Bugün İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü çatısı altında son derece kritik bir mesai vardı. "Su Verimliliği ve İl Su Kurulu" toplantısında şehrimizin, tarımımızın ve geleceğimizin en hayati meselesi olan suyun yönetimi masaya yatırıldı. Kurumlarımızın bu konudaki hassasiyeti, yapılan istişareler ve ortaya konan vizyon elbette takdire şayan. Ancak artık hepimizin, en çok da bu şehri ve ülkeyi yönetenlerin kabul etmesi gereken acı bir gerçek var: Toplantı salonlarında alınan kararların, parlak sunumların ve o soyut kavramların acilen sahaya, yani somut adımlara dönüşmesi gerekiyor.
Çünkü su bekleyemez. Çünkü toprak affetmez.
Tarlalara Akan Zehir ve Yeraltı Suları:
Tarımsal su yönetimi dediğimiz kavram, sadece tarlaya ne kadar su verdiğimizle değil, o suyun kalitesiyle de doğrudan ilgilidir. Bugün sanayi tesislerinin, çeşitli işletmelerin kimyasal atık sularının sinsi bir şekilde drenaj kanallarına, oradan da gıdamızı yetiştirdiğimiz tarlalara verilmesi tek kelimeyle cinayettir.
Aynı şekilde hayvancılık faaliyetleri... Hayvan çiftliklerinden sızan gübre atıklarının yeraltı sularına karışması, sessiz ama çok yıkıcı bir çevre felaketidir. Sızdırmazlık standartlarına uygun "gübre çukurlarının" inşası ve denetimi artık bir tercih değil, ertelenemez bir mecburiyettir. Yeraltı sularımızı kirleten, doğanın dengesiyle oynayan her türlü endüstriyel veya tarımsal faaliyete karşı sıfır tolerans gösterilmeli; caydırıcılıktan uzak cezalar yerine, can yakan, telafisi olmayan sert cezai müeyyideler derhal uygulanmalıdır.
Gelecekten Çalmak: Kaçak Sondajlar
Yeraltı sularımız dipsiz bir kuyu, bitmez tükenmez bir hazine değildir. "Sondaja yasak" ilan edilen alanlarda dahi mantar gibi türeyen ruhsatsız sondaj kuyuları, aslında çocuklarımızın geleceğinden çekilmiş kaçak kredilerdir. Bu kuyuların tespiti ve kapatılması konusunda hiçbir taviz verilmemeli, kontrol mekanizmaları kağıt üzerinde kalmaktan çıkarılıp sahada harfiyen işletilmelidir.
Şehirlerin Suyla İmtihanı: Gri Su ve Yağmur Hasadı
Suyu sadece tarımda değil, şehirlerde de israf ediyoruz. Giderek betonlaşan kentlerimizde, su yönetimini sadece baraj doluluk oranlarına indirgeyemeyiz. Atık suların akılcı yönetimi şarttır. Yeni inşa edilecek tüm binalarda, sitelerde ve kamu binalarında "gri su" (lavabo ve duş sularının arıtılarak rezervuarlarda kullanılması) ve "yağmur suyu hasadı" sistemleri yasal bir zorunluluk haline getirilmelidir. Gökten yağan bereketi kanalizasyona, oradan da denize dökmek gibi bir lüksümüz artık kalmadı.
Çözüm Belli: Milli Su Kanunu
Bütün bu sorunların, denetimsizliklerin ve inisiyatife bırakılmış boşlukların tek bir kalıcı çözümü var: Kapsamlı, tavizsiz ve çağı yakalayan bir Milli Su Kanunu'nun vakit kaybetmeksizin yasalaşması. Suyu yönetmek, parçalı yönetmeliklerle veya kurumlar arası yazışmalarla değil; devletin en üst perdeden koyacağı, herkesi bağlayan sarsılmaz bir kanunla mümkündür.
İzmir'de bugün atılan adımların, yapılan uyarıların lafta kalmamasını ümit ediyoruz. Suyun siyaseti, mazereti veya ertelemesi olmaz. Kararları soyuttan somuta geçirmenin, toprağı ve suyu gerçek anlamda korumanın vakti geldi de geçiyor.
Çünkü su biterse, cümle biter.


YORUMLAR