“Bazılarında kırıntısını dahi bırakmazdım. Ama insanlara verdiğim değeri geri alabilseydim…”
Bu cümle, yalnızca bir kişinin hayal kırıklığını değil, modern zamanlarda hepimizin ortak deneyimini yansıtıyor. İnsanın güvenini, emeğini, sevgisini koyduğu ilişkilerden beklediğini bulamaması, geride derin bir yorgunluk bırakıyor. İşte bu yüzden, “hiçbir şeye hevesim kalmadı” diyenlerin sayısı günümüzde hiç de az değil.
Alman sosyolog Georg Simmel, modern yaşamın insan ruhuna getirdiği ağırlığı “metropolün zihinsel yaşamı” kavramıyla açıklamıştı. Ona göre kalabalık şehirler, hızlı tempo ve sürekli uyaranlar, insanın duygularını köreltiyor. Bugün, sosyal medya çağında yaşanan “değer erozyonu” da benzer bir şekilde bireyin duygusal tükenmişliğine yol açıyor.
Birine gösterilen iyi niyetin karşılıksız kalması, modern insanı daha da içe kapatıyor. Çünkü artık ilişkilerde güven, sevgi ya da sadakat değil; hız, tüketim ve fayda üzerinden bir ölçüt oluşmuş durumda.
Fransız düşünür Cornelius Castoriadis, modern toplumları “hayali kurumlar” üzerinden açıklamıştı. Yani toplumlar, ortak hayaller ve değerler etrafında şekillenir. Bugün yaşadığımız umutsuzluk, aslında bu hayali kurumların yıkılmasıyla ilgili. İnsan, verdiği değerin geri alınmadığını gördüğünde, ortak hayaller de dağılmaya başlıyor.
Bir başka deyişle, bireysel hayal kırıklıkları toplumsal düzeyde bir güvensizlik kültürü yaratıyor. Bu da yalnızca kişisel yorgunluğu değil, toplumsal bir yorgunluğu da beraberinde getiriyor.
Norveçli sosyolog Johan Galtung, “yapısal şiddet” kavramıyla, görünmeyen ama insan ruhunu kemiren baskılardan bahseder. Değerinin bilinmemesi, emeğinin yok sayılması da bir tür yapısal şiddettir. Bu şiddet, bireyi dışarıya değil, içeriye doğru göçe zorlar. Kendi içine kapanan, sessizce hayatın içinden çekilen insanların artışı, toplumun görünmeyen bir yarasıdır.
“Eskisi gibi değilim artık” diyen bir ses, aslında hepimizin içinde yankılanıyor. Bedenimiz yoruluyor, heveslerimiz azalıyor, sessizleşiyoruz.
Ama belki de tam bu noktada, yeniden hatırlamamız gereken şey şu: Değer, karşıdan gelmese de kendi varlığımızın anlamını belirleyen bir özdür.
Simmel’in dediği gibi, “Modern insanın en büyük başarısı, kalabalıklar içinde bile kendi benliğini koruyabilmesidir.”
Belki de yapmamız gereken, başkalarının kıymet bilmezliğinde tükenmek yerine, kendi özümüzü yeniden hatırlamaktır.
Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER


YORUMLAR