Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği İzmir Şube Başkanı Mümin Durmuş 15 Temmuz darbe girişimi için Türkiye’nin direkten döndüğü yorumunu yaptı. Batı Trakya’da yaşayan Türklerin sorunlarına da değinen Başkan Durmuş, ‘’Batı Trakya’da yaşayan soydaşlarımızın problemlerini gündeme getirmek ve çözüm bulmak adına derneğimiz 1946 yılından bu yana çalışmalarını sürdürüyor. Balkan Dernekleri arasında Türkiye’de kurulan ilk dernek BTTDD dir. İlk şubesi de İzmir’de 1954 yılında kurulmuştur. Şu an için 13 Şube 2 Vakıf 2 Spor Kulübü 3 Temsilcilik olmak üzere Türkiye’nin değişik illerinde faaliyetlerimizi gerçekleştiriyoruz’’ dedi.
‘’DİREKTEN DÖNDÜK’’
Başkan Mümin Durmuş 15 Temmuz darbe girişimini değerlendirdi. Başkan Durmuş şunları ifade etti; ‘’Açıkça söylemek gerekirse ülke olarak direkten döndük. Ben ilk askeri cuntayı 1967 yılında Yunanistan’da yaşadım. O zamanlarda çocuktum ama daha sonra Türkiye’deki darbeleri canlı canlı gördüm. 1980 darbesinde 21 yaşındaydım. 15 Temmuz’daki bu olay daha farklı, TSK’nın yaptığı bir darbe değil. Daha çok TSK’nın içine sızmış bir örgütün Türk Demokrasisine karşı yaptığı bir darbe girişimidir. Türk Demokrasisini sekteye uğratmak ve askerimizi itibarsızlaştırmak için yapılan bir girişimdir.
‘’ORDU ACİZ DURUMA DÜŞÜRÜLDÜ’’
Gerçekleşen darbe girişimi ile ordunun gücünün zayıflatılmaya , otoritesini yitirme noktasına getirilmeye çalışıldığını savunan Başkan Durmuş, ‘’Dünyanın sayılı ordularında birisiyiz. Yaşananlara bakıyoruz ki ordu aciz duruma düşürüldü. Askere karşı bir öfke oluştu bu hiç doğru değil. Polisle, halkla karşı karşıya getirildiler. Çok şükür bu girişim bastırıldı. Yoksa bir iç savaşın eşiğindeydik’’ ifadelerinde bulundu.
‘’ZALİM ZALİMDİR ÂLİMDE OLSA ZALİMDİR’’
Halkın sokaklara çıkmasıyla darbenin önüne geçildiğini dile getiren Başkan Durmuş FETÖ-PDY ye de değindi. Başkan Durmuş, ‘’FETÖ’ya biz daha önce de FETÖ diyorduk bugünde FETÖ diyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin temeline dinamit atan kim olursa hepsinin karşısında oluruz. İnsanları dini duygularla kandırıp yanlışa sürükleyen kişiler Cumhuriyet’in ilanın öncesinde de sonrasında da hep olmuştur. Ancak şimdi Laiklik ilkesi altında hepimiz aynı noktaya geliyoruz. Zalim zalimdir, âlimde olsa zalimdir askerde olsa zalimdir’’ diye konuştu.
‘’BATI TRAKYALILAR MEMLEKET ALEYHİNE ÇALIŞMAZ VATANSEVERDİR’’
Batı Trakyalılar olarak dernek bünyesinde tasfiye edilen bir üyelerinin olmadığını belirten Başkan Durmuş, ‘’Trakyalılar memleket aleyhine çalışmaz, vatanseverdir. Temiz insanlardır. Bizimde gasp edilen haklarımız var. Lozan’dan bu yana gelmiş sorunlarımız var. Bizde Lozan antlaşmasından doğan haklarımızı arıyoruz, ama elimize taş sopa alıp saldırmıyor, yakıp yıkmıyoruz. Hak aramanın usulü vardır. Her şey hukuk çerçevesinde gerçekleşir. Aksi halde terör eylemi gerçekleştirmiş olursunuz.
‘’TÜRKİYE BİR GEMİ BATARSA HEPİMİZ BATACAĞIZ’’
Başkan Durmuş darbe girişimi sonrası farklı fikirlerin bir araya geldiğini ve bu birlikteliğin korunması gerektiğini savundu. Başkan Durmuş, ‘’Mesele memleket meselesi. Türkiye bir gemi batarsak hepimiz batacağız. Battığımız zaman hepimiz yanacağız. Dış güçlerin istediği zaten bizim batmamız. Onların isteklerine müsaade etmemeliyiz. Orduyu zayıflatmamak gerek. Ordu otorite gücünü, itibarını yitirmemelidir. Ülkenin iki güvenlik kuvveti birbiriyle çatıştırılmaya çalışıldı. İnsana bu durum acı geliyor. Kim kimi kimden koruyor? Gerçekten çok acı bir durum’’ dedi.
‘’DARBE SONRASI MEYDANA ÇIKTIM VE 30 AĞUSTOSTA DA MEYDANA ÇIKACAĞIM’’
Darbe girişimi sonrası meydana çıktığını belirten Başkan Durmuş 30 Ağustos Zafer Bayram’ında meydanlarda olacağını bildirdi.
‘’Darbe sonrası meydana çıktım. Öyle ki günlerdir meydanlarda bu kadar demokrasi için mücadele veriyorsa, 30 Ağustos Zafer Bayramı da meydanlar da kutlanmalıdır. 30 Ağustos bizim Zafer Bayramımızdır. Biz Yunanistan’da Türk kimliğimizin mücadelesini verdik ve hala veriyoruz. Ana Vatanımıza geldik Milli Bayramımızı kutlamak en doğal hakkımız.’’
‘’ÇOCUKLAR ANAVATANINI GÖRSÜN’’
Darbe gündeminin yanı sıra dernek çalışmalarından bahseden Başkan Durmuş gündemin darbe olduğunu ancak Batı Trakya’da yaşayan Türklerin sorunlarını unutmadıklarını ve çalışmalara hız kesmeden devam edeceklerini belirtti. ‘’ Dernek olarak projelerimize devam edeceğiz. İki senedir İskeçe Spor Akademisi adı altında İskeçe de kurulmuş olan bir spor kulübümüzün futbol takımını Türkiye’ye getirerek oradaki çocuklarımızın Ana Vatanını görmeleri, Türkiye’deki spor kulüpleri ve sporcularıyla kaynaşmalarını sağlayan çalışmalarımızı sürdürüyoruz.’’
UZUN SOLUKLU PROJELER OLMALI
Batı Trakya Türklerinin sorunlarını çözüme kavuşturmak için hayata geçirecekleri projeler hakkında bilgi veren Başkan Durmuş Batı Trakya Türklerinin yaşadığı sorunları dile getirdi.
‘’Genel Merkez ve Şubeler Batı Trakya Destek grubu adı altında bir grup oluşturduk. Önümüzdeki dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Millet Vekillerini Türkiye ve Yunanistan’daki Batı Trakyalı hemşehrilerimizin sorunları hakkında bilgilendirip bu sorunları gündeme getireceğiz.’’ Batı Trakya’da yaşanan sorunları sıralayan Başkan Durmuş bu sorunların günü birlik projelerle değil uzun soluklu projeler sayesinde çözüme kavuşacağını belirtti.
BATI TRAKYADAKİ EĞİTİM SORUNU
Başkan Durmuş Batı Trakya’daki eğitim sorununa dikkat çekti, ‘’Yunanistan'da okur-yazarlık oranının en düşük olduğu bölge Batı Trakya bölgesidir. Türk azınlığa karşı yürütülen ve azınlığın kültür düzeyinin düşürülerek, azınlık sorunlarına duyarlı ve bilinçli kitleler olmaktan ziyade, ekonomik durumu düzeltme derdinde, geçimlerini sağlamak için toprakla uğraşan kitleler oluşturma amaçlı eğitim politikası sonucunda, azınlık grupları, düşük kalitede eğitim almakta ve çoğu genç yüksek tahsil yapamamaktadır. Batı Trakya'daki azınlık ilkokullarının çoğunda birkaç sınıf bir arada aynı derslikte eğitim görürken, bazı yerlerde iki, hatta bir derslikli okullar bulunmaktadır. Bu durum da eğitimin kalitesi düşmüştür.
Batı Trakya'da azınlığın resmi olarak 230 azınlık ilkokulu, 2 ortaokul-lisesi (Gümülcine Celal Bayar Lisesi ve İskeçe Muzaffer Salihoğlu Özel Lisesi) ile 2 medresesi bulunmaktadır. Bu okullarda eğitim dili Türkçe ve Yunanca olarak yapılmaktadır. Resmi dil olarak Yunanca, tarih, coğrafya, vatandaşlık ve çevre eğitimi dersleri Yunanca; matematik, Türkçe, fizik, kimya, din sanat ve beden eğitimi dersleri de Türkçe olarak işlenmektedir. 1995 yılında yeni bir düzenleme ile İskeçe'deki bazı Türk okullarında daha önce Türkçe okutulan beden eğitimi, resim, müzik gibi dersler Yunan öğretmenler tarafından Yunanca olarak verilmeye başlanır. Böylece, Türkçe okutulan ders sayıları iyice azaltılır.
Yunanistan, eğitim konusundaki uygulamalarıyla hem Lozan Anlaşması'nın hükümlerine uymamakta, hem de 1951, 1952 ve 1968 yıllarında imzalanan kültür anlaşmalarındaki yükümlülüklerini yerine getirmemektedir.’’
ETNİK KİMLİK SORUNU
Başkan Mümin Durmuş etnik kimlik sorunu hakkında önemli bilgiler verdi, ‘’Yunan idaresi, Batı Trakya’daki azınlığın “Türk” kimliğini Lozan Andlaşması’nın 45. maddesine dayanarak reddeder. 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Anlaşması'nın 45. maddesinde; Batı Trakya azınlığının Yunan uyruğunda, Türkiye'deki azınlıkların da Türk uyruğunda bulunması ve bunların ayırt edilmesi için din öğesinin kullanılması zorunluluğundan dolayı, azınlık; Müslüman azınlık" olarak tanımlanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nda “Ulus” yerine Ümmet bilincinin yerleşik ve egemen olması, bölgedeki “Müslümanlar” açısından geçerlidir. Diğer yandan, Rum Ortodoksu ve Yunan Ulusu, Yunanlılar için birebir örtüşen unsurlar olarak kabul edilmektedir. Diğer yandan, 30 Ocak 1923 tarihinde ‘Türk-Rum Ahalinin Mübadelesi Ahitnamesi’ imzalanarak, ‘Türk’ ve ‘Rum’ deyimleri ilk defa açıkça kullanılmıştır. Bu sözleşme ile, değişimi yapılacak azınlıkların birinin ‘Türk’ diğerinin de "Rum" ulusuna mensup olduğu onaylanmış olmaktadır. Diğer yandan, Batı Trakya’ya yerleşik azınlık gruplarına dağıtılan ve onların gayri mübadil yani etablı olduklarını kanıtlayan ‘Etabli Belgeleri’nde de, din ayrımı yapılmamış, Müslüman ve Müslüman olmayan değil, ‘Türk’ ve ‘Rum’ ibareleri kullanılmıştır. Yunan Hükümeti'nin Batı Trakya Türk azınlığa karşı yaklaşımı, her zaman Türkiye ile Yunanistan arasındaki inişli çıkışlı ilişkilerle paralellik göstermiştir. Yunanistan 1930 ve 1950 yılları arasında, Atatürk ile Venizelos tarafından başlatılan, İnönü ve Menderes'in devam ettirdiği iyi niyet ortamında, Yunan hükümeti etnik ‘Türk’ ifadesini kullanır ve defalarca yasakladığı ‘Türk’ ifadesinin kullanımına izin verir. Bunun ilk örneği de, Mareşal PAPAGOS Kanunu olarak bilinen, 3065 sayılı 1954 tarihli kanunda, ilkokulların adında Türk kelimesinin geçmesinin onaylanması ve Türk kelimesinin kullanılmasının zorunlu kılınmasıdır.
1955 yılından bu yana Yunanistan ile Türkiye arasındaki olumsuz hava, Yunan hükümetinin bu tutumunu değiştirmiş ve azınlığın etnik kimliği, Yunan hükümeti tarafından tanınmamıştır. Bu da Türkçe'nin kamusal alanda kullanımına bazı kısıtlamalar getirilmesiyle sonuçlanır. Yunan hükümeti aldığı kararlar ve çıkardığı yasalarla, ‘Türk’ kelimesi geçen sivil toplum kuruluşlarını ve dernekleri kapattırır. Kendilerini Türk olarak tanımlayan kişileri yargılar. 15 Kasım 1983 yılında KKTC’nin kuruluşundan sonra Kasım 1987’de, Yunan Yüksek Mahkemesi, Trakya Yerel Mahkemesi'nin aldığı bir kararı onaylar ve Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği ve Gümülcine Türk Gençler Birliği Derneği'nin kapatılmasına karar verir’’ ifadelerinde bulundu.
MÜFTÜLÜKLER SORUNU
Başkan Durmuş müftülükler sorunun altını çizdi ve şunları dile getirdi ‘’Lozan Anlaşması ile, azınlıklar, kendi din işlerini Yunan Yönetimi'nden bağımsız olarak organize etme ve yönetme hakkı kazanmışlardır. Ancak 1985 yılından bu yana Yunan Hükümeti, Lozan'ın ilgili maddelerini ihlal ederek müftüleri doğrudan kendisi atamaktadır. Yunan Hükümeti, bu uygulamanın gerekçesi olarak müftülerin sadece dini değil, toplumsal fonksiyonları da olduğunu, bu yüzden müftülerin atamasının da Hükümet tarafından yapılması gerektiğini öne sürer.
Yunan Hükümeti, Türk azınlığın seçtiği müftüleri "müftü" ünvanını kanunsuz bir şekilde kullanmaktan ve otoriteye karşı çıkmaktan çeşitli defalar yargılamış ve hapis cezası vermiştir. 14 Aralık 1999'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, İbrahim Şerif davasında, "Şerif'e karşı yürütülen idari işlemler Avrupa İnsan hakları Sözleşmesi'nin düşünce, din ve kanaat özgürlüğüne dair 9. maddesinin ihlali" olduğu gerekçesiyle Yunanistan'ı mahkum etmiştir. En son 2006 yılında AİHM’de Mehmet Emin Aga davasında Yunanistan bir kez daha haksız bulunarak mahkum edilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin almış olduğu kararlara rağmen hala Batı Trakya da seçilmiş Müftüler resmi olarak görev yapamamakta olup, Yunan hükümetinin atadığı Müftüler görevlendirilmektedir.’’
‘’BAŞKA TÜRKİYE YOK’’
Başkan Mümin Durmuş konuşmasını şöyle tamamladı; ‘’Darbeler kimseye fayda sağlamamıştır. Seçimle gelen seçimle gitmesi gerekir. Darbe Türkiye Cumhuriyeti’ni bölmeye parçalamaya neden olur. Bizler Atatürk’ün açtığı yolda, ilke ve inkılapları ışığında yürümemiz gerekir.
Birlikte yaşamayı öğrenmek zorundayız. Türk, Çerkez, Laz, Kürt bu sınırların içinde yaşayan insanların hepsi birlik olmalı, başka Türkiye yok. Ciddi bir jeopolitik öneme sahip Türkiye Cumhuriyetine çok iyi sahip çıkmamız lazım.’’




YORUMLAR