?

İlk belirtilerin dört ila altı hafta arasında göründüğünü belirten Karagöl, en yaygının özellikle geceleri yoğun kaşıntı, sivilce benzeri döküntülerle kızarıklıklar, kabuklarla kabarcıklar ve sürekli kaşımadan kaynaklanan yaralar olduğunu söyledi. Uyuz kaşıntısının genellikle çocuklarda ve yaşlılarda çok şiddetli görüldüğünü hatırlattı. El bileği, dirsek veya diz kıvrımları, bel veya göbek çevresi, göğüsler, cinsel organlar, baş, boyun, yüz, avuç içi ve tabanlarında görüldüğünü kaydetti.

Uyuz böceği cilt altına 10 ila 25 yumurta bırakabilir.

Karagöl, bir diğer ayırt edici özelliğinin ise deride uzun çizgiler halinde oyukların görülmesi olduğunu anlattı. Grimsi beyaz ya da ten rengi olan bu çizgiler dişi akarlar tarafından cildin yüzeyinin hemen altında açılan tünellerdir. Oluşturulan bu yuvaların içine her bir dişi uyuz böceği tarafından 10 ila 25 yumurta bırakılır. Uyuz olan bireyler üzerlerinde genellikle sadece 10 ila 15 yetişkin akar taşır ve her akar yarım milimetreden daha küçüktür. Bu nedenle fark edilmelerini zorlaştırır. Çıplak gözle, derideki küçük siyah noktalar gibi görünebilirler.

UYUZ HASTALIĞI NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Uyuz hastalığının tedavisinin akarları öldüren reçeteli ilaçlarla mümkün olduğunun altını çizdi. Özellikle geceleri yoğunlaşan kaşıntıyı gidermek için doktor tarafından verilen antihistaminik haplar ya da hidrokortizon kremlerin kullanıldığı belirtti. “Krem veya losyonun boyundan aşağıya tüm vücuda uygulanması gerekir. Vücut üzerinde en az 8- 14 saat bekletilir ve sonrasında yıkanılır. Bazı durumlarda uyuz tedavisi için hap reçete edilebilir. Kullanılan ilaca bağlı olarak tedavi üç güne kadar sürer.” diye konuştu. Uyuzun tedavi edilmesine rağmen kaşıntının alerjik reaksiyon nedeniyle bir süre daha devam edebileceğini hatırlattı.

“Fiziksel temaslı herkes tedavi edilmeli.”
Karagöl, uyuz hastalığının yayılmasını engellemek için kişiyle yakın fiziksel teması olan herkesin tedavi edilmesini önemine değindi “Aynı yatakta uyumak, uzun süreyle el ele tutuşmak ve birlikte banyo yapmak gibi faaliyetler uyuz akarlarının bir bireyden diğerine geçişini mümkün kılar. Semptomların ortaya çıkmasının dört ila altı hafta arasında sürmesi nedeniyle hane halkının tüm üyelerinin tedavi edilmeli.” dedi.  

“60 derecede en az 10 dakika yıkanmalı”

Karagöl alınacak önlemlerle ilgili önemli bilgiler aktardı. 

“Uyuz akarlarının kıyafetlerin, yatak takımlarının, mobilyaların veya havluların yüzeyinde iki ila üç gün yaşayabilir. Kişilerin tedaviden önceki 3 gün içinde temas ettiği tüm giysiler, havlu ve nevresim gibi kişisel eşyalar makinede sıcak suyla (60 derecede en az 10 dakika) yıkanmalı veya kuru temizlemeye verilmelidir.


	Ütülenebilen ürünler ütülenmelidir.
	Yıkanamayacaklar kapalı bir plastik torba içinde 3-7 gün kadar ağzı kapatılarak dezenfekte edilmelidir.
	Mümkünse tedavinin 24 saati bitene kadar ortak tuvalet kullanılmamalıdır.
	Kurumsal salgınlara hızlı müdahale önemlidir.
	Pestisit kullanımının ve evi ilaçlamanın bir faydası yoktur.
	Çocuklar ve yetişkinler tedaviden sonraki gün okula-işe gidebilir.
	Tedavi sonrası 2-4 hafta sonra akarlara karşı gelişen alerjik yanıt nedeniyle kaşıntı görülebilir.
	Tedavi verilen hastalar 2 hafta sonra çağırılarak kontrol edilmelidir.”

]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/hijyen-eksikligi-uyuza-neden-oluyor.jpeg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/hijyen-eksikligi-uyuza-neden-oluyor_t.jpeg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/hijyen-eksikligi-uyuza-neden-oluyor/36944/</link>
			<pubDate>Mon, 14 Aug 2023 12:42:16 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Dikkat! Her 2 kişiden 1&#39;inde D vitamini eksikliği var!</title>
			<description><![CDATA[Özellikle büyük kentlerde çoğu kişinin D vitamini olması gereken seviyeden düşük seyrediyor. Bunun nedenleri arasında; güneş ışığından yeterince ve doğru şekilde faydalanamamak, çocukluk döneminde dışarıda oynamak yerine evde tabletle zaman geçirmek, kapalı alanlarda saatlerce güneşten yoksun kalmak gibi birçok faktör yer alıyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Ülkemizde D vitamini eksikliğinin görülme sıklığının ciddi boyutlarda olduğunu belirten Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı “Bölgelere göre değişmekle birlikte D vitamini eksikliği ülkemizde yüzde 50’nin üzerindedir. Tüm dünyada yaklaşık 1 milyar insanda D vitamini eksikliği olduğu düşünülmektedir. Oysa özellikle son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar D vitamininin vücutta kemik sağlığından enfeksiyon hastalıklarını önlemeye, zihinsel gelişimden kanserde kontrolsüz hücre çoğalmasının azaltılmasına dek kritik öneme sahip olduğunu gösteriyor” diyor. Yağda çözünen bir vitamin olan D vitamininin bazı gıdalarda bulunmakla birlikte çoğunlukla deride güneşin etkisi ile ortaya çıktığını belirten Dr. Meltem Batmacı “Halk arasında ‘güneş vitamini’ de denilen D vitamininin gıdalardan karşılanması ise günlük gereksinimin yüzde 10-20’sidir. Yani dışarıdan takviye edilmesi gerekir” diye konuşuyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı D vitamini hakkında bilinmesi gereken 9 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 

 

Sayısız faydası var

D vitamininin vücudumuzda kritik rol oynadığını belirten Dr. Meltem Batmacı şöyle konuşuyor: “Vücudumuzda kemik sağlığı açısından çok önemli. Kemik kırıklarını azaltıp kas liflerini koruyarak kas gücünü artırır ve bu da düşmelerden korur. Yapılan bilimsel araştırmalar; D vitamininin yeni tümör gelişimini (meme, yumurtalık, kolon, prostat ve diğer kanserler) ve var olan tümör büyümesini yavaşlattığını, kalp ve damar hastalıkları ile solunum sistemi hastalıkları riskini azalttığını göstermiştir. Damar sertliği ve yüksek tansiyon hastalığında düzenleyici olan D vitamini diyabet ve insülin direncine karşı da önemli rol oynar. Enfeksiyonların ve bağışıklık sistemi hastalıklarının tedavisinde etkilidir. Bir araştırmaya göre, herhangi bir nedenle olan prematüre ölüm riskinde D vitamini sayesinde yüzde 25 azalma saptanmıştır. Bunama riskinin de azaldığı görülmüştür.”

 

Gelişigüzel kullanımı zehirleyebilir! 

D vitamininin kesinlikle vücuttaki seviyesi belirlenip ardından hekim önerisiyle kullanılması gerektiğini, aksi takdirde fayda yerine ciddi zararlar verebileceğini vurgulayan Dr. Meltem Batmacı “Tedavi öncesinde ve sonrasında mutlaka D vitamini düzeyleri görülmelidir. Yaş, cinsiyet, yaşanan coğrafya, eşlik eden hastalıklar, gebelik durumu hatta ten rengi bile günlük D vitamini ihtiyacını belirleyen unsurlardır. Bu nedenle D vitamini ihtiyacı kişiden kişiye değişmektedir. Fazla alındığında D vitaminine bağlı zehirlenmeye neden olur, kanda kalsiyum düzeyi yükselir, kilo kaybı, düzensiz kalp atımı, düşme sıklığında ve kemik kırık riskinde artış, damarlarda ve dokularda kireçlenme, kalp ve böbrek hasarı görülür” diyor. 

 

Dikkat! Ampul kırıp içmek!…  

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı hekime danışmadan, D vitamini ihtiyacını bir anda karşılayabilmek için ampul kırıp içmek gibi bir hataya düşülmemesi gerektiğini belirterek şu uyarılarda bulunuyor: “Yapılan çalışmalar da; yüksek dozda, uzun aralıklarla alınan D vitamini (ampul kırıp içmek, damlalıklı şişenin tamamını içmek gibi) ve düşük dozda, günlük alınan D vitamini (günlük ya da haftalık kullanılan damla, tablet, kapsül formunda D vitamini) kıyaslandığında ikinci gruptakilerin sağlıklı ve D vitamini düzeylerinin daha yüksek olduğunu ortaya koyuyor. D vitamini, fazla miktarlarda alındığında toksik etkilere yol açtığı ve hayati riske bile neden olabildiği için, hekime başvurarak kullanımından önce vücuttaki düzeyi saptanmalı ve sonrasında kişiye uygun doz ve sürede alınmalıdır.” Dr. Batmacı ayrıca toplumda “Camın önüne oturup güneşlendiğimden D vitamini bol bol alıyorumdur” şeklinde yanlış bir düşünce olduğunu belirterek “Camın, tül perdenin ya da kıyafetin arkasından alınan güneşin, hiçbir faydası yoktur. Çünkü bu türden kısıtlamalarda, D vitamini yapımını sağlayan UVB ışınları cilde ulaşamaz” uyarısında bulunuyor. 

 

D vitamini ihtiyacı besinlerle karşılanamıyor! 

Somon balığı ve sardalya gibi yağlı balıklar, balık yağı, yumurta sarısı, sığır karaciğeri, mandıra ürünleri ve tahıllarda D3 vitamini düzeyi daha fazla olurken; bazı mantarlarda ve bitkisel kaynaklarda (bitkisel kaynaklı sütler, maydanoz, ısırgan otu vb), D2 vitamini  bulunuyor. Ancak besinlerle yeterince D vitamini almanın mümkün olmadığını belirten Dr. Meltem Batmacı “Bu nedenle dengeli diyet ve gerekli D vitamini miktarının takviye olarak alınması uygundur. 51-71 yaşları arasındaki gıda ve suplamentle D vitamini alımı 308 IU/gün saptanmış olup, sadece gıda ile alınan D vitamini ise 140 IU / gün olarak saptanmıştır ki günlük doz gereksinimi düşünüldüğünde birçok insanın, günlük minimum gereken dozu bile alamadığı aşikardır” diyor. 

 

Bu kişilerde D vitamini eksikliği daha fazla!

Süt, yumurta ve balık yemeyenlerde, laktoz intoleransı olanlarda, veganlarda, bağırsak, karaciğer ve böbrek hastalığı olanlarda, obezlerde, obezite ameliyatı geçirenlerde, siyahilerde, bağırsak operasyonu olanlarda, steroid, epilepsi ilaçları gibi bazı ilaçları kullananlarda ve güneşten uzak kalanlarda D vitamini eksikliği daha fazla oluyor. 

 

Güneşten D vitamini açısından en doğru şekilde faydalanmak için!

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı, güneşten D vitamini anlamında en doğru şekilde faydalanabilmek için her gün kolları ve bacakları güneş ışınlarının dik geldiği saatlerde 15-20 dakikayı aşmamak üzere güneşlendirmek gerektiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Vitamin D sentezi, güneşin UVB ışını etkisi ile ciltte başlar. Yaşanılan bölgeye göre, güneşe çıkılması gereken süre ve saat dilimi değişir. Ülkemizde 10:00-15:00 saatleri arasında 15-20 dakika güneşlenme önerilir. Türkiye’de güneşe bağlı D vitamini sentezi Mayıs-Kasım ayları arasında mümkündür. Ancak çok önemli bir nokta var ki asla unutulmaması gerekir; UV ışığına maruziyet cilt kanserine neden olur, bu nedenle aşırı güneşlenme önerilmez!” 

 

İki çeşit D vitamini bulunuyor

İki çeşit D vitamini olduğunu belirten Dr. Meltem Batmacı “Vitamin D2; bitkisel kaynaklıdır ve takviye edilmiş gıdalar ile bazı suplamentlerde bulunur. Vitamin D3 ise; insan vücudunda ve hayvansal ürünlerde doğal olarak bulunan formdur. D3 formu kandaki D vitamin düzeyini daha çok yükseltir ve bu etkin düzeyi daha uzun süre korur. Ancak kişinin ihtiyacına göre mutlaka hekim karar vermelidir” diye konuşuyor.

 

Bu etkenler D vitamini alımını önlüyor!

UVB ışınını azaltan ve dolayısıyla D vitamin sentezini azaltan çok çeşitli faktör bulunuyor. Dr. Batmacı bu faktörleri şöyle sıralıyor: “Güneş koruyucu kullanımı (faktör düzeyi 15 ve üzeri olan güneş koruyucu krem D vitamini emilimini yüzde 90’dan fazla azaltır), tüm cildi kapatacak şekilde giyinmek, açık havada kısıtlı vakit geçirmek, koyu renkli cilt (melanin pigmenti, doğal güneş koruyucu gibi davranır), ileri yaş, kapalı alanlarda daha fazla vakit geçirme, D vitamini sentezine katkıda bulunan organlarda fonksiyon bozukluğu, kış mevsimi vb)” Dr. Batmacı güneşle sentezlenen D vitamininin birkaç ay idare edeceğini ancak sonrasında eksiklik ortaya çıkacağını bu nedenle düzenli ölçümlerin yapılması gerektiğini söylüyor.  

 

Eksikliğinde bu sorunlar ortaya çıkabiliyor!

Vücuttaki D vitamini seviyesinin altı ayda bir kontrol edilmesi gerekiyor. D vitamini eksikliğinde; kemik ve kas dokusunda zayıflama, kemik kırılganlığında artış, düşme sıklığında artış, kanda kalsiyum ve fosfor düzeyinde düşüklük, kalpte ritim sorunu, Osteomalazi (kemik yumuşaması) hastalığı, kalp krizi, inme ve kalp damar hastalıkları riski artıyor.  
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/dikkat-her-2-kisiden-1-inde-d-vitamini-eksikligi-var.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/dikkat-her-2-kisiden-1-inde-d-vitamini-eksikligi-var_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/dikkat-her-2-kisiden-1-inde-d-vitamini-eksikligi-var/36935/</link>
			<pubDate>Mon, 14 Aug 2023 11:38:51 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Babanın gözünden alınan dokuyla geliştirilen kök hücre oğluna ışık oldu</title>
			<description><![CDATA[Lavabo açıcının yüzüne sıçraması sonucu bir gözünü tamamen yitiren, diğer gözünde de görme yetisi büyük ölçüde kaybolan İbrahim Kösem, babasının gözünden alınan dokudan elde edilen kök hücre sayesinde yeni doğan evladını ilk kez görme şansına erişti.]]></description>
		    <news><![CDATA[Manisa'daki evinde 2017 yılında tıkanan lavaboyu açmak isteyen İbrahim Kösem (37), kimyasal tozun kaynar suyla temas etmesi sırasında oluşan tepkime sonucu yaralandı. Yüzünde kimyasal yanıklar oluşan Kösem, sağ gözünü yitirdi. Sol gözünde ise görme yetisi büyük ölçüde kaybolan Kösem'e Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi (EÜTF ) Hastanesinde kornea nakli uygulandı. Kimyasal yanık sonrası gözündeki limbal kök hücrelerin kaybolması nedeniyle nakil operasyonuna rağmen sonuç alınamadı.

İbrahim Kösem'in görme yetisini yeniden kazanması için Ege Üniversitesi Teknoparkında TÜBİTAK desteğiyle kurulan Limbustem şirketi tarafından geliştirilen yeni bir tedavi yöntemi uygulandı. Şirket ortakları EÜ Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özlem Barut Selver ve Biyomühendis Dr. Mehmet Gürdal, üniversite bünyesinde kurulan Oküler Yüzey Araştırma Laboratuvarı'nda yürüttükleri çalışma sonucu hastanın babasının gözünden alınan dokuyla limbal kök hücre geliştirdi. Kök hücrenin hastanın gözüne nakledilmesi sonrası kornea nakli uygulanan hasta, yıllar sonra görme yetisini yeniden kazandı ve 3 ay önce doğan evladını ilk kez görmenin sevincini yaşadı.

Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak,  Tıp Fakültesi Hastanesi bünyesindeki kliniklerde çok sayıda nadir hastalığa ilişkin sağlık hizmeti verildiğini, geliştirilen tedavi yöntemlerinin uluslararası alanda da ilgi gördüğünü söyledi. Göz Hastalıkları Anabilim Dalında görevli akademisyenlerin de teknopark bünyesinde kurdukları şirket bünyesinde ‘kişiselleştirilmiş limbal kök hücre tedavi ürünü’ geliştirerek ticarileştirdiğini belirten Rektör Prof. Dr. Budak, bu yöntemin vatandaşların hizmetine sunulmaya başlanmasının gurur veren bir netice olduğunu dile getirdi. Rektör Prof. Dr. Budak, “Üniversitemiz Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özlem Barut Selver ve ekibi, Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilen bir tedavi yöntemiyle kök hücre ve kornea nakli gerçekleştirdi. Hastanın tekrar görmesini sağlayan bu büyük başarı için akademisyenlerimizi tebrik ediyorum” dedi.

Kültüre edilmiş hücrelerle tedavi

EÜ Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Doç. Dr. Özlem Barut Selver, hastanın sol gözünü kurtarmak için 2017 yılından itibaren hem cerrahi hem tıbbi pek çok tedavi uyguladıklarını fakat kök hücre yetmezliğini gideremedikleri için istenen seviyeye ulaşamadıklarını belirtti. Hastanın iki gözünde de kök hücre kalmadığı için babadan kök hücre alındığını belirten Doç. Dr. Selver, “Babasından çok küçük bir doku alıp laboratuvarda yaklaşık 10 gün süresince büyüttük ve göze naklederek bu kök hücreleri yerine koymuş olduk. Bundan 4,5 ay sonra kök hücrelerin yerleştiğinden emin olarak kornea naklini gerçekleştirdik. Böylece kornea dokusunu da yeniledik. Hem kök hücreleri hem korneası yenilenmiş olduğu için hastamız şu anda tekrar kendi hayatını idare edebilecek bir görme seviyesine ulaşmış durumda” dedi. İbrahim Kösem'in Türkiye'de ilk kez uygulanan bir tedavi yöntemiyle görme yetisini kazandığına dikkati çeken Doç. Dr. Selver, geliştirdikleri yöntemin başarılı olmasının da memnuniyetini yaşadıklarını kaydetti.

Doç. Dr. Selver, “Uyguladığımız tedavi, Türkiye'de ilk kez allojenik kaynaklı yani başkasından alınmış limbal dokunun laboratuvar şartlarında kültüre edilerek, büyütülerek hastanın gözüne nakledilmesi işlemidir. İbrahim'in yeniden görmesinin mutluluğunu tarif etmek çok kolay değil. İbrahim, çok uzun zamandır zaten bizim hastamız, bu uzun ve yorucu hastalık sürecinde hastayla duygusal bağlar da geliştiriyorsunuz. İbrahim’in bebeğini o görmeden önce bizler görüp sevdik. Onun tekrar görebilmesi için o kadar uzun dönemli bir emek verdik ki. Onu mutlu görmek bizi mutlu ediyor” dedi.

Türkiye'de limbal kök hücre yetmezliği bulunan 40-45 bin civarında hasta olduğunun tahmin edildiğini, buna her yıl kimyasal yaralanmalar sonucu 300-400 kişinin daha eklendiğini düşündüklerini belirten Doç. Dr. Selver, bu hastalar için kültüre edilmiş hücrelerle tedavi imkânının artık Türkiye'de de bulunduğunu söyledi. Selver, bu tip zorlu göz yüzey hastalıkları için Limbustem ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi işbirliğiyle Oküler Yüzey Araştırma Laboratuvarı'nda araştırma ve tedavi çalışmalarına devam ettiklerini sözlerine ekledi.

“Gözüm açıldığında mucizeyi yaşadım”

İbrahim Kösem ise 2017'den bu yana süren tedavi sürecinde görme umudunu hiç yitirmediğini belirterek, “Üç ay önce bir evladım dünyaya geldi. Gözüm açıldığında mucizeyi yaşadım. Evladımı, eşimi ve ailemi görme şansına sahip oldum. Bu benim için hayatımın en önemli noktalarından bir tanesiydi. Özlem hocam ve ekibi sayesinde tekrar görmenin mutluluğunu yaşıyorum. Karanlık günler sona erdi. Umarım ihtiyacı bulunan herkes bu ileri tedavi şansına ulaşabilir ve tekrar görebilir” diye konuştu.
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/babanin-gozunden-alinan-dokuyla-gelistirilen-kok-hucre-ogluna-isik-oldu.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/babanin-gozunden-alinan-dokuyla-gelistirilen-kok-hucre-ogluna-isik-oldu_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/babanin-gozunden-alinan-dokuyla-gelistirilen-kok-hucre-ogluna-isik-oldu/36931/</link>
			<pubDate>Mon, 14 Aug 2023 11:29:52 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>DEÜ&#39;den Kanser Hastalarına  Umut Olacak Proje</title>
			<description><![CDATA[Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ), kanserle mücadele çalışmaları kapsamında geliştireceği yeni proje ile hastalara umut olmayı amaçlıyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[ Kanser immünoterapisi olarak adlandırılan, insan bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalığın tedavisini sağlayacak proje ile tümörlerin bağışıklık sisteminden kaçma mekanizmaları ve ölüm reseptörlerinin bu süreçteki rolü araştırılacak. DEÜ Tıp Fakültesi Temel Tıp Bilimleri Bölümü Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. Duygu Sağ, 2018 yılında kanser immünoterapisi alanındaki çalışmaların Nobel Tıp Ödülü’ne layık görülmesinin son yıllarda kanser immünoterapisine olan ilgiyi artırdığını belirterek, “Kanser immünoterapisi kısaca bağışıklık sistemimizi güçlendirerek kanseri tedavi etme yöntemidir. CHIRON proje ekibimiz, kanserle mücadelede yeni immünoterapiler geliştirmek için araştırmalar yapacak” dedi.]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/deu-den-kanser-hastalarina-umut-olacak-proje.jpeg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/deu-den-kanser-hastalarina-umut-olacak-proje_t.jpeg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/deu-den-kanser-hastalarina-umut-olacak-proje/36928/</link>
			<pubDate>Mon, 14 Aug 2023 11:17:11 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>COVID-19&#39;un Eris varyantı kış aylarında yayılabilir</title>
			<description><![CDATA[COVID-19’un Omicron varyantının yeni bir alt tipi olan Eris varyantı son zamanlarda Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Çin başta olmak üzere tüm dünyada sık görülmeye başlandı. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Eris varyantının daha önceki varyantlardan daha hızlı üremesi ve bağışıklık sisteminden kolay kaçması gibi farkı olmasına rağmen klinik olarak aynı belirtilere neden olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Elif Hakko, “Uzun zamandır hayatımızda olan Omicron tipi gibi daha çok üst solunum yolu enfeksiyonu şeklinde kendini gösteriyor. Boğaz ağrısı, burun akıntısı, hafif kas ve eklem ağrıları, halsizlik ve hafif ateş yapabiliyor. Önceki COVID-19 salgınları gibi büyük bir salgın beklenmese de okulların açılmasıyla beraber daha çok vaka görülebilir” açıklamasında bulundu.

Eris varyantının sık görülmeye başlanması, üreme kapasitesinin fazla olması ve bağışıklık sisteminden kaçma özelliği olmasına rağmen daha ağır bir tablo yapmadığını paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Elif Hakko, “Bağışıklık sorunu olan kişiler, diyabet, böbrek yetmezliği, kalp hastalıkları gibi kronik hastalığı olanlar, ileri yaştaki kişiler hastalığı daha ağır geçirebilir” dedi.

Kış aylarında hastalık yayılabilir

Eris varyantının diğer COVID-19 varyantları gibi solunum yoluyla bulaştığını hatırlatan Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Elif Hakko, “Kapalı ortamlarda, yakın temasta hastalığın bulaşma olasılığı artıyor. Vaka sayısında bir artış beklenmesine karşın büyük bir tehlikeye neden olacağı düşünülmüyor. Korunmak için önceki COVID-19 varyantları gibi kalabalık ve kapalı alanlarda maske kullanımı ve el hijyeni en iyi önlem. Risk grubundaki kişilerin Omicron varyantını içeren COVID-19 aşılarını düzenli olmaları iyi olacaktır ancak maalesef bu aşılar ülkemizde bulunmuyor” diye konuştu.

Kişisel koruma yöntemlerine uyulmalı

Okulların açılmasıyla beraber bu varyantın daha sık görülebileceğini paylaşan Doç. Dr. Elif Hakko, “Riskli kişiler için Omicron varyantını içeren aşının ülkemize gelmesi ve bu kişilerin grip aşısıyla beraber aşılanmaları gerekiyor. Elbette kişisel korunma önlemlerine uymak da çok önemli” dedi.
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/covid-19-un-eris-varyanti-kis-aylarinda-yayilabilir.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/covid-19-un-eris-varyanti-kis-aylarinda-yayilabilir_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/covid-19-un-eris-varyanti-kis-aylarinda-yayilabilir/36919/</link>
			<pubDate>Mon, 14 Aug 2023 10:38:22 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Sağlıklı Psikoloji İçin 6 Öneri</title>
			<description><![CDATA[Zihin Sağlığı, bütünsel sağlığın korunması adına büyük önem taşıyor. LifeClub Uzman Klinik Psikoloğu Cansu Karaman, sağlıklı bir psikoloji için uygulanması gereken 6 öneriyi anlattı.

]]></description>
		    <news><![CDATA[Günümüzün tempolu yaşam tarzı ve çeşitli zorluklar karşısında, ruh sağlığının korunması ve geliştirilmesi her geçen gün daha da önemli hale geliyor. Hayatın getirdiği zorluklar karşısında esneklik göstermek, duygusal dengeyi sağlamak ve olumlu ilişkiler kurmak, sağlıklı bir psikolojinin temel unsurlarını oluşturuyor.

Sağlıklı bir psikolojiye sahip olmak, bireylerin yaşamdan daha fazla keyif almasını, olumlu ilişkiler kurmasını ve stresle başa çıkmasını sağlıyor. Sağlıklı bir psikoloji, zihinsel, duygusal ve sosyal iyilik halinin sürdürülmesi ve geliştirilmesiyle yakından ilgilidir.

LifeClub Sağlık Hizmetleri Klinik Psikoloğu Cansu Karaman, sağlıklı bir psikoloji için yapılması gerekenleri 6 maddede sıraladı: 

1. Uykunuza Önem Verin

Uyku genel sağlığımız için önemlidir. Gün boyunca bize güç sağlayacak enerjiyi verir ve vücudumuzu onarmaya yardımcı olur. Yetersiz uyku (kronik ve akut) ruh halini olumsuz etkiler. Sağlıklı bir uyku ise kognitif işlevi, hafızayı geliştirir, kaygı, depresyon gibi psikolojik rahatsızlıklar riskini azaltır. Uyuma saatinize tutarlı kalmaya çalışın. Uyumadan önce odanızın dağınık olmamasına dikkat edin.

2. Sınırlarınızı Belirleyin

Psikolojik sağlığınızı korumak için sağlıklı sınırlar zorunludur. Bu sınırlar iş, aile, arkadaşlar ve eşinizle ilgili olabilir. Gereken durumlarda hayır demeniz gerekiyorsa kendinizi suçlu ve pişman hissetmeyin. Sınır koymak, kısa sürede rahatsız edici hissettirebilir. Ancak uzun vadede zihinsel sağlığınızı korumak için büyük öneme sahiptir.

3. Hobi Edinin

Zamanınızı daha verimli kullanabilmek için hobi edinin. Yeni bir hobi edinmenin en iyi yolu yeni şeyler denemekten geçer.

4. Sağlıklı Beslenmeye Dikkat Edin

Yapılan araştırmalar beslenmenin psikoloji üzerinde etkili olduğunu göstermektedir. Kaliteli bir yaşam için yeterli ve dengeli beslenmek büyük öneme sahiptir.

5. Gevşeme Egzersizleri Uygulayın

Zihinde ve bedende oluşan gerilimlerin aşamalı olarak azalmasını sağlayan nefes ve gevşeme egzersizleri bilimsel olarak kanıtlanmış yöntemlerdir. Nefes ve gevşeme egzersizleri günlük yaşam içinde oluşan kaygı, stres, öfke, korku gibi duygular nedeniyle zihinde oluşan gerilimleri azaltmak için uygulanabilir.

6. Terapi Almaktan Çekinmeyin

Psikolojik bozukluklar kişinin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiler. Kişinin işlevselliğini azaltır ve performansının düşmesine neden olur. Psikolojik sağlığı bozulan kişi okulda, işyerinde odaklanma güçlükleri yaşamaya başlar. Dikkatini toparlayamaz, tahammül gücü azalır ve sosyal ilişkileri olumsuz etkilenmeye başlar. Kişilerde zaman içinde unutkanlık, yorgunluk, kaygı, değersizlik ve çaresizlik hisleri görülebilir. Bu gibi durumlarla karşı karşıya kalıyorsanız psikolojik destek alarak yaşam kalitenizi artırabilirsiniz.

 
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/saglikli-psikoloji-icin-6-oneri.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/saglikli-psikoloji-icin-6-oneri_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/saglikli-psikoloji-icin-6-oneri/36903/</link>
			<pubDate>Fri, 11 Aug 2023 11:02:24 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yaz Alerjileri Tatilinizi Kabusa Çevirmesin!</title>
			<description><![CDATA[Yaz tatili tüm yılın yorgunluğunu attığımız, güneşin, denizin tadını çıkarmak için can attığımız zamanlar. Ama bazen tam da tatil neşemizin yükseldiği zamanlarda yaşadığımız yaz alerjileri, tatilimizi bir kabusa çevirebiliyor. Ancak bu alerjilere yönelik bilgi, hazırlık ve tedavi yöntemleri ile yaz dönemini ve tatilinizi sorunlu hale gelmekten çıkarmanız mümkün. Peki ama nasıl?]]></description>
		    <news><![CDATA[Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. İnsu Yılmaz yaz alerjilerini ve korunma yollarını anlattı.

 

Yaz mevsimi alerjileri sıcak hava ile birlikte yaşam kalitesini oldukça kötü etkileyebilir hatta hayatı tehdit edebilir.  Yaz alerjileri deyince ilk akla gelen alerjiler arasında da alerjik rinit (alerjik nezle, saman nezlesi) ve alerjik konjonktivit (göz nezlesi) yer alıyor. Ayrıca polen duyarlığı olan astım hastalarında bu dönemde astım şikayetleri de kötüleşebiliyor. Soğuk havuza ve denize girmeye bağlı soğuk alerjileri; vücut ısısı artışına bağlı görülebilen kolinerjik ürtiker (ter alerjisi); havuz kloruna bağlı kontakt dermatit (temas dermatiti); fotokontakt dermatit; solar ürtiker, sıcak ürtikeri gibi ısı ve UV ışınları ile ilgili cilt alerjileri; arı ve böcek sokmalarına bağlı alerjiler bu dönemde sık karşılaşılan yaz alerjileri olarak karşımıza çıkıyor. Ancak bu alerjilere yönelik bilgi, hazırlık ve tedavi ile yaz dönemini ve tatilinizi sorunlu hale gelmekten çıkarabilirsiniz. Peki ama nasıl?  Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. İnsu Yılmaz, yaz alerjilerini ve korunmak yollarını anlattı:

 

“Astım kontrolü için bu dönemde astım ilaçları mutlaka düzenli kullanılmalı”

 

Alerjik Rinit/Alerjik Konjoktivit/Alerjik Astım:  Özellikle çimen ve hububat polenlerine karşı alerjik duyarlanması olan kişilerde ilkbahar ve yaz dönemlerinde polenlere maruziyet ile burunda kaşıntı, hapşırık, akıntı ve tıkanıklık; gözlerde sulanma, kaşıntı ve kızarıklık ortaya çıkabilir. Yaz döneminde bu şikayetleri nedeniyle yanında peçete bulundurmak zorunda olmak, gece uykularının bölünmesi, iş ve sosyal hayatının ciddi derecede etkilenmesi, kişilerin kötü bir yaşam kalitesine sahip olmalarına yol açmaktadır. Eğer hastanın astımı ve polen duyarlığı var ise astım kontrolü de bozulabilir. Bu dönemde polenlere karşı aşağıdaki önlemler alınabilir:  


	Polen yayılımının yoğun olduğu dönemlerde dış ortamda maske ve geniş çerçeveli gözlükler kullanılmalı (özellikle çimen, yabani ot ve hububat polenlerin yoğun olduğu alanlarda)
	Nisan öncesi arabaların polen filtreleri değiştirilmeli
	Polen yayılımının yoğun olduğu dönemlerde kapı ve pencereler kapalı tutulmalı. 
	Yürüyüş ve egzersiz yapılacaksa polen yoğunluğunun az olduğu akşam üstü  zamanı tercih edilmeli
	Dış ortamdan eve gelince duş yapılıp, elbiseler değiştirilmeli
	Önlemler bu alerjik hastalıklara bağlı şikayetleri kısmen de olsa hafifletebilir fakat yine de farmakolojik tedavi dediğimiz ilaç tedavisine (antihistaminik ve nazal steroidler gibi) ihtiyaç duyulur. Alerjik rinit/alerjik konjoktivit, önlemler ve ilaç tedavisine rağmen kontrol altına alınamaz ise polen immünoterapisi (aşı) tedavisi uygulanabilir. Astım kontrolü için bu dönemde astım ilaçları mutlaka düzenli kullanılmalı gerekirse doz artışı yapılmalıdır.


Polen/Gıda Alerjisi Sendromu: Bazı kişiler sadece polenlere karşı değil, aynı zamanda bu polenlerin yapısında bulunan benzer proteinlere sahip belirli gıdalara da (çiğ sebze, meyve ve ağaç yemişleri) duyarlı olabilirler. Çiğ bir yaz meyvesi veya sebzesi yediğinizde kısa süreli dudaklarda karıncalanma, kaşıntı, ağızda/dilde şişme veya boğazda gıcıklanma hissi yaşıyorsanız “Polen Gıda Alerjisi Sendromu” veya “Oral Alerji Sendromu” olarak bilinen bu tür alerjiye sahip olabilirsiniz. Belirtilerinizden endişe duyuyorsanız veya ağız içinde görülen bu reaksiyonun ötesinde gıda alerjileri yaşıyorsanız, daha ciddi bir gıda alerjisi olasılığını ortadan kaldırmak için mutlaka doktorunuz ile iletişime geçmelisiniz. 

 

“Arı alerjisi olanlar mutlaka yanında adrenalin otoenjektörü taşımalı”

 

Arı/Böcek Alerjileri: Arı/böcek sokmaları, bir dizi bağışıklık ve klinik reaksiyon oluşturabilir. Reaksiyonların çoğu lokal, yani bölgeseldir ve kendi kendini sınırlar. Fakat özellikle arı sokmaları ile hayatı tehtit edebilen anafilaksi dediğimiz ağır alerjik reaksiyonlar görülebilir. Arı ve böcek sokmalarından korunmak için alınabilecek önlemler ve tedaviler:


	Yürüyüş, kamp, yüzme, golf ve bahçecilik gibi herhangi bir açık hava etkinliği, arı/böceklere maruz kalmayı artırır. Yürüyüş yapıyor veya bisiklete biniyorsanız, koruyucu giysiler giyin (uzun pantolon ve kolluklar, ayakkabılar ve şapka). 
	Açık havada yemek yemek veya bir şeyler içmek de arıları ve böcekleri çeker. Yaban arıları içeceklerin yanı sıra et ve tatlı yiyeceklere de gelir. Arı/böcekler genellikle çöp tenekelerinin, pikniklerin ve barbekülerin yakınında bulunur. Bu alanlarda daha dikkatli olun. Açık kutulardan veya şişelerden bir şeyler içerken içerisinde arı/böcek olup olmadığını kontrol edin.
	Arı ve böcek sokmaları ile gelişen alerjik olmayan reaksiyonlar genellikle sadece semptomlar için tedavi gerektirir. Alerjik olmayan bir reaksiyon soğuk kompresler ve/veya oral antihistaminikler ile tedavi edilebilir.
	Arı ile ağır bir alerji öyküsü yaşamışsanız, mutlaka yanınızda adrenalin otoenjektör taşıyın. Yüksek risk altındaysanız veya uzak bir yere seyahat ediyorsanız iki tane taşımayı planlayın. Böcek sokma riskinin farkında olarak ve plan yaparak kendinizi koruyun.
	Uygun hastalarda arı venom immünoterapisi (arı aşısı) dediğimiz tedavi çok yüksek oranda koruyuculuk sağlayan bir tedavi şeklidir. Bu tedavi yöntemi  için doktorunuz ile iletişime geçin.


“Soğuk alerjisi anafilaksiye neden olabilir”

 

Soğuk Ürtikeri: Nispeten nadir görülen bir kronik uyarılabilir ürtiker (kurdeşen) şeklidir. Duyarlı kişilerde soğuk hava, soğuk su ve soğuk cisimlere maruz kaldıktan sonra kurdeşen adı verilen cilt lezyonları ortaya çıkabilir. Soğuk suda yüzme, şiddetli soğuk ürtiker reaksiyonunun en yaygın nedenidir. Bazı durumlarda özellikle soğuk suya (havuz suyu, deniz suyu,  soğuk duş gibi) tüm vücudun maruz kalması durumunda anafilaksi dediğimiz daha ağır alerjik reaksiyonların da gelişebilme potansiyeli vardır. Soğuk ürtikeri olan hastalar kendilerini vücut sıcaklığındaki hızlı düşüşten korumayı öğrenmelidir. Su aktiviteleri (yüzme ve sörf gibi) her zaman gözetim altında olmalıdır. Soğuk maruziyeti ile anafilaksi öyküsü olan hastalar yanlarında adrenalin otoenjektörü taşıyabilir.

 

Güneş Alerjisi: Döküntü tipine, nedenine ve etkilenen kişilere bağlı olarak güneş maruziyeti ile ortaya çıkabilen farklı cilt reaksiyonları olabilir. (Aktinik prurigo, fotoalerjik reaksiyon, polimorf ışık erüpsiyonu, solar ürtiker). Güneş allerjisi olarak bilinenler daha çok solar ürtiker ve fotokontakt dermatitdir. Solar ürtiker, güneşe maruz kalındıktan sonra ciltte kaşıntılı, kırmızı ve kabarık bir döküntünün ortaya çıkması durumudur. Solar ürtiker, ısıya bir tepkiden ziyade ışığın kendisindeki ultraviyole ışınlarına özel bir tepkidir. Semptomlar hafif ila şiddetli olabilir. Güneş alerjisi, cildinize uygulanan bir kimyasalın güneş ışığıyla reaksiyona girmesiyle fotoalerjik reaksiyon şeklinde de oluşabilir. Bu güneş alerjilerine karşı alınabilecek önlemler:


	Sabah 10'dan akşam 5'e kadar en kuvvetli olduğu zamanlarda güneşten korunun. 
	Işığa duyarlılığa neden olan ilaçları (izotretinoin,   tetrasiklin vb.) ve ürünleri kullanıyorsanız ilaçları kullandığınız süre boyunca güneş maruziyetinden uzakta kalmaya çalışın.
	Güneş ışınlarını engellemek için geniş kenarlı şapkalar, uzun kollular, pantolonlar ve cam filmleri gibi koruyucu ürünler kullanın. En az 30 SPF'li güneş kremi kullanın. Cildinizin etkilenen bölgelerine serin, nemli giysiler yerleştirin.
	Bol su içerek hidrate kalın.  


Kolinerjik Ürtiker: Ter bezlerinizdeki sinir liflerinden kaynaklanır. Vücut ısınız yükseldiğinde cildiniz ısıya ve tere tepki verir. Büyük kırmızı deri lekeleriyle çevrili küçük (toplu iğne başı büyüklüğünde) kurdeşenlerle sonuçlanan bir reaksiyondur. Kolinerjik ürtikerde pek çok nedenden dolayı cildinizde kaşıntılı kırmızı kurdeşen olabilir. Sıcak bir duş, egzersiz yaparak ter atma, sıcak bir iklim, sıkı/yapışkan bir tayt, gergin/kaygılı/stresli bir durum, sıcak veya baharatlı yiyecekler, duyarlı kişilerde kolinerjik ürtikerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Sıcak bir iklimde yaşıyorsanız veya egzersiz yapmayı seviyorsanız kolinerjik ürtiker yönetimi daha zor olabilir. Kolinerjik ürtikeri önleyebilmek veya hafifletebilmek için:


	Sıcak cildinizi soğutun.  
	Soğuk bir duş almayı deneyin.
	Soğuk suya batırılmış bir bezi cildinize bastırın.
	Bol giysiler giyin. 
	Evinizi ve yatak odanızı serin bir sıcaklıkta tutun.
	Stresli durumlardan kaçınmaya çalışın, sakinleşmenin ve onu yönetmenin yollarını bulun.


 

Klor alerjisi: Çoğu kişi için havuz, sıcak yaz günlerinde bir mola yeridir. Ancak bazen, havuzdan çıktıktan sonra klor döküntüsü olarak bilinen oldukça can sıkıcı bir cilt tahrişiyle karşılaşılabilirsiniz. Tipik olarak klorlu bir havuzda yüzdükten birkaç saat sonra ortaya çıkan kırmızı, kaşıntılı bir döküntü görülebilir. Bu "klor alerjisi" olarak bilinse de, klorun cildin koruyucu dış tabakasına zarar verdiğinde meydana gelen, alerjik olmayan bir cilt reaksiyonudur (tahriş edici kontakt dermatit adı verilmektedir). Klorun astımı kontrol altında olmayan kişilerde solunum yollarının hassasiyetini arttırarak astım semptomlarının alevlenmesine yol açabileceği de unutulmamalıdır. Duyarlı kişilerde klora bağlı istenmeyen durumların oluşmaması için alınacak önlemler:


	Havuz girmeden 15 dakika önce ince bir tabaka vazelin krem veya yüzme öncesi losyon sürün. 
	Havuzdan çıktıktan hemen sonra duş alın.
	Nemi hapsetmek için nemlendirici bir cilt kremi veya losyonu uygulayarak devam edin.
	Astım hastasıysanız, astımınız kontrol altında ise havuzu kullanın. Kurtarıcı inhaler ilacınızı yanınızda bulundurun.  Klor oranı iyi ayarlanmış havuzları tercih edin.  


Yaz mevsimi, güneşli günler, açık havada vakit geçirme ve doğanın güzelliklerinin tadını çıkarma fırsatı sunarken, bazı insanlar için yaz ayları alerjik reaksiyonların arttığı bir dönem haline gelebilir. Polen alerjisi, oral alerji sendromu, arı alerjisi, kolinerjik ürtiker, soğuk ürtikeri ve güneş alerjisi gibi farklı türlerdeki yaz alerjileri, insanların yaz sevincini gölgeleyebilir. Bu nedenle bu alerjilere yönelik önlemler ve tedaviler hakkında bilgi sahibi olmak, yaz dönemini daha konforlu geçirmenizi sağlayacaktır. 
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/yaz-alerjileri-tatilinizi-kabusa-cevirmesin.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/yaz-alerjileri-tatilinizi-kabusa-cevirmesin_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/yaz-alerjileri-tatilinizi-kabusa-cevirmesin/36880/</link>
			<pubDate>Fri, 11 Aug 2023 10:09:05 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Prof. Dr. İlgen Ertam Sağduyu, “DNA&#39;yı etkileyen ultraviyole ışınları birçok hastalığa sebep olabilir&quot;</title>
			<description><![CDATA[Prof. Dr. İlgen Ertam Sağduyu, “DNA’yı etkileyen ultraviyole ışınları birçok hastalığa sebep olabilir”

]]></description>
		    <news><![CDATA[Yaz mevsiminin en sıcak döneminin yaşandığı bu günlerde, güneş ışınları ve akut etkileri, ışınlardan korunma yöntemleri ile ilgili bilgi veren Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlgen Ertam Sağduyu, “Güneşten korunma fiziksel ve kimyasal yöntemlerle sağlanabilir. Fiziksel korunma; güneş gözlüğü, geniş şapkalar, kalın kumaşlı ve uzun kollu kıyafetler, şemsiye gibi araçlarla sağlanabilir. Güneş ışınlarının deriye daha dik ulaştığı 11.00-15.00 saatleri arasında güneşten kaçınmak önemlidir” dedi.

Prof. Dr. İlgen Ertam Sağduyu, “Güneş, farklı dalga boylarına sahip ışınlar yayar. Bu ışınlar, dalga boyları ve enerjilerine göre sıralanır. Güneş ışınlarının büyük bir kısmı atmosfer tarafından absorbe edilir.  Yeryüzüne ulaşan ultraviyole ışınlarının yüzde 95’ini UVA, yüzde 5’lik kısmını ise UVB oluşturmaktadır. Dalga boyu uzadıkça, derinin alt tabakalarına ulaşan enerji miktarı artar, ancak kızarıklık yapıcı etki azalır. UVA 320-400 nanometre (nm) arası olup derin dermis tabakasına kadar ulaşır. UVB’nin aksine camlardan da geçebilen, güneş ışınlarına bağlı deri yaşlanması, fototoksik ve fotoallerjik reaksiyonlardan sorumlu olan dalga boyudur. Serbest radikal oluşumu ile DNA’ya etki ederek kanserojen etki gösterebilir. UVB, 290-320 nm dalga boyuna sahip olup bronzlaşma, güneş yanıkları ve deri kanserlerinden en sık sorumlu olan dalga boyudur. Yalnızca yüzde 15’lik kısmı derinin dermis tabakasına ulaşır. Ultraviyole C (UVC) 200-290 nm dalga boyuna sahip olup, en kısa dalga boyuna sahiptir. Atmosfer tarafından emilmektedir” diye konuştu.

Sun Protection Factor (SPF) ile Protection Factor of UVA (PFA) hakkında da bilgiler veren Prof. Dr. İlgen Ertam Sağduyu, “SPF, güneş kreminizin UVB ışınlarından ne kadar koruduğunu gösterir. Kişide güneşe maruziyet sonrası kızarıklık oluşma süresinin kaç kat uzadığını ifade eder.  Örneğin, güneş koruyucu kullanmadan güneşe maruz kaldığında 10 dakika içinde kızarıklık oluşan kişide SPF 15 değerinde ürün kullanıldığında bu süre 150 dakikaya uzamaktadır. SPF 2-12 olan ürünler minimal, SPF 12-30 olan ürünler orta derecede, SPF30’un üstündeki ürünler yüksek koruma sağlar. SPF 15, UVB’yi yüzde 93 oranında bloke ederken, SPF 30 yüzde 97, SPF 50 yüzde 98 oranında bloke eder. SPF seçimi kişinin deri tipi ve mevsime göre yapılmalıdır. Protection Factor of UVA (PFA), Güneş kreminin UVA’ya karşı koruyuculuğunu gösterir” dedi.

“Ultraviyole ışınların DNA üzerine zararlı etkileri mevcuttur”

Güneş ışınlarının olumlu ve olumsuz etkilerinden bahseden Prof. Dr. İlgen Ertam Sağduyu, “Güneş ışınları, D vitamini sentezi için önemli olmakla birlikte sadece yüz ve el sırtlarının güneşe günde 10-20 dakikalık maruziyeti yeterli vitamin D üretimini sağlar. Fotoyaşlanma, derin kırışıklıklar, telenjiektaziler siyah nokta ve sivilce benzeri lezyonlarda artma ile kendini gösterebilir. Güneş maruziyeti sonrası gözlerde hasar ve özellikle koyu tenli kişilerde, yüz bölgesinde melazma denilen koyu renkli lekeler de ortaya çıkabilir.  Ultraviyole ışınların DNA üzerine zararlı etkileri mevcuttur. DNA hasarı ile çeşitli mutasyonlar gelişebilir. UV maruziyeti sonrası; kansere dönüşebilen aktinik keratoz; yassı hücreli kanser, bazal hücreli kanser ve melanom gibi deri kanseri türlerinde artış olabilir. Özellikle çocukluk ve ergenlik dönemindeki güneş yanıkları, ileride oluşabilecek deri kanserleri açısından risk taşır. Güneş ilişkili bazı dermatolojik hastalıklar da bulunmaktadır. Güneş gören yerlerde su toplamayla birlikte kızarıklık, egzama, kaşıntılı, deriden kabarık kurdeşen lezyonları veya telenjiektaziler izlenebilir. Özellikle ense bölgesinde deride uzun süreli kaşıntı sonrası belirgin kalınlaşma ve deri çizgilerinde artış meydana gelebilir. Gül hastalığı ve bazı romatolojik hastalıklarda güneş maruziyeti sonrası hastalıkta şiddetlenme meydana gelebilir. Doğum kontrol hapları, izotretinoin, bazı tansiyon ilaçları, psikiyatrik ilaçlar, bazı antibiyotikler ve kemoterapötik ajanlar gibi ilaçların alınmasından sonra güneş gören alanlarda güneşe duyarlılığın artmasına bağlı belirgin kızarıklık, hassasiyet meydana gelebilir” dedi.

“UVA ve  UVB koruması olan suya dayanıklı kremler kullanılmalı”

Prof. Dr. İlgen Ertam Sağduyu, “Özellikle güneş ışınlarının daha dik geldiği saatlerde güneş koruyucu sürmeden denize girilmesi veya uzun süreli yürüyüşler sonrasında açıkta kalan alanlarda kızarıklık, su toplama, yanma, batma şeklinde kendini gösteren güneş yanığı meydana gelebilir. Tedavide ıslak pansuman, kısa süreli topikal kortikosteroidler, deri yenilenmesini hızlandırıcı topikal ilaçlar kullanılabilir. Bol su içilmeli, bol kıyafetler giyilmeli ve güneşten korunulmalıdır. Şikayetler geçmediği takdirde doktora başvurulmalıdır. Güneşten korunma fiziksel ve kimyasal yöntemlerle sağlanabilir. Fiziksel korunma; güneş gözlüğü, geniş şapkalar, kalın kumaşlı ve uzun kollu kıyafetler, şemsiye gibi araçlarla sağlanabilir. Güneş ışınlarının deriye daha dik ulaştığı 11.00-15.00 saatleri arasında güneşten kaçınmak önemlidir.  Güneş koruyucular içerdikleri etken maddelere göre fiziksel ve/veya kimyasal korunma sağlar. Fiziksel etkili koruyucular, bariyer oluşturarak ışınları deriden yansıtarak etki eder. Tahriş edici ve alerjik olmamaları nedeniyle daha güvenilirdirler. Kimyasal etkili koruyucular ise UVA ya da UVB’yi absorbe ederek deriye geçişi azaltırlar.  Etkili bir güneşten korunma için; hem UVA hem UVB koruması olan, mümkünse suya dayanıklı, en az SPF 15 güneş koruyucular tercih edilmeli, güneşe çıkmadan en az yarım saat önce güneş gören bütün bölgelere yeterli ve eşit miktarda güneş kremi sürülmeli, bulutlu havalarda da güneş koruyucu kullanılmalı, 2-4 saatte bir ve yüzme veya aşırı terleme sonrası güneş koruyucu yenilenmelidir” dedi.
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/prof-dr-ilgen-ertam-sagduyu-dna-yi-etkileyen-ultraviyole-isinlari-bircok-hastaliga-sebep-olabilir.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/prof-dr-ilgen-ertam-sagduyu-dna-yi-etkileyen-ultraviyole-isinlari-bircok-hastaliga-sebep-olabilir_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/prof-dr-ilgen-ertam-sagduyu-dna-yi-etkileyen-ultraviyole-isinlari-bircok-hastaliga-sebep-olabilir/36850/</link>
			<pubDate>Thu, 10 Aug 2023 10:53:12 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kulak Mantarı Nemli Ortamı Seviyor!</title>
			<description><![CDATA[Tıp dünyasında ‘otomikoz’ olarak adlandırılan kulak mantarı; dış kulak yolu cildinin mantar enfeksiyonu olarak tanımlanıyor. Dış kulak yolu cildinde gelişen mantarlar özellikle nemli ve sıcak ortamları seviyorlar. Bu nedenle deniz ve havuz aktivitelerinden veya hamam gibi nemli buharlı uygulamalardan sonra, çok terleyen kişilerde daha sık görülüyorlar. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Genellikle tek kulakta oluşan kaşıntıyla kendini belli eden kulak mantarı hafife alınsa da, tedavisinde geç kalındığında kulak zarında delinmeye ve geçici işitme kaybına neden olabiliyor, dahası lenf bezlerine de yayılabiliyor Acıbadem  Fulya Hastanesi Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Esin Özlem Atmış bu nedenle  kulakta kaşıntı gibi sorunlarda mutlaka bir kulak burun boğaz hastalıkları uzmanına başvurmak gerektiğini belirterek “Erken teşhis sayesinde mantar enfeksiyonları ağızdan ilaç kullanmaya bile gerek kalmadan sadece lokal uygulamalarla tedavi edilebiliyor. Geç kalındığında ise oluşan ciddi tablolar nedeniyle tedavi süresi oldukça uzayabiliyor” diyor. 

 

İlk belirtisi kulakta kaşıntı! 

Genellikle aspergillus ve candida mantarlarının sorumlu oldukları dış kulak yolu cildinde gelişen mantar enfeksiyonları sıklıkla kulakta oluşan kaşıntıyla kendilerini belli ediyorlar. Bazı tablolarda kaşıntı o kadar şiddetli oluyor ki hastalar kulaklarını sürekli kaşıdıkları için kanama yakınmasıyla hekime başvurabiliyorlar. Tablo ilerledikçe kulakta ağrı, kızarıklık, şişlik, akıntı ile pul pul cilt döküntüleri gibi yakınmalar da görülebiliyor. Bazı hastalarda kulak kepçesinde ve boyundaki lenf bezlerinde şişmeler de oluşabiliyor. 

 

Mantar enfeksiyonuna zemin hazırlıyor!

Dış kulak yolunun cildi oldukça ince olduğu için kolaylıkla travmatize olabiliyor.  Dış kulak yolundan salgılanan ve halk arasında kulak kiri olarak bilinen serumen salgıları hem dış kulak yolunu nemlendiriyor hem de asidik bir ortam sağlayarak kulağı enfeksiyonlara karşı koruyorlar. Ayrıca nemli ve sulu ortamlarda dış kulak yolunun incelmesini ve yumuşamasını önlüyorlar. Dr. Esin Özlem Atmış, dış kulak yolu travmatize olduğunda veya uzun süre ıslak kaldığında bu koruyucu mekanizmaların bozulduğuna işaret ederek, “Örneğin, kulak çubuğuyla kulakları sık sık temizlemek, deniz veya havuzdan sonra kulağı nemli bırakmak dış kulak yolunun doğal mekanizmasını bozarak mantar enfeksiyonlarına zemin hazırlayabiliyor. Bazen hastalarda dış kulak salgısı normalden çok daha fazla salgılanıyor ve kulak kendi kendine bu kiri temizleyemiyor. Bu durum da kulakta tıkanıklığa yol açarak bakteri ve mantar enfeksiyonunu kolaylaştırıyor. Böyle tablolarda kulak burun boğaz hastalıkları uzmanı hekimler tarafından düzenli kulak temizleme işlemi yapılıyor” diye konuşuyor. 

 

Kulak mantarına karşı 6 önlem! 

Dr. Esin Özlem Atmış, kulakta mantar oluşumunu önlemek için almanız gereken önlemleri şöyle sıralıyor: 


	Suyla temastan sonra yumuşak bir havlu, pamuk veya ince bir peçeteyle dış kulak kepçesini iyice kurutun. 
	Sivri ya da sert materyaller ile dış kulak yolunu tahrip etmeyin. 
	Dış kulak yolu salgısını (serumen) sık temizlemekten kaçının.
	Kan şekeri seviyenizin düzenli olarak normal sınırlarda kaldığından emin olun. 
	İşitme cihazı veya kulak içi kulaklık kullanıyorsanız, cihazlarınızı sık sık temizleyin. 
	Mantar enfeksiyonu sık tekrarlıyorsa, koruyucu önlem olarak, doktorunuzun bilgisi dahilinde, suyla temastan 15-20 dakika önce, dış kulak yolu cildinin asit miktarını arttırabilen yüzde 2’lik alkol borik solüsyonu kullanabilirsiniz. 
	
	Kimler risk altında? 
	
	Nemli ve sıcak bölgelerde yaşayanlar
	Egzama benzeri cilt hastalıkları olanlar
	Su sporlarıyla ilgilenenler
	Kronik kulak enfeksiyonu veya kulak zarı delik olan hastalar
	Diyabet hastalığı olanlar
	Bağışıklık sistemi zayıflamış hastalar (kanser tedavisi görenler, kronik hastalıkları olan hastalar)
	
	 

	Uzun süreli tedavi gerekebiliyor!

	Kulak mantarlarının tedavisinde, hekim tarafından öncelikle dış kulak yoluna ayrıntılı ve özenli bir temizlik yapılıyor. Mantarlar hızla çoğalabildikleri için temizlerken hiçbir mantar hifasının, yani ipliksi görünümde mantar kümelerinin kalmamasına özen gösteriliyor. Sonrasında bu bölgeye damla veya krem formlarında ilaçlarla tedaviye devam ediliyor. Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Esin Özlem Atmış, ciltte çok belirgin tutulum varsa ağızdan mantar ilaçlarının da tedaviye eklenebildiğini belirterek, “Kulak mantarları lokal enfeksiyonlardır ve bulaşıcı değildirler. Ancak inatçı olabiliyor ve uzun süreli tedavi gerektirebiliyorlar. Öyle ki erken dönem müdahale edilmezse tedavi 3 haftaya kadar uzayabiliyor” diyor. 
	

]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/kulak-mantari-nemli-ortami-seviyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/kulak-mantari-nemli-ortami-seviyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/kulak-mantari-nemli-ortami-seviyor/36844/</link>
			<pubDate>Thu, 10 Aug 2023 10:33:13 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Refakatçi tedavi robotu Paro:  Bilişsel bozuklukların tedavisine destek oluyor</title>
			<description><![CDATA[Terapi için özel tasarlanmış ve görünümü, sesleri ve davranışlarıyla fok balığı yavrusu olarak modellenmiş tedavi robotu NPİstanbul Hastanesi’nde hastalarla buluşmaya başladı.]]></description>
		    <news><![CDATA[Özellikle hastanelerde ve bakım evlerinde kullanılmak üzere üretilen bir kedi büyüklüğünde ve bebek fok balığı görünümünde olan bu sevimli robot otizm spektrum bozukluğunun özelliklerini analiz edebiliyor. Olumsuz duygu ve davranışları azaltmak, sosyal katılımı geliştirmek ve olumlu ruh halinde kalmak gibi faydaları bulunuyor. Dokunmaya duyarlı, insanlarla kucaklaşmak için tasarlanan bu robot isimleri öğrenebiliyor ve gerçek yavru foklara benzer sesler çıkartarak karşısındaki kişiyle etkileşimde bulunabiliyor. Paro’nun olumsuz duygu ve davranışları azaltmak, sosyal katılımı geliştirmek ve olumlu ruh halinde kalmak şeklinde 3 temel faydası bulunuyor. Ayrıca Paro’nun kaygı, stres, ağrı ve depresyonu azalttığı klinik olarak da kanıtlanmış durumda.

6 Şubat’ta meydana gelen ve 11 ilimizi etkileyen Kahramanmaraş merkezli depremin ardından Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi’nin depremzedelere destek olmak amacıyla kurduğu “Deprem Travma Psikolojik Destek Hattı” bir yardım hareketini daha beraberinde getirdi. 

NPİSTANBUL Hastanesi’nin bu girişimi üzerine Türkiye’ye katkı sağlamak isteyen Japon Dış Ticaret Teşkilatı’nın (JETRO), terapi için özel tasarlanmış ve görünümü, sesleri ve davranışlarıyla fok balığı yavrusu olarak modellenmiş bir robotu depremzedelere ruhsal açıdan destek sağlamak ve depremde ailelerini kaybetmiş bireylerin travmalarını iyileştirmek üzere NPİSTANBUL Hastanesi’ne hibe etti. Hayvan terapisinin olumlu etkilerinden yararlanarak dizayn edilen Paro isimli fok balığı görünümlü robot Japonya ve Avrupa'da kullanılıyor. 

Otizmin özelliklerini analiz edebiliyor

Özellikle hastanelerde ve bakım evlerinde kullanılmak üzere üretilen robot, demanslı yaşlı hastalara psikolojik destek sağlamak amacıyla kullanılan bebek arp foku modelinde tasarlanmış. 

Robotların otizm spektrum bozukluğu olan çocuklar üzerindeki etkilerini değerlendirmek için yapılan çalışma sonrasında sayısız faydası olduğu görülmüş. Paro, otizm spektrum bozukluğunun özelliklerini analiz edebiliyor ve otizm spektrum bozukluğundan kaynaklanabilecek kaygıyı azaltmaya yardımcı olan kontrollü ortamlar oluşturarak müdahale edebiliyor. 

Kaygıyı, stresi ve depresyonu azalttığı klinik çalışmaları mevcut

Üsküdar Üniversitesi NPİstanbul Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Barış Metin “Paro teknolojinin ve yapay zekanın bilişsel hastalıkların tedavi edilmesine sunduğu katkıyı gözlemlediğimiz , nörolojik bir terapi robotu. Nörolojik hastalıkların tedavisinde insana dokunmak, empati kurmak ve hastanın duygularına ortak olmak önem taşıyor. Paro da bize depremzedelere destek vermemiz için hibe edilen çok insani bir robot. Bu robotu depremzede ve yakınlarının yanı sıra otizm spektrum bozukluğu, demans, duygusal ve davranışsal sıkıntılar, bilişsel bozukluklar, gelişimsel bozukluklar, travma sonrası stres bozukluğu,  sosyal izolasyon, ve palyatif hastalarda deneyimleyerek sonuçlarını alacağımıza inanıyoruz. Çünkü robotun olumsuz duygu ve davranışları azaltmak, sosyal katılımı geliştirmek ve olumlu ruh halinde kalmak şeklinde 3 temel faydası bulunuyor. Ayrıca Paro’nun kaygı, stres, ağrı ve depresyonu azalttığı klinik olarak da kanıtlanmış durumda.” diyerek tedavideki kullanımından bahsetti. 

Terapist rolüne sahip bir insan gibi davranabiliyor 

Paro, onunla etkileşime girenler için sosyal arkadaş olduğundan çocuklara da fayda sağlayabiliyor. Artan katılım, artan dikkat seviyeleri ve ortak dikkat gibi yeni sosyal davranışların teşvik edici etkilerini ortaya çıkarabiliyor. Paro’nun, bir oyun arkadaşı, sosyal aktör ve terapist rollerine sahip bir insan gibi davranma yetenekleri bulunuyor.

Hem yetişkin hastalar hem de çocuklar için oyun niteliği taşıması sayesinde nörolojik veya bilişsel bozukluklarla başa çıkmalarına yardımcı olarak onların iyi hissetmelerini sağlayabiliyor. Darülaceze gibi bakımı merkezlerinde de kullanılabiliyor. 

Şarj olması için elektrikli emziğini emmesi gerekiyor

Paro, ileri teknoloji özelliklerinin yanında üç mikrofon, kürkünü kaplayan on iki dokunsal sensöre sahip. Bir kedi büyüklüğünde olan bu sevimli robot, dokunmaya duyarlı bıyıkları ile uzuvlarını ve gövdesini sessizce hareket ettirebiliyor. Şarj olması için elektrikli emziğini emmesi gerekiyor. Paro, kuyruğunu hareket ettirerek karşısındaki kişiye yanıt veriyor. Dikkat çekmek için ağlıyor, seslere ve adına tepki veriyor. İnsanlarla kucaklaşmak için tasarlanan bu robot isimleri öğrenebiliyor ve gerçek yavru foklara benzer sesler çıkartarak karşısındaki kişiyle etkileşimde bulunabiliyor. Kısacası canlıymış gibi tepkiler verebiliyor.

PARO Hakkında:

PARO, Fok Robot, nörolojik bir terapötik robot olup, terapi için özel tasarlanmış ve görünümü, sesleri ve davranışlarıyla fok balığı yavrusu olarak modellenmiştir. Japonya'da Takanori Shibata tarafından geliştirilmiştir. Farmakolojik olmayan bu hayvan terapisinin hiçbir olumsuz yan etkisi yoktur. Çocuklardan yaşlılara özellikle bazı bilişsel bozuklukları olanlar üzerinde tedavi edici etkisi bulunmaktadır. Klinik deneylerin mevcut olan PARO'nun kullanıldığı bilişsel ve fiziksel aktivitelerde/tedavilerde olumlu etkileri gözlenmiş ve antipsikotik ilaçların kullanımında azalmalar dikkat çekmiştir. 

JETRO, Japon Dış Ticaret Teşkilatı, hükümet destekli olup, Japonya ile diğer tüm ülkeler arasında karşılıklı ticaret ve yatırımı desteklemek üzere çalışmakta olan bir kurumdur. 
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/refakatci-tedavi-robotu-paro-bilissel-bozukluklarin-tedavisine-destek-oluyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/refakatci-tedavi-robotu-paro-bilissel-bozukluklarin-tedavisine-destek-oluyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/refakatci-tedavi-robotu-paro-bilissel-bozukluklarin-tedavisine-destek-oluyor/36827/</link>
			<pubDate>Tue, 08 Aug 2023 14:04:53 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl: “Bu tür patlamalar nadir görülse de ciddi sonuçları olabilir&quot; </title>
			<description><![CDATA[Kocaeli Derince’de Toprak Mahsulleri Ofisi’nin silosunda toz sıkışması nedeniyle meydana geldiği tahmin edilen patlamayı değerlendiren İş Güvenliği Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, “Bu patlamalar nadiren görülse de un, şeker, yem, kakao, tekstil tozları ciddi patlamalar yaratabilir.” dedi. Bu tür depolarda gerekli önlemlerin alınmış olması gerektiğine dikkat çeken Bingöl, tozlarda ıslatma tekniğinin, havalandırmanın, birikmiş tozların toplanması ve temizlenmesinin önemine vurgu yaptı.

]]></description>
		    <news><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı İş Güvenliği Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, Kocaeli Toprak Mahsulleri Ofisi’nde meydana gelen patlamaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

“Yanıcı toz patlamasıyla karşı karşıyayız”

Kocaeli Derince’ de Toprak Mahsulleri Ofisi’nin silosunda bir patlama meydana gelmiş 12 kişi yaralanmıştı. Patlamaya dair değerlendirmelerde bulunan Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı İş Güvenliği Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, “Yanabilen her madde gerekli koşullar oluştuğunda patlama riski oluşturabilir. Yanıcı sıvıların buharları, yanıcı gazlar ve yanıcı tozlar havadaki oksijen ile yapmış oldukları belirli konsantrasyonlarda, bir tutuşturucu kaynak ile buluştuklarında ‘patlayıcı ortam’ olarak adlandırdığımız ve kısaca ATEX (Patlayıcı Atmosfer) patlamaları dediğimiz patlamalara neden olur. Yani, patlayıcı ortamda herhangi bir kıvılcımla, tutuşturucuyla buluştuğunda bu tip patlamalara zaman zaman şahit oluyoruz. Buradaki görüntü de bizde öyle bir imaj yaratıyor. Dolayısıyla yanıcı toz patlaması olarak adlandırdığımız bir durumla karşı karşıyayız diyebilirim. Burada terminolojiyi de doğru kullanmak gerekir. Toz sıkışması olarak değerlendirmek doğru olmaz. Tozlar sıkışmaz ya da sıkışsa da patlama özelliğine sahip olamazlar. Birikmiş tabaka halindeki yanıcı tozlar yanabilirler, yangına neden de olabilirler ama patlamazlar. Birikmiş tozların, yanıcı toz patlamasındaki etkileri ise havadaki askıda kalan tozların oluşturduğu konsantrasyon sonucu oluşacak ilk patlamanın ardından; birikmiş tabaka tozları havalanarak, ikincil patlamalara ve domino etkisine neden olurlar.” dedi.

Patlamanın nispeten şiddetli olduğunu ifade eden Bingöl, “Ancak dinamit gibi bir patlayıcı maddeye nazaran çok da şiddetli olmadığını söyleyebiliriz. Yani bir dinamit bu patlamanın belki 500 katı daha güçlü patlar. Ortadaki yıkıcı etkisi çok daha büyük olur. Bu tip patlamalar yaklaşık 10 bar basınçla patlarlar. Yanıcı sıvıların buharlarının ve yanıcı gazların birikip havadaki oksijenle buluştuğu zaman da aynı tip patlamalarla karşılaşırız.” şeklinde konuştu.

Gerekli önlemlerin alınmış olması gerekiyor…

Riskli depolarda gerekli önlemlerin alınması gerektiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, “Aynı şekilde, doğalgaz sıkışması diye adlandırılır ama doğalgaz da aslında sıkışmaz. Doğalgaz birikir, birikince böyle bir ortam yaratır. Buna patlayıcı ortam diyoruz. Bunlar yine benzin buharları gibi yanıcı sıvılarda da zaman zaman gördüğümüz olaylardır. Yani şeker tozu, un tozu literatürde var. Bu patlamalar nadiren görülse de kakao tozu, tekstil tozları bunlar bu şekilde ciddi patlamalar yaratabilir. Deprem etkisi diyor çünkü miktar çok büyük olduğu için patlamanın şiddeti biraz daha fazla görünüyor. Daha küçük bir depoda patlama olsaydı belki bu şiddette olmayacaktı. Dolayısıyla bu tür depolarda yüklenirken, indirirken, boşaltırken yem fabrikalarında bazen un fabrikalarında gerekli önlemlerin alınmış olması gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

Havalandırma ciddi bir önlem!

Tozlarda ıslatma tekniğinin önemli bir önlem olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Nuri Bingöl, “Toz patlamalara çok sık rastlamadığımız için diğerlerine göre ihmal diyebileceğimiz daha boş bulunma durumu olabiliyor. Burada alınabilecek önlemler, tabii ki buğday ve tahıl için çok bir şey söyleyemem ama genelde tozlarda ıslatma tekniği uygulanır. Özellikle yerdeki tozun havaya kalkıp askıda kalmaması gerekiyor. Çünkü askıda kaldığı zaman 3–5 saniyede olsa havadaki oksijenle konsantrasyon oluşturuyor. Bu tip patlama risklerine karşı, oluşabilecek patlamanın etkilerini azaltmak adına patlamadaki basıncı azaltıcı patlama kapakları da depolarda kullanılmalı.” dedi.

Yerde tabaka şeklinde birikmiş tozun çok fazla risk oluşturmadığını belirten Bingöl, “Dolayısıyla ıslatma tekniği uygulanabilir. Havalandırma ise ciddi bir önlemdir. Özellikle yükleme ve boşaltma esnasında dökme şeklinde çok yoğun tozun oluşmasını engelleyici önlemler alınabilir. Bir kısmı boşalttıktan sonra biraz beklenebilir, havadaki toz dinginleşsin ondan sonra boşaltılsın diye, biriken tozların sık sık temizlenmesi gibi de birtakım önlemler alınabilir. Burada sanki bazı önlemlerin atlandığı görülüyor.” diye konuştu.

Patlamada sıcak hava mı etkili oldu?

Sıcak havanın patlamada bir etkisi olup olmadığının da sorgulandığına dikkat çeken Dr. Bingöl, “Havanın sıcak olması bu patlamada çok etkili değildir, yanıcı malzemenin tutuşma sıcaklıkları 130 santigrat derecelerin üzerindedir. Hatta birçok yanıcı madde 200, 300 derecelerin üzerinde tutuşur. Ancak, literatürde geçen 13 değişik tutuşturucu kaynak bulunur ki bu tutuşturucu kaynakları çok yüksek sıcaklıklar üretebilir ve patlamayı başlatacak yetenekte olabilir. Açık alevler, elektrikli aletler, mekanik kıvılcımlar, cep telefonlarının da içlerinde bulunduğu elektromanyetik frekanslar ve hatta en önemlilerinden birisi statik elektrik gibi. Yani bu gibi ATEX ya da diğer bir deyişle patlayıcı ortam oluşma ihtimali olan yerlerde, tutuşturucu kaynakların tamamı için de mevzuat kapsamında ciddi önlemler alınmalı.” dedi.
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/dr-ogr-uyesi-nuri-bingol-bu-tur-patlamalar-nadir-gorulse-de-ciddi-sonuclari-olabilir.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/dr-ogr-uyesi-nuri-bingol-bu-tur-patlamalar-nadir-gorulse-de-ciddi-sonuclari-olabilir_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/dr-ogr-uyesi-nuri-bingol-bu-tur-patlamalar-nadir-gorulse-de-ciddi-sonuclari-olabilir/36816/</link>
			<pubDate>Tue, 08 Aug 2023 13:12:39 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>4 yılda 60 bin ücretsiz diş tedavisi</title>
			<description><![CDATA[Sağlık alanındaki çalışmalarıyla fark yaratan ve her yıl binlerce kişiye ücretsiz hizmet veren Bayraklı Belediyesi, ağız ve diş sağlığı poliklinikleriyle vatandaşın yüzünü güldürmeye devam ediyor. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Bu kapsamda 6 ağız ve diş sağlığı ünitesi bulunan belediyenin diş kliniklerinden son 4 yılda yaklaşık 60 bin kişi faydalandı. Başkan Serdar Sandal, “İlçe sakinlerimizin sağlığı ve huzuru için çalışıyoruz. Onların mutluluğu her şeye değer” dedi.

 

ÜCRETSİZ MUAYENE VE TEDAVİ

Özel hastaneleri aratmayan kalitesi, donanımlı poliklinikleri ve uzman kadrosuyla faaliyetlerini sürdüren Bayraklı Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü’ne bağlı diş kliniklerinden son 4 yılda yaklaşık 60 bin vatandaş ücretsiz hizmet aldı. Sunulan hizmetler vatandaşlar tarafından da memnuniyetle karşılandı. Bu kapsamda; 36 bin 672 diş muayenesi gerçekleştirildi. Kliniklerde 11 bin 928 dolgu, 4 bin 527 diş temizliği, 6 bin 973 diş çekimi yapıldı.

 

TOPLUM SAĞLIĞI ÖNCELİĞİMİZ

Bayraklı Belediye Başkanı Serdar Sandal, “İzmir’de ücretsiz sağlık hizmetlerimizle örnek ilçelerden biri olmanın gururunu yaşıyoruz. Toplum sağlığına önem ve öncelik veriyoruz. Hizmetlerimizin karşılığında yurttaşlarımızın memnuniyeti de bizi mutlu ediyor. Sağlık hizmetine ulaşmakta zorlanan tüm ilçe sakinlerimizin her zaman yanında olmaya devam edeceğiz” dedi.

 
]]></news>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/4-yilda-60-bin-ucretsiz-dis-tedavisi/36797/</link>
			<pubDate>Tue, 08 Aug 2023 10:39:58 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Akciğer Kanserli Hastalar bu belirtilere dikkat!  </title>
			<description><![CDATA[Akciğer kanserli hastalarda öksürük, nefes darlığı, göğüs ağrısı, halsizlik, çarpıntı gibi şikayetle kendini gösteren ‘Göğüs Kafesi ve Kalp Zarı İçinde Sıvı Birikimi’ rahatsızlığı ihmal edilmemeli. Uzmanlar akciğer kanserli hastalarda bu şikayetler başladığında mutlaka göğüs cerrahisi hekimine başvurmaları gerektiğini vurguluyor. Konu ile ilgili bilinmesi gerekenleri Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Özkan Demirhan anlattı. 

]]></description>
		    <news><![CDATA[‘Göğüs Kafesi ve Kalp Zarı İçinde Sıvı Birikimi’ rahatsızlığının akciğer kanserli hastalarda görüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Özkan Demirhan, “Akciğeri ve kaburga iç yüzünü saran zara plevra denir. Akciğerin üzerindeki zara visseral plevra, göğüs duvarını saran zara da pariyetal plevra denir. Bu zarlar arasında kalan boşluğa plevral boşluk denmektedir. Bazı durumlarda plevral aralıkta sıvı birikimi olur. Kansere bağlı sıvı birikiminin en sık nedeni akciğer kanseridir.  Akciğer kanserine bağlı plevral aralıkta sıvı birikimi olduğu zaman, kalp zarı yani perikard içinde de sıvı birikimi olmakta buna da perikardiyal efüzyon denmektedir. Normalde plevral aralıkta minimal plevral sıvı bulunmaktadır ve bu sıvı belirli bir denge içinde üretimi ve emilimi olmaktadır. Akciğer kanserine bağlı plevral aralıkta sıvı birikiminde ya sıvı üretimi fazladır veya plevradaki sıvının emilimini sağlayan zarlardaki drenaj yolu tıkanmıştır. Onu tespit etmek mümkün değildir. Perikard içinde sıvı birikimi ise akciğer kanserine yönelik yapılan radyoterapi, kanserin perikard tutulumu ve bazen de reaksiyonel olarak sıvı birikimi olmaktadır.” dedi.

 

Belirtilere dikkat! 

 ‘Göğüs Kafesi ve Kalp Zarı İçinde Sıvı Birikimi’nin belirtilerine değinen Demirhan, “Plevral sıvı birikiminde sıvının miktarına bağlı şikayetler olur. Sıvı miktarı az olduğunda hastada herhangi bir şikayet olmayabilir. Öksürük, nefes darlığı, göğüs ağrısı (sıvı miktarı artınca ağrı azalır), halsizlik gibi şikayetler olabilir. Perikard sıvısı birikimi (malign perikardiyal efüzyon) plevral sıvı birikiminden daha ciddi ve hayatı tehdit eden semptomlara yol açabilir. Genelde plevral efüzyon ile birliktedir ancak bazen sadece perikardial efüzyon olabilir. Hafif perikard sıvısı olan hastalarda semptom vermeyebilir ancak yine de kalp ritmi artmıştır yani çarpıntı şikayeti vardır. İleri düzey perikard efüzyonlarında nefes darlığı, kalp çarpıntısının aşırı artması, tansiyon düşüklüğü gibi şikayetler olmakta. Kalp tamponadı dediğimiz kalbin çalışmasına engel bir durum olmaktadır. Bu da hayatı tehdit eden bir durumdur.” şeklinde konuştu.

 Şikayetler başladığında mutlaka göğüs cerrahisi hekimine başvurmaları gerekir.

Şikayetler başladığında zaman kaybetmeden uzmana görünmenin hayati önem taşıdğını ifade eder Prof. Dr. Özkan Demirhan, “Akciğer kanserli hastalarda yukarıda belirttiğimiz şikayetler başladığında mutlaka göğüs cerrahisi hekimine başvurmaları gerekir. İlk olarak hastanın hikayesi alınır. Hastalığı hakkında bilgi alınır. Gördüğü tedaviler değerlendirilir. Fizik muayenede plevral sıvı olan tarafta akciğer sesleri azalmıştır. Kalp çarpıntısı ve saturasyon düşüklüğü olabilir. Daha sonra radyolojik olarak  ultrasonografi,  akciğer grafisi ve tomografi yapılır.  Perikard efüzyonu tespiti için BT’ye ek Ekokardiografi yapılır. Ekokardiografide kalp kasılma gücü ve kalbin sıvıdan ne kadar etkilendiği görülür.” dedi.

Tedavi yöntemlerinin ayrıntılarına da değinen Özkan Demirhan sözlerine şöyle devam etti. 

“Tedavi tespit edilen plevral sıvı ve perikard sıvı miktarına bağlıdır. Plevral aralıkta bulunan sıvı miktarı ile perikardial sıvı miktarının etkisi çok farklıdır. Plevrada litrelerce sıvı olabilir çok ciddi şikayet yapmayabilir. Perikard içinde 100 cc sıvı artması ciddi klinik semptoma yol açabilir.

Perikarddaki sıvı tedavide her zaman öncelikli olmalıdır. Genelde plevral sıvı birikimi ile aynı anda tespit edildiği için tedavi planı birlikte yapılmalıdır.

Minimal plevral sıvı takip edilebilir veya basit plevral kateter takılabilir. Orta ve ileri düzey plevral sıvı hastanın genel durumu uygunsa minimal invazif girişim olan VATS ile plevral drenaj ve plöredez (akciğer zarı yapıştırma) işlemi yapılmalıdır. Bu işlem esnasında kalıcı plevral kateter de işlemin başarısını artırmak için uygulamaktayım. Genel durumu VATS’a uygun olmayan hastalara kalıcı plevral kateter takılabilir.

Perikardial sıvı için tedavi seçeneği plevral efüzyon için uygulanan VATS esnasında perikardial drenaj yapılır ve bu esnada perikard penceresi açarak perikardial efüzyonun tekrarlanmasını  engellemekteyim.

Eğer sadece perikardial efüzyon mevcut ise lokal ve genel anestezi altında perikard drenajı uygulanır.

Plevral ve perikardial efüzyonlu hastalarda hem tedavi için hem de sıvı birikiminin tekrarını engellemek için lokal kemoterapik ilaçlar da uygulamaktayız. Bu işlemle hem sıvı birikimini engellemekte hem de kanser hücrelerine etki eden kemoterapik ilaçları vermekteyiz çünkü bu hastalar bazen sistemik kemoterapiyi almakta zorlanırlar.”
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/akciger-kanserli-hastalar-bu-belirtilere-dikkat.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/akciger-kanserli-hastalar-bu-belirtilere-dikkat_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/akciger-kanserli-hastalar-bu-belirtilere-dikkat/36782/</link>
			<pubDate>Mon, 07 Aug 2023 12:42:21 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Depresyon kalp çarpıntısı sebebi</title>
			<description><![CDATA[Kalp çarpıntısı acil servislere ve kardiyoloji polikliniklerine başvuru nedenlerinin başında gelen şikayetler arasında yer alıyor. ]]></description>
		    <news><![CDATA[ Kalp çarpıntısının kelime anlamı olarak kalp atımlarının hızlanmasını, atımların anormal bir hal almasını ya da düzensizleşmesini ifade ettiğini paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ersin Özen, “Kalbin çalışması ile ilgili bu değişiklikler sonucunda kişi boyun ya da göğüs bölgesinde bir şey kuvvetlice atıyormuş gibi hissedebilir. Depresyon, kaygı bozukluğu ya da panik atak gibi psikiyatrik rahatsızlıklar da çarpıntı hissinin oluşmasına neden olabilir. Ancak bu kişilerde çarpıntı hissi kalp ile ilgili sorunlara bağlı olarak da oluşabileceği için dikkatli olunmalı” açıklamasında bulundu.

 

Kalp çarpıntısının birçok nedeninin olabileceğini söyleyen ve yapılan çeşitli çalışmalar sonucunda kalp çarpıntısı şikâyeti bulunan yaklaşık her 10 kişiden 4’ünde nedenin kalp kaynaklı olduğunun, her 10 kişiden 3’ünde ise çarpıntının psikiyatrik nedenlere bağlı olarak ortaya çıktığının tespit edildiğini hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ersin Özen, “Kalp ile ilgili nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan kalp çarpıntısı, kalbin yapısal sorunlarından ya da kalbin iş yükünün arttığı anemi veya hamilelik gibi durumlara bağlı olarak meydana gelebilir. Damarsal problemler de çarpıntı hissinin oluşmasına neden olan sorunlar arasında yer alır. Fiziksel aktivite ve yoğun stres zamanlarında ortaya çıkan çarpıntı şikâyeti vücudun bu durumlara bir tepki olarak ürettiği ve kan dolaşımına saldığı uyarıcı hormonlar nedeniyle meydana gelir. Ayrıca hipertiroidi hastalarında kalp çarpıntısı sık rastlanılan şikayetler arasında yer alır. Kan şekerinin düşmesi, kan dolaşımındaki kalsiyum, magnezyum ya da potasyum gibi çeşitli minerallerin seviyelerindeki değişiklikler de çarpıntı oluşması ile sonuçlanabilir” dedi.

 

Kalp çarpıntısının nedenleri

Genel olarak kalp çarpıntısı şikâyeti bulunan kişilerde stres, aşırı kaygı ya da panik atak gibi durumlarda oluşan güçlü duygusal yanıtlar, depresyon, zorlayıcı egzersizler, kafein, nikotin ya da çeşitli uyarıcı kimyasal içeren ürün ve ilaçların tüketimi, ateş, adet dönemi, hamilelik ya da menopoz döneminde meydana gelen hormonal değişiklikler ve tiroit bezi hormonlarının düzeyinin normalin altında ya da üstünde olması ve çeşitli bitkisel takviye ürünlerinin kullanımının başlıca nedenler arasında sıralanabildiğini hatırlatan Dr. Ersin Özen, “Bunun yanı sıra kalp çarpıntısı nedenleri arasında yaşamı tehdit eden rahatsızlıklar da bulunabilir. Bu problemler arasında düzensiz kalp atımları (aritmiler), geçirilmiş kalp krizi, kalbi besleyen koroner damarlar ile ilgili problemler, kalp kapakçıkları ile ilgili rahatsızlıklar, kalp kası hastalıkları ve kalp yetmezliği gibi rahatsızlıklar geliyor” şeklinde konuştu.

 

Kalp çarpıntısı yoğun endişeye neden olabilir

Kalp çarpıntısı belirtilerinin özellikle aniden ortaya çıkması halinde ya da daha önce bu hissi tecrübe etmemiş birinin yaşaması sonrasında yoğun endişe hissine neden olabildiğini vurgulayan Dr. Ersin Özen, “Kalp çarpıntısı olarak tanımlanabilecek birçok belirti mevcut. Bunlar kalp atımlarının sanki kalp kısa bir süreliğine durup sonrasında tekrar atıyormuş gibi hissedilmesi, göğüs bölgesinde genellikle kuş çırpınması olarak ifade edilen dalgalanma hissi ve kalp atımlarının ani olarak hızlanıyor ya da yavaşlıyormuş gibi hissedilmesidir. Bu hisler göğüs bölgesi dışında, boyun ve boğaz bölgesinde de meydana gelebilir. Kısa süreliğine gelip geçen çarpıntı hissinin zaman içerisinde çoğalması halinde veya şiddetinde zaman içerisinde değişiklik meydana gelirse sağlık kuruluşlarına başvurarak hekimlerden bu şikâyet konusunda yardım alınması önerilir” diye konuştu.

 

Hasta öyküsü tanı için önemli

Çarpıntı şikâyetiyle sağlık kuruluşlarına başvuran kişilerde tanısal yaklaşımın en önemli aşamalarında fizik muayene ve hasta öyküsünün yer aldığını hatırlatan Dr. Ersin Özen, “Bu şikâyetin ortaya çıkmasında ya da seyrinin değişmesinde etkili olabilecek faktörler değerlendirilir. Eşlik eden belirtiler, hastanın kullandığı ilaçlar veya takviye ürünler de çarpıntı hissine neden olabileceği için üzerinde durulması gereken diğer konular arasındadır.  Hekimler, çarpıntı yaşayan hastanın ilk değerlendirmesinden sonra altta yatan problemin aydınlatılmasına yönelik birtakım tetkiklere başvurabilirler. Kanın biyokimyasal analizi, EKG (elektrokardiyografi), Holter takılması, kalp ile ilgili olayları kaydeden cihazların takılması ya da ses dalgalarını kullanarak kalbin görüntülenmesini sağlayan EKO (ekokardiyografi), çarpıntı şikayetine tanısal yaklaşımda kullanılan yöntemler arasında yer alır” dedi.

 

Yaşam tarzı değişikliği kalp çarpıntısı tedavisinin önemli unsurlarından

Her rahatsızlıkta olduğu gibi çarpıntı tedavisi de şikâyetin ortaya çıkmasını tetikleyen asıl nedene bağlı olarak değişkenlik gösterdiğinin altını çizen Dr. Ersin Özen, “Kalp çarpıntısının nedeninin bazı ritim bozuklukları olduğunun tespit edilmesi halinde radyofrekans ablasyon gibi kardiyolojik girişimler faydalı olabilirken, kalbin fonksiyonları ile ilgili problemlere sahip kişilerde ise beta blokörler ya da kalsiyum kanal blokörleri gibi ilaçlar hekimler tarafından reçetelendirilebilir. Çarpıntı tedavisinin temel prensipleri arasında bu şikâyetin oluşması ile sonuçlanan tetikleyici faktörlerden sakınılması da yer alır. Özellikle yaşamın getirdiği stres düzeyinin yoga ya da nefes egzersizi gibi rahatlama teknikleri ile düşürülmesi ve uyarıcı özellik gösterebilen ürünlerden uzak durulması çarpıntı tedavisi kapsamında değerlendirilebilecek önemli yaşam tarzı değişiklikleri arasındadır. Tütün ürünlerinden uzak durulması, düzenli fiziksel aktivite ya da sağlıklı ve dengeli beslenme gibi uygulamalar hekimin bilgisi ve önerisi dahilinde çarpıntı şikâyeti üzerinde etkili olabilecek diğer yaşam tarzı değişiklikler arasında yer alıyor” açıklamasında bulundu.

 
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/depresyon-kalp-carpintisi-sebebi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/depresyon-kalp-carpintisi-sebebi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/depresyon-kalp-carpintisi-sebebi/36756/</link>
			<pubDate>Mon, 07 Aug 2023 10:51:03 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Genç Kalmanın Sırrı Vücudu Şaşırtmak  Sağlığın Sırrı “Vücudu Strese Sokmak&quot;</title>
			<description><![CDATA[Sağlıklı yaşam reçeteleri her geçen gün daha da önem kazanırken, Medicana Çeşme Dahiliye Uzmanı Dr.Önder Aydın, genç kalmanın sırrını şöyle özetledi: “Eğer başka bir rahatsızlığınız yoksa açlık sürenizi uzatarak beslenin, günde iki öğün yemek yiyin. Ağırlık gibi direnç egzersizleri yapın, doğada yürüyün, saunada terleyin, meditasyon ve nefes egzersizleri yapın, banyoyu soğuk duşla bitirin. Vücudu az miktarda strese sokarak, taze hücreler üretip gençleşmek mümkün” dedi.
]]></description>
		    <news><![CDATA[

Mandıra Ürünleri Tüketmeyin

Beslenmenin sağlıklı yaşamın en önemli parçası olduğuna değinen Aydın, “Katkı maddeli, aromalı, koruyuculu, rafine şeker ilaveli her türlü gıdadan uzak durulmalı. ‘Sağlıklı ürün’  görünümünde satılan meyveli yoğurtlar, paketlenmiş gıdalar, işlenmiş gıdalar, süt ve süt ürünleri (yoğurt hariç, yoğurt tüketmeliyiz) gibi ürünleri tüketmek enflamasyon yani yangı yaratır. Bu da bağırsak geçirgenliğini bozarak, beyin sisi, tiroid, romatizma gibi otoimmün hastalıklar ve alzheimer, demans gibi nörodejeneratif hastalıkların riskini artırmış olur” dedi. 

Dr.Önder Aydın, Akdeniz tipi beslenmenin önemini vurgulayarak, sebze, meyve, sızma zeytinyağı, avokado yağı, tereyağ gibi sağlıklı yağlar tüketerek, ayçiçek, kanola gibi tohum yağlardan uzak durulması gerektiğini söyledi. Yakacağımız kalori kadar gıda almamız gerektiğini hatırlatan Aydın, vücudun yakamadığı glikozu beyaz yağ dokusu olarak depoladığını, bunun da enflamasyon yaptığını söyledi. Özellikle ağırlık kaldırmak gibi direnç egzersizlerinin faydasına değinen Aydın, düzenli spor aktivitelerin cinsiyet ve büyüme hormonlarını etkileyerek gençlik ve zindelik sağladığını aktardı.
 

Sauna Faydalı

İnsülin hormonu yaşlanmaya neden olduğu için insülin yerine gençlik hormonunun salgılanması için uzun süre açlığın çok faydalı olduğuna değinen Dahiliye Uzmanı Dr.Önder Aydın’ın sağlıklı yaşam reçetesi şöyle: “Başka kronik bir rahatsızlığınız yoksa ara öğün yapmayın, günde iki, hatta dayanabiliyorsanız tek öğün beslenin. Hekim kontrolünde eksik besin ve vitamin takviyelerini alın. Sporun ardından girilen saunada hem toksinlerinizi özellikle de ağır metalleri atıp,  gençlik hormonu salgılayabilirsiniz. Saunada 'red light' dediğimiz kırmızı ışık varsa daha da faydalı olacaktır. Ilık duşun ardından soğuk su ile şoklama yaparak vücudu şaşırtın. Gençliğinizde en iyi yatırım paradan çok kas kitlesi biriktirmeniz. Ne kadar spor yapıp kas biriktirirseniz, ileri yaşlarda o kadar sağlıklı olursunuz.”
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/genc-kalmanin-sirri-vucudu-sasirtmak-sagligin-sirri-vucudu-strese-sokmak.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/genc-kalmanin-sirri-vucudu-sasirtmak-sagligin-sirri-vucudu-strese-sokmak_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/genc-kalmanin-sirri-vucudu-sasirtmak-sagligin-sirri-vucudu-strese-sokmak/36735/</link>
			<pubDate>Fri, 04 Aug 2023 13:14:36 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Tıp öğrencilerine &apos;Yapay Zekâ ve Veri Bilimi&#39; dersi… Hekimler dijital yeteneklerini artırarak yeni dünyanın hekimleri haline gelmeli! </title>
			<description><![CDATA[Bilim ve teknoloji geliştikçe sunulan sağlık hizmetleri ve beklentiler de değişiyor. Hekimlerin kendi dijital yeteneklerini artırarak yeni dünyanın hekimleri haline gelmesi gerektiğine dikkat çeken Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, sağlıkta inovasyon için ‘Yapay Zekâ ve Veri Bilimi Dersi’ni başlattıklarını kaydetti. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Yapay zekâ ve büyük veri odaklı derslerin, öğrencilerin temel ve klinik yetkinliklerinin gelişmesi, çeşitlenmesinde bütünleyici beceri kazandıracağına inandıklarını söyleyen Sur, tıp eğitimini farklı mühendislik alanlarıyla da desteklediklerini kaydetti.  

İnsan ömrü ortalaması dünyada son 30 yılda neredeyse 25 yıl artmış durumda. Öte yandan dünya nüfusu yaşlanıyor, yaşlanınca da kronik hastalıkların toplumda görülme sıklıkları ve sağlık hizmetlerine olan talep artıyor. Bunun sonucu olarak insanlar sağlıklarına daha fazla özen gösteriyor. Buna rağmen hala milyarlarca insanın sağlık bilincinin istenilenden çok uzak olduğunu belirten Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur, tıp ve bilim dünyasının bu konuda önlemler aldığını söyleyerek günümüz koşullarında tasarlanmış tıp eğitiminin öneminden bahsetti. 

Şehir hayatı sağlığımızı tehdit ediyor 

İnsan sağlığının genetik kalıtsal birtakım belirleyicilerle şekillendiğinin doğru olduğunu, ancak bütün işin bundan ibaret olmadığını söyleyen Sur, “Beslenme düzenimiz, alışkanlıklarımız, spor yapıp yapmadığımız, stres düzeyimiz, bağımlılıklarımız, sigara, alkol, kumar, internet gibi bağımlılık alışkanlıklarımız iyi bir uyku düzeninin olup olmaması gibi nedenler bizim sağlık düzeyimizi belirleyen diğer faktörler. Öte yandan insanlar işlerini sürdürürken sağlığı tehdit eden faktörlerle bir arada çalışmak zorunda kalırlar. Yüksek ısı fırınlarında çalışan işçiler, açık havada çalışan kişiler, birtakım kimyasallara maruz kalanlar, polis güvenlik kuvvetleri gibi stresle yürütülen işler gibi mesleki bazı riskler de kaçınılmaz olarak hayatımızın içinde yer alıyor. Giderek nüfusun artması, insanların şehirlerde yoğunlaşmaları ve yapay gıdalarla beslenmeleri, kendi gıdalarını üretememeleri, yeterince havadan, oksijenden, güneşten, ormandan, denizden yararlanamamaları, şehir hayatının getirdiği bazı olumsuzluklar da sağlığımızı tehdit eden faktörler arasında. Günden güne sağlıklı gıdaya erişimin zorlaştığını da ayrıca belirtmek gerekir.” dedi. 

Hasta olmadan ve hasta olduktan sonra alınacak önlemler var 

“Tıp ve bilim dünyası buna iki türlü önlem almaya çalışıyor. Hasta olmadan ve hasta olduktan sonra alınacak önlemler var. Birincisi risk faktörlerini koruyucu önlemlerle insan hayatından çıkarmak. Buna birincil önlemler diyebiliriz. İkincisi de yaşla birlikte ortaya çıkma ihtimali olan kalp, böbrek, karaciğer, akciğer hastalıkları, kanserler, diyabet, hipertansiyon gibi var olması önlenemese bile insanda yıkıcı etkiler yaratmadan uzun süre bu hastalıklarla birlikte yaşayabilmesini sağlayacak ikincil önlemleri almak. Bu saydığımız kronik hastalıkların tedavisi yoktur. Hastaların kullandıkları süper tansiyon ilaçlarının, diyabet ilaçlarının ya da kandaki yağları ve şekeri düşürücü ilaçların gerçek bir tedavi olmadığını bilmemiz lazım. Bunlar sekonder yani ikincil önleme mekanizmalarıdır. İnsanların uzun süre bu hastalıklarla birlikte yaşayabilmelerini sağlamak için alınan önlemlerdir.” 

Hekimlik ve bilim insanlığı çerçevesini net olarak öğrencilerimize gösteriyoruz 

Üsküdar Üniversitesinin Transgenik Hücre Teknolojileri ve Epigenetik Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin çalışmaları kapsamında özellikle bakterilerin virüslerin genlerine ilişkin çalışmalar yürütüldüğünü söyleyen Sur, “Virüslere karşı aşı geliştirme, önlemler alma konusunda genetikle birlikte yürüttüğümüz birtakım çalışmalarımız mevcut. Bu alanda TÜBİTAK’tan ve Avrupa birliğinden aldığımız projeler var. Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümümüz de etkin çalışmalar ortaya koymaktadır. Biz Tıp Eğitimini genetik alanındaki araştırma merkezlerimiz, mühendislik ve doğa bilimleri fakültemizin AR-GE çalışmalarıyla destekliyor, hekimlik ve bilim insanlığı çerçevesini net olarak öğrencilerimizin görüş açılarına yerleştirmeye çalışıyoruz. Dünya ve bilim değişiyor. Elbette buna bağlı olarak da sunulan sağlık hizmetleri de değişmek zorunda.” diyerek tıp ve genetik bilimi birlikteliğinin altını çizdi. 

Sağlıkta İnovasyon için ‘Yapay Zekâ ve Veri Bilimi Dersi’ başlıyor…

21. yüzyılın sağlık hizmetlerinin özellikleri sayıldığında ‘uzaktan sağlık hizmeti’ kavramının öne çıktığını söyleyen Prof. Dr. Haydar Sur, “Yapay zekâ tabii ki son dönemde sağlık teknolojileri ile sağlık hizmetlerinin de içine girdi. Sağlık Bilimlerinde yapay zekâ uygulamalarını kurulduğumuz 2011 yılından itibaren uygulamada ve akademik çalışmalarımızda önceliyoruz. Öyle ki Üsküdar Üniversitesi olarak 2023-2024 akademik yılından itibaren Tıp Fakültesi öğrencilerimize “Sağlıkta İnovasyon için Yapay Zekâ ve Veri Bilimi" başlıklı dersi açtık. Böylece, Tıp Fakültesi öğrencileri özellikle büyük veri analizinde kullanılan modelleme yaklaşımlarını proje uygulamalı olarak görebilecek. Yapay zekâ ve büyük veri odaklı derslerin, öğrencilerin temel ve klinik yetkinliklerinin gelişmesi, çeşitlenmesinde bütünleyici beceri kazandıracağına inanıyoruz.” dedi. 

Hekimler dijital yeteneklerini artırarak yeni dünyanın hekimleri haline gelmeli 

Artık daha az yanılarak teşhis koyabiliyoruz diyen Prof. Dr. Haydar Sur, “Bu insanlık için bir kazanımdır. Bireyler artık evinden doktoruna online bağlanıp şikayetleri söyleyebiliyor, kamerayı yarasına ya da lezyona tutup doktoruna evinden gösterebiliyor. Yani hiçbir yere gitmeden tedavisini alabiliyor ve elektronik reçetesiyle ilaçlarına kavuşabiliyor. Konsülte etmek maksatlı tahlillerin ve görüntülerin yurt içinde veya yurt dışındaki doktorlar arasında anında paylaşıldığı bir dünyadan yani “Telemedicine” dediğimiz uzaktan sağlık hizmetlerinden bahsediyoruz. Yapay zekâ teknolojileriyle birçok şeyin daha kusursuzca, otomatik olarak makina tarafından yapıldığı bir dünyadayız. Hekimlerin kendi dijital yeteneklerini artırarak yeni Dünya’nın hekimleri haline gelmesi gerekir. Biz eğitimlerimizi o yöne doğru yöneltmiş bulunuyoruz. Bu dijital olanaklar geliştikçe dijital dünyaya daha hâkim doktorlar yetiştirme zorunluluğumuz artmaktadır.” ifadelerini kullandı. Makinelerin sağlık hizmetlerine girdikçe hekime olan ihtiyacın artacağını vurgulayan Sur, o makinayı yönetecek donanımda insanları o işin başına geçirmek zorunluluğu olduğunu belirterek tıp biliminde asıl olanın insan faktörü olduğuna dikkat çekti. 

Tıpta parlayan ve yıldızı yükselen branşlar 

“Birçok hastalığın altında genetik faktörlerin de yer alması nedeniyle ‘Tıbbi Genetik’ bölümünün yıldızının yükseldiğini görüyoruz.” diyen Prof. Dr. Haydar Sur, teknolojinin hâkim olduğu radyoloji ve benzeri görüntüleme tekniklerinin bölümlerini de sayabileceğini söyledi. Sur, “Bunların yanında çevresel etkilerin ve iş ortamlarının sağlığa etkileri daha iyi bilindiği için Halk Sağlığı branşı da öne çıkıyor. İnsanların vücut güzelliklerine daha fazla önem vermeye başladığını, sık sık operasyonlar geçirdiğini, silikon ve benzeri takviyeler yaptırdığını göz önüne aldığımızda ‘Dermatoloji’ ve ‘Plastik Cerrahi’ nin sıyrıldığını da görüyoruz.” ifadelerini kullandı.

‘Tıpta insani bilimler’ dersimizde sağlığın manevi ve etik tarafını anlatıyoruz 

Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi eğitiminin hibrit gerçekleştiğini, bazı derslerde tıbbın ana mesleki dersleri sayılacak kurul dersleri olarak tasarlanıp, paketler halinde sunulduğunu kaydeden Sur şunları söyledi: “Tıpta yarıyıl dersleri diye kodlanan bazı derslerimiz var. Bunlarda öğrencilerimizin çağdaş bir hekim olarak geniş bir bakış açısıyla mezun olması için; sadece mesleğin becerileri değil işin felsefesini ve sağlık endüstrisi hakkında bilgi sahibi olmasına yönelik derslerdir. Bu tarz derslere örnek olarak sağlık bilişimi ve teknolojileri, sağlık ekonomisi, sağlık antropolojisi ve sosyolojisi gibi dersleri verebiliriz. Bunun dışında her hekimin vicdanlı, insaniyetli mesleğini bilimle yaptığı kadar vicdanıyla da yapan kişiler olmasına çok özen gösteriyoruz. Manevi sağlık, güzel sanatların hekimin ruhu üzerine etkisi, hastayı anlayabilmek ve empati becerileri, hastalıkların ve rahatsızlıkların sosyal boyutlarını kavrayabilme, hastanın söylediklerinden söylemediklerini sezebilme gibi yeteneklerini geliştirmek için ‘tıpta insanı bilimler’ dersini koyduk. Türkçede bu alanda tek olan Üsküdar Üniversitesi tarafından basılmış bir kitabımız da mevcut. Bu da bizim özelliklerimizden birini gösteriyor.”   

Öğrencilerimiz hem özel hem de devlet hastanelerinde staj görüyor

Tıp eğitiminin en önemli parçasının uygulama olduğunu söyleyerek sözlerini tamamlayan Prof. Dr. Haydar Sur “Uygulamaya çok önem veriyoruz. Laboratuvarlarımız çok geniş, gerçek kadavra üzerinde anatomi pratikleri yaptırarak öğrencilerimizin insan vücudunu gerçek hali tanımalarına olanak veriyoruz. Ayrıca bizim NPİSTANBUL Hastanesi ve Ataşehir Memorial Hastanesi olmak üzere iki afiliye hastanemiz var. Uygulama alanlarımızı güçlendirmek için her yıl Sağlık Bakanlığına bağlı iki eğitim araştırma hastanesi ile de protokoller imzalıyoruz. Geçen sene olduğu gibi bu yıl da Ümraniye Eğitim Araştırma Hastanesi ve Sancaktepe Eğitim Araştırma Hastanesi ile anlaşmalar imzaladık. Dolayısıyla öğrencilerimiz stajlarını hem özel hastane tarafını tanıyarak hem de devlet hastanelerindeki hastaların davranışlarını gözlemleyerek gerçekleştiriyor, tedavi ve yaklaşımları karşılaştırabiliyorlar.” dedi.
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/tip-ogrencilerine-yapay-zek-ve-veri-bilimi-dersi-hekimler-dijital-yeteneklerini-artirarak-yeni-dunyanin-hekimleri-haline-gelmeli.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/tip-ogrencilerine-yapay-zek-ve-veri-bilimi-dersi-hekimler-dijital-yeteneklerini-artirarak-yeni-dunyanin-hekimleri-haline-gelmeli_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/tip-ogrencilerine-yapay-zek-ve-veri-bilimi-dersi-hekimler-dijital-yeteneklerini-artirarak-yeni-dunyanin-hekimleri-haline-gelmeli/36734/</link>
			<pubDate>Fri, 04 Aug 2023 13:12:45 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Aktif öğrencilikten tıbbi bitkiler girişimciliğine bir başarı hikayesi…</title>
			<description><![CDATA[Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Eczacılık Fakültesi 2017 yılı mezunlarından Sadettin Akça, aktif ve hareketli geçen öğrencilik hayatının ardından tıbbi bitkilerden elde edilen standardize bitkisel ekstreler ve yağlara uzanan girişimciliğini ve gençlere ilham veren kariyerini bütün detaylarıyla anlattı.

]]></description>
		    <news><![CDATA[Sadettin Akça bir eczacı… Ancak sıradan bir eczacı değil. O aynı zamanda tıbbi bitkiler alanında bir girişimci. Farmakognozi ana bilim dalı doktorantı olan ağabeyi Vet. Hek. Tahsin Akça ile kurduğu firmada çalışıyor. Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Eczacılık Fakültesi 2017 mezunu olan Akça, Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi’ni, son derece aktif geçen öğrenciliğini ve girişimciliğini anlattı.

“Genç yaşta çalışmaya başladım”

1992 Bakırköy doğumlu olan Akça, aslen Kastamonulu ama doğma büyüme İstanbullu. “Ailemin iş hayatı esnaflık temellerine dayandığından dolayı genç yaştan itibaren çalışmaya başladım ve İstanbul’un mozaikleşmiş bir bütün olan halkıyla iletişim halinde olmak çocukluktan itibaren yaşantımın bir parçası oldu” diyen Akça, 2011 yılında Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nde yükseköğrenimine başlamış. Öğrenciliği boyunca Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğrenci Temsilciliği, Türk Eczacıları Birliği Gençlik Komisyonu Yönetim Kurulu Üyeliği, Farma Aktüel Eczacılık Kulübü Kurucu Yönetim Kurulu Başkanlığı, Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Kurucu Öğrenci Konseyi Sağlık Kültür ve Spor Sorumluluğu ve Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Kurucu Kulüpler Birliği Başkanlığı gibi görevlere demokratik seçimlerle gelerek son derece aktif bir öğrencilik yaşamış. 2014 yılında, henüz öğrenciyken, “eczacılık ve ilaç sektörünün paydaşlarını bir araya getirmek ve onlara hak ettikleri tüm hizmetleri sunmak” amacıyla "Eczacılık ve İlaç Derneği”nin (EİDER) kurucu yönetim kurulu genel sekreterliği görevini üstlenmiş. Halen de EİDER Yönetim Kurulu Genel Sekreterliği görevini sürdürüyor. 2017 yılında ise veteriner hekim olan ağabeyi Tahsin Akça ile standardize tıbbi bitkisel ekstreler ve yağlar alanında çalışan “Nativital” adlı firmayı kurmuşlar. Firma halen İkitelli Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyette.

“Finaller bitince soluğu lab’da alırdım”

“Mesleki hayattaki girişimcilik aslında tek başına değerlendiremeyeceğimiz bir konu. Girişimciliği; öğrencilikte girişimcilik, sivil toplum kuruluşlarında (STK) girişimcilik ve mesleki hayatta girişimcilik olmak üzere üçe ayırabiliriz” diyen Akça, Nativital’in kuruluş öyküsünü şöyle anlattı: “İlk iki girişimcilik aşamasını, yani öğrencilikte ve STK’da girişimciliği dolu dolu geçiren bir öğrenci olarak, mesleki yaşantıma başlamadan fakültede Farmakognozi Laboratuvarı’nda dersler haricinde gönüllü olarak çalışmaya başladım. Yaz dönemlerimi de fakülte laboratuvarlarında gönüllü çalışarak geçirdim. Finaller biterdi, ertesi gün fakülteye giderek laboratuvarda çalışmalara devam ederdim. Bu üç aşamalı girişimcilik hususunu, tüm öğrenci arkadaşlarımızın fakülte sıralarındayken kendilerinde de uygulamalarını tavsiye ederim.”

“Aktif öğrenciliğim kariyerime büyük katkı sağladı”

Aktif ve hareketli öğrencilik yaşamının mesleki kariyerine çok büyük katkısı olduğunu kaydeden Akça, “Tüm öğrenci arkadaşlarımıza özellikle aktif bir öğrencilik yaşamı geçirmelerini tavsiye ederim. Eczacılık Fakültesi öğrenimi süresince, katılımcı veya organizatör olarak içinde bulunduğum 100’ün üzerinde yurt içi ve yurt dışı mesleki etkinliklerin yanında; birçok dernek ve sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarında görev aldım. Bu gibi çalışmalar öğrencilere sosyal sermaye sağlar. Öğrenci arkadaşlarımıza, fakülte yıllarındayken kongre, fuar vb. tüm etkinliklere katılmalarını tavsiye ederim. Sadece katılmakla da kalmayarak, bu etkinliklerde sorumluluk alan organizasyon ekibinin içerisinde olmalarını tavsiye ediyorum. Böyle bir aktif öğrencilik yaşamınız mezuniyet sonrası meslek yaşantınıza ışık tutacak ana unsurların başında gelmektedir” diye konuştu.

“Bezmiâlem en kıymetli dönüm noktası”

Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi’ni “mesleki ve kişisel gelişimimim en kıymetli dönüm noktası” olarak tanımlayan Akça, “Bu düşüncenin bireysel olmadığını, Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi’nde öğrenim gören çoğu öğrencinin bu düşünceye sahip olduğunu görebiliyorum. Üniversitemiz öğrencilerine hem mesleki hem de bireysel gelişim sürecinde çok önemli değerler katıyor. Üniversite akademik ve idari personellerin öğrencilere olan her konudaki desteği, gelişime ve yeniliğe açık düşünce yapıları, mantıklı ve akılcı gelen her öğrenci fikrine her zaman destek olunduğunu görmek bizlere her zaman mutluluk vermiştir. Akademik alanda Rektörümüz Sayın Prof. Dr. Rümeyza Kazancıoğlu hocamızın liderliğinde, idari alanda Genel Sekreterimiz Sayın Dr. Zeynep Görmezoğlu’nun vizyonu ile çok güzel ve çok verimli bir öğrencilik dönemi yaşadık. Eczacılık Fakültesi Dekanımız Sayın Prof. Dr. Gülaçtı Topçu hocamızın biz öğrencilerine verdiği mesleki ve kişisel katkıları için ise her zaman minnettarız. Bezmiâlem mezunu olmanın pozitif olarak katkısını sektörde görmek, üniversite tercih döneminde ne kadar doğru bir üniversite tercihi yaptığımı mezuniyet sonrası da gösterdi” dedi.

“Sadece derse odaklanmayın”

Akça, öğrencilere şu tavsiyelerde bulundu: “Öğrenci arkadaşlar fakülte yıllarını sadece derslere odaklanarak geçirmemeli. Eğitimin sadece üniversite sıralarındaki derslerden ibaret olmadığını unutmayın. Değişen dünyayı takip etmeyi ve sektörel yurt dışı gelişmeleri yakından incelemenizi tavsiye ederim. Araştırmalarımız kendi kişisel gelişimimize katkı sağlayacak ve farklı bakış açısına sahip olmamızda yararlı olacaktır. Stajların olabildiğince uzun tutulmasında fayda var zira 1 aylık stajların işleyişi öğrenmek açısından yeterli olmadığını düşünüyorum. Yurt içinde yapılan öğrenci kongreleri ve mesleki fuarlara katılım sağlanılması oldukça önemli. Eğer etkinlik zamanları sınav döneminize veya laboratuvar takviminize denk gelirse, telafiyi göze alarak kongre ve fuarı tercih etmenizi tavsiye ederim. Sınavın veya laboratuvarın telafisi oluyor ama o kongrenin veya mesleki fuarın maalesef bir daha telafisi olmuyor.”

“Yurt dışı deneyimi çok önemli”

Yurt dışı stajların çok önemli olduğunun altını çizen Akça, “Erasmus programı ile anlaşmalı olan üniversitede en az bir dönem staja gidilmesi çok faydalı olacaktır. Eğer bu nedenle okulunuz uzayacak olursa da varsın uzasın… Erasmus dolayısıyla okulunuzun uzayacağı, kayıp gibi görülebilecek o 6 aylık süre, aslında sizin meslekteki gelecek 40 yılınıza en büyük katkı sağlayacak zamanların başında gelir. Erasmus olanağı bulunamazsa, eczacılık sektörü için büyük bir imkan olan Uluslararası Farmasötik Öğrencileri Federasyonu’nun öğrenci değişim programından faydalanılmasını tavsiye ederim. Bu program hakkında ayrıntılı bilgiye sahip olmayan arkadaşlarımız kendi fakültesinde bulunan Türk Eczacıları Birliği Gençlik Komisyonu yurt dışı staj koordinatörü ile görüşerek program hakkında ayrıntılı bilgi alabilirler. Yurt dışı değişim programları dışında da ayrıca yurt dışı laboratuvarların staj çağrıları olabilmektedir. Bunların da takibini ilgili platformlardan yaparak başvuru yapılmasını tavsiye ederim. Fakülte yıllarındaki bu yurt dışı deneyimleri mezuniyet sonrası çalışmalarınızda sizlere çok önemli bakış açıları katacaktır” ifadelerini kullandı.

Akça son olarak, eğitimin aslında ömür boyu sürdüğünü, kişinin kendisini geliştirmeyi asla bırakmaması gerektiğini belirtip, Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi öğrencilerine ve üniversite adaylarına başarılar dileyerek sözlerini noktaladı.
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/aktif-ogrencilikten-tibbi-bitkiler-girisimciligine-bir-basari-hikayesi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/aktif-ogrencilikten-tibbi-bitkiler-girisimciligine-bir-basari-hikayesi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/aktif-ogrencilikten-tibbi-bitkiler-girisimciligine-bir-basari-hikayesi/36729/</link>
			<pubDate>Fri, 04 Aug 2023 12:50:06 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Prof. Dr. Nevzat Tarhan:  “Yeme bozukluklarının sebebi duygusal ihtiyaçların karşılanmaması&quot;</title>
			<description><![CDATA[Yeme bozuklukları doğası gereği fiziksel görünüm ön plana çıktığı ergenlikte başlıyor. Çocuk sosyalleştiği için çevre ve arkadaş faktörleriyle fiziksel görünümü daha fazla önemsiyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Anne baba etkisinin bu tip bozukluklarda çok daha fazla öne çıktığına dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Anoreksiya Nervoza, Blumia Nervoza ve diğer kısıtlayıcı tip yeme bozukluklarını çocukluk döneminde duygusal ihtiyaçların karşılanamamasına bağlıyor. Yeme bozukluklarının arka planında beden imaj bozukluğu yani kendi bedenini beğenmeyen çocuklar var diyen Tarhan, bu kişilerin kilo alma ve beden algısı bozuk olduğu için kendilerini zayıf oldukları halde kendilerini kilolu algıladıkları öyle ki makarnayı cm ile ölçüp yiyecek kadar takıntılı olabildiklerini söyledi.

Nasıl protein, karbonhidrat veya vitamin alınmadığında hastalıklar oluşuyorsa, duygusal ihtiyaçlar giderilmediği zaman da insanlar hasta oluyor.  İşte bir çeşit yeme bozukluğu olan Anoreksiya Nervoza’da kişiler 29-30 kilo olmalarına rağmen güzel gözüktüğünü algılıyor ve şişmanlama korkusu yaşıyorlar. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan farklı yeme bozuklukları ve nedenleri konusunda önemli bilgiler verdi.  

Makarnayı cm ile ölçüp yiyecek kadar takıntılıdırlar

Anoreksiya Nervoza hastalarının sürekli aynaya bakarak kilo alma endişesiyle yeme kısıtlaması yaptıklarını söyleyen Tarhan “Bu şekilde zamanlarının 60 dakikasının 50 dakikasını fiziksel görünüme ayırarak yaşarlar. Hata kendilerinin öldürecek derecede yıkıcı bir açlık içerisine sokabilirler. Yeme bozukluklarının arka planında beden imaj bozukluğu yani kendi bedenini beğenmeyen çocuklar vardır. Kilo alma ve beden algısı bozuk olduğu için zayıf oldukları halde kendilerini kilolu algılarlar. Devamlı aynaya bakarlar, yalnız yemek yemek isterler, yiyeceklerini saklarlar, ruh hali değişimleri çok fazladır, sosyalleşmekten kaçarlar, özellikle yemek ortamlarına girmek istemezler. Gıdanın besin içeriğine aşırı odaklıdırlar. Makarnayı nerdeyse cm ile ölçüp yiyecek kadar takıntılıdırlar. Anoreksiya Nervoza’nın Blumik tip yeme bozukluğunda yedikten sonra gidip kusma ve telafi davranışı vardır. Aşırı egzersiz yaparlar. Günümüzde özellikle batı modernitesinin etkisi olan yerlerde çok yaygınlaştı. Doğu toplumlarında daha az görülmekle beraber toplumdaki oranı iletişim ve medyanın etkisiyle küresel olarak etkilendi.” diyerek bu vakaların %15’i ölümle sonuçlandığına da dikkat çekti.

Erkeklerde Bigoreksiya

“Anoreksiya’nın erkek çocuklardaki karşılığına da Bigoreksiya deniyor. Yani ‘Mükemmel kas görünüme sahip olmalıyım, zayıf kalmalıyım ve yağsız olmalıyım’ duygusu olarak tanımlayabiliriz. Bu biraz daha erkek tipi bir yeme bozukluğu. Bu kişiler vaktinin çoğunu spor salonunda geçiriyor, ölümüne spor ve ağır egzersizler yaparak takviye edici ilaçlar alıyor” 

Yeme bozuklukları duygusal ihtiyaçları karşılanmayan çocuklarda gözüküyor

Bu bozukluklarda özellikle anne çocuk ilişkisinin daha çok öne çıktığını vurgulayan Tarhan, “Evde en çok yüceltilen, konu yemek olduğu için ‘Yedin yemedin’ itişmesiyle çocuk tam zıttına yöneliyor. Çocukluk döneminde duygusal ihmal yaşayan bireylerin ailelerine baktığımızda elinde tabakla arkasından koşturuyor, yediriyor, içiriyor ama çocukta duygusal bir aktarım oluşmuyor. Duygusal ihtiyaçları karşılanmayan bir çocukta anneye karşı hem sevgi hem öfke gelişiyor, güvenli değil kaygılı bağlanma oluşuyor. Böyle durumlarda öfkesini gidermek için anneye karşı öfkeyi bedenine hapsediyor ve bunu çok belli etmiyor. Kendini cezalandırıyor, anneden öç alıyor aslında. Anne ‘ye’ dedikçe o yemiyor. Annesini kızdırıyor ve bu durum hoşuna gidiyor. Doğrudan gösteremediği öfkeyi dolaylı olarak annesini kızdırarak pasif agresif bir tepki şeklinde ortaya koyuyor. Ailesiyle oynamak, konuşmak isteyen bu çocuk içindeki boşluk duygusunu yemekle dolduruyor, hatta bazen bu tutum obeziteye kadar gidiyor. Hatta bazıları ergenlikten sonra da anneye babaya şiddet uygulamaya başlıyor. Çocukta suça eğilim olmasa bile ayını bir kedinim köşeye sıkışınca atladığı tepkiyi veriyor.” dedi. 

İyi görünürsen değerlisin, iyi görünmezsen değersizsin

Özellikle kız çocuklarında fiziksel görünüm değerlilik ölçüsü olarak kabul ediliyor diyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Kiloluysa çocukta utanç uyandırılıyor, ‘çirkin gözüküyorsun, kendine bakmıyorsun’ diyerek değersizlik duygusu öğretiliyor. Japon toplumlarında başarı değer ölçütüdür. ‘Başarısızsan değersizsindir’ diye öğretildiği için başarısız olan intihara kadar gidiyor. Batı toplumlarında ise ‘Güzel değilsen değersizsin’ diye öğretiliyor. Sosyal medya da fiziksel görünüm algısını çok etkiliyor. Özellikle beğeni alma beklentisi, kişinin kendine verdiği değerle doğru orantılı hale geliyor. ‘Çok beğeni alırsam değerliyim az alırsam değersizim’ gibi… Beslenme alışkanlığı, sosyal medyada iyi görünme haliyle çok yakından ilgilidir. Bir nevi iyi görünmeyi kutsallaştıran ‘fetişizm’ gibi. İyi görünürsen değerlisin, iyi görünmezsen değersizsin…”  

Önce beyin kimyası düzeltiliyor 

Anoreksiya Nervoza’da 3 ayaklı bir tedavi uygulanması gerekliliğine dikkat çeken Tarhan;  “Tedavi için doktorun, hastanın ve ailenin yapacakları şeyler var. Öncelikle kişilerin beyin fonksiyonlarına bakıyoruz. Çünkü beyinin beden algısı bozuluyor, beyinde açlık duygusu da kalmıyor, serotonin, dopamin gibi kimyasallar azalıyor. Hormonlar ve bağışık sistemi bozuluyor, zayıflıyor ve sık sık hasta oluyorlar. Açlık, tokluk ve yemek yeme ihtiyacı hissetmiyorlar. Hastalığın şiddetine göre manyetik tedaviler uygulanıyor. Beyin kimyası düzeltilip belli bir noktaya geldikten sonra artık aile terapileri başlıyor” diyerek tedavi yaklaşımı hakkında bilgi verdi.  

Anoreksiya Nervoza bir aile hastalığıdır

Tarhan tedavide ailenin önemini ise şu şekilde açıkladı: “Aile tarafına baktığımızda iyi niyetle hatalar yapıyorlar. Bu durumu ayrıca çalışıyoruz. Anoreksiya Nervoza bir aile hastalığıdır. Aileyi ele almayıp kişi üzerinden gidersek kişi aynı ortama girdiğinde hastalık tekrar nüksediyor. Aile değişime açıksa çok rahat, çok güzel, hızla sonuçlar alıyoruz. 6 aylık bir tedaviyle en ağır Anoreksiya vakasının bile düzeldiğini çok gördüm. Bazı hastalar tedaviden bir süre sonra ‘Ben niye böyle saçma şeyler düşündüm’ demeye bile başlıyor.” 

Anoreksiya Nervoza ölümcül bir hastalıktır gibi bir düşünceye kapılmamak gerekiyor

Anoreksiya Nervoza’nın kendiliğinden düzelmeyen, kronikleşen bir hastalık olduğunu ve sabırlı bir tedavi süreci gerektirdiğini söyleyerek sözlerini tamamlayan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan “Hastalar tedavisiz kaldığı zaman kayıp hayat yaşayan bireyler haline dönüşüyor. Kişi tedavi olmazsa tekrarlama olasılığı var. Tedavi sonrası 2-5 sene arasında takipte kalıyoruz. Tedavi normal seyrinde devam ederse beyin normal yaşamayı otomatize ettiği için nüks ihtimali kalmıyor. Diğer insanlarda olma ihtimali neyse hastada da o ihtimale geliyor. Bu nedenle ‘Anoreksiya Nervoza ölümcül bir hastalıktır’ gibi bir düşünceye kapılmamak gerekiyor. Tedavi tam kitabına uygun yapılırsa kişi hastalıkla ilgili olumsuz duyguları yenmek için yanlış başa çıkma stratejileri geliştirmiyor. Öfke, düşmanlık gibi kendine zarar verme duygularını yönetmeyi öğreniyor. Sıkıntı, korku, yalnızlık, utanç duyguları hissediyorsa ‘Kognitif Duygu Düzenleme’ metodu olarak isimlendirilen bir terapi tekniğini uyguluyoruz. Bu teknikle kişi negatif duygularını doğru şekilde yönetmeyi öğreniyor ve hastalığı nüks etmiyor.” 
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/prof-dr-nevzat-tarhan-yeme-bozukluklarinin-sebebi-duygusal-ihtiyaclarin-karsilanmamasi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/prof-dr-nevzat-tarhan-yeme-bozukluklarinin-sebebi-duygusal-ihtiyaclarin-karsilanmamasi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/prof-dr-nevzat-tarhan-yeme-bozukluklarinin-sebebi-duygusal-ihtiyaclarin-karsilanmamasi/36723/</link>
			<pubDate>Fri, 04 Aug 2023 12:25:44 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>İşitme Kaybına Neden Olabilir!</title>
			<description><![CDATA[Dış kulak yolunda akut olarak gelişen ve genellikle bakterilerin sorumlu olduğu dış kulak yolu enfeksiyonu, kirli sularda yüzme ve suyla fazla temas nedeniyle özellikle yaz mevsiminde sık görülüyor. Yüzmeyi seven kişilerde sık rastlandığı için ‘Yüzücü kulağı hastalığı’ olarak da adlandırılan ve çoğumuzun önemsemediği bu enfeksiyon ilerlediğinde şiddetli ağrıya, kulakta tıkanıklığa, iltihaplı akıntıya, geçici işitme kaybına, hatta enfeksiyonun vücuda yayılmasına bile yol açabiliyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Suat Bilici, bu nedenle dış kulak yolu enfeksiyonunda erken teşhisin son derece önemli olduğunu belirterek, “Dikkat edilmesi gereken bir başka önemli nokta ise hekime danışmadan antibiyotik ve kulak damlası kullanımından kaçınmaktır. Örneğin, mantar birikintisi varsa, gelişigüzel alınan damlalar etki etmeyecek ve zaman kaybı nedeniyle enfeksiyonun ilerlemesine sebep olabilecektir. Yine bu enfeksiyonu basit bir problem gibi görüp bitkisel sıvı ürünler kullanmak da tedavi sürecini uzatacaktır” diyor.

 

Pek çok sebebi var! 

Dış kulak yolunun mukozası nemli ve ılık bir yapıya sahip. Ortamın nemli olması bakteri ile mantarların üremesi için uygun koşullar sağlıyor. Dış kulak yolu enfeksiyonundan pek çok etken sorumlu olabiliyor. Dış kulak yolunda darlık, kemiksi büyüme ve buşon gibi kulak yolunu daraltan etkenler, pamuklu çubuklar, yabancı cisim veya kaşıma ile oluşan travmalar, işitme cihazı ya da kulak tıkacı kullanımı, kirli suda yüzmek ve çok sık duş almak, enfeksiyona zemin hazırlayan nedenleri oluşturuyor. Bu etkenler, dış kulak yolunda koruyucu bariyer olan serumen tabakasını zayıflatarak epitelin korumasız hale gelmesine ve bunun sonucunda bakterilerin veya mantarların daha kolay üremelerine yol açabiliyor. Enfeksiyona en sık pseudomonas aeruginosa, stafilokok ve streptokok bakterileri sebep oluyor. Ayrca aspergillus ve candida türü mantarlar da enfeksiyon oluşturabiliyor. 

 

İlk belirtileri ağrı ve kaşıntı oluyor

Dış kulak yolu enfeksiyonunun ilk belirtileri genellikle kaşıntı ve ağrı oluyor. Kulak yolunun önündeki tragus denilen ve kıkırdaktan oluşan çıkıntıya bastırmakla ağrının şiddetlenmesi tipik belirtisini oluşturuyor. Bu yakınmalara daha sonra kulakta akıntı ve dolgunluk hissi ekleniyor, tablo ilerlediğinde ağrı şiddetlenirken ateş ile boyunda şişlikler de görülebiliyor. Tedavide gecikilirse dış kulak yolu tamamen kapandığı için geçici işitme kaybı gelişebiliyor.

 

Kulağınızı sudan koruyun!

Yüzücü kulağı hastalığının tedavisinde amaç, dış kulak yolunun normal yapısına kavuşmasını sağlamak ve hastanın yakınmalarını ortadan kaldırmak. Kulakta kir veya birikinti varsa, dış kulak yolunun mikroskop altında nazikçe temizlenmesi gerekiyor. Zira, bu işlem yapılmadan uygulanan ilaçların etki etmesi oldukça güçleşiyor. Enfeksiyon, özellikle ödem ile şişliğin fazla olduğu tablolarda ödem çözücü ve antibiyotikli kulak damlalarıyla tedavi edilebiliyor. Mantar enfeksiyonu bulguları varsa, uygun temizlik sonrasında mantara etkili olan kulak damlaları kullanılıyor. Ağrı çok şiddetliyse, ağrı kesici ilaçlar hastanın rahatlamasını sağlayabiliyor. Hastanın şikayetleri tedavi başladıktan sonra genellikle 2-3 günde azalıyor ve sıklıkla 7-10 günde tamamen iyileşme görülüyor. Doç. Dr. Suat Bilici, tedavi süresince kulağı sudan korumanın büyük önem taşıdığına işaret ederek, “Ayrıca tedavi sonrasında da kulağın sudan korunması gerekiyor. Aksi halde dış kulak yolu enfeksiyonunun tekrarlama riski artıyor.” diyor.

 

Enfeksiyona karşı 5 etkili önlem! 

Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Suat Bilici, dış kulak yolu enfeksiyonuna karşı almanız gereken önlemleri şöyle anlatıyor:   


	Özellikle havuzda, kulağınızın suyla temasını önlemek için mutlaka bone kullanın.
	Temizliğinden emin olduğunuz havuz veya denizi tercih edin.
	Kulağınızda ağrı varsa tıkaç kullanmadan havuz veya denize girmeyin. 
	Kulağınızın ıslanması sonrasında nemini yumuşak bir pamukla alın. 
	Kulağınızı temizleme çubuğu veya yabancı bir cisimle karıştırmayın. 

]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/isitme-kaybina-neden-olabilir.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/isitme-kaybina-neden-olabilir_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/isitme-kaybina-neden-olabilir/36711/</link>
			<pubDate>Fri, 04 Aug 2023 10:54:20 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Geleceğe Nefes Ol</title>
			<description><![CDATA[Bireysel kullanımda doğa dostu ürünler tercih ederek havayı ve doğayı korumaya evden başlamak mümkün.

]]></description>
		    <news><![CDATA[Günümüzde hava kirliliği, tüm dünya genelinde ciddi bir çevresel sorun haline geldi. Sanayileşme, şehirleşme, artan nüfus ve ulaşım imkanları, iklim krizi, fosil yakıt kullanımı gibi etkenler hava kalitesini olumsuz etkiliyor ve insan sağlığını tehdit ediyor. Hava kirliliğinin aynı zamanda doğal çevre üzerinde de olumsuz etkileri mevcut. Ekosistemleri, bitki örtüsünü ve hayvan yaşamını tehdit ederken, iklim değişikliğine katkıda bulunuyor.

Doğanın sürdürülebilirliğini sağlamak ve gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak için devlet kurumlarının, STK’ların yanı sıra, bireylerin çevre bilinçlerini artırmaları da büyük önem taşıyor. Günlük yaşamda kullanılan ürünlerde daha çevre dostu seçimler yapmak bu konuda uygulanacak en basit yöntem.

Ekolojik ve Vegan Temizlik Ürünleri ile Doğayı Korumaya Katkı

Doğa ve insan dostu temizlik ürünleri ailesi Life by Fakir, doğanın sürdürülebilirliği konusunda, ev hijyeni alanında etkili çözümler sunuyor. Ecomark ve vegan sertifikalı Life by Fakir ürünleri bulaşıkları, çamaşırları tertemiz yaparken çevreyi korumaya da katkı sağlıyor. Serinin hiçbir ürünü insan sağlığına olumsuz etkileri olan GDO, SLS, klor, paraben, boya gibi kimyasallar içermiyor.

Life by Fakir’in konsantre ürünlerinin üretiminde, konsantre olmayan ürünlere göre ortalama yüzde 75 daha az su kullanılıyor. Bu da toplam üretime bakıldığında tonlarca su tasarrufu demek oluyor. Kullanılan her ürün kuraklıkla mücadeleye katkı sağlıyor.

Hayvansal içerik bulundurmayan Life by Fakir ürünleri aynı zamanda hayvanlar üzerinde test edilmiyor. Kullanılan ambalajlar ise doğada kolay çözünür ve geri dönüştürülebilir özellikte üretiliyor.

Life by Fakir ürün ailesinde; sıvı-toz çamaşır deterjanı, konsantre yumuşatıcı ve ekolojik bulaşık makinesi tableti bulunuyor. Ayrıca bebekler ve hassas cildi olanlar için özel olarak geliştirilmiş Baby serisi bitkisel bazlı çamaşır deterjanı, konsantre yumuşatıcı ve bitkisel yağlardan üretilen doğal granül sabun da mevcut.

Güçlü Ar-Ge ekibi ile sürdürülebilirlik odağında üretim yapan Life by Fakir, Saruhan Kimya ve Temizlik Ürünleri A.Ş. markasıdır.
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/gelecege-nefes-ol.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/gelecege-nefes-ol_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/gelecege-nefes-ol/36697/</link>
			<pubDate>Thu, 03 Aug 2023 14:16:52 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Prof. Dr. Cengiz Köksal: "Bireysel Önlemler Yazı Kabus Olmaktan Çıkarabilir"</title>
			<description><![CDATA[Havaların zaman zaman gelen yeni dalgalarla mevsim normallerinin dahi üstüne çıktığı son günlerde, sadece belirli hastalığı olanlar değil, sağlıklı bireylerde zor günler geçiriyor. Havaların ısınması ile şikâyetleri ve yakınmaları artan varis hastaları da tam olarak bu grupta yer alıyor.

]]></description>
		    <news><![CDATA[Toplumda yetişkin her 3 kişiden birinde ve değişik derecelerde görülen varis, kişinin hayat konforunu bozan ve bilinenin aksine önlem alınmaz ise çok çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilen bir hastalık.

Yaz aylarında varisi olanların yaşadığı zorlayıcı şikayetlere ve alınabilecek önlemlere dikkat çeken Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Köksal, bütün bir yılın yorgunluğunun atılacağı tatillerin kabusa dönmemesi adına uyarılarda bulunuyor. Prof. Dr. Köksal; “Sıcak havalar ile birlikte tüm insanlarda görülen damarların genişlemesi durumu, halihazırda varis hastalığından muzdarip kimseler için kaşıntı, ayakta şişlik, bacaklarda ağırlık ve yanma hissi, gece krampları ve ağrılar ile daha da sıkıntılı olabiliyor. Bunun nedeni ise zaten genişlemiş olan toplardamarların sıcakta daha da genişlemesidir.  Varis oluşumu açısından en önemli nedenler arasında ailevi yatkınlık, aşırı kilo ve geçirilmiş hamilelikleri sayabilir, bunun yanında bazı meslek gruplarının da çalışma koşullarından dolayı önemli nedenlerden bağımsız bu durumu yaşadığını söyleyebiliriz. Varis, hangi nedene bağlı ve hangi türde olursa olsun ciddi bir hastalık olarak ele alınmalı ve söz konusu şikayeterin varlığı durumunda muhakkak bir kalp ve damar cerrahına başvurulmalıdır” diyor. 

“VARİS GÖRÜNTÜSÜ BUZ DAĞININ GÖRÜNEN YÜZÜ”

Dışarıdan estetik kaygılar ile görülenlerin buz dağının görünen yüzü olduğunu vurgulayan Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Köksal; “varis görüntüsünden yakınma esasında buz dağının üstüdür ve içerideki toplardamarlarda hemen daima daha ciddi problemler vardır. Bu görünmeyen damarda problem olup olmadığı ultrason ile anlaşılabilir. İç varisin olması durumu ise çok daha ciddi bir sorundur ve iç toplardamarlarda pıhtı oturarak daha hayati risklere maruz bırakabilir. İç toplardamarlarda pıhtı oturması yani derin ven trombozunda bacaktan kopan pıhtılar, akciğerdeki damarları tıkayarak ölüme kadar gidebilen sorunlara yol açabilir. Sonuç olarak varis ciddiye alınmalı, ihmal edilmemeli, tedavi ve hastalığın ilerlememesi adın önlem alınmalıdır” diyerek, günlük hayata uyarlanabilecek bireysel önlemleri belirtti.


	Yaz aylarında aşırı sıcaktan kaçınmak, bol su tüketmek ve mümkün olan her fırsatta ayakları yüksekte, vücut seviyesinde tutmak,  
	Yürüyüş, yüzme ve bisiklet gibi sporlara günün sıcaktan uzak uygun saatlerinde ağırlık vermek(Bu sporların sabah tok olarak yapılması çok önemlidir. Aç karına sabah spor yapmak riskli hastalarda kalp krizine neden olabilir.),



	Aşırı kilodan sakınmak,  
	Hamilelik süresince eğer ailede de varis varsa mutlaka koruyucu varis çorabı giymek,
	Risk altında meslek grupları içinde yer alanların özellikle baldır kaslarını çalıştırmaları (Ayak altına hafif bir yükselti koyulabilir veya aralıklarla başparmak-topuğa basınç uygulanabilir - gaz pedalına basma gibi),  
	Uzun yolculuklarda mümkün olan her fırsatta ayakları yüksekte tutmak başparmak-topuk egzersizleri yapmak,
	Yaz boyunca dar ve stretch pantolonlar yerine hafif ve bol kıyafetler tercih etmek,
	Topuklu ve ayağı sıkan ayakkabı giymemek,
	Sağlıklı beslenmek(meyve, sebze ağırlıklı beslenin),


Varis tedavisi ile ilgili zaman mefhumu olmadığını da dile getiren Prof. Dr. Cengiz Köksal; “Geçmişte tedavi için en doğru zamanın sıcakların azalması yani sonbahar olduğu düşünülürdü fakat bugün teknolojinin de katkısı ile yılın her mevsimi varis ameliyatsız olarak konforlu bir şekilde tedavi edilebiliyor “ dedi.

 
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/prof-dr-cengiz-koksal-bireysel-onlemler-yazi-kabus-olmaktan-cikarabilir.png</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/prof-dr-cengiz-koksal-bireysel-onlemler-yazi-kabus-olmaktan-cikarabilir_t.png</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/prof-dr-cengiz-koksal-bireysel-onlemler-yazi-kabus-olmaktan-cikarabilir/36688/</link>
			<pubDate>Thu, 03 Aug 2023 13:09:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Çocuk Güneş Gözlüğünde Moda Çılgınlığı:  Göz Sağlığı Hiçe Sayılıyor!</title>
			<description><![CDATA[Markette, büfede veya giyim mağazasında, neredeyse her köşe başında satılan ve sadece modaya uyma kriterini yerine getiren güneş gözlükleri, özellikle çocukların göz sağlığını hiçe sayıyor. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Bu durumun yetişkinlere göre daha hassas olan çocukların gözleri için endişe verici bir hale geldiğini söyleyen Papary Sunglasses CEO'su ve Optisyen Fahrettin Keleş, güvenilir optik mağazalarından alınmayan güneş gözlüklerinin sadece güneşten korumamakla kalmayıp çocuklarda göz yorgunluğuna, baş ağrısına, kızarıklığa ve odaklanma sorunlarına yol açtığını belirtti.

Çocukların tüm organları gibi, gözleri de hassastır ve sürekli olarak gelişim gösterir. Bu nedenle, doğru şekilde desteklenmeli ve çocukların gözlerini zararlı UV ışınlarına karşı korumak için güneş gözlüğü kullanımı oldukça büyük önem taşır.

Papary Sunglasses CEO'su ve Optisyen Fahrettin Keleş, gözlük satın alınacak yerin önemini vurgulayarak şunları söyledi: “Çocuklara güneş gözlüğü alırken, uzman ruhsatlı optik veya gözlük mağazalarından alınmalıdır. Günümüzde, marketlerde, bijuteri dükkânlarında veya giyim mağazalarında güneş gözlüğü satın almak mümkün olabilir; ancak özellikle gelişim çağındaki çocuklar için dikkatli davranmak gereklidir. Sağlıklı bir görme gelişimi ve göz sağlığı için kaliteli ürünler tercih edilmelidir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından onaylı ve sertifikalı ürünlerin seçilmesi önemlidir.”

Çocukların 3 yaş itibariyle güneş gözlüğü kullanması gerektiğine dikkat çeken Keleş, gözlük camlarının UV ışınlarına karşı korumalı, antirefle kaplamalı veya polarize camlar tercih edilmesi gerektiğini belirtti. Keleş sözlerine şöyle devam etti: “Çocuklara güneş gözlüğü seçerken, gözlük çerçevesi cilt ile uyumlu olmalı, zararlı kimyasallar içermemeli, garantili ve kaliteli olmalıdır. Ayrıca çocuğun yüz, göz, kafa ve kulak yapısına uygun gözlükler tercih edilmeli ve profesyonel optisyenlerin yönlendirmesi ile seçim yapılmalıdır. Gözlüğün detaylıca incelenmesi sadece dış görünüş veya renk açısından değil, aynı zamanda fonksiyon ve sağlık açısından da önemlidir. Doğumun 3. ayından itibaren bebeklere ve çocuklara düzenli aralıklarla göz muayenesi yapılmalıdır. Kaliteli lensler, çocuğun gözlerini yormadan net görüş sağlayacak ve çizilmeye dayanıklı olacaktır. Gözlükler, çocukların gözlerini tamamen kapsayacak şekilde tasarlanmalı ve hafif, dayanıklı bir çerçeve tercih edilmelidir. Sahte güneş gözlükleri çocukların gözlerini yorabilir ve güneşin parlaklığını artırarak güvenlik riski oluşturabilir.”
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/cocuk-gunes-gozlugunde-moda-cilginligi-goz-sagligi-hice-sayiliyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/cocuk-gunes-gozlugunde-moda-cilginligi-goz-sagligi-hice-sayiliyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/cocuk-gunes-gozlugunde-moda-cilginligi-goz-sagligi-hice-sayiliyor/36677/</link>
			<pubDate>Thu, 03 Aug 2023 11:49:59 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Uzun süreli tek tip beslenme hayati risk oluşturabilir</title>
			<description><![CDATA[Zayıflamak amacıyla tek bir besinin kullanıldığı diyetlerin sağlıksız olduğunun yıllardır bilindiğini belirten uzmanlar zayıf görünmenin daha güzel ve estetik  kabul edildiği bu çağın sağlıksız beslenme trendlerini de beraberinde getirdiğine dikkat çekiyor. ]]></description>
		    <news><![CDATA[Uygulanan düşük kalorili diyetlerin, vücutta iştah hormonlarının artmasına ve metabolik hızın yavaşlamasına sebep olduğunu vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, alınan besinlerin vücut işlevleri için yeterli olmadığının altını çiziyor. Bu tarz diyetlerin, bir çok metabolik dengesizliğin yanında ölüme bile sebep olabileceği konusunda uyaran Yiğit, düşük kalorili veya tek tip beslenme diyeti uygulayanların normal beslenme düzenine dönmesini öneriyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, vegan olan ve tek tip beslenen ünlü sosyal medya fenomeninin ölümüyle yeniden gündeme gelen tek tip beslenme hakkında bilgi verdi.

Tek tip beslenmenin sağlıksız olduğu yıllardır biliniyor

Dünyada artan obezite sorununun, sosyal medyanın etkisi ile zayıf görünmenin daha güzel ve estetik  kabul edildiği bir çağda yaşadığımızı dile getiren Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Maalesef ki bu çağ sağlıksız beslenme trendlerini de beraberinde getiriyor. Özellikle yaz aylarında tek tip beslenmenin popülaritesi artıyor. Zayıflamak amacıyla egzotik meyve diyeti, kabak diyeti, çorba diyeti gibi sadece tek bir besinin kullanıldığı diyetlerin sağlıksız, kilo verme ve kilo koruma üzerinde işlevsiz olduğu yıllardır bilinse de, sosyal medya ve internetteki bilgi kirliliği nedeniyle her zaman ilgi görüyor.” dedi.

Enerjisi kısıtlanmış diyetler iştah hormonlarının artmasına neden olur

Tek bir besin ile yapılan enerjisi kısıtlanmış diyetlerin özellikle hipotalamusun iştah merkezindeki açlık-tokluk sinyallerinin salınımını olumsuz etkilediğine vurgu yapan Yiğit, “Uygulanan düşük kalorili diyetler, vücutta iştah hormonlarının artmasına ve metabolik hızın yavaşlamasına sebep olur. Ayrıca stres hormonları ve vücutta kortizol seviyelerinin artmasına, bu nedenle diyet bırakıldıktan sonra hızla kilo artışına sebep olurlar.” şeklinde konuştu.

Vegan beslenme, vücudun işlevlerini sürdürebilmesi için yeterli değil

Kilo vermek için veya artık bir inanış olarak da kabul edilen vegan beslenmenin de vücut fonksiyonlarını ve metabolik hızı olumsuz etkileyebildiğine dikkat çeken Yiğit, “Vegan beslenen bireyler lif, antioksidan ve birçok vitamini sebze, meyve ve tahıllardan karşılarlar. Ancak bunlar vücut işlevleri için yeterli değil. Bitkisel besinlerle vücuda gerekli olan B12 vitamini, demir, folik asit ve kalsiyum yeterli miktarda karşılanmaz. Bu vitaminler preparat olarak alınsa bile emilim konusunda çoğunlukla yetersizlik yaşanır. Bu nedenle kemik erimesi, gece körlüğü ve böbrek fonksiyonlarında bozulmalar görülebilir.” uyarısında bulundu.

Uzun süreli tek tip beslenme ölüme neden olabilir

Uzun süreli tek bir besin ile uygulanan diyetlerin, protein ve mineral eksikliklerine, elektrolit dengesizliğine, laktik asidoza ve hatta ölüme sebep olabileceğinin altını çizen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Son günlerde sosyal medyada yer alan ‘egzotik meyve diyeti’ uygulayan fenomenin, ölüm nedeni kesinleşmese de bu saydığım nedenlerle olması muhtemeldir.” dedi.

Bu tarz tek bir besin ile yapılan diyetlerin, ilgi çekse de özellikle ergenlik çağında temelleri atılan, beden memnuniyetsizliği ile karakterize blumia nervoza, anoreksia nervoza gibi hastalıkların ortaya çıkmasına zemin oluşturabileceğini belirten Yiğit sözlerini şöyle tamamladı:

“Eğer bu tarz düşük kalorili veya tek bir besinle yapılan bir diyet uyguladıysanız, zararlarını minimuma indirmek için öncelikle sebze meyve çeşitliliğini arttırarak, düşük yağlı hayvansal besinleri ve tam tahılları beslenmenize ekleyerek normal beslenme düzenine dönmeye başlayabilirsiniz.”
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/uzun-sureli-tek-tip-beslenme-hayati-risk-olusturabilir.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/uzun-sureli-tek-tip-beslenme-hayati-risk-olusturabilir_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/uzun-sureli-tek-tip-beslenme-hayati-risk-olusturabilir/36675/</link>
			<pubDate>Thu, 03 Aug 2023 11:43:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Egeli akademisyenden prostat kanserinde epigenetiğin rolünü araştırmaya yönelik proje</title>
			<description><![CDATA[Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Meslek Bilimleri Bölümü Farmakoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi Gökçe Yıldırım Buharalıoğlu yürütücülüğündeki “Prostat Kanserinde Androjen Reseptörü Yapısal Ekspresyonunun KDM6A/B Aracılı Epigenetik Regülasyonunun İncelenmesi, Sinyal Yolakları ve Proliferasyon Üzerine Fonksiyonel Etkilerin Araştırılması” başlıklı proje TÜBİTAK tarafından Kariyer Geliştirme Programı çerçevesinde desteklenmeye uygun bulundu.]]></description>
		    <news><![CDATA[Farmakoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Göksel Gökçe ve Biyokimya Anabilim Dalı öğretim elemanı Araş. Gör. Dr. Recep İlhan’ın da araştırmacı olarak yer aldıkları proje ile prostat kanseri gelişiminde önemli rolü olduğu düşünülen bazı epigenetik regülasyon mekanizmalarına yönelik araştırmalarda bulunulması hedefleniyor.

Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak proje ekibini makamında ağırlayarak tebrik etti. Prof. Dr. Budak, “Erkeklerde en çok görülen kanserler türlerinin başında gelen prostat kanserine yönelik akademisyenlerimizin geliştirdiği proje TÜBİTAK tarafından desteklenmeye uygun bulundu. Hocamıza ve ekibine teşekkür ediyor, başarılarının devamını diliyorum” dedi.

“Akciğer kanserinden sonra ölüm oranı en yüksek kanser türü”

Proje hakkında bilgi veren Dr. Öğretim Üyesi Gökçe Yıldırım Buharalıoğlu, “Amerikan Kanser Derneği tarafından yayımlanan 2023 yılı verilerine göre prostat kanserinin, erkeklerde yeni kanser vakalarında birinci, ölüm oranları açısından ise akciğer kanserinden sonra ikinci sırada yer alacağı öngörülmektedir. Dolayısıyla prostat kanseri gelişmiş ülkelerde kanser morbiditesi ve mortalitesinin sebepleri arasında başı çeken kanser türlerindendir. Lokal ilerlemiş ve metastatik prostat kanserinde altın standart tedavi yöntemi olan ve androjen reseptörünü hedefleyen androjen deprivasyon (yoksunluk) tedavisine başlangıçta iyi yanıt verilse de; birçok hastada yaklaşık olarak iki yıl içinde tedaviye direnç gelişerek hastalık prostat kanserinin en agresif ve ölümcül evresi olan kastrasyona dirençli prostat kanserine ilerlemektedir. Önceleri nüks eden tümörlerin androjen reseptörüne olan ihtiyacı by-pass ettikleri düşünülmüşse de; in vitro, pre-klinik ve klinik çalışmalardan elde edilen veriler androjen reseptörünün tedaviye dirençli prostat kanserinde halen kritik rol oynadığını ortaya koymuştur. Bununla birlikte bilim dünyasında yaşanan son gelişmeler, insan kanser hücrelerinde çok sayıda genetik değişikliğin yanında epigenetik değişikliklerin de meydana geldiğini; hatta epigenetik ve genetik değişikliklerin kanser oluşumunun hemen her aşamasıyla ilişkili olduklarını ve birlikte kanser progresyonuna yol açtıklarını göstermiştir. Bu bağlamda prostat kanserinin gelişimi ve ilerlemesine katkıda bulunduğu bilinen ve tedavide kilit rol oynayan androjen reseptörü ifadesini kontrol eden epigenetik mekanizmaların araştırılması kaçınılmaz olmuştur “dedi.

Dr. Öğretim Üyesi Gökçe Yıldırım Buharalıoğlu, “Bu proje ile bizim hedefimiz ise prostat kanserinde androjen reseptörü ifadesinin epigenetik regülatör enzimlerden KDM6A/B aracılı kontrol mekanizmasının araştırılmasıyla hastalığın tedaviye dirençli evreye geçişinde rol oynayan önemli bir mekanizmanın bir epigenetik inhibitör ajan kullanılarak aydınlatılmasıdır. Projenin başarıyla tamamlanması; ileri çalışmalarla desteklenmek suretiyle tedaviye katkıda bulunabilecek bir ajanın etki mekanizmasının ortaya konması açısından son derece önemlidir” dedi.        

 
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/egeli-akademisyenden-prostat-kanserinde-epigenetigin-rolunu-arastirmaya-yonelik-proje.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/egeli-akademisyenden-prostat-kanserinde-epigenetigin-rolunu-arastirmaya-yonelik-proje_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/egeli-akademisyenden-prostat-kanserinde-epigenetigin-rolunu-arastirmaya-yonelik-proje/36666/</link>
			<pubDate>Thu, 03 Aug 2023 11:06:09 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Astellas İlaç&#39;ta Özdemir Şengören&#39;e Uluslararası Atama</title>
			<description><![CDATA[Astellas İlaç’ta Özdemir Şengören’e Uluslararası Atama

]]></description>
		    <news><![CDATA[Sağlık alanında değişimin öncüsü olarak, hastaların geleceğini değiştiren ve ‘karşılanmamış ihtiyaçlara yönelik’ ilaçlar üretmeye odaklanan Astellas İlaç’ta üst düzey bir görevlendirme gerçekleşti. Astellas İlaç Türkiye organizasyonunda üç yıldır Genel Müdür olarak görev yapan Dr. Özdemir Şengören, 1 Ağustos 2023 tarihi itibarıyla Astellas İlaç Brezilya Genel Müdürü olarak görevine devam edecek.

2020 yılından bu yana Astellas İlaç Türkiye’de birçok başarıya imza atan, şirketin finansal gelişimi ve büyümesine önemli katkılar sunan Dr. Özdemir Şengören; sektördeki 25 yılı aşkın bilgi birikimi ve liderlik yetenekleri ile Astellas İlaç Brezilya’nın küresel başarı hedeflerine ulaşmasına katkı sağlayacak. 

Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olan ve pazara erişim, satış ve pazarlama, ürün yaşam döngüsü yönetimi, ortaklık yönetimi ve iş geliştirme alanlarında başarılı bir geçmişe sahip Dr. Özdemir Şengören; sırasıyla Abbott, Wyeth ve Merck gibi uluslararası şirketlerde yönetici pozisyonlarında görev aldı. Belçika merkezli bir biyofarmasötik şirket olan UCB’de, Türkiye ve MEA Bölge Başkanı olarak yürüttüğü görevi sırasında Türkiye ve Ortadoğu-Afrika organizasyonlarının başarılı bir şekilde dönüştürülmesine liderlik ederek gelir, karlılık ve çalışan bağlılığı konularında önemli derecede artış sağladı. Astellas’tan önce, son olarak İstanbul merkezli bir ilaç şirketi olan Farma-Tek’te Genel Müdür ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev alan Şengören, 2020 yılından itibaren Astellas ailesine katıldı. Türkiye organizasyonunda Genel Müdür olarak, Astellas’ın küresel hedefleri ve hasta odaklı çalışmaları çerçevesinde yüksek performanslı ekiplere liderlik eden Şengören, görevine Astellas İlaç Brezilya Genel Müdürü olarak devam edecek.
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/astellas-ilac-ta-ozdemir-sengoren-e-uluslararasi-atama.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/astellas-ilac-ta-ozdemir-sengoren-e-uluslararasi-atama_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/astellas-ilac-ta-ozdemir-sengoren-e-uluslararasi-atama/36664/</link>
			<pubDate>Thu, 03 Aug 2023 11:01:40 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>İSÜ Tıp Fakültesi, Moğolistan&#39;da serebral palsi tedavisinde öncü bir adım attı</title>
			<description><![CDATA[İstinye Üniversitesi (İSÜ) Tıp Fakültesi Nöroşirürji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tufan Hiçdönmez tıp dünyasında önemli bir başarıya imza attı.]]></description>
		    <news><![CDATA[Moğolistan Sağlık Bakanlığı'nın daveti üzerine Moğolistan’a giden Prof. Dr. Hiçdönmez, 'Üçüncü Devlet Hastanesi'nde beş Moğol çocuğa Selektif Dorsal Rizotomi (SDR) ameliyatı yaptı. Moğolistan'da ilk kez Prof. Dr. Hiçdönmez tarafından gerçekleştirilen bu cerrahi operasyonlarla, çocuklarda serebral palsi (beyin felci) sonrasında görülen spastisite tedavisinde önemli bir adım atıldı. 

Liv Vadi İstanbul Pediatrik Nöroşirürji Anabilim Dalı hekimlerinden ve İstinye Üniversitesi (İSÜ) Tıp Fakültesi Nöroşirürji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tufan Hiçdönmez, Moğolistan Sağlık Bakanlığı’nın daveti üzerine Moğolistan’a giderek burada, çocuklarda serebral palsi (beyin felci) sonrasında görülen spastisite tedavisinde önemli bir adım atılmasına öncülük etti. Moğolistan'da ilk kez gerçekleştirilen bu operasyonlarda Prof. Dr. Hiçdönmez, 'Üçüncü Devlet Hastanesi'nde 3-8 yaş arasındaki beş Moğol çocuğa Selektif Dorsal Rizotomi (SDR) ameliyatı yaptı. Bu operasyonlarla, aşırı kasılan kas grupları belirlenerek dorsal duyu sinirleri belirli oranlarda kesilerek, yeterli ve önemli bir gevşeme sağlandı.

 

“Tıp dünyasında önemli bir başarıya imza attık”

 

Ameliyat sonrasında her hastaya yoğun fizyoterapi uygulandı ve altı ay sonra gerçekleştirilen ikinci ziyarette çocukların daha iyi durumda olduğu görüldü. Spastisite ve serebral palsi, selektif dorsal rizotomi girişimleri uzmanı olan Prof. Dr. Hiçdönmez, Moğol meslektaşlarıyla yapılan iş birliği sayesinde hastaların tedavilerinin sürdüğünü ve gelecekte daha iyi sonuçlar elde edilmesini umduklarını söyledi. Ülkeler arasındaki bu tür iş birliklerinin önemine değinen Prof. Dr. Hiçdönmez, şöyle konuştu:

"İSÜ Tıp Fakültesi Nöroşirürji Anabilim Dalı, Liv Vadi İstanbul Pediatrik Nöroşirürji birimi olarak bir hafta boyunca başkent Ulanbator’un Üçüncü Devlet Hastanesinde beş adet Moğol çocuğa CP sonrası spastisite tanısıyla Selektif Dorsal Rizotomi (SDR) ameliyatı gerçekleştirdik. Bunlar Moğolistan’da bu konuda yapılan ilk girişimlerdi. Çocuklarda serebral palsi tedavisine yönelik bu öncü adımla tıp dünyasında önemli bir başarıya imza attık. Ülkeler arasındaki bu tür iyi niyetli girişimlerin, çocukların hayat kalitesini artırmak ve spastisite ile mücadele etmek için yeni bir umut oluşturmasını bekliyorum."

 

Fizik tedavi ve fizyoterapi spastisite tedavisinde öncelikli yöntemler

 

Serebral palsi, çocuklarda beyin felci sonrasında kol ve özellikle bacaklarda görülen sürekli kasılmaların neden olduğu bir durum. Erken doğmuş ve düşük doğum ağırlıklı bebekler, serebral palsi riski altında bulunuyor ve bu zamanla ilerleyen hastalık, kasılmanın şiddetlenmesine ve yürüme yeteneğinin bozulmasına neden oluyor. Fizik tedavi ve fizyoterapi, spastisite tedavisinde ilk öncelikli yöntem olarak biliniyor.
 

İstinye Üniversitesi hakkında:

İstinye Üniversitesi, "Liv Hospital", "Medical Park" ve "VM Medical Park" olmak üzere üç ayrı hastane markasını tek çatı altında buluşturan ve sağlık sektöründe 25 yılı aşan bilgi, birikim ve yatırımları olan MLP CARE Grubu'nun desteğiyle 21. Yüzyıl Anadolu Vakfı tarafından 2015 yılında kuruldu. Odak noktasında yapay zekâ ve dijitalleşmenin yer aldığı üniversite, güçlü akademik kadrosuyla, eğitim ve araştırma performansıyla ve her alandaki AR-GE çalışmalarıyla çağımızın bilgisinin üretilmesine katkıda bulunuyor. Öğrencilerini bilimin gücüne güvenen, eleştirel düşünebilen, insani ve etik değerlere sahip bireyler olarak yetiştiren İstinye Üniversitesi, sadece teorik bilgiyi odağına almıyor öğrencilerini bilgilerini pratikte de kullanabilecekleri uygulama alanlarına yönlendiriyor. Bünyesinde dokuz fakülte ve iki meslek yüksekokulu yanında lisansüstü eğitim enstitüsü bulunduran üniversite; edebiyattan sanata, sağlıktan mühendisliğe kadar birçok farklı alanda yetkin bireyler yetiştiriyor. Üniversite eğitim, araştırma, yenilik ve teknoloji geliştirmede mükemmeliyeti hedefleyerek dünyanın öncü üniversitelerinden biri olmayı amaçlıyor. İstinye Üniversite’nin ana hedeflerinden bir tanesi ise yerel ve evrensel sorunlara çözümler geliştirerek toplumun gelişimine katkıda bulunmak. 
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/isu-tip-fakultesi-mogolistan-da-serebral-palsi-tedavisinde-oncu-bir-adim-atti.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/isu-tip-fakultesi-mogolistan-da-serebral-palsi-tedavisinde-oncu-bir-adim-atti_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/isu-tip-fakultesi-mogolistan-da-serebral-palsi-tedavisinde-oncu-bir-adim-atti/36648/</link>
			<pubDate>Wed, 02 Aug 2023 14:46:39 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Sivrisinek Isırmasından Sonra Yüksek Ateş Ve Eklemlerde Ağrı Varsa Mutlaka Doktorunuza Danışın</title>
			<description><![CDATA[Sivrisineklerin tükürüklerinde yabancı proteinler barındırdıkları için vücudun bağışıklık sistemini etkilediklerini belirten Bir Adım Sağlık CEO'su Uzm. Hemş. Ayşe Şengel, eğer sivrisinek ısırmasından sonra ödem, eklemlerde ağrı ve şişlik, yüksek ateş gibi şikayetler varsa mutlaka bir sağlık kurumuna başvurulmalıdır. Bu gibi durumlar alerjik değil taşınan enfeksiyon nedeniyle olur” diyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Doktor muayenesinden laboratuvar hizmetlerine, evde bakımdan fizik tedavi ve rehabilitasyona, ihtiyaç duyduğunuz tüm sağlık hizmetlerini ayağınıza getiren Bir Adım Sağlık, sivrisinek ısırıklarının neden olabileceği hastalıklara dikkat çekiyor. Sivrisineklerin tükürüklerinde yabancı proteinler barındırdıkları için vücudun bağışıklık sistemini etkilediklerini belirten Bir Adım Sağlık CEO'su Uzm. Hemş. Ayşe Şengel, eğer sivrisinek ısırmasından sonra ödem, eklemlerde ağrı ve şişlik, yüksek ateş gibi şikayetler varsa mutlaka bir sağlık kurumuna başvurulmalıdır. Bu gibi durumlar alerjik değil taşınan enfeksiyon nedeniyle olur” diyor. 

 

Yaz aylarında en sık rastlanan şikâyetlerden biri de sivrisinek ısırıkları… Çok önemli gibi görünmese de aslında sivrisinekler, sıtma ve lyme gibi ciddi hastalıklara da neden olabiliyor. Isırdıklarında bir yandan canlıdan kan alırken diğer yandan tükürüklerindeki salgıyı canlıya enjekte eden sivrisinekler, hastalıkları bu yolla taşıyor. Ayrıca sivrisineklerin tükürüklerinde yabancı proteinler barındırdıkları için vücudun bağışıklık sistemini etkilediklerini anlatan Bir Adım Sağlık CEO'su Uzm. Hemş. Ayşe Şengel, şöyle devam ediyor: “Bu yabancı proteinler nedeniyle vücutta histamin salgılanır, ödem ve kaşıntı oluşur. Eğer sivrisinek ısırmasından sonra ödem, eklemlerde ağrı ve şişlik, yüksek ateş gibi şikayetler varsa mutlaka bir sağlık kurumuna başvurulmalıdır. Bu gibi durumlar alerjik değil taşınan enfeksiyon nedeniyle olur. Özellikle bebeklerde, vücuda giren bu proteini bağışıklık sistemleri tanımadığı için daha büyük reaksiyonlara neden olabilir. Bu yüzden bebekleri sivrisinek ısırıklarından korumak daha önemlidir. Kollarını bacaklarını örtecek kıyafetler giydirilmesi, kafasını korumak için şapka takılması ve hekim önerisiyle kullanılacak solüsyonların sürülmesi koruyucudur. Yalnız bu solüsyonların 2 aydan önce kullanılmaması gerekmektedir.”

 

Aloe vera, dondurulmuş çay poşetleri kaşıntıyı azaltıyor

Bir Adım Sağlık CEO'su Şengel, sivrisinek ısırığında solüsyonlara alternatif evde elimizin altında bulunan bazı ürünlerin de iyi gelebileceğini hatırlatıyor. Alkol, fesleğen, yulaf ezmesi, aloe vera, dondurulmuş çay poşetlerinin hem kaşıntıyı almak hem de kısa süre de olsa sivrisinekleri uzaklaştırmak için kullanılabileceğini söyleyen Şengel, en etkin korunma yönteminin ise kimyasal koruyucular olduğunun altını çiziyor. Bu kimyasal koruyucuların bazılarının ortama bazılarının ise direkt vücuda uygulanabileceğini belirten Şengel, “Korunmak için kullanılan bir diğer yöntem ise ultrasonik ses dalgalarıdır. Bu cihazlar sivrisineklerin düşmanı olan yusufçuk böceğinin sesini taklit ederek kurgulanmıştır. Çok etkili bir yöntem değildir. Bütün bunların dışında yaşanılan çevrenin düzenlenmesi son derece önemlidir. Sivrisinekler su ve yeşillik alanlarda daha çok yaşadıkları için etraftaki uzun otların budanması, su birikintisi varsa boşaltılması alınacak önlemler arasında sayılabilir” diyor.

 
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/sivrisinek-isirmasindan-sonra-yuksek-ates-ve-eklemlerde-agri-varsa-mutlaka-doktorunuza-danisin.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/sivrisinek-isirmasindan-sonra-yuksek-ates-ve-eklemlerde-agri-varsa-mutlaka-doktorunuza-danisin_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/sivrisinek-isirmasindan-sonra-yuksek-ates-ve-eklemlerde-agri-varsa-mutlaka-doktorunuza-danisin/36636/</link>
			<pubDate>Wed, 02 Aug 2023 13:03:38 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Türk doktorlardan Azerbaycan&#39;a çıkartma</title>
			<description><![CDATA[Ülkemizdeki uzman hekimler, yurt içinde ve yurt dışında başarılara imza atarken, bu gelişmeler sağlık sektörünün büyümesine kapı aralıyor. İncir Health ve Bayındır Sağlık Grubu’nun Azerbeycan’daki Onkologiya ve Hematoligia Merkezi’yle 24 - 25 Eylül’de gerçekleştireceği zirveyle iki ülke arasında yeni işbirlikleri için görüşmeler yapılacak. Bine yakın doktor da sunumlarıyla kendi uzmanlık alanlarına dair bilgiler paylaşacak.


]]></description>
		    <news><![CDATA[Uluslararası Sağlık Hizmetleri’nin (USHAŞ) açıkladığı verilere göre, 2022’de 1 milyon 258 bin insan sağlık sorunlarını çözmek adına tedavi hizmeti almak için Türkiye’ye gelirken, bu sayının yalnızca 2023’ün ilk yarısında 800 bine ulaştığı kaydediliyor. Çeşitli sağlık kurumları ise ülkemizin sektördeki potansiyelini ortaya çıkarırken, başarılarını yurt dışına da taşıyor. Son olarak İncir Health ve Bayındır Sağlık Grubu, Onkologiya ve Hematoligia Merkezi işbirliğiyle Azerbaycan'ın başkenti Bakü’de 24 - 25 Eylül’de gerçekleştireceği Onkoloji ve Hematoloji Kongresi’nde, iki ülkenin hekimlerini buluşturacak. JW Marriott Absheron Baku Hotel’de düzenlenecek etkinliğe Türkiye Cumhuriyeti bürokrat ve yetkilileri, Azerbaycan Sağlık Bakanlığı yetkilileri ve sağlık turizmi temsilcileri de katılacak. 

Kongrenin düzenlenmesindeki hedefin Türkiye’nin sağlık sektörü ve turizmindeki yüksek potansiyelini aktarmak olduğunu söyleyen İncir Health CEO’su Dr. Fedakar Günsili, konuya dair şu açıklamada bulundu: “Ülkemiz, sağlık sektöründeki başarı ivmesini sürekli artırıyor. Biz de Bayındır Sağlık Grubu’yla birlikte Azerbaycan'ın önde gelen cerrahlarıyla Türkiye'deki paydaşları arasında köprü kurulması için harekete geçtik. Onkoloji ve Hematoloji Zirvesi’yle ülkemizin sağlık sektöründe yeni işbirliklerine imza atmasına, hekimlerimizin adını yurt dışında da duyurmasına aracılık ettiğimiz için gurur duyuyoruz.” 

İki ülke arasında yeni işbirlikleri yapılacak

Dr. Fedakar Günsili’den edinilen bilgilere göre, Onkoloji ve Hematoloji Zirvesi’nde Türkiye’nin sağlık sektöründeki potansiyelini göstermenin yanı sıra organizasyona katılan kurumlar ve ziyaretçiler arasında yeni ticari ilişkiler ağı, tedavi ihtiyaçları noktasında da birebir temas kurma imkanı yaratılması hedefleniyor. Kongrede sağlık turizmi tanıtım stantları, konferanslar ve B2B seminerlerin yanı sıra, ikili iş görüşmeleri olmak üzere üç ayrı konsept uygulanacak. Azerbaycan’ın sağlık turizmiyle ilgilenen hastane, klinik, sigorta şirketleri ve seyahat acenteleriyle bir araya gelinerek görüşmeleri yapabilecek. 

İncir Health’in öncülük ettiği kongreye katılan hekimler genel cerrahi, kadın doğum, onkoloji ve hematoloji olmak üzere belirlenen 5 ayrı branşta sunum yapacak. Seminere, Doç. Dr. Ebru Ayvazoğlu, Prof. Dr. Ömer Çobanoğlu, Prof. Dr. Gökhan Moray, Prof. Dr. Ali Uğur Ural, Doç. Dr. Ece Esin ve Prof. Dr. Okan Akhan’ın da aralarında bulunduğu, aktif olarak görev yapan 20’ye yakın doktor katılacak. 
]]></news>
		    <image>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/turk-doktorlardan-azerbaycan-a-cikartma.jpg</image>
		    <thumb>https://www.egemetropolgazetesi.com/images/haberler/2023/08/turk-doktorlardan-azerbaycan-a-cikartma_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.egemetropolgazetesi.com/turk-doktorlardan-azerbaycan-a-cikartma/36634/</link>
			<pubDate>Wed, 02 Aug 2023 12:55:48 +0300</pubDate>
			</item></channel>
</rss>