Son dönemde gündeme gelen fon tartışmaları da bu açıdan yalnızca finans dünyasının teknik bir meselesi olarak görülmemeli. Çünkü fonlar; vatandaşın birikimi, yatırımcının beklentisi ve piyasanın güven duygusuyla doğrudan bağlantılıdır. Bugün insanların sorduğu soru aslında çok basit: “Param güvende mi?” Bu sorunun cevabı ne kadar net ve şeffaf verilirse, piyasalardaki belirsizlik de o kadar azalır. Aksine, bilgi kirliliği, çelişkili açıklamalar ve denetim konusundaki soru işaretleri büyüdükçe ekonomik sorun, finansal olmaktan çıkar ve bir güven krizine dönüşür. Fon piyasalarının sağlıklı işlemesi için üç temel unsur gerekir: şeffaflık, güçlü denetim ve hesap verebilirlik. Yatırımcı neye yatırım yaptığını bilmeli. Riskler açıkça anlatılmalı. Denetim mekanizmaları yalnızca kâğıt üzerinde kalmamalı. Bir sorun ortaya çıktığında ise sorumlular ve süreç kamuoyuna açık biçimde anlatılmalı. Çünkü ekonomi, sadece rakamlardan ibaret değildir. Bir vatandaş yıllarca biriktirdiği parasını bir fona yatırdığında aslında yalnızca finansal bir ürüne yatırım yapmaz; aynı zamanda sisteme güvenir. O güven sarsıldığında, kaybedilen yalnızca para değildir. İnsanların tasarruf etme, yatırım yapma ve ekonomik sisteme inanma isteği de zarar görebilir. Bu nedenle fon krizleri, “piyasalar halleder” denilerek geçiştirilecek meseleler değildir. Burada ihtiyaç duyulan şey panik değil, açık bilgidir. Suçlama değil, etkin denetimdir. Söylenti değil, belge ve şeffaflıktır. Unutulmamalı: Bir ekonominin en değerli sermayesi yalnızca para değildir; güvendir. Para yeniden kazanılabilir. Piyasalar yeniden toparlanabilir. Ancak kaybolan güvenin yeniden inşa edilmesi çok daha uzun zaman alır. Fon tartışmasının bize göstermesi gereken en önemli gerçek de budur: Ekonomide güven kaybediliyorsa, kriz yalnızca fonda değildir.


YORUMLAR